Evlerde, aile içinde, yahut misafirlikte eşle dostla içtiğimiz çaydan farklı yanları vardır kahvede içilen çayın. Kimi buruk ve acıdır, akşamdan kalma olduğunu mideye bir yumruk gibi inerek haber verir. Kimi karbonatlı, kimi deterjan kokulu, kimi klor tadında.
Yine de muhayyilemizde sıcak buğusuyla hâleli bir ışıltı olarak yer eden çay, genellikle sakin ve küçük kahvehanelerde içtiğimiz çaydır. Özellikle yalnız isek, kederli isek, hüzün ve ümit bizimle ise.
Çay içtiğimiz anlar, kendimizle karşı karşıya geldiğimiz anlardır. Binbir telâşeden, kırgınlık ve yorgunluktan kaçıp kendimize kapanmak istediğimizde hemen bir kahvehane ararız. Etrafta ve içimizde. İçimizin o anki ahengiyle uyumlu bir masa ararız önce. Oturuşumuz, samimiyet ve içtenliğimiz oranında ruhumuzu yansıtan bir ayna oluverir.
Masaya; önümüze gelen çayla birlikte, kendimizle, öbür yarımızla karşılaşmış gibi oluruz. Onu tatlandırmak isteriz, çünkü dünyayı acı bulmaktayızdır. Şekeri özenle seçmek gerekir, kaşığı gereğince ve yumuşak tutmak gibi.
Kıtlama içen ise daha aktiftir hayat ve çay karşısında. O, dışarıdan hazır bir karışım halinde değil, dişiyle damağıyla hissederek yaşamak ister: Acıyı ve mutluluğu.
Çayla söz arasında sıkı bir bağ vardır. Bazan çay söze, bazan söz çaya çerez olur.
Yalnız içilen çay dokunaklıdır. Pencereden masamıza vuran gün ışığıyla konuşma arzusunu kabartır içimizde. Işığın çaya, çayın masa örtüsüne düşen ışıltılı gölgesiyle oynaşmaya başlar içimizin oyuna doymamış çocuğu. İçimizde büyümüş de çocuk kalmış yanımız. Ruhumuzdan dış aleme yansıyan bu ışıltıdan kendi bilinmezliğimize dair izler bulma, işaretler okuma merakı. Yalnız içilen çay, bir gülümseyişi insanlardan kıskanmak değilse, gözyaşlarını içimize gömmektir.
Dostlarla ve söze sohbete çerez olarak içilirken bile çayın bizi yalnızlığa, kendi sessiz dairemize çeken bir yanı vardır. Bu biraz da çay bardağının tekil yapısından kaynaklanan bir mizaçtır. Çay bardağı, aynı yemeğin ortaklaşa yenmesine de izin verebilen bir tabağı anlayamıyordur.
Kendimizi önemsememizin de bir işaretidir çay. Yemeğin kötüsünden söz etmeyi edep dışı sayar, sofranın mütevazı olanını kolayca benimseriz. Oysa çay, daima iyi demli, sıcak ve taze olmalıdır. Çayın yoksulu olmaz. Hatta çay, biz yoksulların da günün belli saatlerinde kendimizi zengin hissetmemizi sağlayan bir ikrâmdır.
Gerçek yoksulluk çaydan yoksun olmaktır. Çayı bilmemektir hayatı tanımamak. Nasıl ki cehâlet kendimizi bilmemekse. Çayı bilmek, kişiye kendini bilmenin bir kapısını aralayabilir. Asıl önemi de burada aranmalıdır:
Yalnızken insan,
kendi biricikliğiyle karşılaşmışken,
çocuksu bir çekilişle köşeden, ışığa ve gölgeye ve buğuya yönelmişken,
ve bardağın tekil duruşuyla örtüşünce yalnızlığımız,
birden,
evet, birden bir kapı aralanabilir insana.
Kendinden, kendine dair, kendisi için.
Bir bardak çay, bizi bazan bir hazineyle buluşturur. Kar altında kış gecesi karanlık bir kahvede. Bile.
------
Yazarın cemaat.com üyelerine mesajı :
Üstad Karakoç’la ilgili yazdığım yazının üç dört gün içinde 400 kere okunmasına ve güzel yorumlar yazılmasına gerçekten sevindim. Cemaatcom’a hoş geldiğimi söyleyenlere, Cemaatcom’un da bana hoş geldiğini söyleyebilirim. Her fırsatta gezinip bakınacağım bir yere benziyor. Gecenin bu saatinde benim gibi çay içenler için mini bir çay yazısı gönderiyorum. Afiyet olsun!
Yorumlar
Çay güzellemesi !...
Cum, 20/01/2006 - 16:20 — Murat SoyakÇaya dair güzel bir yazıydı.
Çay, yakınlık kurmanın bir vesilesidir.Çay, insan sıcaklığını duyurur.Hani meşhur bir beyit vardır:
"Gönül ne çay ister ne çayhane
Gönül muhabbet ister; çay bahane"
Bir sohbetin tamamlayıcısı gibidir.Aranır hep."Çayın yoksulu olmaz".Evet, bir demlik her zaman hazırdır.Hele şu güzelim kış günlerinde içimizi ısıtan...
Yalan dünyada bir çayımız var !
Selam ve dua ile...
"Çaya doyum olmuyor
Cum, 20/01/2006 - 16:34 — Kâni Çınar"Çaya doyum olmuyor burda
bu kıyamete nazır balkonda" - İbrahim Demirci
Çayı severiz. Çayı seveni de severiz. Belki sırf bu (çay ve tütün) sebepten almışızdır Ehlikeyfin Kitabı'nı. Bir bakmışızdır ki Şaban Abak da burada. Bari bir iki mısraını alalım buraya:
"süt buğdası gevrek, çaylar deminde değil"
"ben susuzlukta mahirimi suda ne keramet var
kanmadım demli çaydan, doldur şu buzlu sudan"
Sayha
Kendi halinde, kendince
Tiryaki fakat Fransız
Cum, 20/01/2006 - 17:24 — Sakine AkçaÇay faslı güzel olmuş doğrusu...Fakat kahveden içeri hiç girmemiş birisinin anlaması zor. Bilmem nasıl karşılanır,bir gün içeri selam verip girsem ve oğlum bir çay getir desem.Cığara bilmem, tavla bilmem.
Bunun tadını anlamam zor belki fakat ceviz ağacının altında yakılmış küçük bir ateşin üstünde kara bir çaydanlık deneyimim vardır. Eşsizdir.
Bir de "sallama" çayı hiç sallamamak gerekir. Çünkü çay bu olmamalıdır. Bir şeyin aniden olgunlaşması hayra alamet değildir.
Kar altında karanlık bir kahve ihtimalim hiç yoktur.Çünkü durmadan üşüyen bir korkağım.Gece yarısı ve ben...Ben almayım sizlere afiyet olsun.
çayı hissetmek..
Cum, 20/01/2006 - 18:08 — elif idgümustafa ulusoy'un çoçuklara Allahı nasıl anlatalım seminerine katılmıştım ve beş duyuyla anlatabileceğini söylemişti.dille yediğimiz içtiğimizin tadıyla o tadda hissedebileceğimizi söylemişti.Ve o seminerden sonra her şeyi hisederek yiyor ve içiyorum.Özellikle ÇAY'ı bütün hücrelerimin çay çay dediğini duyuyor ve çay bardağını dudağa ve dilin çayla buluşmasıyla önce beynime ve sonra bütün hücrelerimin çaya olan özlemini dindiğini hissediyor ve gerçekten çay içtiğimi anlıyorum.ÇAYI HİSSEDEREK İÇEMELİ YOKSA ÇAY İÇTİM DEMEMELİ!!!
ALLAH var problem yok
Hakki ve sapri tafsiye eteyrum size!
Cum, 20/01/2006 - 22:17 — Eslem MünekkidTakvali değilimişsüz!
Çay Şöyle Dursun Çay Yazısı Beri Gelsin
Cum, 20/01/2006 - 18:20 — Yusuf ArmağanÖteden beri üç "ç" yi sevemediğimi söylerim. Çay, çikolata ve çekirdek...
Çikolatada işler biraz terse dönmüş gibi şimdilik. En azından bitter olursa hayır diyemiyorum.
Çekirdek konusunda çocukluğumdan kalma bir çekince var. Bir kaç saniye aralıklarla yapılan aynı tarzdaki hareketler zinciri ürkütmüştü beni Bursa'nın taş sokak aralarında. Mahallenin kadınlarının ve köşe delikanlılarının vazgeçilmezi çekirdeğe bir türlü alışamadım o günlerden beri.
Mevzu geldi dayandı şimdi çaya. Kendileri kahvaltılarda dahi aramadığım bir içecek konumundadır benim için. Zaman zaman boğaza nazır haldeyken, tıslayan semaverden bardağa dökülüverir bordo renkli çay. Çayın bu türüne bugüne kadar hayır dediğimi hatırlamıyorum. Ya da bir dağ başında yakılan koca bir ateşin etrafında ikram edilen bir fincan çaya. Varsa içerim.. aramam.
Bosna'da hiç bir evde bildiğimiz çayın olmadığını gördüğümde şaşırmıştım. Moriça Han'da ne içersiniz diye sorulduğunda çay hariç ne olursa olur dediğimi hatırlıyorum.. Bosna'da ki arkadaşlar gülmüştü. Soğuklardan Borownica (kuş üzümü) favorim olmuştu sıcaklardan tabii ki kahva..
Kahva Boşnakların kahveyi telaffuz şekli. Hırvatlar kafa derlermiş. Sabah herşeyden evvel kahve içiliyor evlerde. Hem de öyle bir iki fincan değil. Fincanlar dolusu. Ve misafirliklerde ikram edilir kahve. Her bir misafir için bakır işlemeli bir cezve, bakır içine yerleştirilmiş porselen fincan ve bakır bir tepsi. Bir cezveden üç fincan kahve çıkıyor. Kahvelerde şeker yok. Hepsi yalın. Lakin tepsinin köşesine iliştirilmiş lokumlar sizi bekliyor.
Yaşlı Boşnaklardan biri söylemişti "siz Türkiyedekiler kahveyi çayla aldattınız" diye. Gülmüş ve sebebini sormuştuk. "Geleneklerimizde kahve vardı çay sonradan peydah oldu" diye cevaplamıştı bizi. Meğer evin hanımı kahveymiş de çay sonradan gelen bir kuma...
Murat Soyak kardeşim yorumlamış az evvel okudum yorumunu.
"Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül muhabbet ister; kahve bahane"
Şu meşhur beyiti bile kendine çevirmiş ya çay daha ne diyeyim.
Çay şöyle dursun çay yazısı beri gelsin. Maksat hasıl oldu işte. Ben kahvemle bu yazının altındayım, Murat bir fincan çayıyla, Sakine Akça ablamız gelmiş Konya'dan, Kani hiç durur mu çayını ve tütününü taşımız bu sayfaya taaa Kayseri'den. Hal böyle oluyor işte maksat muhabbet olunca.
Kalın sağlıcakla...
çaysız olmaz......
Cum, 20/01/2006 - 19:01 — medine dogançay bana temiz yüzlü dostlarımı hatırlatır...
şöyle bir ilahi vardı;
semaveri kuralım,çayların dolduralım
cağırın dervişleri sohbete oturalım
çayın rengi güldendir,
doldurmak usuldendir.
aklimda kaldığı kadarı ile böyle bir ilahiyi bir dergahda duymuştum. Mostar'da harika bir yer var, Türk evine yakın, Túrk çayı demliyorlar, her gittigimizde Türkce müzik de duyabiliyorduk. Kahvelerine diyecek yok, orada kaldığımız sürece ev sahibi sabah erkenden tepsi ile kahvelerimizi hemen hazırlayıp ikram ediyorlardı. eve dönüşümüzde de aynı kibarlığı görüyorduk. yollarda da hep tepsi ile kahve gormek sıradan birşey gibi....
boşnak arkadaşlarımızın bize içtenlikle "Türk çayı mı istersiniz, Osmanlı kahvesi mi?" diye sormaları kalbimizi yerden yere vuruyor..
bir dostun duası vardı, bizim için moriça hanında çay içmemizi dilemisti.
moriça hanına gittik ama çay da ne cay, sırf dostumuzun duası gerçekleşsin diye içtik.
Karar verdik emekliliğimizde moriça hanında çaycılık yapacağız, isteyen gelip içebilir... Türk çayı demliyeceğiz, Osmanli kahvesini onlar size ikram eder...
Anlamadigim birşey var, Karadenizliler çayı üretiyorlar ama çay demlemesini hic bilmiyorlar... hem de cok açık içiyorlar... umarım Karadenizli arkadaşlar kızmazlar:)
sohbetsiz ve çaysız kalmamanızı dilerim.
Nema kafa nema çihat
Cum, 20/01/2006 - 22:58 — Eslem MünekkidMüsliman pir tostum varidü. Müçahit pi adamidü. Pen onun yalançısiyim. Tediğune köre; Sirpli çefereler Posna'ya sataşunça, ula pu Poşnak'lar cay'a cay, şeçer'e şeçer, caytanluk'a caydanluk, amiça'ya amiça der.. pelli ki hemşerimiztur tiyerekten, kakmiş Posna'ya kitmüş. Hamsi yerine kumanyataki kuseni sartalya konserfesiyle itare etmiş, lâçin caysuz ançak uc kün zaptolapilmüş. Gollarinin termani kesilüp, paçaklarınin rotasi şaşmuş sapretmüş. Sesinin akorti Laz Ziya'ya benzeyüp, közlerinun Şaşi Kaptan kibin pakmaya paşlatığı sirada; Poşnaklar'ı çendi aralarinda 'nema kafa nema çihat' tiye pağrişirlarken işitmüş. Firsat pilup, 'ula pu nasil takvadur, siz gayfe içün çihadi terk edersenüz, pen Sirplar'in safına keçerum' teyu haykirtiktan sonra tüşüp oraciğa payılmiş. Közlerinin rotasini körenler delaşa kabilup hemen iki traşe su keçirmez -Temel'in içadidur- poşet cayi zerketmişler tamarlarina ki, raviyanın ekserüsi ançak peşinci traşeden sonra takvasinun yerine geldiğini soylerler.
Takvali Tursun
Sana da eteyrum!
Cum, 20/01/2006 - 22:29 — Eslem MünekkidPangada calişisun, cayi da da sevmiyisun. Te bagayim, sen nasil müslimansun!
Pi de Urfali olacasun. İprayim peykamperin gemikleri sizladi.
Takvali Tursun
'Yusufcuğum, Allah için kaç kez uyardım kardeşim. Bak böyle müslümanlık olmaz dedim. Kendine çeki düzen ver artık'
çaysız ben yok
Cum, 20/01/2006 - 20:06 — elif idgümedine arkadaşımın dediğine katılıyorum.anne tarafından trabzonluyum ve çaylıklarıda var annemlerin fakat çaylıklar kadar çay tüketen vede demlemesini bilen yok en açık haliyle içiyorlar.buda acaba elindekinin kıymetini bilmemek mi oluyo desek ne desek.
Ve yusuf abi evet kahvede çok güzel ama sen istersen birde çayınla burda ol.
Allah var problem yok !!!
Tadi damagimda...
Cts, 21/01/2006 - 02:31 — Ahmet InamSaban abim tesekkür ederim bu güzel ve tatli yazi icin.
Su an ev tasinmaktayim ve yorgun bir halde eve gelip bi cay yapayim dedim. Doldurdum bardagima cayi ve cayima bali. Artik balli iciyorum. Üc sey mideyi batirdi bizim. Cigara, kahve ve cay. Bari cay'da biraz sifaa olsun dedik, balli ettik.
Ve oturdum Pc basina ne okuyayim, cay yazisi. Bu cayin tadi simdi cok daha derin manalara ulasti bende. Varmistir kesin de daha önce, anca kesfettik diyelim=).
Cay benim icin öncelikle kafayi dinlendirmektir. Ardindan dinlemek ve DINlendirmek icin de güzel bir vesiledir. Yani caysiz muhabbetim olmaz. Veyahut alternatifi kahve olmali, ki bu daha cok cay zevkinden anlamiyan alamanlilarin mekanlarindadir.
Cay , sabir demektir. Cayi bir yudumladikmi sabrim her nedense kirilmiyor. Basa binbirtürlü bela musallat da olsa, cay icerken es geciyorum.
Uygurlularin cay demlemesi ise tam bir sabir mucahedesi veyahut keyfidir. Bir saat beklerler yesil cayin demlenmesi icin. Sanirim orda mutlu olurdum.
Japonlar ise , azicik asiri gözüksede, cay zeremonilerini görünce sevesim geliyor bu milleti.
Zaman ayni zaman ve hizlanmamis olsada, hizlandigina kapilan insanlarin hizli yasantisi karsisinda bu sabir zeremonileri ve bizde ki gibi zamanin hakkini vermek umut vericidir.
Bir abi anlatir, tanidigi bir alman türkiyeyi cok sever, nedenine gelince söyle der:"Hersey yavas yavas"=)
Bir ay önce bende Bosna'ya gidip geldim hamdolsun. Hirvatlar kahvemize "kava" ve hatta cayimiza "cay" derler. Türkce font kullanmadigimdan, cay kelimesinin "c"'sine siz bir tersinden cati koyun. Fakat onlarda ben cappucino ictim. Kava ve cay Bosna'ya kalmaliydi. Sabrettim=)
Ben karadenizliyim (karabük). Ve benim cay demleyisim meshurdur. Kendim acik icerim (mide sagolsun) fakat deminin de hakkini veririm yani=).
Bu kadar tatli yazi yazdigimi bilmiyorum (tadini yaziya dökememis olsamda). Her cümlenin ardindan bi yudum balli cay, elhamdulillah.
Selam ile...
Çay üzerine
Cts, 21/01/2006 - 04:00 — levent erolÇayın bağımlılık yaptığını okumuştum bir yerlerden. Bilemiyorum ne kadar doğru ne kadar yanlış.
Çayı çok seven biri olarak çay ayrımı yapmam hiçbir zaman. Semaver olmuş, sallama olmuş, karbonatlı olmuş, bayat olmuş o kısmına bakmam. Çay içerken dikkat ettiğim iki husus var; birincisi yalnız olmamam , ikincisi ise içinde çayı yapandan ne var, ne kadar var.
Eğer yalnız değilsem ve çayı yapan içine varını yoğunu katmışsa işte o benim için dünyanın en lezzetli, en güzel çayıdır ve o hazzı hiçbir şeye değişmem.
Kimbilir belkide çay bu yüzden bağımlılık yapıyor.
bir bardak çay asla sadece bir bardak çay değildir.
Paz, 22/01/2006 - 17:55 — Elif Maveraçay içmek bir ayrıcalıktır zannımca. aşıkın maşukla vuslatıdır o. bütün hücrelerinizin çay diye inlediği bir anda, buharı nazlı nazlı süzülen bir çayla yaşanılan vuslat anını hangi kelime anlatmayı başarabilirki... yorgunsanız o anda eğer; yorgunluğunuzun yudumladığınız çayla birlikte akıp gittiğini hissedersiniz. dertliyseniz o anda şeker yerine derdinizin eridiğini hayal edersiniz.
aldığınız her bir yudum ayrı bir muhabbet vesilesidir. muhabbet dolu gecelerin, dost sohbetlerinin olmazsa olmaz şahididir çay. ehli, çayı aşk niyetine yudumlar. aşkın çay olup yudumlandığı demleri yaşayanlar ne güzel söylemiş:
"Bir Hay'ımız, bir çayımız var".
Hay'sız ve çaysız kalmamanız duasıyla...
çaylı/yorum
Salı, 24/01/2006 - 03:38 — Şaban AbakKendi yazıma yorum yazmış gibi olacağım ama, aslında niyetim, yorumlara dair mini bir yorum yapmak.
14 yorumu da keyifle ve merakla okurken kendimi bir arkadaşlar sohbetindeymişim gibi hissettim. Gerçekten harika bir "cemaat" burası. Takvali Tursun'u okurken gülümsedim, "sürekli üşüyen bir korkağım" ironisiyle, hanım okurları hiç düşünmeden yazmış olduğumu farkedip eksik yanımı gördüm.
Yine de, bir başka beklenti içindeymişim de eli boş dönmüşüm hissini yaşamama sebep olan şu "yorum"u yapmak istiyorum: Arkadaşların çoğu işin kolayına kaçıp "çay" üzerine yapmışlar yorumlarını. Oysa ben çaydan sözetmemiştim, çaydan hareketle bir yazı yazmıştım! Bilmem anlatabildim mi.
Çayınızı bitirdiyseniz, "yazı" üzerine yorumlarınızı da beklerim:))
Hiç bitmesin bu muhabbet
Salı, 24/01/2006 - 11:55 — Şadan ErcanKesinlikle katılıyorum. Yazı zaten yeterince çaydan bahsetmiş, biraz da nargileden bahsetmek gerekmez miydi :)
Yazıyı okurken içim ısındı. Hem çayın sıcaklığı hem de içeriğinin ve dost bir kalemin samimiyetinden olsa gerek. Yazıyı kucaklayasım geldi. Beni "saatler dursun, hiç bitmesin bu sohbet" dedirten dost meclislerine götürüverdi.
Hissiyatımız müşterek. Gönlünüze sağlık Şaban Abak.
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
çaydan hareket ettik sıra inişte:)
Çar, 25/01/2006 - 22:35 — elif idgühaklısınız yazıdan ziyade çay üzerine yorumlar çoğaldı. bundan şu sonuç çıkıyor ki çayla platonik olarak dostluk kuran, hayallerini çayla yudumlayanlar azınlıkta değilde çoğunlukta. ben sizi tebrik ediyorum bir çay bu kadar mı anlam ifade eder bunu düşünmemize sebeb oldunuz. itiraf edelim ki çaya olan platonik aşkımızı kelimelere dökmemizi sağladınız ve inişe geçtik kuleden izin çıktı. ÇAYla yüzleştiren yazınız için teşekkür. Kaleminize yüreğinize sağlık..
Her genç bir yarın demektir ve biz yarınlarımızı önemsiyoruz.
Kalemin yumuşaktır lakin çayın pek demli olmuş!
Çar, 25/01/2006 - 21:58 — Selim SevkiogluCemaat ile kılınan namaz ile teheccüt gibi desek şuna teşbihte hata etmiş olmayız umarım. Cemaatin sosyal genişliğe yayılan bedenine nazar ederken, teheccütün içsel derinliğe uzanan/dalan kollarının arasında bulduk kendimizi. Evvela çayın etrafında toplananlar gibi birleşip dağıldık.. sonra kendi memelerimizden sıkılıp sağıldık. Hususi olandan özele. Yalnız içilen çay dokunaklıdır! Ne bize dokunmayan yılan bin yaşasın ne de bizi bizden ırak kılan yalnızlığımız.
Eyvallah Şaban Abak. Felsefik ve edebi örgüsü, içsel yani kısaca irfanî kurgusuyla ağyarını mani efradını cami bir çay yazısı olmuş. İçtiğimiz çaydır zannederken, midemizin içinde sindirilirken bulduk kendimizi. Eflatun’un şairler hakkında söylediği o meşhur sözü andım yine. Selam olsun tüm hepsine..
bu kadar çay muhabbetine kahve alınmış,öyle dedi bana :)
Pzt, 30/01/2006 - 02:21 — semra yaylıiyi dosttur çay,sigarayı da yanında alıp getiriyorsa, siz de hüzünü
çıkartırsınız dolaptan kurulur meclis....
çayımlayım şu an birde caymadıklarımla
eyvallah
Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum...
Yalnız yenilen yemek de dokunaklıdır...
Cum, 03/02/2006 - 23:03 — O. Deniz YemenliGâh Çamlıca tepesinden şehr-i İstanbul’u seyrederken, gâh Akyokuştan diyar-ı Mevlana’nın sema edişini hissederken ; gâh kordonboyunda Ege denizine düşen yakamozlara dalıp giderken gâh çayımızdaki köpüğü Marmara denizinin köpüğüne katarken gâh Tatvan’dan Van Gölüne bakıp içlenirken yudumladık o çayı…Lakin şunu çok iyi anladık ki yalnız içilen çay da dokunaklıydı yalnız yenen yemek de…
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Çaylı bir şiir
Per, 23/11/2006 - 03:38 — Şahan ÇokerBir kış sabahının hüznünü
Dumanına eş eden, demli çay gibi
Koksaydı burnunuza şiirim
Sevgilinizin gözündeki
Bakış gibi, kırılsaydı
Kalbinizin en kristal yerinde
Kelimeleri eskitmekten
Çürüyen dudaklarınıza sürseydiniz
Sözlerimi
Anlardınız sadece et olmadığımı
Bu arada konuyla pek alakalı olmamakla beraber Şaban Abak iyi bir şairdir.. Ama şiirlerini satmayı pek beceremez.. Acının tarihine giriş adlı şiirine bir klip yaptık. Mutlaka dinlenmeli derim ben..
Şaban Abak'a Dair
Per, 23/11/2006 - 10:51 — Ali Görkem UserinŞahan Bey, Şaban Abak'a dair yazdığınız "... iyi bir şairdir..Ama şiirlerini satmayı pek beceremez.." yorumunu önemsiyorum. Ve bu konuda birkaç cümleyi dipnot niyetine buraya iliştiriyorum.
Şaban Abak iyi bir şair, iyi bir yazar, iyi bir eğitimci ve iyi bir halkbilimcidir. Özetle yaptığı işi iyi yapan, iyi yapamayacağı işe de bulaşmayan biridir. Bu onun, süreği olduğu bir nesilden devraldığı bir ahlaktır. Satmak hususunda da, en iyi yaptığı işi bile satmaz, satamaz. Zaten satmak gibi bir niyeti olsa idi, yanında iyi nitelemesini taşıyan işlere imza da atamazdı.
Şaban Abak bir diriliş eri, bir diriliş şairidir. Bu hem sanatsal hem de kişilik ve yaşayış boyutunda onun birçok kararını, adımını belirleyen bir konudur. Öncelikli özelliği dervişmeşrep bir tevazudur bu erlerin. Hatta yer yer zararları olan, meydanın dandik dundik imzalara kalmasına sebep olan bir tevazudur bu.
Bu noktada, İbnülemin'e dair anlatılagelen şu latifeyi de aktarmak gerekir: Bir gün bir dostu İbnülemin'e sitemle, köşeleri kapan, birçok görevi hiç hak etmediği halde sahiplenen/işgal eden niteliksiz güruha gönderme yaparak halini sorar. Gerçekten de durum vahimdir: İbnülemin'in talebesi dahi olamayacak insanlar çok büyük adamlar olmuştur yeni dönemde. İbnülemin'in yanıtı ders gibidir: Onlar bilinmek için okudu, biz bilmek için.
İşte Şaban Abak bu tarz bir neslin, anlayışın sürdürücüsüdür.
AGU
Eyvah Yanlış Anlaşıldım..!
Pzt, 27/11/2006 - 07:10 — Şahan ÇokerEyvallah... Şaban Abak'ı, etkilendiği ve takipçisi olduğu geleneği, hatta onun zaaflarını da bilecek kadar iyi tanıyorum onu..
Burada benim "satmak" kelimesinden, daha doğrusu seçtiğim hatalı benzetmeden kaynaklanan bir yanlış anlaşılma olmuş.. İyi şiir okuyamaz, yazdığıyla kendisi vuramaz gibi bir şey anlatmaya çalışmıştım. Ayrıca Şaban eserleri ve yaptıkları üzerine hiç de mütevazi falan değildir. İnce eler sık dokur, her ürettiğiyle insanların karşısına çıkmaz ki bundan dolayı da az üretiyormuş gibi görünür.. Ortaya koyduğu çalışmanın ve sözün arkasında sonuna kadar da durur.. Ondan ne çektiğimi bir ben bilirim, bir de Allah...
İyi hatiptir iyi konuşur ama şiir okumayı iyi becerdiğini söyleyemem.. Hatta Sezai Karakoç üstat için bile geçerli bu dediğim.. Gerçi O da bizim tarzımızda vurgulu okumanın yanlış olduğunu söyler ama.. neyse işte..
Allah'a emanet olun
Bir Yanlış Birçok Doğruyu Getirir
Pzt, 27/11/2006 - 12:44 — Ali Görkem UserinŞahan Bey,
Efendim, bakınız ne güzel bir durum bu: Bir yanlış ifadeniz bize birçok doğru şeyi hatırlattı. O yüzden eyvah etmeye hiç gerek yok. Dahası çok sevinilecek bir durum bence bu. Şaban Beyle ilgili eklediğiniz yeni notlar için de ayrıca müteşekkirim.
AGU
Sayın Ali;
Pzt, 27/11/2006 - 22:26 — Şahan ÇokerSayın Ali;
Bu muhabbet senin sayfalarını da ziyaret etme imkanı buldurdu . Senin doğduğun gün muhtemelen Şaban'la ben aynı odada kalan iki öğrenciydik. Vefandan dolayı da sana saygı duydum. doğrusu Şaban'ı da kıskandım..
Dua ile...
yalnız içilen çay kadar
Çar, 13/12/2006 - 23:15 — garip efkariyalnız içilen çay kadar yalnız yenilen yemekler, yalnız yapılan yolculuklar, üniversitede iken yalnız girilen dersler de çok dokunaklı gelirdi bana bir zamanlar. artık alıştım yalnızlığa.
"yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz" diyor özdemir asaf. ben de kanıksadım artık yalnızlığı. hiçbir yalnız yapılan eylem bundan böyle bana dokunamaz.