Bir yalanı taş(l)ıyor ayakları. Aynalar hüznü nasıl da yakıştırıyor gözlerine. Neden?.. Aynalar gösteriyor da neden açıklamıyor?
Hayat neden kaba ve saldırgan; O niye her an kırılabilir cam gibi?
Kırılıyor ve ağlıyor.
Harcanmış günler canlanıyor belleğinde:
O günlerden, giremediği fakülte kapısından, ne yapsa yok edemediği terkedilmişlik duygusundan sızan hüznü duyuyor kalbinin derinliklerinde.
Bir kere yerleşti mi kalbe hüzün, hayatın altından girip üstünden çıkıyor.
Oysa, öylesine yorgun ki..
......
Bir dost sesine, paylaşılınca acıların azaldığına inanılan zamanlara duyduğu özlemi hatırlıyor. Ve... kabalıkların, saldırgan tutumların o kasvetli havasını... İnsanın aynı inancı paylaştığı kimselerce, hatta en yakınlarınca kimsesizliğe terkedilmesinin boğuculuğunu...
Birkaç arkadaşıyla muhatap kaldığı talihsiz beyanları hatırlıyor:
Okul kapısında "Giremezsin" sözü hançer gibi inmişti kalbine. Kimileri ise, bu sözü "Okumasan da olur" diye değiştirmişti. Daha önce üniversite okuyanlar da, "Üniversite gözünde büyüttüğün kadar değil" demişlerdi. "Aç kızım başını" demişti anneler, "Sabret" demişti babalar...
Eve her dönüşlerinde hep aynı şeyle karşılaşıyorlardı. Ağlayan bir anne, çözüm arayan bir baba...
.......
Hayır, artık suskunluk istiyorlar; çıkılıp gidilsin diye yaralarından. Suskunluk. Alabildiğine suskunluk.
........
Düşleri, düşkırıklıkları, yalnızlığı ve incinmişliğiyle yüzleşip duruyor.
İçi sıkılıyor.
.......
Duyduklarını silip yok etmeyi ne çok isterdi. Ama yapamıyor. Sınırsız bir duyarlılık var içinde. Öyle. Kendi halinde.
Herşeye son şeklini veren kader, doğup büyüdüğü bir anne gibi sevdiği İstanbul'u bile hüzne gömmüş sanki. Eve varan yokuşlu sokak yorucu, deniz usanılmış bir enginlik... Neden bu yorgunluk, bu kendini hayata ait hissetmeyiş, bilemiyor.
Okuduğu kimi öyküler, kimi haberler, kimi sözler; hüzünlerinden gizlice akan kanı gösteriyor, sızılarını uyandırıyor bazen.
........
Yıllardır kalbinde bir kıymık gibi taşıdığı incinmişlik duygusuyla yaşıyor, bilinsin.
Bu şehirde küs kalple yaşayan biri var, bilinsin.
Geçen zamanın sesi silinmiyor kulaklarından, bilinsin.
Kalbi hâlâ acıyor, bilinsin.
...hâlâ...
Yorumlar
Sessiz Haykırış
Çar, 22/02/2006 - 13:16 — Fatih M. TiyanşanAcı verenler bir gün acıya gark olacaklar...
Üzenler üzülecekler bir gün...
Zalimler zulümlerinin içinde boğulacaklar elbet...
Sultan-uş Şuara'nın dediği gibi:
"Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!"
Bir şey yapmalı...
Çar, 22/02/2006 - 21:31 — Nuh A. TUNABir şey yapmalı..bir şey ..
yola çıkmalı..ama nasıl?savaşmalı ama nasıl?
zafer kazanmalı ama nasıl?
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''
haklısın kılıçaslan
Cum, 24/02/2006 - 21:59 — O. Deniz Yemenlibizim nesil savaşmıyor dostum sevişiyor...
başkasının gözyaşını silmek yerine
zevkten akan terini silmekte...
uzun eşek yaptılar bizi sırtımıza atlıyorlar
biz de bundan zevk alır olduk...ayağa kalkmalı!!!!!
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Savaşmak
Per, 23/02/2006 - 16:10 — Fatih M. TiyanşanKılıçarslan kardeş, söylediklerinde haklısın. Biz savaşmayı kaybetmişiz, hem öyle kaybetmişiz ki, bir daha bulabilir miyiz Cenab-ı Hakk (c.c) bilir. Karamsar olalım, ama ümidimizi yitirmeyelim. Gün gelir, devran döner, dua edip gayret gösterelim inşaallah...