renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şükür ki Jurgen Habermass Var

Jurgen Habermass"Türk halkı (milleti miydi hatırlamıyorum) İsmet Özel’i anlayacak seviyede değil, İsmet Özel de halkının (milletinin) kendisini anlayacak bir dili oluşturamamış.” Bu vargı, bu yargı, bu çıkarsama, hemen her “sıradan” olanın anlayacağı sözcüğü kullanırsak, bu hüküm Jurgen Habermass’a aitmiş.

Tanımadığım, bilmediğim bir insanın bu hükmünü öğrendiğimde üzerinde düşünmeye gerek duymamıştım. Ta ki, hükmün muhataplarından biri olan İsmet Özel beyin de bu hükmü zımnen –belki alenen- kabul ettiğini öğrenince düşünme gereği duydum.

Zaman, zaman “şu şair de pek anlaşılmaz şeyler söylüyor” hükümlerini duyardık. Eskilerden Ahmet Haşim için sık yinelenen bir hükümdü. Ve anlaşılmazlığını mazur gösteren bir gerekçe de vardı o günkü biz liseli çocuklarda (1975); o bir sembolistti. Sonra yenilerden –Ahmet Haşim’e göre- Cahit Zarifoğlu için duyduk. Ve İsmet Özel için. Daha niceleri için, geçip gittikçe yıllar.

Şiirden, sözden bir şeyler anlamak nedir? Diye sorardım kendi kendime liseli bir çocukken, gençken. Kırık küsur yılı devirdik hala da sorarım: Düz yazıdan, şiirden bir şeyler anlamak nedir? Yada anlaşılmazlık nedir? Ki bir de hakem aranır zaman, zaman anlaşılmazlık yargısı için? “Şu anlaşılır bu yüzden, bu anlaşılmaz şu yüzden!” türü hükümlerde bulunulup, iş o hükmü tescil için memurlar aramak, bulmak niye? Derdim kendi kendime. Derim kendi kendime: niye tescil memurları bulayım? Memur bulmak! “Memur” sözcüğünün “hafif” kaçtığını görüyor ve düzelterek “tescil mercii” diye yazıyorum

Tescil mercii, hükümleriyle bir şeyin ne olup-olmadığının tespitini yapar. Ellerinde mihenk taşı vardır. Neyin denilen olduğu yada olmadığı önemlidir. Ve bunu da tescil mercileri yapar. Öyle ya siz her sarı renkli madeni altın sanırsınız. Bir de pazara çıkarsınız. Kavga gürültü olur. Bozgun olur. Düzen bozulur. Olmaz. Mihenk taşı sahibi bir mercii gerekir. Onun tespiti zorunludur. Onların yaptığı tespitle işler kolaylaşır. Huzur ortamının sürmesi sağlanır. Her şey yerli yerinde durur. Ayağı tökezlemez insanın. Çarpıp düşmesi engellenir. Düşüp bir yerlerini yaralamasına engel olunmalıdır insanın. Her dünyada olduğu gibi edebiyat dünyasında da böylesi tescil merci olmasa ne olurdu insanlığın hali? Gerçi bazen tescil mercileri “kliksel” tavırlar sergileyip pespaye “şey”lerin bu dünyada arz-ı endam etmesine sebep olmuyor değiller. Ve seviyenin canını bir hayli sıkıyorlar. Sonra da düzeltme ameliyelerine baş vurmak zorunda kalınıyor. Yine de bunlar pek bir azınlıkta..görmezden gelinebilir bir boyutta olduğu için gözlerimizi kapayabiliriz. Kapanılıyor da. Güzellemelerin methiyelerin bini bir para olduktan sonra unutulmaya mahkum edilerek ateş düşürülüyor. İş tatlıya bağlanılıyor. Buradan şunu anlıyoruz ki tescil mercileri de bazen hissi davranıyorlar. Elinizdeki sarı renkli “şeyi” önce “altın” diye değerlendirip sonrada kimsenin farkında olmadığı bir anda kaldırıp gerçek yerine atabiliyorlar, yada bir başkası atabiliyor. Birazcık danışıklı dövüşler, birazcık piyasa kuralları dikkate alınarak varılan hükümler olduğu söylenerek yapılıyor bütün bunlar. Hoş görü dilenciliğine çıkılıp öyle itiraf ediliyor “kliksel” tabanlı hükümler olduğu.

Eskiden –edebiyat dünyası için- tescil mercii sanki “doğu”ydu. Bu hüküm nerden denirse, bu gün dahi ülkemizde niceleri tarafından yere-göğe konmayan nice “batı”lı şairler “Divan” yazma gereği duymuşlardır. Bunların en meşhurlarından biri Goethe’dir. Bu günse tescil mercii batı olmuştur. Ve işte batılı tescil merci’lerinden biri yıllardır şiirlerini okuduğumuz ve anlaşılmaz bulmakla birlikte şiirlerinden zevk aldığımız bir şairimizin hem şairliğini hem de şiirlerini tescil etmiştir: “ İsmet Özel şairdir. Halkı onu anlayacak seviyede değildir. O da halkının anlayacağı bir dili oluşturamamıştır” Bu, şairimizin hanesine artı olarak mı kayıt düşürülmeli bilemiyorum.

“Anlaşılmaz” olmak nasıl bir duygudur? “ Ben ne de yüce zirvelerde seyr-ü sefer etmekteyim!” mi denir? Yada soruyu değiştirip şöyle sorayım; insan niçin yazar? Nedir şiir, öykü, roman vb. şeyleri yazmaya iten? Kuşkusuz bunun cevabını yazanlar verecektir. Vermiştir. Yazan kendi cevabını verecektir. Temelde yazıdan umulan bir şey vardır. Yazarının umduğu bir şey. Söze sarılanların umduğu bir şey olmalı ki, insanlık bu eylemiyle övüne bilmekte. Övünç duymaktadır. Örneğin dinler de söze sarılır. Ve dinlerin umduğu “sıradan insanları, yığınları, toplumları” değiştirmek, dönüştürmek değil midir? Görmediklerini gösterip, farkında olmadıklarının farkına vardırmak değil midir? En azından ben böyle anlıyorum. Sıradan biri olarak. Ben sıradan biriyim. Yalın ayaklılardan biri. Ne amatör bir okuyucuyum, ne profesyonel okuyucu. Farkında olmadığım binlerce şeyden, milyonlarca şeyden bir kaçını görebilme umuduyla elime alıyorum söze ait ne varsa ele alınacak. Hiçbir eser sahibi “şunu nasıl diyeyim ki, anlaşılmaz olsun” diyerek bir şey dememiştir. Diye düşünürüm ve derim kendi kendime: Her kap kendince su almaz mı?

Nedir Ebuzer Giffari’nin anladığı? Bilal ne anlamıştır ki, kızgın çölde sırtı üstü, göğsünde ağır yük, kamçılanırken “lailahe illallah!” demekten vaz geçmemiştir. Bilal hangi medrese mezunuydu ki? Kaç cilt tefsir okumuştu Bilal acaba? Kaç kitap devirmişti? Ebu Süfyan okur yazardı ve şairlere keselerle altın dağıttığı söylenir.. şiirin ve şairin hasından anlayandı Ebu Süfyan. Bilal’in anladığını anlamazlıkta direnen Ebu Süfyan şiirin ve şairin hasını tanıyan değil miydi? Hiçbir söz sahibi “anlaşılmaz”lığın yolunu aramış değildir sanırım. Aramıştır, arıyorlar ve yapıyorlar denirse sanatçıya haksızlık olur. Sanatkara haksızlık olur. Evet diyorum ki bütün kabahat sözün muhatabındadır. “Anlaşılmaz” buluyorsa okuyucu kabahati kendinde aramalı. Sanatkarın ne demek istediği bire bir nasıl anlaşılabilir ki? Sen sendeki yansımasını bulmalısın, derim kendime. Öyle yaparım. Bulmaca çözme merakım olmadı benim.. duymadım öyle bir merak. Bulmaca çözecek vakit de bulamadım.

Kendi adıma, hiçbir düz yazıyı, hiçbir şiiri, romanı, öyküyü, denemeyi; okurken, “acaba yazar burada ne demek istemiş” diye bir soru sormadım. Bana gösterilenlerin kendimdeki yansımalarını yakalamaya çalıştım. Belki eserin sahibi onları murat etmemiştir. Ama değil mi ki bende yansıyan odur, öyleyse odur, dedim. Elimdeki tas bu kadar. Bardağım, testim bu.. o kadar alabiliyor.

Örneğin Fuzulî’nin;

“ Esme ey bad esme canan uykuda”

mısraını alalım.. en sevdiğim mısralarından biri olduğu için. Şairin burada anlatmak istediği nedir? Ki kendi kapısını rüzgarlardan başkası çalmayan yalnız bir adamdır. Böyle anlatmıştır yalnızlığını. Fiziksel bir yalnızlık mıdır anlattığı, ruhsal bir yalnızlık mı bilmem. Bu mısradan kendi kendisinin aşığı olan birini mi anlayacağız? Böyle anlayan çıkar mı? Çıkar. Belki çıkmıştır, duymamışımdır. Bense, kulakları tetikte birinin halet-i ruhiyesini anlıyorum. Ve şairin böyle bir şeyi murat etmediği de gün gibi açıktır, diyecekler çıkacaktır sanıyorum. Ama bendeki yansıması budur.

Anlaşılmaz bulunan İsmet Özel’in, şiirlerinden dilime pelesenk olmuş “Jazz” şiiri bana hep insanın “kader” karşısındaki şaşkınlığını yansıtır. Varsın şairi “o öyle değil!” desin. Evet ben sıradan, yalınayaklardan biriyim. Ve o şiir bana “rüyasında kendisine secde edilen çocuğun ve secde edecekleri bildirilenlerin” bu olgu karşısındaki tavırlarının dile getirilmesi olarak yansıyor. Böyle olmadığını şairinin bile söyleme hakkı yoktur. Özel birileri için yazılmamışsa. Hani ilaçların üzerine yazar “çocuklardan uzak tutun..çocukların erişemeyeceği yerde koruyun.” İşte eğer özel birileri için yazılmamışsa demem bu yüzden. İsmet Özel’in hiçbir kitabında “sıradan ve yalınayaklardan uzak tutun!” ibaresini görmedim. “ Bu seçkinler içindir.” Türü bir ibarede yok hiç bir kitabının kupüründe.

“Jazz” şiiri hakkındaki

“Kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”

mısraından yola çıkılarak varılmış değildir “insanın kader karşısındaki” şaşkınlığı hükmüne.. daha şiirin başında;

“ Bu vapuru kaçırırsam beni belkide cinnet basar
Belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam”

dizelerini okur okumaz bana yansıttığıdır. “Jazz” şiirinin bendeki aksülameli bu. İçimdeki yankısı. Varsın başkalarınca benim anladığımın yanlışlığı bizzat şairine başvurularak tescil edilsin. Bu beni bağlamaz. Çünkü bende yansıyan da başkalarını bağlamaz. Söz biraz da bu değil midir? Sözden her kes kendi nasibince almayacak mıdır?

Bir tek şiirinden hareketle İsmet Özel’in anlaşılır olduğunu göstermeye çalışmadığım anlaşılırdır sanırım. Her bir şiirinden ne anladığıma dair bir çalışma olsaydı örnekleri çoğaltırdık. Bu da bana ters gelen bir şey. İşin tecimsel bir boyutu olduğunu bir kenara koyarak diyelim ki, belki lise öğreniminde –o da ip ucu olma bağlamında olması koşuluyla- hoş görülebilir şiir tahlilleri..şiir açıklamaları.

Ben İsmet Özel’in anlaşılır olduğunu da anlatmaya çalışmadım. Kimin haddine bir batılı tescil mercii olan Jurgen Habermass’ın hükmü hilafında bulunmak. Ben “anlaşılmaz”lığı anlayamadığımı anlatmaya çalıştım. Sıradan bir insan meramını nasıl anlatırsa işte öyle.
Sözün özü, şükür ki Jurgen Habermass var..olmasaydı ne yapardı amatör yada profesyonel okuyucu?

Ben “anlaşılmazlığı” anlamayıp anladığını sanan sıradan biri olarak;
“ İnsandan insana şükür ki fark var” diyorum. En azından ben böyle diyorum. Evet ben ne profesyonel ne de amatör okuyucuyum. Sıradan ve yalınayak. Ve sözün en güzeline uymaya gayret edinen.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Anlaşılmazlık

Merhaba Cemal Bey

Yazınızı okuyunca bu "anlaşılmazlık" mezvuuna dair düşüncelerim yeniden hareketlendi zihnimde. Bunca zamandır "Şairin burada anlatmak istediği nedir" sorusu hep sorulagelmiştir, ama bu, her zaman gerçekten şairin anlaşılmazlığı ile ilgili değildir. Çünkü "anlaşılmazlık" izafi bir kavram olduğundan dolayı yalnızca belli bir zümre insanın anladığı, ancak büyük bir kesimin anlamadığı şeylere böyle bir yaklaşım sergilemek sözkonusudur burada. Her insanın bir kapasitesi olduğu gerçeğinden yola çıkarak, kişinin anlamak babında kendisine düşen paya razı olması, sizin de belirttiğiniz gibi belki de en doğru tavır olmalı aslında. Anlamak insanı mutlu kılıyor desek yanlış söylemiş olur muyuz? Bence değil. Gayet tabi, insan anlamak istiyor; buna karşı bazılarının kendilerini ille de anlaşılmaz kılma arzusuna ne demeliyiz? Evet, bu arzunun varlığından kesinlikle söz edebiliriz. Ortada bir anlaşılmazlık varsa bu, yazar ve okuyucu arasında adil bir paylaşıma tabi tutulmalı. Zannımca bundan en çok nasipdar olması gereken taraf "yazar"dır. Nasıl ki bir şeyi öğretmek hususunda öğretmen öğrenciden daha fazla mesuldur, paralel biçimde bu konuda da yazar daha mühim bir rol oynamaktadır. Allah (c.c) bizi sözün en güzeline uymaya gayret edenlerin safında eylesin. Hayırlı günler dilerim...

Tevazuda yeryüzü gibi...

Ben hayatımda bu kadar anlayışlı ve iyi niyetli ikinci bir okuyucuya rastlamadım.Çünkü hep anlaşılmaz olana kızdım durdum. Bir kasıt var gibi geldi bana. Yazarın çok yükseklerde olduğunu da her zaman düşünmedim. İfade sıkıntısı olduğunu düşündüm. Halbuki açık olmalı ifade, insanı sıkıntıya sokmamalı...
Hz.Mevlana "Tevazuda yeryüzü gibi ol"demiştir fakat yazarımız illa da sıradan olduğunu vurgulayarak yeryüzünün derinliklerine hatta arzın merkezine doğru inmiştir. Mevlana bu kadarını tahmin bile edemezdi.
Ben sıradan ve anlaşılır olanı tercih ederim. Çünkü bulmaca çözmeyi sevmeyenlerdenim.
Belki sıradanlık yarışına da girmek isterdim ancak aşırı tevazu kibre girer diye korkuyorum!

özür ve bir düzeltme..

"kalem olsun eli ol katib-i bed tahririn/ ki fesad-i rakamı sûrumuzu şûr eyler/ gah bir harf sukûtiyle kılar nâdiri nar/ gah bir nokta kusuriyle gözü kör eyler/" demiş üstad fuzuli.. biz öyle bir yanlışlığı ayırt edememişiz ki.. Allah affetsin. okuyucudan binler özür..
"Şükür ki Jurgen.." adlı denemede
“ Esme ey bad esme canan uykuda” mısraını alalım.. en sevdiğim mısralarından biri olduğu için. Şairin burada anlatmak istediği nedir? Ki kendi kapısını rüzgarlardan başkası çalmayan yalnız bir adamdır. Böyle anlatmıştır yalnızlığını.." ifadelerini kullandık. "esme.." ile başlayan mısraının yerinde kullanmayı murat ettiğimiz ve hatta kullandığımızı sandığımız beyit şu idi ki yazının açılımında ip uçları var:
" ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge/ ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı"
mezkur yanlışlığa dikkati çeken okura şükranlarımı sunarım.
iş bu yanlışlıktan ötürü tekrar okuyan kardeşlerimden özür diler, haklarını helal etmelerini istirham ederim..
not:
"esme ey bad esme canan uykuda" mısraı -emin olunmamakla birlikte- bir başka şaire ait olduğu zikredilmiştir. (Faruk Nafız Çamlıbel)
cemal çalık

sahibini bulun mısra

Neşe hanıma teşekkürler.. bir başka arkadaşımız "emin olmamakla birlikte" kaydını düşerek mısranın Faruk Nafız Çamlıbel'e ait olduğunu sandığını iletmişti.. böylece mısranın gerçek sahibi bilinmiş oldu.. binler teşekkür.. Allah yar ve yardımcımız olsun..hürmetler..

Anlaşılamıyorum o halde mükemmelim…

Anlaşılmazlık iki taraflı bir olgudur bence.Sıfır (o) ile bir (1)arasında giden bu yüzdeyi okur ile yazar arasında paylaşır.Bazı yazarların eserleri okurlarda büyük yankı uyandırıyorsa bazılarınınki de hiçbir şey oluşturamıyorsa bunda suç okurun mudur?Sanırım bu sorular epistemolojiyi ve edebiyat felsefesinin araştırma sahasına giriyor.Jurgen Habermas’ın da filozof olarak ilgi alanına girniş ki haşmetmahaplar bu konuda ne o ne bu , hem o hem bu şeklinde orta yollu bir fikir beyan etmişler.

Yazınızda ….Evet diyorum ki bütün kabahat sözün muhatabındadır. “Anlaşılmaz” buluyorsa okuyucu kabahati kendinde aramalı. Sanatkarın ne demek istediği bire bir nasıl anlaşılabilir ki? Sen sendeki yansımasını bulmalısın, derim kendime. Öyle yaparım….. demişsiniz.Buna katılmıyorum.Her ne kadar yazarın söyledikleri bire bir anlaşılamasa da çok şey anlaşılabilir.Anlışılan yazarlar kötü yazarlar mi ki?Ayrıca yazarın alın size kitap anlayana aşk olsun diyerek kitap çıkarmasını da saçma buluyorum.Bu anlamda bazı yazarların kitapları malesef yetersiz ve anlaşılmaz.Kod kırıcılar gerektiriyor çoğu yerde ne demek istediğini anlamak için.Farz-ı muhal ben de bir şiir kaleme alırım,iç dünyamdaki olayları sembollere vs.’lere dökerim enigma’dan beter şifrelere benzer kimse de bir şey anlamaz.Ama amaç bu değil başkasının anlaşılmazlığından bir diğerine ne gam ki?Eserin anlaşılmazlığı onun kalitesini göstermez beraberinde okuru suçlu pozisyonuna düşürmez.

Kendi adıma, hiçbir düz yazıyı, hiçbir şiiri, romanı, öyküyü, denemeyi; okurken, “acaba yazar burada ne demek istemiş” diye bir soru sormadım. Bana gösterilenlerin kendimdeki yansımalarını yakalamaya çalıştım…. Ben tam aksini yaparım.Yazar bunu niçin yazdı diye okurum.Zira hiçbir şey amaçsız değildir.Niçin yazdı ve bende neler uyandırdı.Bunların mukayesesini yaparım.

Son olarak nedense piyasada sirkülasyonu yüksek bir İsmet Özel hayranlığı var?Bakalım bundan sonraki moda yazar kim olacak?

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Tebrik ederim...

Tebrik ederim güzel yazi.

Sanirim Resulullah(sav)'in veda hutbesindeki su nasihati destekleyici mahiyettedir:
"Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur"
Tabii ki Resulullah(sav) burda bir ihtimalden bahseder.
Bu anlamda kendi dogru olarak anladiklarimiz üzerinde "kardesim bu benim anladigim dogru olandir, seninkisi baska olabilir" dememiz gerekmez. Tatmin olasiya kadar kendi dogru olarak anladiklarimiz üzerinde düsünmek, bazende tartismaya sunmak gerekir.
Ve düsünürlerinde hakkini vermek gerekir elbette.

Ismet Özel'i anlamama gibi bir komplekse girmedim hic, bundan dolayi aslen onu anlamiyanlari bitürlü anliyamiyorum. Yazarin haddini bildirmek yerine anlamak(veya ögrenmek) icin okuyan kisi elbette anlamasi gereken bircok anlamlari anlar ve bunun anlamiyla yasar/veya yasamaz.

Yazarlarin(istisnalar haric) "anlasilmama" heveslerine gelince, bu gecicidir. Kronik bisey degildir. Moda meselesi gibi birsey.
Anlasilmama daima suana kadar "özel" biri olmanin isareti, hevesi gibi bisey idi. Yalniz kalmak gibi. Oysa bugünün modasi enteller, edebiyatcilar ve yazarlar arasinda iste bu anlasilmamak ve yalniz kalmaktan yakinmaktir. Ve bu artik siradan biri olmaya itiyor. Yani devrimci olayim derken siradan biri olmak gibi bisey. Cünkü herkes devrimci havasinda.
Özel olmak istiyorlarsa anlasildiklarini ve artik yalniz olmadiklarini söylesinler. Ve anlasilmamanin olmasada en azindan yalniz kalmanin yine bir degeri olsun.

Not: Yanlis hatirlamiyorsam, Ismet Özel Habermas icin sarlatan demisti. Habermas'i zikretmeden de bu yazinizi anlar idik=)

Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!