renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bir Melek Neresinden Öpülür?

DÜŞ DALINDAN YOKSA KOPARACAKLAR… (42/2)

Tanıyan herkesin kabulleneceği ve “Bir insana bu kadar mı yakışır boş vermişlik!” diyeceği bir serseri sayılır, romantik bir serseridir Tarkan Başer.

Söyleyecek çok şeyim yok, altı üstü birkaç kelam. Bu yüzden hepsini güzel söylemeliyim. (49/7-8)” dese de inanmayın güzel söyler çünkü susuşu da güzeldir: “Güzel susuyorsan kelimeler daha az şey anlatır. (42/11-12)”

BİR KRAVAT YAPIŞIR, YAKAMA HAYATIMI İSTER… (50/7)

Çok sevdiğim bir dostum bana sık sık “Bıraksalar serseri olacakmışsın!” derdi şakayla karışık… Ben de Tarkan için şunu demek istemişimdir hep: “Bıraksalar memur olacaktı, bırakmadılar öğretmen oldu!”

Bu memleket kahvelerde kurtarılmasaydı bu kadar batmazdı. (68/4-5)” derken öte yandan evinin “En kuytusunda alfabesi unutulmuş kitaplar… (68/6)” bulunur bilirim. Ve o öğrencilerine: “Umudu güden çobana dağ mı dayanır! (142/3)” der kendisi bu sözü bilmezden gelerek!

BİR ANLIK YALNIZLIKMIŞ AŞKIMIZIN SAĞLAMASI… (76/9)

Modern yaşamın masallarının bittiğini anlayıp “Kurbağayı öpsen de boşuna artık: O devir kapandı! Deney tüplerinde inkar edildi Anka kuşu ve hiçbir firma otobüs kaldırmıyor Kaf Dağı’na ve her masal sonunda gökten düşen üç elma, kilosu iki milyondan satılıyor halk pazarında! (55/18-19-20-21-22-23)” diyerek“ Ezbere bir hayatın ezberlenmiş kadınları (42/15)”ndan bıkıp Leyla’yı aramaya başlayınca kimden yana olduğunu da sorgular: “Manitu’nun ellerinde çivi yarası yok diye, tek tanrısını anlatamadan çok tanrılı kitaplarla büyümüş beyaz adamlar tarafından sonsuz çayırlarda at koşturmaya gönderilen, güneşe çivilenen insanlardan yanayım ben! (49/13-14-15-16-17)”
Sonra yönünü belirler: “Ağlayan bir güzelin batısıyla dallarına dilekler bağlanmış bir yıldızın kuzeyi, yokuşlarda bastonuyla hayata sarılmış bir ihtiyarın güneyi çıkarır beni düze. (49/22-23-24-25)” der. Çünkü kıblesi güneydedir bu Leyla’yı arayan Kays’ın ve anlar olanca açıklığıyla: “Güneyin sevda olacak, kuzeyin yarın kaygısı baktıkça üşüyeceksin, batıya gittikçe kaybolacaksın aklına uyarsan, doğuda bir geçmiş sızısı. (52/13-14-15-16-17)” Batıya gittikçe batmıştır çünkü; Doğulu geçmişi sızlar, yeniden doğmak ister ve canı sıkılır bu duruma: “Sıkıntının zencisiyiz. Taşlar öyle dizilmiş ne yaparsan yap beyaz oynar kazanır! (69/14-15-16)” der ve dünyadaki siyah-beyaz mücadelesinde Leyli sayesinde (bkz.saye) saflarını belirler: “Ellerine sağlık leyli zifirim kalmadı bak, duruldum. İnceldim, beyazım arttı. (71/8-9)”

GİDENLERE ÖLDÜ DEDİLER; KAÇI ŞAİRDİ, KAÇI ŞİİR BİLMEDİLER… (74/14-15)

Beyazı arttığında: “Ben zaten yanmışım, gözlerin bahane! (218/8-9)” vazgeçişiyle Mecnun olur: “Her şeye ulaşmak için hiçe bulaştım Leyli, hiçi anlarken hepten taştım Leyli! (72/7-8)”

BİR MELEK NERESİNDEN ÖPÜLÜR? (0/0)

VE EDEBİYAT” yayınlarından çıkan bu kitabı, Tarkan Başer’in bizzat kendisidir!

Yorulmuş bir adam, yorgunluğunun ağırlığınca bir soruyla karşılıyor okuyanı: Bir melek neresinden öpülür ağlatılmadan...

Kitaba da ismini veren şiir, mevcut bulunan beş bölümün ilki olan “saklambaç” ta yer alıyor. Dikkat çeken bir şeydir ki kitaptaki beş bölümün beşinin ismi de: Oyun...

Büyük bir oyundur şair tarafından kurgulanan ki “sonra çocukluğumu kurşuna dizdireceksin! (shf:15)” korkusu ve telaşı ile devam ediyor şiir. Şairin kurguladığı bir kurgu değil bu, zira hiçbir söz bulunduğu yerden rahatsız görünmüyor. “ ‘Parasız bir pul’ olan şair ahkâm kesmeden devam etmiş bu büyük oyuna.” diyorum kendimi de ahkâm kesmekten tenzih ederek... Sayfa kırk dokuzdaki şiirden anlıyorum bunu: “ortalama bir adamım ben, sürüden bir kargayım/ yüzüm ve sesim çirlikte bir inci tanesi/ insanlığı kurtaracak şiirler çoktan yazıldı/ insanlığın savaşlardan kurtulmayan yazgısının yanına/ bebek yüzlü şairler tarafından/ söyleyecek çok şeyim yok, altı üstü birkaç kelâm... / bu yüzden güzel söylemeliyim. (shf:49)”

Bununla birlikte her bir şiirin kendi içinde var olan ritmi, bütün olarak başka bir ritim meydana getiriyor. Ben buna ‘Şairin üslûbu’ diyorum. başka bir tabirle ‘Tarkan Başer şiirinin havası’ da denebilir. “yağmurda saçlarını tarayan elif/ külleriyle dirilir/ dirilir gırtlağında yarım kalmış bir dilek/ sin’ e inat/ bilerek...shf:121” Şiire bu havayı katan unsur, yani üslup, cümleler, kelimeler ve onların özsuyu, onlara hayat veren kaynak: Kendi.

Gözünü dış dünyaya çevirmekten ziyade kendi içine yönelterek her bireyin varlığında mevcut bulundurduğu bu olağan üstü hazineyi; derinlerine, diplerine kadar eşelemişe benziyor. İfadelerdeki sağlamlık ve özgünlük bundan!

Kimseyle konuşamadığı şeyleri, devamlı kendiyle konuşma halinde olan bir şair canlanıyor zihinlerde. Pis, mutsuz, kimsesiz, dünya ve her şey bir tabancalık çizgisi taşıyor mısralar: “nereye gidersen git yalnızsın/ yalnız sana gelen de/ insan insanı terletir/ sorular sorar/ cevaplar arar/ kalbini kirletir/ yalnızlık güzel bir prensestir/ sadece adını ezberletir. (shf:100)” Saklambaç’ ta “sonra çocukluğumu kurşuna dizdireceksin!” korkusu ve telaşı ile oyuna başlayan şair, “hacıyatmaz” da büyümüş ve bu yüzden hırçın; keskin ve yüzü acısından kasılmış hatlara sahip söz öbekleriyle çıkıyor karşımıza. Evet, şiirlerdeki bu yalnızlığı görüp de görmezlikten gelemiyor insan. Ve: “ve rüzgâr üfleyince neyi...(shf:101)” diyecek kadar derin bir soluk taşıyor mısralar.

Şiirler de, hemen hemen bütün mısralarda ‘fiil’ kullanılmış olması, yani, şiirin kendi içindeki ritminde eylemin söz konusu olması ve bunun da mısraların zihinde kalıcılığını arttırması, Atilla İlhan şiirlerini anımsatıyor. Pek tabii ki dimağınızda kalacak olan tatlar farklı...

Şiirlerin bütününde yer alan ‘bir kelimeyle her şeyi değiştirme gücü’ zaman zaman azalsa da, her bir şiirin sahip olduğu bütünlük ve ritim bu şeyin insanı huzursuz etmesine engel oluyor.

Kitabın dördüncü bölümü olan “İkiliç” te, şiirleri kıtalar halinde görüyorsunuz. Kitabın en başından beri serbest yazılmış şiirlerin üzerine bunları görmek, ilk etapta biraz şaşırtsa da; okuyup, başından beri süre gelen tadı sezince aynı şekilde devam ediyorsunuz...

Ve el hak...

Oyununa korku ve telaşla başlayıp o korkudan ötürü hırçınlaşarak devam eden şair “ Dört Zamanda Yenilgi” şiiri ile bitiriyor kitabı.

Dört zaman da mağlubum
Şimdi, dün, hep ve yarın...

Büyümek neden bu denli acıtır ki insanı...Büyükler, ahh büyükler...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Doğu bir gün doğuracak.

Hep bu ümitle yaşamadık mı ? Sizinle bizimle kalkmalı değil mi .Sızımız doğum içindir. "Doğ"u yine doğuracak kardeş. En kısa zamanda inşallah.Cehil beyazlar zenci Bilal lere eni-konu yenik düşmüştür. "Batı doğunun hiçbir şeyinden rahatsız olmazsa kamil bir insanı yetiştirme potansiyelinden rahatsız olur" diyor bir düşünür.
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM, ZALİMİ ASLA SEVEMEM;
GELENİN KEYFİ İÇİN GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM.
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI,HATTA BOĞARIM!...

Zarif çoban

Gerçekten özenilerek yazılmış... Yüreğinize sağlık... Ama dağıtımında sanırım biraz problem var, kitaba ulaşamadık...
Ve edebiyat yayınlarının adresi???

BİR ANLIK YALNIZLIKMIŞ AŞKIMIZIN SAĞLAMASI...

merhabalar,
OKUmalı İNSan...
Bu kitabı ilk okuduğumda şairin bir başka gezegende yaşadığı izlenimine kapılmıştım... O kadar güzel bir sesi vardı ki dünyalı olamazdı. Sonradan öğrendim ki herkesten daha dünyalı olan, sonradan dünyalı olandır. Kraldan çok kralcı veya dünyalıdan daha dünyalı... Neyse...
Postmodern bir Mecnun tam da böyle olsa gerektir....
"Ben Leyla olmuşum kimin umrunda
Mecnun çoktan gitmişken..."

AĞLASANA

ey tüm zamanların en soytarı tükenişinde sahne alan bu çağın insanları! ürettiğiniz teknolojik sevinçleri birbiri ardınca sıralayarak, adeta geri dönüşsüz bir otizm sürecinde olduğunuzu açıkça ilan etmekte ve üstüne üstlük bunu, o çok sevdiğiniz, dilinizden düşürmediğiniz kutsal pozitif bilimlerinizle mantıksal olarak ispat etmektesiniz. kardeşim! istiyorsan, modern vücutlarınızın hayat sıvısı olan petrolden ürettiğiniz plastikten başka bir şey kokamayan ve daha da önemlisi solamayan yapma çiçeklerinizle, bir zemheri ortasında turbofanlı katalitiklerin karşısına geçerek yalancı bir baharı karşılayabilirsin. ama ben sana korkunç güzel görünümlü lale, gül ve karanfillerden oluşan bir ufukluk bahçenin yanık yanık kokularıyla burnundan beynine ve oradan da yüreğine ulaşarak, bir bitmez sarhoşluğa boğmasından söz ediyorum. kokusuyla genzi yakan ve gerçekten solabilen çiçekler..anlasana!

TARKAN BAŞER'İ PROTESTO

çok geç kalmış bir cevap belki; ama elime kitap postası'nın eylül sayısı geçince haberim oldu...

tarkan beyi bu vesile tanıdım...çok düşündüm...acaba öfkeyle kalktığım için zararla mı otururum acaba diye...ama bu kadar benzerlik taşmama sebep oldu...

konuyu büyük harflerle yazıyorum:
YAKLAŞIK BİR SENE ÖNCE TASFİYE DERGİSİNDE YAKLAŞIK 2 VEYA 3 SENE ÖNCE YAZDIĞIM BİR ŞİİRİM YAYINLANDI...

VE ŞİİRİMİN FİNALİ ŞÖYLE BİTİYORDU:
S E S S İ Z H A R F İ N N E R E S İ N D E N Ö P Ü L Ü R K O N U Ş M A S I
İ Ç İ N ...

BEN TARKAN BEYİ OKUMADIM..KENDİSİNİ TANIMAM...YANİ BENİM ONDAN ETKİLENİP BÖYLE BİR MISRA YAZMIŞ OLMAM MÜMKÜN DEĞİL...

EĞER KENDİSİNE ULAŞABİLECEK BİRİSİ VARSA LÜTFEN SORSUN...BU ŞİİRİ NE ZAMAN YAZMIŞTIR ? VE DAHA ÖNCE BİR YERDE YAYINLAMIŞ MIDIR ? VE BU KİTABIN ÇIKTIĞI YIL HANGİ YILDIR ?(GALİBA 2003 OLMALI)

EĞER BU SORUMA BİR CEVAP GELMEZSE PROTESTOM SÜRECEKTİR...

CANIM ACIYOR...VE BU ACI BÜYÜMEDEN BİRİSİ MERHEM OLSUN LÜTFEN...

saygılarımla...

Bir melek neresinden öpülür ağlatılmadan

Sevgili Emre Şimşek;
Mesajını 12/09/2006 Salı günü 11:09 yazmışsın. Şiirinin “YAKLAŞIK BİR SENE ÖNCE “TASFİYE” DERGİSİ’NDE” yayınlandığını yazarak başlamış, “YAKLAŞIK 2 VEYA 3 SENE ÖNCE YAZDIĞIM BİR ŞİİRİM YAYINLANDI...” diye de eklemişsin.

Dostum;
Bu şiir kitabı Nisan 2003’te yayımlandı. Eğer kitabı edinmek istersen yayınevinin iletişim adresleri aşağıdadır.

VE EDEBİYAT YAYINLARI
Klodfarer Cad. Nüzhet Bey Apt. No: 18/2
Çemberlitaş / İSTANBUL
Tel: 0 (212) 638 18 51 – 638 23 58 Faks: 0 (212) 518 97 28
elmek: veedebiyatyayinlari@gmail.com
www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=FFH6S4B2MM8NBJ6QWPFE
www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=73307&session=12832019821313924133&LogID=

Ve şiirinizin finali ile ilgili görüşümü de belirteyim:
“Bir melek neresinden öpülür ağlatılmadan” dizesi ile sadece soru cümlesi olması yönüyle benzeşiyor? Soyut ile somutu birleştiren tamlamaların geçmişi (Bunlara edebiyat terminolojisinde “orijinal tamlama” denir. Eskiden lise müfredatında okutulurdu.) Servet-i Fünun Edebiyatı’na kadar uzanır. Eğer bir hayal ya da metot çalıntısı olduğuna dair iddian varsa, senin de Cenab Şehabettin’den hayal ya da metot çaldığın düşünülebilir.

Saygılarımla.