“Buyrun Nesrin hanım.”
Orta yaşlarının sonunda, yüzüne sinmiş acıyı birkaç kat fondotenle bile gizleyememiş kadın ağır hareketlerle ve yanında oturan diğer kadınlara hafiften gülümseyerek ayağa kalktı. Abartılı renklerle dolu kıyafetleri, artık geri gelmesi mümkün olmayan geçmiş zamana çocuksu bir veda gibi üzerinde duruyordu.
Kalın bıyıklarına rağmen kadınsı hareketleriyle dikkat çeken adam, kapıda kadını bekleyip, gülümseyerek elini omzuna koyup, içeriye buyur etti.
Uzun zamandır buranın müşterisi olduğu her halinden belli oluyordu kadının. Elindeki çantadan bir peruk çıkardı ve kenarda hazır bekleyen genç çocuğa uzattı. Adam daha önceden hazırda tuttuğu birkaç peruğu kadının kafasında denemeye koyuldu. Bu arada laflamaya başladılar.
“Hatırlamaz olur muyum?” dedi kadın.
“Rahmetli Fahrettin Bey o zamanlarda Maksim’e hazırlıyordu beni. Kocam olacak puştun yüzünden yarım kaldı her şey. Şimdi burada söyleyecek kadın değildim ben.”
Koyu sarı renkli bir peruğu beğendikten sonra aynı çantaya koydu. Çayından birkaç yudum aldıktan sonra tamamlamadan kalktı.
“Hayriş bugün müşterilerin yoğun. Ben çıkayım, sonra tekrar görüşürüz. Öpüyorum hayatım.”
Kadın kapıya yönelip yürümeye başladı. Neden sonra geri dönüp diğer müşterilerinin beklediği yerde oturan bir genç kıza yaklaşıp omzunu hafifçe sıktı.
“Allah zihin açıklığı versin güzelim.”
Genç kız gülümseyerek karşılık verdi.
Hemen yanlarında cep telefonuyla gürültülü şekilde konuşmaya başlayan kadına döndü bakışlar.
“Allah belanı versin Selin. Bana ne o heriften ayol. Yerden bitme bir tip. Bana mı yakıştırdın. Darıldım valla. Bana bak. Şimdi konuşamam Hayriş bekliyor. Tamam tamam ararım. İğrençsin yemin ediyorum. Tamam öptüm.”
Kalın sesini gizlemeye çalışan travesti, pahalı marka cep telefonunu, şık çantasına atıp ayağa kalktı.
“Nil nerdesin kız kaç zamandır?”
Adının Hayri olduğunu öğrendiğimiz adam, yılışık hareketlerle travestiyi koltuğa oturttu.
“Hayriş güzel oldu değil mi? Valla ortalığı ayağa kaldırırım. Karışmam bak ona göre!”
“Merak etme kızım sana hiç kötü bir şey verdiğimi gördün mü?”
Aynanın karşısında denediği peruğa uzun uzun baktı Nil.
“Valla çok güzel oldu. Eline sağlık. Hayvansın valla. Çok güzel oldu.”
Bağırtılı, gürültülü, bol argolu sözler, gülüşler, kahkahalar…
Bir an kalkıp gitmeyi düşündeki kenarda bekleyen genç kız. Ait olmadığı bir yerde, gitgide bir kuyunun içine saplanıyordu. Sürekli saatine bakarak sıkıntısını belli etti. Sonra çantasını karıştırmaya başladı. Çantasından çıkardığı bir kitabı evirip çevirip tekrar yerine koydu. Yanındaki kadına baktı ve gözgöze gelince gözlerini kaçırdı. Kadının bunu fark ettiğini hissedince utanç duydu. Bakmaması gereken bir şeye bakıyormuş gibi suçluluk duydu.
“Kemoterapi henüz olumlu sonuç vermedi ama bekliyoruz.”
Kadının beklenmedik şekilde kendisiyle konuşması, genç kızı şaşırttı. Ne söyleyeceğini bilemedi bir anda. Lafı geveledi ve sonunda doğru cümleyi bulup çıkardı ağzından.
“Allah’tan umut kesilmez.”
“Öyle tabii. Ne yapacağız ki başka. Saçlarım dökülmeye başladığında çok üzüldüm gerçi. Sonradan alışıyor insan. Amaaan nelere alışmıyoruz ki. Her şeyin başı sağlık. İnşallah iyi olurum da saçlar önemli değil. Peruk meruk idare ediyoruz.”
“Doğru önemli olan sağlık.”
“Sen niye geldin hayırdır.”
Genç kız tam cevap verecekten adam yine kadınsı hareketlerle yanlarına geldi.
“Buyur gel güzelciğim.”
Kız ürkek adımlarla koltuğa doğru yaklaştı.
“Hayatım başörtünü çıkaracaksın değil mi? Ona göre bir şeyler bakalım.”
“Yoo…şey…ben başörtüsünün üzerine bakıyorum zaten.”
“?...”
“Çok güzel bir şey olmasın…ben..ben..ÖSS’ye gireceğim de. Kiralık bir şey bakıyorum. Çok güzel olmasına gerek yok.”
Sustu herkes…
Yorumlar
Allah seni bildiği gibi yapsın patron
Pzt, 19/06/2006 - 14:06 — ismail kılıçarslanTarık Tufan, çıkınından her defasında bizi şaşırtacak bir şeyler çıkartmaya devam ediyor. Ama sakın yanlış anlaşılmasın: Şapkadan tavşan çıkartmıyor. Çıkınından, bizi şaşırtacak bir şeyler çıkartıyor.
Peruk hikayesi, özellikle o yapayaşlı pavyon kadını, o ölümü bekleyen kanser hastası ve o pahalı markalı cep telefonundan başka bir şeyi olmayan travesti olunca güzel. Çünkü hayat kokuyor. Kızgınlık, slogan ve benzeri "delikanlıyı bozan" numaralar yok Tarık'ın öyküsünde. Tam tersi dibine kadar hayat var. Dibine kadar hüzün var. Dibine kadar "insan olmaklığımız" var.
Sağol Tarık. Sağol Tufan. Allah seni bildiği gibi yapsın patron.
insan olmak mı dediniz!
Salı, 20/06/2006 - 00:16 — Mine KurisYorumunuzu pek anlayamadım İsmail bey, "hayat hüzün ve insan olmaklığımız" bu hikayenin neresinde. Bana hiçte bize yakın olmayan bir hayat hüzün ve insan olmak var gibi geldi. Belki yorumunuzu yanlış anladım. Evvel Ahir Selamlar
algı meselesi iyi bir başlık olurdu
Salı, 20/06/2006 - 09:55 — ismail kılıçarslanmine hanım. "bize yakın" derken neyi kastettiğinizi anlamadım. ama ben yorumumu biraz daha genişletmeyi deneyebilirim.
ben, kendimi bu toprakların, bu memleketin bir insanı olarak görme istidadı içindeydim hep. dolayısıyla, başına peruk takarak öss'ye giren kızımız benim için ne denli önemliyse, üç kuruş ekmek parasına hala şarkı söyleyen o eski payvon kadını da o denli önemlidir. sosyolojik bakımdan, toplumsal bakımdan falan demiyorum. bizatihi içinde bulunduğu insani durum açısından önemlidir.
bize yakınlık derken kastınız "müslüman duyarlılığa yakınlık" ise yapmamız gerekenin tam da bu olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
kozlu'da göçük altında kalan işçiye, sokakta bir kısım sapıklar üzerinden para kazanmaya çalışan travestiye, kanser hastalarına, bergamada altın yüzünden köyü elinden alınana... tüm bu mazlumlara hayat, hüzün ve insan olmaklık penceresinden bakmak bir müslümana yakışmazsa söyleyin kime yakışır? "mazluma dini sorulmaz" hükmü orta yerde taş gibi dururken, "günahkarı değil, günahı sevmem" hükmü taş gibi ortada dururken "bize yakın - bize uzak" faşist sapmasını mı yeğleyeceğiz? onlar öyle yapıyor diye mi? olur mu?
selam ve dua.
Dilimiz sürçtü....
Salı, 20/06/2006 - 17:45 — Mine KurisYazıya attığım başlık yanlış anlaşıldı galiba, benim bu insanları küçümsemek gibi bir niyetim asla yoktu.
Eğer ortada toplumu ilgilendiren bir sorun varsa bu hepimizin sorunudur. İnan bir insana elbetteki günahı sevmemek yakışır günahkarı değil. Eğer günahı işleyen kişiye mazlum diyeceksek bu kişinin de, hiç olmassa yaptığı yanlıştan unatması rahatsız olması gerekir diye düşünüyorum. Vurdumduymaz ve umursamazca yaşanan bir hayatı oturup biraz düşünmek gerekmez mi. Hikayedeki karekterlerin hiçte böyle bir tasası var gibi gelmedi bana(öss'ye girecek kızın dışındakileri kast ediyorum) Kendim için istediğimi elbette kardeşim içinde isterim. Ama ona "ne yapalım sende böylesin" diyemem. Benim anlatmak istediğim bu, yinede anlamamış ve anlatamamış olabilirim Allah hepimize ANLAMAYI ANLAMAYI nasip etsin
Başlığa tekrar dönecek olursam, evet sizinki daha uygun oldu tabii :) benim acziyetimi madur görün, yazı konusunda uzman olan sizsiniz.
Baki Selam
Bu arada son yorumunuzu okudum. Hiçbir özel ismide büyük harf kullanmamışsınız, ama birinde kullansaydınız
yasak (!) olmasına rağmen
Pzt, 19/06/2006 - 14:18 — Halid Aslanyasak (!) olmasına rağmen cep telefonu ile sınava girenler vardı.
açıklar vardı, keçi sakallılar vardı, kipri saçlılar vardı...
pantolonlu bayan gözetmenler vardı, salon başkanları vardı.
bir kaç kafadar kafaya koymuş, başörtüsü ile salona gelenlere "tamam bacım nasıl istiyorsan öyle dur" diyecektik.
ne olacağını asla ve kat'a düşünmeyecektik.
arayan gözlerle bakıp durduk,
boynumuzu büküp durduk.
polis kontrolundan sonra olmadı başını kapatan.
kahrolduk.
bolca öfke içerisinde bu hale getirenlere sövdük durduk.
Yandı Yürek KEBAP Oldu..
Pzt, 19/06/2006 - 14:27 — Metah ÇAkkoCem Yılmaz bir gösterisinde şöyle diyor dalga geçerek ve sitemle: "Ben yerimi anladım aslında... Korsan cdler için emniyetten çağırıyorlar, 'bunlar senin cd'n mi?' diye... Bakıyorum bir yanda malum (o açıkça söylüyor bunu) cdler diğer yanda benim cdler..." Bİr anlamda o malum cdlerle aynı kefeye konmaktan rahatsız oluyor o bile...
Şimdi konumuza bağ kurayım: "Peruk"un simgesel olarak da işlevine gerek duyan kesim olarak da hangi çevrelere hitap ettiği açıktır. Hikayede bir "kokona şarkıcı", bir travesti ve kanser hastası bir kadınla aynı kefeye konulmuş bir başörtülü genç kızımız var... Bİr zamanların "namus simgesi" sayılan ÖRTü, genelde "namussuzluğun simgesi" sayılan perukla değiştiriliyor -istenmeden de olsa- bu trajik filmde... Filmde diyorum, bence bu öyküden de öte bir kısa film senaryosu olmuş...
Öyküyü başarılı kılan ve hareket sağlayan da bu... Attila İlhan şiirleri gibi: film gibi, "anlatsam film olur hayatım" gibi... "İşte bizim hikayemiz" gibi....
Tebrik ediyorum Tarık kardeşim...
NOT:Yazıda "Ait olmadığı bir yerde..." ifadesi hoş durmamış tek yerdir. Okur zaten bunu -kızcağızın oraya ait olmadığını- fark edecektir, okuru yönlendirmeye gerek yoktur. Hem yazar taraf olmamalı, ancak ayna olmalıdır.
Bu arada Nesrin(Topkapı?) ve Fahrettin(Aslan?) gözden kaçmış değildir! :)
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
Elinde ki Dosyayı Sıkıca
Pzt, 19/06/2006 - 14:30 — Beyhan DemirciElinde ki Dosyayı Sıkıca kavradı, gözündeki yaşlar acziyet belirtisidir diye sakladı:
- Peki Efendim yeniden Gözden geçiririm, dedi.
- Yeniden Gözden geçirmek yetmez, revize et, yeniden hazırla. Ortalıkta bir sürü okumuş adam var, ayağımı öpeni işe alırım, siz elinizde ki nimetin farkında değilsiniz.
- Ama Efendim size hazırlık aşamasında gerekli bilgiyi vermiştim, onaylamıştınız?
- Çok konuşuyorsun, bu çeneyle hiç bi yerde barınamazsın..
-Fakat ilk defa hazırlamıyorum bu dosyayı, şimdiye kadar hiç sorun çıkmamıştı.
- Bu işi sen mi biliyorsun ben mi? o kadar seneyi bana okulun kapısından girememiş biri ukelalık yapsın diye okumadım ben..
- Ama..
- Uzatma fazla, ne diyorsam onu yap, işine gelmiyorsa da sen bilirsin işte kapı işte sapı..
Tabii o kafandakiyle nerede barınırsın bilmiyorum (Alayla gülümseme)
-Kafamda ki olmasa ve ben sizin okuduğunuz okulu bitirebilmiş olsam sizde karşımda benim konumumda olsanız, yaptığınız işe verdiğiniz emeğe saygı duyardım..
Bir cafe, iki arkadaş birinin elinde revize etmesi gereken dosyalar diğerinde bir poşet:
- Abla bu gün bişey yaptım.
- Hayır olsun İnşallah.
- Sınava girebilmek için bi peruk kiraladım.
- .....
-İyi mi ettim?
- ...
Miş_Miş..
buradaki hüzün kime ait???
Pzt, 19/06/2006 - 15:01 — aysun yollardagezerhüzün öss'ye perukla girmek değil, öss'ye hiç girememektir. peruk almak için travestilerle aynı ortamda bulunan bir kız için üzülemem. çok derin, çok acı bir konu bu. Tarık Tufan gerçekten ciğerime dokundu ama o kıza acımadım. acımam mümkün değil...
ben sınava giremeyenleri hatırladım.
ya ben öleyim mi söylemeyince
Salı, 20/06/2006 - 10:03 — ismail kılıçarslanyusuf bana gene kızacaksın. "boşver baba, işin mi yok" diyeceksin belki de. ama duruma bakar mısın abi? "peruk almak için travestilerle aynı ortamda bulunan kıza acımayan" bir ruh hali var karşımda. bunu nereye koyacağız yusuf?
al bu ruh halini, burdan bir felsefe kur bana. ebu zerin, alinin, peygamberin olmadığı. allahın olmadığı bir felsefe kur bana.
bunu yapabilir misin yusuf?
KİME ACIRSINIZ SİZ MERAK EDERİM???
Per, 29/06/2006 - 03:58 — aysun yollardagezerHz. Muhammed hiç taviz vermiş midir???
Bu nasıl bir geniiiş diyalogdur, nasıl bir hoşgörüdür anlamadım gitti. Ben acımıyorum diye nasıl bir felsefe üretiyorsunuzzz...Acımama sebebim de bellidir. Alın benim ruh halimi, kurun felsefelerinizi...
Kader kurbanı ama peruğuyla açamadığı kapı olamayacak öyle mi???
Teslim olacak öyle mi??
Azıcık sıkıntı çekmeyecek öyle mi?
Böyleydi değil mi Ebuzer'in Ali'nin zamanında... Sümeyye de bunu yapmıştı değil mi...
Allah'ın olmadığı felsefe mi...Ben ondan anlamam işte.
Peruk alan, peruk takan. Keyfine bak sen...
Birileri seni sonuna kadar destekliyor da bunlar kimlere acır bilmem...
Bazıları bu soruna...
Salı, 20/06/2006 - 15:01 — Elif HanzadeBazıları bu soruna sınava girmemekle peruk takmamakla evde oturmakla ya da sınava, okula şapkayla girmekte buldu çözümü.
Aysun hanım inanın o ''O kıza acımadım acımamda mümkün değil'' cümlenize katılıyorum. Fakat biraz soyutlayarak kendimizi birazda dışarıdan bakalım isterseniz.
Biz o kızın yerindemiyiz?(Yaşadığımız bu acı hepimizin olsada)
-hayır.
peki o kızın içinde kopan fırtınadan kaldığı ikilemlerden haberimiz varmı
-Hayır.
Açmasa sınava girmese Rabbimin verdiği emri yerine getirmenin huzuruyla yaşıyacak ama içinde kalıcak o okuma aşkı.ilim aşkı.
Peruk yada şapka takarak sınava girse o huzursuzluk, kendinden vermiş olduğu ödünün acısı,manevi çöküntülüğü,emri yerine getirmemenin veridiği vicdan azabı onu ne kadar yaralar.ne kadar ağlar.Belki yemek yemez belki uyumaz.birde bunları düşünelim .
Ateşdüştüğü yeri yakar o acıyı ,yaşayan bilmez mi?
Belki türbanlı bir bayandan daha çok o acıyı yaşayan içi cızzlayan beyler ve bayanlar elbette var.ama acı yaşayanındır.
Her ne kadar konu tüm islami cemiyeti bağlasada, şahısa bağlı bir olay değil midir?
şapkayla, perukla görülen her kıza başını açma meraklısıymış gibi bakmayalım.madalyonun bide öteki yüzü var.
Belki o sınava girmek zorunda belki bir üniversiteye kaba bir tabir ama kapak atmak zorunda belki hayatının kurtulma şansı buna ait
Şimdi hayat kurtulması sınavla olmuyor fakat kabul etmemiz gereken birşey var. eğer işini çok iyi bilsende o 4 yıllık diploman yoksa elinde maaşında az olur(tabiki diplomasız bir iş bulduysan).kariyerinde.
tabi bu çalışmak zorunda olanlar için sölüyorum .Sadece para yada kariyer yapmak adına sınava okuyanlar adına değil.eğer amaç ilimse okulsuzda yapılır.okul disiplini versede insan isterse eğer kapatır o açığı.
Belki o sınava girip o diplomayı almak zorunda.belki ailesine bakmak zorunda.Belki ailesi baskı yapıyor.
Herkesin yaşantısı farklı açma sebepleri farklı keyfi olmayan ve zorunlu olan ve başını açan her kardeşim için üzülürüm ağlarım.o taş benim kafama gelmiş sanki o kanayan kafa benim gibi hissederim o sızıyı.
Bide biz türbanlılara gerici diyorlar ya ona çok gülüyorum ben ahiretimi yani ileriyi düşünerek kapanıyorum.İLeriyi düşünerek haraket yapan kişi nasıl gerici olur?
Şimdiiiiiiiiiii burada gerici ben miyim yoksa bu yasağı koyanlar mı?
Aşağıdaki ayete istinaden şunu demek istiyorum.neolursa olsun demekki biz bunu kaldırabiliriz.bu yük bizim omuzlarımıza konduruldu ama bu yükü taşıyabiliriz.
Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; Müminun Suresi 62.Ayet
?
Çar, 28/06/2006 - 20:51 — Gülhan Büşra DOĞANSayık Aysun Yollardagezen;
Çok enteresan bir yorum.."O kıza acımadım..acımam mümkün değil.Ben sınava giremeyenleri hatırladım." Hiç birimiz zaten acınacak halde değiliz..Ya da hepimiz acınacak haldeyiz..Ki hala birlik olmak yerine iki kutuplu bir portre çiziyoruz.Bu okumak bahsinde başını açanlar açmayanları peruk takmayanlar takanları evde oturanlar okula gidenleri okula gidenler evde oturanları vs. vs. kınayıp duruyor..Bize birbirimizin ardında destek olmak yakışırken birbirimizi kınamak neden?.. Allah her şeye rağmen tek bir görüşte birleşip "bir" olmamızı ve O'nun "bir" liğini bu şekilde simgelememizi ister..Kardeşlik ayıp kapaktır..Zaten herkesin içi yanıyor..Bu yangına su dökmek lazım körükle gitmek değil..
"Ben baştan kaybetmişim;
Belki ben baştan kazanmışım insnalık kaybetmiş..."
Bir Olmak Birlik Olmak
Per, 29/06/2006 - 03:42 — aysun yollardagezerKim kimi ayırıyor ki? İki taraf mı var burada?
O kıza acımadım. Kendi tercihini yapmış bir insana neden acıyayım ki. Ben istediğini elde edemeyen, uzaktan bakmak zorunda kalanlara üzülüyorum dedim. İsteyen peruk taksın, isteyen topuz yapsın.
Yangına su dökmek lazım diyorsun, YANGIN MI KALDI ORTADA...
Kim kime nerede destek olmalıydı???Bu konuyu açmayalım bence...
Perukla İmtihan Olmak
Pzt, 19/06/2006 - 16:28 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam Tarık Tufan Bey
Hikaye çok manidar, yara bizim de tuz bizim değil mi?
İmtihandayız, sorular zor, ne yapsak, ne etsek de geçsek?
Şu peruklar... Sahte ama gerçek, yalan ama doğru, dünya ama ahiret...
Bizi peruğa mahkum edenlerin peruk kadar kadar haysiyetleri var mı acaba?
Zannetmem...
Onlar da bir gün geçirildikleri kafalardan atılacak, devran dönecek bir gün...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır ...
Yorumsuz
Pzt, 19/06/2006 - 18:39 — MeLiKe Aydınmelike s.a
bu yazıya yorum yapabilecek kuvveti kendimde bulamıyorum. Hikaye çok çarpıcı gerçekten. Kimse kendini o kızın yerine koymak istemez. Ama "o kız" lar hep var...
Onlar benim kardeşim.
Onlar arkadaşım...
Herşeye rağmen.
Yüreğine sağlık abi.
Hala vakit var...
Pzt, 19/06/2006 - 23:02 — Zübeyde YücedalTaruk Tufan yazmış. Güzel de yazmış...Okuduğum hikaye ve ardından okuduğum yorumlar benim de içimin acımasına sebep oldu,ama içimi acıtan okuduklarım değil...Artık bunların benim içimi acıtmamasıydı...
Herşeye alıştığım gibi buna da alıştım..Alıştırıldık... tıpkı insanların sinek öldürülür gibi öldürüldüğü, her türlü ahlakasızlığın başını alıp gitiiği bir topluma alıştırıldığımız gibi buna da alıştırıldık...Esikisi gibi tepki veremez olduk, en radikallerimiz bile duruşunu kaybetti..Yanımızdakiler birer birer karşı safa geçince onların karşıda olmasını kabullenemediğimizden bizde nerede duarcağımızı şaşırdık...
Bugün neden bu haldeyiz diye sorgularken; zihnim yakzık ki beni hiç kabullenmek istemediğim bir sebebe götürüyor... sanırım ne kadar acı olsada her geçen gün biraz daha haklılık buluyor bu düşünce ...Yıllarca bizi dışlayan bir zihniyete karşı verilmiş bir mücadele sonunda kazanılmış bir hak bir nimetti; bu vatanda inancımın emrettiği şekilde eğitim görmek...ama bu hak hor kullanıldı sonrası düşünülmeden bizler düşünülmeden...
Amacım kimseyi suçlamak değil birilerinin hatasını genele maletmek haddim değil ... Fakat şu da bir gerçek ki ''Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onlar üzerindeki hükmünü değiştirmez''...Yani biz bozuldukki daha ağır bir imtihana tabi olduk ve biz düzelmedikçe korkarım imtihanlar ağırlaşarak devam edecek...Ve üzülerek görüyorum ki kimsenin düzelmek gibi bir niyeti yok ... Her geçen gün taviz verecek yeni alanlar buluyoruz kendimize... Birileri bunu bilfiil yapıyor birileri göz yumuyor bir diğeri de destekliyor yani topyekün bir gaflete dalmışız....
Evet birileride hala dimdik durmaya çalşıyor onları takdir ediyor ve Allahın o birilerine hakkımızdaki hükmü değiştirebilme gücü vermesini diliyorum....Bilmiyorum bu benim içimi kanatan bir şeydi belki kendime bir tokat belki sesli bir düşünme...En doğrusunu Allah bilir
Yazının Sonunda Aslında Çok Dersler Var..
Salı, 20/06/2006 - 00:39 — Turgut OCAKBenim aklıma şunu getirdi, en azından o kızcağız sınava girebilmek için çaba gösteriyor. Birşeyler yapıyor da. Acaba dünya imtihanı için çaba sarfedenler, ne yapıyor veya neler yapıyor..hani cenneti kazanmak için yani...
Burası da artık düşünen insanlar için. En azından herkes ne yaptığına bakarda belki birazcık olsun hayatının muhasebesini yapar.
Selam ve dua ile..
düşünen insanlar için yeryüzü ve evrendeki her varlık bir kitaptır....
kiralik vicdan, kiralik peruk
Salı, 20/06/2006 - 01:37 — seyma kimbilirRuhlari satilik, vicdanlari kiralik yaratiklar, ortu ustune de olsa takilan peruklarla tatmin olma pesindeler...Tarik Tufan in satirlari hikaye! degil dostlar, bu satirlari yasamak! okumak kadar kolay degil, hem de hic kolay degil! Perugun fikhi hukmunu tartismayi simdiye kadar peruk takmayi gerektirecek!!! hic bir durumla karsilasmamis ve eminim bundan sonra da karsilasmayacak ehl-i keyf insanlara birakiyorum...
Kapilardan coook kovuldum, siniflardan cok cikartildim zorla, - benim anneannem de basortu takiyor! diyerek, bas actirma istegini legallestirmeye calisti basimdaki gozetmenler...
Kapilardan cok kovulduk bu dunyada rabbim, ote tarafta bari sen kovma kapindan...
Alternatif Eğitim Mecraları
Salı, 20/06/2006 - 09:23 — Ercan HüseyinoğluKonu başörtüsüne geldiği zaman bir çok bayanın feryadlarına şahit olduk bu sitede. Kapılardan kovulmuş, hakaretlere uğramış , alay edilmiş, ikinci sınıf muamelesi görmüş, içi kan ağlayan, onuru kırılmış, incitilmiş kardeşlerimiz.
Daha fazla dramatize etmeye gerek yok sanırım. Herkes bu konuyla bir nebze ilgili... kimimizin eşi, kızı, kızkardeşi, yeğeni... bu tip olaylar yaşamıştır.
Fakat hal böyleyken hep ah vah edildi, isyan edildi, Avrupa İnsan Hakları (!) mahkemelerine gidildi. Bizi insan olarak görmeyenlerden yardım istendi, medet umuldu belki de.
Ama asıl yapmamız gerekenleri yapmadık, asıl buna üzülmemiz gerek. "Alternatif eğitim mecraları oluşturamadık". Umarım yanılıyorumdur, umarım bu çalışmaları sadece ben bilmiyor olayım. (Lütfen bana cemaatlerin içine kapalı lokal çalışmalarından bahsetmeyin)
Tüm müslümanların ortak derdi olan bu konuda hala ciddi bir şeyler yapılamayacak mı? Cevap malesef EVET.
Biz hala diyalog kurmayı beceremedik. Diyalog bize ne kadar uzak bir kavram. Diyalog kelimesinin Türkçe'de bir karşılığı mı var ki? Belli ki hiç lazım olmamış !...
Biz daha birbirimizi sevmeyi öğrenemedik ki !
Öyküdeki bu ahenktar hava
Salı, 20/06/2006 - 09:41 — Büşra KurtÖyküdeki bu ahenktar hava ve öykünün son bölümünün vuruculuğu bana Tarık Tufan'ın 'Kısa bir akşam üstü yolculuğu' nu anımsattı her nedense. Belki onun da beni çok etkilemesinden kaynaklanıyodu, bilemiyorum ama, her neyse öyle bişey işte..
uzun uzun düşündüm yorum yazmadan önce. Yanlış bir kelam etmeyeyim, yazının büyüsünü bozmayayım diye.. ama görüyorumki hissettirdiği duyguyla, yazıya aksi bir yorumda bulunmak pek mümkün değil :)
Baştan ayağa vicdan kesildim, ve sızım sızım sızladım öykünün sonunda..
"herkes sustu" diyordu..
Herkes susmuş...
ne yazık; söylenmiyor çok şey, susmadan..
Eline sağlık Tarık abi..Allah kalemine zeval vermesin..
Yılmadan yap. Fırsatı kaçıracağın için değil, önünde yılgınlık göstereceğin her kimsenin bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden. Yılma ki sıcaktan kavrulana gölgen, suda boğulana elin erişsin. Önce yap,sonra açıklarsın
diyalog
Salı, 20/06/2006 - 11:56 — seyma kimbilir"Biz hala birbirimizi sevmeyi ogrenmedik ki" derken birbirini sevmeyi ogrenemeyenlere de sevgiyle bakabilen bir yuregin varligini umuyorum!...
sevmek degil ama saygi duymak zorunda oldugum insanlara diyalog kapisi her zaman acik bizim icin,keske cagrilarimiz kulak ardi edilmese de yol katedebilsek diyalog yoluyla, bu bir peygamber gelenegi zaten...
ayrica sorun birbirimizi sevmemek degil, anlamak istememek gibi gorundu bana,sitemkar ifadeleri sadece ayagina diken batan birinin tepki vermesi gibi algilayin,olsun bitsin.. aslinda boylesine acitildigimiz bir konuda bari birbirimizle ugrasmayalim derim ben...
birbimize tutundukca bicaklarin ucu kapanacak!
islami usullere uygun perukcu
Salı, 20/06/2006 - 13:57 — aysenurerkenartık 'türban' mağazalarının yanında 'islami usullere uygun' peruk mağazaları var. akıl almaz bir hızla dönüşüp adapte oluyoruz. peruklar başörtü beğenir gibi beğeniliyor. üzülmek pek de kimsenin aklına gelmiyor. o görüntülerin ve acılarin çoğu, bizim sevgili halkımızın coğu için, varolan ve alışılageldik olanın dışında yeni birşeyle karşılaşınca ne yapacağını bilememenin verdiği gözleri 'dolma hali' olmasaymış bu kadar kısa bir sürede başörtü mağazalarına eşit sayıda peruk mağazası açılır mıymıs?
özünde zaten dramatik olan lakin 'gerçek hayat'ta dramatikleştirmek için bu tür ironik kurgulara ihtiyaç duyan kronik meselemiz artık aşılmalıdır.
ve bunu ötekilerden, birilerinden kanun dilenerek, adalet, müsamaha dilenerek yapamayiz.
aşacağımız kendi zihnimizde ve kalplerimizdeki zincirlerdir ve tortulardır. kimden neyi isteyecegimizi bilmeliyiz.
en güçlü olan Allah'tır.
peruk çözüm mü?
Salı, 20/06/2006 - 14:09 — isra öztürkElbette o peruğu alanlarda ve hatta satanlarda çözüm yolunun o peruk olmadığını biliyorlar ama bence kendilerini bir şekilde kandırmaları gerekiyor ve çözüm olarak buldukları yolda bu. Tabiki onlara hak vermiyorum ama şu an içinde bulundukları durum çok karışık kendimize olduğu kadar onlara da dua etmeliyiz diye düşünüyorum.
hırsızın hiç mi suçu yok?
Salı, 20/06/2006 - 14:41 — isra öztürkBelki şuan okuduğumuz bir hikaye ama hepimiz biliyoruz ki bu hayatımızın bir gerçeği... benim anlayamadığım bi durum var niye peruk alan kızları suçluyoruz hep? tamam onlara hak vermiyorum ama herkes Allah aşkına elini vicdanına koyup düşünsün bizi bu hale getirenlerin hiç mi suçu yok onlar çok mu masum bütün suç olaylar bu hale geldikten sonra okumak için peruk takan başını açan kızların mı?
bir cami tuvaleti ve peruk
Salı, 20/06/2006 - 15:24 — ayse didarNe alaka demeyin. Çok alaka. Dün bir camiye namaz kılmak için gittim tuvalaet kısmında abdest alınacak yeri var. İmam(!) tuvalet sabunu için duvara oyma bir yer yaptırmış ve sabunu buraya kilitlemiş.Tuvalet kısmının mide götürür tarafı zaten yok da abdest alınacak yerde o bembeyaz fayansların rengini görmelisiniz. Bu cami çarşı merkezinde bir cami ve gelişmiş bir ilçeye ait( Bor) Şimdi soruyorum bize! Bu camiyi bir papaz görse yada müslüman olmak isteyen bir ateist görse yada başörtüsüne karşı görüş sergileyip müslümanları gerici diye yaftalayan birisi görse yada bir kilise temellerinden canlanıp ayaklansa biz müslümanların yaşamış olduğu mekanların hal ü pürmelalini görse. Sizce ne düşünür? Sizce biz başörtüsü zulmünü hak etmiyor muyuz. Sizce önce kendimize bizim saygı duymamız gerekmiyor mu?
Bir Dakika Biz Neredeyiz;...
Salı, 20/06/2006 - 16:05 — ismet karaHayır,olmaz.Böyle bir mantık yürütülemez. Allah bizlere rahmeti ile muamele eder,adaleti ile değil. Nasıl olur, nasıl söylenir böyle bir söz...
Sizce biz başörtüsü zulmünü hak etmiyor muyuz?
Bu hangi perişan aklın; dilinde gevelediği ezber yosması bir cümle ki,düşünce hali ki,birden nasıl da peydahlanıyor...
Ne yosması kardeşim bu nasıl bir ifade
Salı, 20/06/2006 - 19:19 — ayse didarBu cümleyi çok üzücü bulduğumu bildirmek isterim. Biz zulmü hak ettiğimizi söylemedik. Diyoruz ki bir şeyler düzelecekse bu önce bizim hayatımızdan başlamalı. Biz kendimizi değiştirmiyorsak hayatımıza dair başkalarının bizi anlayışla karşılamamasının ve saygı duymamasının normal olduğunu anlatmaya çalıştık. Elini vicdanına koyan herkes yazılanı bu şekilde anlar önce. Doğrusu anlama kapasitenizi tartışmak gibi bir niyetim de yok.
:)
Çar, 21/06/2006 - 19:56 — ismet karaBir yazı elinizi vicdanınıza koyularak anlaşılmaz bu noktanın burada belirtilmesi gerekir.Eğer vicdanı önsaflara çıkartacak isek,benim yazımda konuşlandırılmış olan "yosma" kelimesi için de ayniyle mukabelede bulunup elinizi vicdanınıza davet etmem gerekecek.
Yorumun içinden cımbızla çektiğiniz bu kelimeyi başlı başına, o haliyle anlamak son derece yanlış bir tutum olur.
Kapasite meselesinde ise;siz zaten yargınızı kendi kapasiteniz ile noktalamışsınız.
BU YARANIN KANI DURUR MU?
Salı, 20/06/2006 - 16:08 — Elif HanzadeAyşe hanım öncelikle inanın türban kadar canımı sıkan bir yaram daha vardı.bu yaraya öle bir parmak bastınız kiii bu yaranın kanı durur mu işte onu bilmiyorum.
Camilerin bayan kısmıyla erkek kısmı tamamen farklı olur.çünkü biz bayanlar ya kendimiz istemediğimizden yada yadırganıcağımızı düşünerek gitmeyiz camilere. o yüzden tuvaleti de .bayanlar için ayrılmış olan bölümde(eğer ayrıldıysa) pek hijyen pek bakımlı olmaz.kullanılmıyor diye.
kullandırtmıyorlar kiiiiiii kullanalım.
ben kendi mahallemden örnek veriyim .etrafım camiyle dolu ama bir kere bile gidemedim.yokki bayanlara ayrılmış bir bölüm şimdi ben ne yapmalıyım.erkeklere ayrılmış bölümde en arka safhaya geçip iç içe birbirimize baka baka ibadetimi yapmalıyım.böle gözler üstümde çıktığımda acaba peşimden ne diyecekler korkusu olarak yada hiç mi gitmemeliyim.
Esasen böle mi olmalı ??
Ben ,içim daraldığında, içimden namaz kılmak geldiğinde abdestimi alabileceğim yer olsa biz bayanlara ayrılmış bir yer olsa gitmezmiyim.
Allah'ın evinde kılacağım o 4 rekat namazmı dahamı böle yakıcı
kılınır evde kılacağım 16 rekat namaz mı?
Benim illa camiye gitmek için merkezi yerlere mi gitmem lazım.illa Fatih camiine yada Sultan Ahmet'e mi gitmeliyim ben niye kullanamıyorum mahallemdeki camileri.Hayır erkeklerde camilere akın etse ,dolup taşsa camiler içim gam yemez.derim ben kullanamıyorum ama kullanılıyor derim.
Ezan okunur namaz kılınır sonra camiler kitlenir .o cami taaaaaaki öteki namazın ezanına 10 dakika kalana kadar kitli kalır.
be mübarekler müsade edin de millette girsin camiye dimi.
ben belki evimde de huşu lu kılabilirim ama camide namaz kılmanın huzuru başkadır.orda başka bir koku oluyor(ayak kokusundan arınmış camilerden bahsediyorum ).secdede alın başka yanıyor.
YA SABIR ,Herşeyimiz mi yamuk banamı öle geliyor?
Camime giremem.Türbanımı takamam.Ama hesapta dini İSLAM olan bir ülkede yaşıyorum.ilginççç
Allahım bizleri tahammül edemeyeceğimiz imtihana tabi tutma
peruk'tan yola çıkan cümleler
Salı, 20/06/2006 - 15:29 — Tarık TufanYazmaya çalıştığım şey aslında bir hikaye değildi. Yani bir tarafıyla değildi demek istiyorum. ÖSS öncesi kiralık peruk haberlerini görünce (arama motorlarına bir bakın lütfen), aynı yerde yanyana gelebilme ihtimali olan dört kişiyi buluşturdum. Bir anda oturup yazılmış bir kurguydu aslında.
Metah Çakko doğru söylemiş; bu bir kısa film senaryosu olarak tasarlanmıştı ama ÖSS öncesi çıkan haberler oturup yazmamı dayattı. Bakarsınız bir kısa film oluverir.
Böyle bir hikayeye verilebilecek tepkiler önceden kestirilebilir. Durumun acısını hissedenlerin tepkileri, peruk takanlara öfkeli insanlar, başını açmadığı ya da peruk takmadığı için okula alınmayanların öfkeleri ve hikayedeki diğer kimliklere öfke duyanların tepkileri.
İsmail'in söylediklerini, sızlanmalarını çok iyi anlıyorum. Pavyon şarkıcısı kadının ya da travestinin, kanser hastasının peruk takmasındaki hüznü anlayabilecek adamlardan biridir kendisi. Zaten bunun için arkadaşız. Bu hüznü anlayabilecek herkesle olduğu gibi.
Öte yandan uzaklık ve yakınlık tasarımları bireyin toplumdaki yerini belirleyecek kadar önemlidir. Bir bakmışsınız ki günahkarlardan kaçayım derken, statükonun ağzı pis kokan tetikçileriyle kolkolasınız. Bence bizim mahalle yakınlık ve uzaklık tasarımlarını gözden geçirmelidir. Mesela Diyarbakır'daki yurttan kaybolan 39 çocuk yakınımızdır.
"o kıza acımadım" diyen arkadaşımızın umuyorum ki yazarken her şeye rağmen elleri titremiştir. Müslüman yüreği acımak için büyük sebep aramaz zira.
Buralardan kalkıp başka meseleleri tartışmayın. Okuldu, alternatifti, gitmekti, gitmemekti bunlar başka şeyler. Bunları başka zaman tartışırız. "Başörtülüler için kiralık peruk" olgusu bana acaip başka bir şey geliyor. Bambaşka bir şey...
Nasıl anlatmalıyım bilemiyorum. Bu yüzden kişiler üzerinden bir durum yazısı yazdım.
Bu modern zamanların üzerimize farklı bir koldan saldırısı gibi. Avını öldürdükten sonra eziyet eden vahşi kapitalizmin yüzlerinden biri gibi geliyor bana bu fotoğraf.
Bir film gibi yaşıyoruz garipliği...
Başörtüsü üzerine peruk!
Sadece bunu hayal etmek, düşünmek lazım. Yoksa takanı ya da takmayanı kınamak değil. Şimdi durum bu değil. Azalıyoruz, yalpalıyoruz, aşınıyor kalbimiz.
Bu yeni bir durum...
Çözümler, fıkıh, inanışlar, cevaz istemeler, akaid filan benim meselem değil şu anda. Başka bir şey anlatmaya çalışıyorum zira.
Kiralık peruk takana acımamanın hükmü...
Çar, 21/06/2006 - 23:57 — aysun yollardagezerSizin anlatmaya çalıştığınızı da anladım. Ayrıca haklısınız, acımadım derken aslında acıdım o kıza. Ama bir yandan da acımamı unutturacak kadar büyük bir kin var. "O" başlatmamışsa da birilerinin başlattığı sökülme hareketi. Dedim ya ciğerime dokundu. Günah çıkartmıyorum şimdi. Ama üzülüyorum. Benden geçti tamam, ben okul defterini kapadım da günün birinde bir kızım olursa diye düşünüyorum, cahiliyye devrindeki gibi diri diri gömülmek için mi gelecek dünyaya...
...
Salı, 31/07/2007 - 18:07 — berjin dûha''birgün bir kız çocuğum olursa''... o gün geldiğinde bir kız çocuğuna sahip olmak istemiyorum... ne annesi gibi okul kapısından ağlamadan dönüp gitmesini ve her işte sonuna kadar sömürülmesini, cemaat dediğimiz yerlerde bile ama başörtülü çalıştırmak yasak biliyorsunuz kaldı ki mezunda değilsiniz... zırvalarıyla çalıştırılmasını;
ne de halası gibi peruk takıp her defasında; hah hah hahhh bu ne komik şey ya gibi cümlelere, maruz kalmasını da istemiyorum.. bu anları yaşamasını istemiyorum... ben kız çocuğum olsun istemiyorum...
iran ve fahişe!!!
Salı, 20/06/2006 - 22:35 — fahriye yalçınÖSS sınavının yapıldığı gün, yani geçtiğimiz pazar günü ülkenin en büyük (?)gazetelerinden biri pazar ekinde iran fahişelerine tam iki sayfa yer ayırdı… ne kadar önemli ve ne kadar hayret verici bir konu! iran ve fahişe! nasıl yan yana gelebilirmiş! Allah’ım yoksa yanlış yerde miymiş! röportajı yapan bu h’anfendinin hayretlerine hayret etmemek mümkün mü?
nedense iran ve fahişe kelimelerini yan yana getiremeyen bu insancıklar peruk ile türban kavramlarının yan yana gelmesine gayet doğal bir şeymiş gibi bakıyorlar.
öyle ya! biz bile bu kadar doğal karşılarken…
şimdi neresini yazacak bu kadıncağız ?türban üzerine peruk takmanın neresi ilginç!
hem peruklar gizli bile satılmıyor, her şey açık! burası Türkiye!
oysa zavallı fahişeler orada gizli gizli müşteri bulmak zorundalar . ne yazık!
şimdi bunlara gazetelerinde iki sayfa yer ayırmayacaklar da ÖSS için kiralık peruk takan kızlara mı ayıracaklar! ayy kim okur Allah aşkına Pazar-Pazar!!! Maazallah trajlarını mı düşürsünler böyle boş şeylerle!!!
Bir yandan dünya kupası oynanırken…
ahh tarık tufan! sen hangi ülkede yaşıyorsun Allah aşkına
curmun ile geldim sana......
Çar, 21/06/2006 - 01:01 — medine doganBu yazilari okyunca aklima nedense" curmun ile geldim sana" ilahisi geldi.
Tarik Tufan'in yazilarindan cumlelerinde belkide en onemli nokta baskalarinin acisini malzeme yapmamasi.Baskalarinin hayati hakkinda kolay cumleler kurmamasi.
her iki kadinda bazen bir birinden o kadar uzak, bazende bir o kadar yakin ve kaderleri bir noktada birlesiyor....yani birsey ne tam siyah ne de tam beyaz olamk zorunda, gride olabilir..
Anadilim türkce degil,bazen bir yazi veya siir cok agir geldiginde,kendimin anlamadigin idusunurum.Fakat Tarik tufan'in cumleleri, kelimeleri cok anlasilir bulurum.
siirde hic anlamadigim halde sayin kilicarslan'inda siirleri cok anlasilir.hayatin icinde,karsilik bulan cumleler....
Demek ki, hata sadece bizim( yani anlamayanlarin degil::))
Allah herkese selamet versin.
"türban" ???
Per, 22/06/2006 - 02:37 — Elif Mervesanırım yorumlara dair bir yorum olacak benimki,
ne zaman ve nasıl basortusunden turban diye bahseder olduk?!
bu sorunun cevabı bir cok anlayısı ortaya cıkaracak bence
ve biz kimiz ki bir baskasını yargılıyoruz, hele de insanın en "ozgur" kılındıgı bir dine olan mensubiyetımıze atıfta bulunarak?!!
(?)sanırım asilik başörtü sorunundan kalma bir ruh hali biz
Çar, 28/06/2006 - 11:36 — Elif Nur DiyerTam anlamıyla Tarık tufan tarzında bir yazı olmuş yani;biraz tuhaf!
''ağlanacak hale gülmek midir?'' bunun adı ? yazıyı okurken tebessüm vardı yüzümde: ''bu yazar yine tuhaf konulara değinmiş'' diyen bir yüz ifadesiyle. hayatın hangi açısından bakarak gerçekler görülür? Başörtü gerçeği bu mudur? çözümsüzlüğün, alalade çözümlerin gülünçlüğü ancak bu tarzda açıklanabilirdi değil mi?
konunun başlığı güzeldi ve içimizdeki ''hadi bir şeylere muhalefet olalım ''hissinin sürüklemesiyle yorum yazdık. sanırım asilik başörtü sorunundan kalma bir ruh hali bizde...
vesselam...
bir elif bir nur kadar ömür...
öss-peruk
Salı, 04/07/2006 - 12:40 — sabire çevik"öss için peruk kiralanır" haberlerini gazetelerde ve internet sitelerinde okumuştum ama ne üzücüdür ki sadece okuyup geçmiştim. Tarık Tufan'ın yazısından etkilenmemek ve üzülmemek elde değil. İçinde bulunduğumuz çıkmazı çok güzel anlatmış. kaleminize sağlık...
Başımı veririm ama başörtümü asla!
Per, 06/07/2006 - 16:28 — Şükriye DertliAllah (cc) sonsuz adalet sahibidir . İsterse dünyada isterse ahirette muhakkak adaleti tecelli edecektir . Kim Allah (cc) ın emir ve yasaklarına uymuş ve mağdur olmuştur? Biz bu yolda ne kadar dik, ne kadar karakterli ve ne kadar kararlı yürürsek Rabbimizin yardımı da bizimledir. Taviz verdiğimiz şeye bir bakalım. Farzdan taviz vermeyelim. Önemli olan dünyada ki sınavlar ( ünv . sınavı v.b. ) değildir . Rabbim ahireti kazandıracak sınavlarda bizleri muvaffak kılsın inşaAllah. Ve inşaAllah bu yanlış ve insanlık dışı yasaklar da ortadan kalkar . İslam bilinci almış Allah (cc) korkusu olan ve Allah (cc) ın emir ve yasaklarına uyan kişilerin önü açılır . Bu kişilerin eğitim alıp belli yerlere gelmesi bazı kimseleri rahatsız etmektedir . Engellenmek istenenlerden biride budur. Çünkü bu kişilerin işlerini doğru ve dürüst yapacak olmaları onların çıkarlarına dokunmaktadır. İslamiyet’in daha doğru ve tam anlamıyla yaşanıp anlaşılmasına değer görmesine karşılar . İslamiyet’i ve İslami yaşayışı karalamak ve insanları bunlardan soğutmak isteyenlere inşaAllah Rabbim müsaade etmez ve bu yanlış uygulamalar toplumumuzun bilinçlenmesi ile ortadan kalkar . Toplumun bilinçlenmesi ile dedim çünkü "Müslümanım" dediği halde malesef yasağa hak verenler ve başörtüsünün farz olmadığına inananlar var. Bizler elimizden geleni yapıcağız muvaffakiyet Allah (cc) tan. Ayrıca bir Müslüman her zaman hangi durumda olursa olsun ortamı kendi leyine çevirir. Mesela yurt dışına gidenler geri geldiklerinde yanlarında orada İslam ile şereflenmesine vesile oldukları kişileri getirmeye başladılar. Olsun bizi dünyanın dört bir köşesine dağıtırken aslında İslamiyet’i dünyanın dört bir köşesine yayıyorlar. Önemli olan İslam’a hizmettir. Diplomalı veya diplomasız, paralı veya parasız fark etmez. Sahip olduğumuz imkan neyse onunla hizmet etmeye devam edeceğiz. Biz kendi yaşamımızı değiştirmezsek Allah’ü Teala ortamımızı değiştirmez. Biz maddi çıkar için mi okumak istiyoruz? Nefsimiz bu soruya ne cevap veriyor? Önemli olan bu. Sonuçta her zaman şu olmalı benim düşünceme göre; yanlış bir şey yapmıyorum ki başımı açayım yada perukla okula gidelim. Onlar haklı değil, ben haklıyım. Taviz veremem. Çünkü taviz verirsem hiç hakkımı alamam . Hakkı verecek olan zaten Allah (cc) olduğuna göre ben doğru isem hak konusunda da bir endişem olmaz.
Başımı veririm ama başörtümü asla!
Vesselam.
--------------------------------------
"Onlara orada taslar içinde zencefil karışımlı içecekler sunulur.Bu "selsebil " adı verilen bir cennet pınarıdır. " ( İnsan Surasi 17-18 )
Kişilik hakkı mı,başörtü yasağı mı?
Per, 06/07/2006 - 19:43 — kaan coskunHikayeyi çok manidar ve bir o kadar da acı verici buldum.
Yapılan yorumlar da çok ilginçlerdi ve soruna ışık tutmak adına güzel olsalarda olayın menfiliğinden kaynaklanan acılar hissetttirdiler(tüm yorumları okumadığımı belirtmek isterim).
Başkaları tarafından kısıtlanmayı her aklı başında insan gibi bende hoş görmüyorum.
Beni kısıtlayacak tek kişi ben olmalıyım.
Yani ben bir iş yapacakken içimden bana bir ses hayır bu 'doğru' değil diyorsa ve ben o eylemi gerçekleştirmiyorsam bu benim kendimi kısıtlamam olur ve ben bu şekilde Kaan Coşkun'a uygun bir davranış sergilerim.
Benim rızam olmadan bana herhangi bir iş yaptırılması, yani benim irademi yok sayma ve devre dışı bırakma hareketi benim karakterimi görmezden gelme yada 'karakter zorbalığıdır'. karakter zorbalığıdır çünkü ortada bir zorbalık vardır. Manevi bir gasp seziyorum,irademi zorla gasp etme.
Başörtü olayına bu açıdan bakmakta gerektiğini düşünüyorum. Kişilik hakkını yok sayan bir tutum. Küçüklüğünüzü hatırlayın, yada o kadar eskiye gitmeyin. Düşünün ki sizden güçlü biri siz haklı olduğunuz halde size zorla, sizin aleyhinize olan bir iş yaptırıyor, yani sizi yok sayıyor, yok saymakla kalmayıp bir de cezalandırıyor, ne kadar zorumuza gider. Evin üvey evladı olarak haksızlık ve yok sayılmanın acısını iyi bilirim.
Birde peruk takanlara ihanet ettikleri gerekçesiyle kızanlar var. Onları da önceliklerini iyi ayarlayamadıklarını düşünerek kınıyorum.Bu yasak aramızda ki çürükler belli olsun diye koyulmadı, tam tersine aramızda ki sağlamlar belli olsun diye koyuldu. Şimdi başını açmayıpta evinde oturan ve davasından bihaber biri mi yoksa başını açıpta intikam ateşiyle yanan ve haksızlığı iliklerine kadar yaşayan biri mi sağlamdır?
Kimse çürük olamaz
Per, 06/07/2006 - 22:43 — Şükriye DertliKimse kimseye evinde otur dışarıya çıkma diyemez. Bu alanda da kimseyi kısıtlayamaz . Kimse kimseye çürük diyemez , başı açık çürük, kapalı çürük, başını açıp üniversiteye giden çürük, açmayıp evde oturan çürük. Şimdi bu ne demek? Çok çirkin bir hitap şekli bu. Bence hiç kimse çürük değil. Rabbimin Yarattığı hiç bir varlık çürük olamaz. Herkes kendi isteği doğrultusunda hareket etsin . Ben kendi düşüncemi yazdığımıda ifade etmiştim zaten. Bu da evde oturup sesini çıkarmamak değil ki. İnsan kendi şartları ile her alanda hizmet eder . Bu gün uğradığım bir dükkana tebliğciler geldi. Tebliğ görevlerini yapıp gittiler. Bu da bir hizmet. Evde ki bir bayan evinde Kur'an Kursları vererek hizmet edebilir. Dükkanı olan biri dükkanda boş oturduğu saatlerde çevre esnaftan kimselere bir şeyler anlata bilir. Başkalarının yardımına koşabilir dışarı çıkıp.... ve daha bir çok etkili hizmetler sayabiliriz . Zaten bu günün önemli problemlerinden biride bu . Kapalıyla başı açığı , başını açanla açmayanı birbirine düşürmek. Buna katılmıyorum ben. selam ve dua ile ...
"Onlara orada taslar içinde zencefil karışımlı içecekler sunulur.Bu "selsebil " adı verilen bir cennet pınarıdır. " ( İnsan Surasi 17-18 )
başörtüsü üzerine
Paz, 24/09/2006 - 02:39 — fatih burak cebridüşünmüyoruz, kafa patlatmıyoruz: bu yüzden tepkilerimiz cılız, eylemlerimiz cılız: uzun vadeli hesaplar yapamıyoruz: oysa anlık tepkiler, kısa vadeli hesaplar yakışmaz bize!
başörtülü kızlar okuyacakta ne olacak. ilim mi öğrenecek? sahi ilim nedir? iktisat mıdır, eczacılık mıdır, fizik midir? kadının sosyal hayata girmesi, gözünü evinin dışına çevirmesi bize nelere maloldu? kadın ekonomik özgürlüğünü elde etsin öyle mi, maaşlı olsun öyle mi?
belediye otobüsü beklerken durakta bir muhabbete şahit olmuştum. genç kız buralardan gitmekten bahsediyordu, sıkıldım artık diyordu?... anadolu'da artık kızlar da gidiyor... kızlara gitmek yasak mı? değil! giden gitsin, peruğunu takan taksın... ama herkes bilsin ki allah`ın ayetleri açıktır. kimse vicdanını ayetlere değişmesin. mesele bir duruş meselesidir.
ve bizler bedel ödedikçe büyüyeceğiz. devletin nimetlerinden, maaşlardan vazgeçtikçe allah yardımını esirgemeyecek. okulunuzu başınıza çalın diyebildik mi? hayır!
üç beş üniversiteli talebe gece boyu konuşmuştuk yine... sabah namazı yaklaşırken arkadaşın birinden müthiş bir proje geldi: yasaklar ilk başladığı sıralarda başörtülüler, başlarını açarak okullarına gitmeyi değil de evlerine dönmeyi tercih etmiş olsalardı, söz gelimi 2 sene içinde evlenmiş olsalardı, her birinin ikişer çocuğu olmuş olsaydı... evlerine dönen böşörtülü öğrenciler 5 000 civarında olsa; 20 sene sonra 10 000 öfkeli gencimiz olurdu. basit bir hesap belki, ama 10 000 öfkeli genci kimse hafife almasın: okuyan, düşünen, kafa yoran, beyin çatlatan, kabına sığmayan 10 000 öfkeli genç....
böyle şeyler yapmadık da ne oldu: milli gazetede peruk reklamları var, tekbir giyim defileler düzenliyor, ilahiyatçı kızların etekleri kısaldı, kıyafetler rengarenk oldu, daraldı vs. bir şeye yanacaksak eğer, buna yanalım: kaybedişimize.
projeler lazım bize, uzun vadeli hesaplar...
Bir kırık yorum...
Paz, 24/09/2006 - 13:28 — Esra DemirciBir çok insanın belki gülerek okuyacağı bir yorum kaleme almışsınız. Ama bu yorumu, belki en iyi anlayabilecek kişilerden olduğumdan, belki çok eski bir yaranın kabuk bağlamış yerine değen ince bir sızıdan olsa gerek hak verdim ve bir kez daha düşündüm de...
Bir vakit, işte tam da bu saçma sapanlık harekâtının yeniden başladığı dönemlerde, başına geçirdiği bir perukla sınıfa girerek Allah'ın emirlerinden dem vuran ilahiyatçı bir hocaya: "Allah'ın emirlerinden birinden taviz vererek karşıma geçip hangi mantık üzre yine onun diğer emirlerini bana anlatabilirsiniz ki! Ya da anlattınız diyelim, ben sizi işte tam bu halde neden kaale alayım ki!" dediğimde hiçbir şeye kafa yormayan(!), düşünmeyen ve doğrunun ne olduğunu aslında bilmeyen olarak nitelendirilmiştim. Bense derse tekrar girmeyerek protesto etmiştim bu durumu. Ve ardımdan kimsenin gelmediğini görerek biraz hüzünle...
Şimdi işte tam burada, evimde oturup, okuyamadığım edebiyat fakültesine yanmadan, belki biraz içerlenerek şunu eklemek istedim:
Hayat sanıldığı kadar basit değil! Ve her insan tabi tutulduğu imtihan üzerine böyle başıboş yorumlar yapmak yerine acaba bu uğurda ne yapabilirim diye düşünseydi sanırım sonumuz böyle olmayacaktı? Ya da şu Peygamber duasındaki içtenliği anlayabilseydik:
"Ya Rab! Kavmime hidâyet nasip et, çünkü onlar bilmiyorlar" (Buhari, "Enbiya," 37)
Düşünenlerden ve düşüncesinin doğruluğundan dolayı yargılananlardan olmak ne şereftir halbuki!
eyvallah
Paz, 24/09/2006 - 20:45 — fatih burak cebrieyvallah...
bahsettiğimiz şeyin olabilirliğini tartışabiliriz. hiç gerçekleşmeyecek bir şeyden bahsediyor da olabiliriz.
ancak hayallerde de olsa nefes alıp vermeye çalışmalıyız.