renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hoca Mektebi / Eşeği Kim Sırtlanır!

Nasreddin Hoca bir gün eşeğine biner, pazara doğru yola çıkar. Oğlu da eşeğin yularından tutmuş çekiyor. Az ilerlerler, bir grup insanla karşılaşırlar. Hoca topluluğa selam verir. Adamlar selamı alır almaz başlarlar dedikoduya:

-İnsafsız adam! Kendisi eşeğe binmiş, küçücük çocuğu yürütüyor. Zavallı çocuk nasıl yürüsün?

Söylenenleri duyan Hoca eşekten iner, oğlunu bindirir. Kendisi çeker eşeğin yularını. Biraz ileride bir grup insan sohbet halindedirler. Yaklaşınca selam verir Hoca hürmetle. Birkaç adım atmadan onlar da başlarlar dedikoduya:

-Zamane sıpası n’olacak! Kendisi eşeğe binmiş, utanmadan yaşlı başlı babasını yürütüyor.

Sözler kulağına kadar gelen Hoca durur düşünür. Bu sefer kendisi de biner eşeğe. “Herhâlde şimdi oldu” der mırıltıyla. O sırada karşılaştıkları birkaç adama da selam verir. Adamlar selamı alırlar almasına ama, durmaz peşinden çeneleri:

-Yahu şu insanlarda hiç insaf merhamet yok. Hayvan da can taşıyor. Zavallı eşek nasıl çeksin iki kişiyi birden?

Artık akla uygun bir tek seçenek kalmıştır. İnerler baba oğul eşekten, başlarlar eşeğin yanında yürümeye.

Memlekette adam mı yok! Karşılaşırlar yine bir toplulukla ve selamlaşırlar muhabbetle. Bu seferki topluluk basar kahkahayı:

-Enayilere bak! Eşek bomboş; hiç birisi binmemiş.

Kafası iyice karışan Hoca, sarığının altından sokar parmaklarını, şaşkın ve düşünceli kaşır kafasını. Sinirli sinirli parlar gözleri. Yatırır eşeği yere. Bağlar dört ayağını sıkıca birbirine. Oracıktan kaptığı gibi uzun bir sırığı; sokar ayakları arasından eşeğin. Sonra seslenir oğluna:

-Tut oğlum ucundan. Kaldır. Haydi hooooop!

Alırlar sırtlarına eşeği ve öylece revan olurlar yola.

HİSSE :
Dikkat! Eşeğe binilir. El alemin sözüne bakarsan eşek sana biner. Çoook eşekler taşırsın sırtında. İyi araştır, iyi düşün. Doğruyu buldun mu ilerle, bakma yaban sözüne. Ağzı olan konuşur bilesin.

“Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zan"na uyarlar ve saçmalarlar.” (6 En’am 116)

Cahil toplum kimi zaman, mürekkep yalamış aklı başında insanları dahi düz yolda şaşırtır. Aklı başında insanlar, toplumun düşüncelerine kayıtsız kalmamakla birlikte her zaman aklı başında davranışlar sergilemeli.

Bir dava sırasında, davacıya da davalıya da “Haklısın” diyen Hoca’ya itiraz eder karısı:

-İkisi de haklı olur mu Hoca!

Hoca cevap verir:

-Sen de haklısın hanıııım!

Herkes haklıdır bu memlekette.

Aralarında sorun yaşayan altı kardeş, sorunlarının çözümü için (kelin ilacı olsa kendi başına sürer) yardım istemişlerdi bir keresinde. Hepsini tek tek dinlemiştim. Altısı da beni ikna etti. İnanın hepsi de (kendine göre) haklıydı. Belki de insan hep kendi penceresinden bakmamalı. Ara sıra da olsa karşı tarafın penceresinden bakmalı. Ne dersiniz?

Sözlerimize, yorumlarımıza dikkat etmeliyiz. “Karşı tarafta delik mi açar, oyuk mu?” diye düşünmeden sarf ediverdiğimiz sözler karşı tarafı zor durumda bırakabilir. Her konuda konuşmak zorunda değiliz. Biraz da kendi işimize bakalım.

Barış ve esenlik teklifinde bulunanın (selam verenin) teklifini kabul ettikten (selamını aldıktan) sonra, barışa (iki tarafın selametine) uygun olmayan söz ve davranışlarda bulunmak iki yüzlü insanlara yakışır. “Selam” sözü gibi, ağız alışkanlığı ya da adet olarak kullandığımız sözler, (dikkatli düşünürsek) belki de hayat kurtaran sözlerdir, kim bilir?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Sakal, bıyık ve karşı taraf triosu..

Geleneksek bir fıkra/hikaye kullanılarak ve yine geleneksel üslupla tevil edilmiş hoş bir yazı. Az söyleyip çok şeyler anlatmayı başaran türden olmuş benim için.. yani ara sıra kıskandığım! Yunus'un şiirleri gibi belki. Basit görünen ama nüfus edebilen için dopdolu olan.. ve bir de artık hor görülüp dudak bükülen.

Parlak ve yaldızlı cümlelerin ışıltısında Nasreddin Hoca'yı görüp duymak ne mümkün artık.

Geçen gün bir yerdei rahlenin üzerinde NLP türü bir kitap gördüm. Okunduktan sonra, ortalıkta durmasın için tam da yerine konduğunu düşünürken, realiyeti ne de güzel anlatır dedim içimden. Laf gediğine konur da kitap konulmaz mı!? konmuş işte. Önemli olan artık etkilemek değil mi? Çok oku, az yaşa. Az bil, çok söyle.. ve günü kurtarıp, üstte kal.

Ek; Biribirimize rahat rahat çatmak için selamı sabahı kessek nasıl olur acep diyeceğim lakin aklıma şu kıssa geldi.

Velinin biri nasihat etmiş 'yaşanmayan ilim kişiyi helake götürür' deyu. Dinleyenlerden biri 'ben bu yüzden ilim öğrenmiyorum' diye karşılık verince; Velî; helak olman için bu da yeter buyurmuş.

Ellerine sağlık.. saygılarla..

Umarım istisnalar yine bozmaz şu meşhur kâideyi. Yoksa sırtımızda emanetten gayrı pek çok kez eşek de taşırız.

şu eşek meselesi

Günümüzde yapılan eleştiri, yorum, münazara, münakaşa, değerlendirme, analiz kültürünü (!) bu kadar iyi yorumlayan bir faşka fıkra dinlemedim....

Sahi taşımaya itilmek istendiğimiz eşek ne peki? Hiç merak ettiniz mi?...Benim önerim: bizi buna iteni (mecbur kaldığımız da) taşımak!...

KISSA DA EKSIK HISSE DE

Kıssa güzel ,ancak eksik .Hisesi de ona göre natamam
Sonunda eleştirenlere döner hoca
--Hiç olmazsa b u b i z i m f i k r i m i z

Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com

Maliye Bakanı, Nasrettin Hoca !

Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi Araştırma Görevlisi Cevdet Yakupoğlu, Selçuklu dönemine ait Farsça ve Osmanlıca arşivlerde bir araştırma yaparak fıkralara konu olan Nasreddin Hoca'nın, Selçuklular döneminde Maliye Bakanlığı (Müstevfilik) yaptığını belirlemiş.

Yakupoğlu, Müstevfi Hoca Nasreddin'in 1280'li yıllarda
Kastamonu'da yaşayan Çobanoğlu Beyi Yavlak Arslan'ın oğlu olduğunu öne sürerek, şunları söylemiş:

''Hoca Nasreddin Çobanoğlu Beyliği'nde aldığı iyi bir eğitimin ardından Selçuklular tarafından Konya, Kırşehir, Aksaray ve Akşehir'in bulunduğu bölgeye Maliye Bakanı olarak atanmıştır. Hoca Nasreddin, İç Anadolu Bölgesi'nde Maliye Bakanlığı yaptığı dönemde çok adaletli bir yönetim gösterdiği için halkın sevgisini ve sempatisini kazanmıştır. 1284-1291 yılları arasında bölgedeki mal sayımı sırasında Hoca Nasreddin, zengin, fakir herkesin malını sayıyor ve bunu adaletli bir şekilde yaptığı için halk memnun kalıyordu.

Nasreddin Hoca ile ilgili fıkraların ortaya çıkmasının gerçek nedeni, O'nun İç Anadolu halkını Moğol baskısına karşı koruması, pratik zekası ve halkın dertlerine kısa sürede çözüm bulmasıymış. Selçuklu hükümdarlarının bile görüşemediği Moğol valileriyle istediği gibi görüşerek, halkın sıkıntılarını devlet katında kısa sürede çözüverirmiş.

Alelade bir insanın bir Moğol Valisi'ne "Senin peştamalın ancak elli akça eder, sen beş para etmezsin" manasına gelecek ağır sözler
sarf edebilen Nasrettin Hoca için "Bunu ancak Hoca Nasreddin gibi hem Moğolların gözdesi hem de halkın sevgilisi olan bir büyük devlet adamı yapabilirdi...'' diyor Cevdet Yakupoğlu.

Şahsen ben araştırmayı takdir ettim. Memleketimizin böyle değerli araştırmacı ilim adamlarına ihtiyacı var.

Konu Nasreddin Hoca olur da fıkra anlatmadan olur mu?

Nasreddin Hoca parasız kalınca merkebinin arpasını yarıya indirmiş... Bakmış ses yok... Ertesi gün daha az arpa vermiş... Bakmış gene ses yok... Arpayı biraz daha, biraz daha, biraz daha azaltmış... Bir gün bakmış ki, merkep nalları dikmiş... Hoca hayıflanmış... “Tüh be...” demiş, “Tam alışıyordu... Öldü gitti...”

İyi ki bu dönemde Maliye Bakanı değilmiş :)

Şaka bir yana Nasreddin Hocayı rahmetle anıyorum !

Bir Eğitimci Olarak Nasrettin Hoca

bir güzel çalışmayı da ben belirtmek isterim... Aynı zamanda "Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed" kitabının da yazarı Abdullah Özbek'in
"Bir Eğitimci Olarak Nasrettin Hoca. Esrâ Yay. Konya 1990" kitabı, tıpkı değerli hocam Saim Sakaoğlu'nun "Türk Fıkraları ve Nasreddin Hoca" isimli çalışması gibi kayda değer ve orijinal yaklaşımları içeren muhtevalı bir eserdir.

Sayha
Kendi halinde, kendince