1.
çay içtim, gibi. yazdım. yazarken duraksadım. ansıdım ne varsa sana dair. bir akşamüzeri denizden gelen soğuk rüzgara edilmiş yemin. /yemindi başlattı yolu/
dar kapılardan, akşamüstlerinden, kalabalıklardan kaçmaya çalışırken elinin aklığına takılıp kalan... kalan, kor olan. daha kor olacak olan, bir yemini yeniden taşır gibi çürümüş göğsümde, günah günah büyüttüğüm aşk ile yana yakıla yürüdüm/yürüyorum. ne güzel.
/heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende/ der iken; durup -durmadan- baktığım hayat rengi gözlerin -gözlerine sabahımı verdiğim- değil mi beni 'ısmarlama bir hayatı' yeniden inşa etmeye cüret ettiren.
burada, bu siyah paltolu hayat'ın eşliğinde, en günahkar çehremle, seni seviyorum demenin -ipek eşarpla boğulmak adına- çoşkunluğunu taşıyorum.
/yüzüme bak
ve yüzümü hırpala
yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak
sen
her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat
yaban, diri memelerinden ısırmak
dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için
çok oldu tepelere vurdum kendimi/
ey aşk! yerinde dur! taşırma sevincini!
2.
bir otobüsün -üç- numaralı koltuğundan 'bize' dair yakınmalar, geleceğe dair umutsuzluklar yüklenmiş yine de direnmeyi bilen yumruklarımı sıkmış öylece karanlığı seyrederken, oblomov hırkası yapışmış hayatımı sona erdirmek fikri damarlarımı işgal etti. öyle kesin bir saldırıya maruz kaldım ki, çıkarıp kalbimi arenanın tam ortasına koymaktan başka çarem kalmadı.
karlar üstünde tek başına, yıkılmadan bekleyen, üşüyen ama bekleyen ardıç ağacı kadar yürekli olmalıyım. öyle has öyle erkek gibi.
3.
günlerden ocak. ama bitmek üzere. ayazkent en öldürücü yalnızlığını yaşıyor. önümde türk kahvesi, kağıt, kalem. aklımda sen. -mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin-
bir rüyaya birlikte uyumak gibi nasipsiz inançlarım oldu. sen ilen bir odaya hücum eden güneş ışığının altında kalmak, kahvaltıda sahanda yumurta yemek senin ellerinden, küçük bir sahil kasabasında güneş batarken birlikte çay içip susmak. -demli çay az şekerli içilir-
yeniden yazmaya başlamak senden gelene razı olmakla mümkün olacaksa. eğer beni ben eden bütün vasıflarım bir günaha saplanıp kalmakla sağlanacaksa, varsın yeminle başlayan her yangın gibi tutuştursun eteklerimi. -ne günah işlediysek yarı yarıya-
beni insanların yüzlerine bakmaktan alıkoyan kuvvetin, senin gözlerinde parçalanışını görmek, nice savaşlarda yorulmuş bir yüreği taşımayı kolaylaştırdı. -tarife arif gerek-
yaşamak direnmektir.
4.
'biz' -ne güzel kelime- şehre karışmayan iki dehliz. bize şiir yazıran her ne ise odur ayaklarımızı kalabalığın arasına sokmamıza izin vermeyen de. ve şehir hiçbir vakit ikiye bölemez uykularını birlikte düş görenlerin.
artık bütün şiirlerin konuğudur aşk. izini bırakıyor parmaklar değdiği her yere. her yer muştuya dönüşüyor.
sanki yaşayan biz değilmişiz gibi, bir filmi siyah beyaz ve fransızca seyrediyor gibi, anlama amacı gütmeden, teslim olmuş ve çekilmişiz köşemize.
/inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir "kun" diyor; doğuruluyorum-
"bu ülke"den daha bıçkın tamlama bilmiyorum./
durup durup yeniden başlıyorum. saklı kalmasın diye göğsüme taktığım muska, diriltiyorum kana karışan gecenin ayazkent'te bıraktığı incesaz melodilerini. şimdi sen iki kişilik bir yatakta tek başına yoksulluğuna kelimeler düzerken ben kül olmuş yangınıma yeni kıvılcımlar peşindeyim. varoluş sancısı çekiyorum yıllardan sonra. yeniden doğuruyorum kendimi kavgaya karışmaya.
'sana kullanılmamış bir gök getireceğim'
5.
beyaz yakalı köleliğime bir başlangıç yapıp, içimdeki anarşisti çizdim resmi evraklara. gün! be hey gün! esrik kalbin yeniyetme sanrıları dolansın diline. dolansın, ne varsa geçmişten getirip geleceğe ulaştıramadığımız cevaplarda.
sokaklarda, hayat sokaklarda diyen, deyip kaybolana gönlünü veren. onaran, tamam eden.
hayat haddini bilmeli!
bilmeli bizim 'mahsustan' yaşadığımızı.
sevgili, ah bir tek sevgili nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini?
Yorumlar
yazı çok
Cum, 10/02/2006 - 21:02 — Esra Şenocakyazı çok güzel...özellikle de son cümle..ellerinize sağlık..
"süveyda" her kimse çok şanslı olmalı...:)
daha önce de yazılarınız yayınlanıyor muydu sn.Edipx ...
Bir Lokma Bir Hırka
Cts, 11/02/2006 - 22:47 — Serkan TekinSüveyda'ya yüklediğin anlamlardan en baskın olanı, eğer ki iyiliği önermek ve kötülükten çevirmek adına yeryüzünde savaşmak değilse, oblomov hırkan üzerine çok yakışmış demektir.
"...şimdi tufan başladı..."