renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Anlatabilselerdi... Necip fazıl & Orhan Veli

orhanveli.netANLATAMIYORUM VE KALDIRIMLAR ŞİİRLERİNİN MUKAYESESİ

“Quo vadis (Nereye gidiyorsun?) Aradığın ne orda, ne burada;
aradığın gözlerinin önünde, hep olduğu gibi.”

Yirmi dört yaşında “Kaldırımlar” isimli şiir kitabını yayımladığında Yaşar Nabi onun için “Bir mısrası bir millete şeref vermeye yeten şair” demişti. Necip Fazıl’ı Türk edebiyatındaki inkâr edilmez yerine getiren şiir şüphesiz “Kaldırımlar”dır. Aynı dönem sanatçılarında görülen buhran ve bunalımlar, onun uzun yıllar “iç”inden çıkmamıştır. Benzer sıkıntıları yaşayan Orhan Veli de sanatçı ruha özgü hassasiyetini “Anlatamıyorum” adlı şiirinde dile getirmektedir. Çağdaşları şairlerde daha ziyade sosyal sebeplere bağlı görülen ruhi sıkıntı, Necip Fazıl’da şahsi ve metafizik bir şahsiyet taşır. “Kaldırımlar” şiirinde bu mizaç en sanatkârane ifadelerini bulmaktadır.

MUHTEVA ÖZELLİKLERİ BAKIMINDAN MUKAYESE

“Kaldırımlar” ve “Anlatamıyorum” şiirleri ayrı düşünce dünyalarının insanlarına ait olmalarına rağmen ferdi tahassüsün (Duygulanma, duygulanım.) zirve şiirleri olarak kabul edilebilir. Anlaşılamama, yalnızlık duygusu, hayattan ve insanlardan kaçış, kendini toplumun dışında ve hatta üzerinde görüş, her iki şiirde de tarz farkı olmakla birlikte ön plana çıkan hislerdir.
“Kaldırımlar” şiirinde şiirin tamamında hissedilen gergin hava, tedirginlik, ne olacak endişesi, “Anlatamıyorum” da yoktur. Çünkü “Anlatamıyorum” şairi zaten yalnızlığı kabullenmiş gibidir. Her ne kadar:

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

diyerek bir ilişki, karşılık arıyor gibi görünse de aslında aradığı bir yardım eli değil, diyebiliriz. Çünkü aradığı, bulmak üzere olduğu ama bir türlü anlatamadığı duygu, aslında kendi ruh dünyasıyla ilgili hassasiyetlerdir. Bu durum Orhan Veli’nin inanç dünyasıyla da ilgili olabilir diye düşünüyorum. Çünkü manevi boyutunun çok da derin olmadığını (dini anlamda) en azından gündelik yaşamında gösterdiği tavırlardan anlıyoruz. Belki de bir çıkış noktası bulamamasının sebebi budur. Kim bilir o da derdini anlatabilseydi “Anlamak o kadar güzel ki” derdi.
“Kaldırımlar”da ise şair, karanlıklar ortasında yapayalnızdır, birtakım hayaller görmektedir veya gördüğünü düşünmektedir, içinde korku damla damla birikmektedir ama her şeye rağmen karanlıklardan, sükûnetten, yalnızlıktan ve belki de anlaşılamamaktan şikâyetçi değildir.

Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum
…….
Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
……
Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim
Gündüzler sizin olsun verin karanlıkları

….. mısralarında bu duyguları çok net bir şekilde görmekteyiz. “Anlatamıyorum” şiirini bir derdi anlatma çabası, paylaşma girişimi olarak değerlendirebiliriz. Şiirin tamamına baktığımızda şairin, bu problemini çözemediğini görüyoruz. Neden mi? Belki gerçekten anlatmak istemiyor, belki de yanlış yerde arıyor sorunun cevabını. “Kaldırımlar”da ise çok net bir bütünlük içinde bir büyük şehirde, karanlık sokaklarda tek başına kendi trajedisini yaşayan insanın ruh hali bahis konusudur. Şiirin kompozisyonu, adeta karanlık sokaklarda tek başına giden, korkan ve acı çeken bir insanın bazen yavaş, bazen koşarcasına ve fakat her an gerilimli yürüyüşünü hissettirmektedir. Bu hal edebiyatımızda ilk defa Necip Fazıl tarafından dile getirilmiştir.

Şiirde şairanelikten uzak durmak gerektiği görüşünü savunan Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” şiirinde göze çarpan çok önemli bir sanat yoktur. Zaten o, şiirde birtakım sanatlara yer vermenin şiire bir şeyler kazandıracağına inanmamaktadır.
“Kaldırımlar” şiirinde ise teşhis, teşbih, tekrir gibi sanatların ustaca kullanıldığını görüyoruz.

ŞEKİL BAKIMINDAN MUKAYESE

Bu mukayesenin söz konusu şiirlerde yapılabilmesi için öncelikle şairlerinin “şiirde şekil ve kalıp özellikleri” konusundaki görüşlerini bilmeliyiz diye düşünüyorum.
Necip Fazıl “Poetika” sında, “Kâinat manzumesinde ruh ve madde arasındaki sıkı ve mahrem münasebet, şiirde de o şiirin iç nefesiyle dış kalıbını karşılıklı olarak birbirinde tecelli etmeye davet eder.” ve “Şiirin iç nefesi mutlaka dış kalıbını arayacak ve onu Fatihçe zapt edecektir. Başka türlü şiir namevcuttur.” diyerek şiirin vezin ve kafiye özelliklerinin vazgeçilmezliğine vurgu yapmıştır.

Orhan Veli ise “Bir şiirde takdir edilmesi gereken bir ahenk varsa onu temin eden şey ne vezindir ne de kafiye. O ahenk vezinle kafiyenin dışında da vezinle kafiyeye rağmen mevcuttur.” görüşünü savunup şiirde ahengin vezin ve kafiye olmadan da oluşturulabileceğini iddia etmiştir.

Taban tabana zıt iki görüşe sahip bu şairlerin eserleri de elbette bu görüşleri doğrultusunda oluşacaktı. Orhan Veli, serbest vezinle yazdığı şiirinde “duyar mısınız, dokunabilir misiniz, biliyorum, duyuyorum, anlatamıyorum” gibi sehl-i mümteni kokan bir tarzda uyaklara yer vermiştir. Bu tabiî ki onun için bir zorunluluk değildi. Sadece samimiyetini bu şekilde daha güzel göstereceğini düşünüyor olmalıydı. Bir de şiirin muhtelif yerlerine aliterasyonlar ustaca serpiştirilmiştir. “ağlasam sesimi duyar mısınız” mısrasında s sesi, “kelimelerinse kifayetsiz olduğunu” mısrasında i ve e sesleri, “bu derde düşmeden önce” mısrasında da e sesi dikkat çekici aliterasyon örnekleri olarak göze çarpmaktadır.

Önemli bir başka özellik de anlamı mısraya hapsetmemeyi amaçlayan Orhan Veli’nin anlamca birbirini tamamlayan uzunlu kısalı mısralara yer vermesidir.

“Kaldırımlar” şiiri ise milli veznimiz olarak değerlendirilen hece vezniyle yazılmıştır. On dörtlü hece ölçüsüyle yazılan şiirde zengin kafiyeler ve redifler özellikle dikkat çekmektedir. Zaten Necip Fazıl şekil ve kalıbı mânânın iskeleti olarak görmektedir. Ona göre şair, bir şekil ve kalıba mutlaka bağlı olan, fakat onu aştığı, gizlediği, peçelediği oranda başarılı olan büyük ustadır. “Adilik korkusuyla şekil ve kalıp firariliğini aczin en adisi diye kabul ediniz.” diyen Necip Fazıl’dır. Bu görüşlerinde de anlaşıldığı gibi şekil ve kalıp onun şiirinin vazgeçilmezlerindendir.

“Kaldırımlar” şiirinde muhteva-şekil bütünlüğü sanatkârane bir üslupla sağlanmışken “Anlatamıyorum” da şair serbest veznin tüm imkânlarını samimi bir dille kullanmıştır.

AHENK BAKIMINDAN MUKAYESE

“Kaldırımlar” da ahenk klasik tarzda redif ve kafiyelerle sağlanmıştır. Bunun yanı sıra hece ölçüsünün akıcı, dikkat çekici özelliği de ahengi sağlama da önemli bir unsur olarak göze çarpmaktadır. “Anlatamıyorum” da ise Orhan Veli ahengi sağlamak için uyak ve vezne başvurmamıştır. Zaten o, yalnızca vezin ve kafiye ile ahengin oluşacağına inanmayı “muhteşem bir safdillik” olarak nitelemektedir.

Orhan Veli ve arkadaşları amaçlarını eski ve/veya mevcut şiir anlayışını yıkmak olarak ifade ettikleri ve bütün mesailerini buna harcadıkları için ahengin klasik unsurlar dışında nasıl sağlanacağıyla ilgili net bir görüş ortaya koyamamışlardır.

ŞİİR GELENEĞİ BAKIMINDAN MUKAYESE

Karşımızda tamamen farklı kaynaklardan beslenen iki şair ve iki şiir var. Biri geleneğin güçlü damarından beslenmiş ve bunu şiirin vazgeçilmezi olarak görmüş diğeri “eskiye ait olan her şeyin, her şeyden evvel şairânenin aleyhinde bulunmak lazım.” diyebilecek kadar geleneğe muarız. Tabiî ki bu düşünceler örnek şiirlere de yansımıştır.

“Kaldırımlar” her ne kadar dil ve anlatım özellikleri bakımından yeni bir tarzın habercisi sayılsa da muhteva ve şekil özellikleriyle tamamen geleneksele yaslanmaktadır. Fuzuli’nin yalnızlık duygusunu, platonik yaklaşımlarını hatırlayalım. Bir de Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirindeki tahassüslerine bakalım. Akrabalığı görmemek için kör olmak gerekir her halde.

Oysa Orhan Veli hem “Anlatamıyorum” şiirinde hem de diğer şiirlerinde (Nasır, Süleyman Efendi gibi) günceli şiire sokup geçmişi şiirden uzaklaştırmıştır. Bu bakımdan yaslandıkları “kuralsızlık” kuralının gelenekle bağdaşmadığını söylemek iddialı bir çıkış olmaz sanırım.

Şiirin amacı konusunda şairlerin tamamen farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen her iki şiirde de bir arayışın olması ferdiyetçilik noktasında onları birbirine yaklaştırmaktadır. Yine de şiiri, “mutlak hakikate arama işi” olarak değerlendiren Necip Fazıl’la Orhan Veli arasındaki benzerlik sanırım sadece bundan ibarettir.

Son söz:

“Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün,
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”

diyerek belki de hakikatin eşiğine kadar gelen ama eşikten geçme fırsatı (sanırım) bulamayan Orhan Veli’ye:

“Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini… O kim mi? Allah’ın sevgilisi… Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedilik sarayının paslanmaz tâcı…”

sözleriyle anlatamadığı veya anlayamadığı gerçeği “sanatkarane” bir dille anlatıyordu Necip Fazıl.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Anlatamamayı Anlatmak

Es-Selam Cahid Bey

Yazınızı okudum, ilginç bir mukayese yapmışsınız. Bu iki şair pek birbirlerine sokulmazlar. Ayrı durur şiirleri, düşünceleri. Ayrıdır telleri. Farklı bir nokta, bilemiyorum, ama konu anlatamamak olunca, her şairde bundan bir nasip vardır diye düşünüyorum. Necip Fazıl'ın örgüsü daha sağlam, kelimeleri daha güçlü, sesi daha gür. Orhan Veli ise tabir-i caizse kenardan köşeden gidiyor. Kelimeleri etkili kullanıyor, gündelik kelimelerin derinliğini ortaya çıkarıyor. Anlatamamak bir sorun mu, aslında değil. Şair biraz da anlatamamayı anlatan adamdır desek yanlış söylemiş olmayız aslında. Anlatamamak bir derttir, onun dile getirilişi derdi anlatma çabasıdır yalnızca. Bu iki şair farklı kulvarlarda, farklı seslerin temsilcileri, ama kelime anlamında vardıkları ortak noktalar olabilir. Yine de şiir görüşü olarak kıyaslarsak aslında Necip Fazıl "Sanat Allah içindir" derken, Orhan Veli "Sanat halk içindir" demektedir. Anlatamamaklar arasındaki fark bu şekilde. Beşeri aşk ile ilahi aşk arasında nasıl bir uçurum var ise, bu anlayışlar arasında da benzer bir durum var. Amaç öze ulaşmak, ana hakikate ulaşmak olmalı, şair bunu söylemeli, başka şeyi değil...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır ...