renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İsmet Özel’in Anakronik Türklük Yaklaşımına Bir Eleştiri

İsmet Özel, Türklük tartışmasını niye başlattı? Belki de, hangi nedenlerle sosyalist olduysa aynı nedenlerle Müslüman olan bir şairin yine o nedenler husule geldiği için Türkçü olmak icap ettiğini düşünmesi neticesinde Türklük meselesini zorunlu sebeplilik prensibine uygun olarak gündeme taşıdığı düşünülebilir. Burada Müslümanlıkla Türklüğün ayrı birer olgu gibi görünmesi durumu söz konusu olsa da İsmet Özel ve Türkiye’de İslam üzerine söz söyleyen birçok kişiye göre “Türk eşittir Müslüman” formülü geçerli olduğu için biz İsmet Özel’in Müslümanlıkta yön değiştirdiğini belki düşünebilir fakat Müslümanlıktan -haşa- uzaklaştığını düşünemeyiz. Kaldı ki, İsmet Özel’e göre iyi Müslüman olmanın yolu Türk olmaktan geçmektedir. İhtimal ki İsmet Özel’de aynı sebepler, hem “uzaklaşma” hem de “yön değiştirme” hareketine amil olabilmektedir.

Gayem İsmet Özel’in özel düşünce tarihini tartışma konusu yapmak değil, şu an geldiği noktada ortaya koyduğu Türklüğe dair iddialarını eleştiriye tabi tutmaktır.

İsmet Özel, Türk Edebiyatı dergisi’nin Mart 2005 sayısına verdiği söyleşide “Niçin Türklerin diğer milletlerden üstün yaratıldığı” mealindeki bir soruya şöyle cevap vermektedir: “… Dolayısıyla “Allah, Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı”, cümlesi Türklerin üzerinde diğer bütün milletlerden daha büyük bir yük var manasına da gelir. Türklerin gidiş yolu, diğer milletlerin gidiş yolundan daha kritik, daha dikkate değer ve ihtimama değer bir şey. Şimdi “Allah, Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı” dediğimiz zaman, gidilen yer konusunda bir ehemmiyeti anlamamız lazım. Bir gidiş söz konusu olduğuna göre bir geliş de söz konusu. Yani insanın gelmesi olmasa gitmesi de olmaz. Dolayısıyla benim iddiam o ki, Türklerin tarih sahnesine çıkışları Müslüman oluşları münasebetiyledir. Tarih sahnesinde Türklerden bahsederken Müslüman bir unsurdan bahsediyoruz. Hatta ilk Müslüman kavim olarak gene tarih sahnesinde yer alan Arapların, bir bakıma enerjilerinin İslam’ı etkin bir yaşama biçimi olarak teklif etmede yetersiz kaldığı bir döneme rastlıyor, Türklerin tarih sahnesine çıkması. Yani bir bakıma bayrağı devralan bir kavim Türkler. Tarihteki yeri ve işlevi birleşen bir kavim olarak Türkler, Araplardan da üstün bir konumdadırlar. Çünkü tarihe çıkışları Müslümanlıklarıyla hem eş zamanlı hem de eş değerli. O yüzden Arap kavmi pekalâ İslam dışı vasıflarıyla da anlamlı kabul edilebileceği halde Türkler için durum böyle değil. Türklerin Müslümanlığı al ellerinden, onları arayıp bulamazsın bile…”

İsmet Özel’in bir kavme yüklendiği yük nispetinde üstünlük payesi biçmesi usül noktasında sorunsuzdur. Fakat, yükün ne olduğu konusuna gelince; İsmet Özel, Türklerin Batılılar karşısında kafirle çatışmayı göze alan formatta İslam’ı etkin bir yaşama biçimi olarak sunma yöntemini vazife temelinde bir yük olarak algılamakta ve bu durumu üstünlüğe bir gerekçe olarak genele taşımaktadır. Türklerin Araplardan devraldığı bu yük bütün bir sorumluluğu üstlenmeye kaynaklık edebilecek özellikleri mündemic bir yük müdür? Devralındığına göre bu yükü Araplar da taşımış demektir. Peki, Türkleri Araplardan üstün kılan şey nedir o halde? Neticeye bakalım tarzında bir yaklaşımla Allah’ın, bir yaratış sürecinde önce Araplara bahşetmediği birtakım üstünlükleri Türklere zaman içinde bahşettiğini kabul mü etmeliyiz? İsmet Özel’in dediği gibi, gidişin bir de gelişi olduğuna göre, önce yükselen sonra doğrusal bir çizgi üzerinde gidiş-geliş istikameti kazanmış bir grafiğin geriye dönüşü aşamalarında Türklerin Müslüman oldukları zaman noktasına salınım yapılırsa, Arapların İslam’ı etkin bir yaşama biçimi olarak teklif etme enerjilerini kaybetmedikleri noktaya gelmiş oluruz. Bu nokta aynı zamanda Türklerin bayrağı devraldıkları nokta olduğuna göre, Arapların Türklere yere düşmüş bir bayrağı devretmeleri mümkün müdür? Bu nasıl bir bayrak devralışıdır? Bayrak yere düşürülmeden sağlam bir şekilde devredilebilmişse, bayrağı devredenin, kime bayrağı devredebileceğini bilmesi bakımından bir üstünlüğü yok mudur? Devreden, devralana nazaran selef-halef ilişkisi çerçevesinde daha üstün değil midir? Halefin selefe umumi üstünlüğü nerede görülmüştür? Böyle değilse, Allah Rasülü’nün sahabelerine “Ümmetin en hayırlıları sizsiniz, sonra sizden sonra gelenler, sonra sizden sonrakilerden sonrakiler” mealindeki hadisini nereye koymalıyız? Kaldı ki,Arabın Türke bayrağı bizzat devretmesi, Arabın İslam’ı Türke etkin olarak teklif edebilme enerjisini kaybetmediğini ispat etmez mi?

Şu halde sorun, yükün ne olduğunda odaklanmaktadır. Yük, söz konusu İslam olduğuna göre peygamber merkezli anlamlandırılmak zorundadır. Peygamber, Hz. Muhammed (S.A.V.)’dir; hatem-i enbiyadır, cevamiü-l-kelim’dir. Yani kelimeleri toplayandır ve kendi hakikatinde topladığı kelimeleri toplu halde sunabilen, son olarak mühürleyendir. Allah, Hz. İsa’yı, “Allah’ın kelimesi” olarak tanıtmaktadır. Demek ki, Allah’ın her bir rasülü Allah’ın bir kelimesinin kâmil bir görüntüsü ve elçisidir. Allah, Hz. Adem’e isimlerin (kelimelerin) tümünü öğrettiğine göre -bilmek, bilinen şeyin hakikatine vakıf olmakla yani bizzat kendi olmakla bilmekliğe ermektir.- Hz. Adem ferd içre topluluk potansiyeline sahip olmanın ilk örneğidir. Böylece işlenmemiş bir maden gibidir. İnsanlık kadrosunun yeryüzüne serpilip dağılmasıyla birlikte ilk insanda varolan isimler de yeryüzünde kendilerini somut planda ifade imkanı bulmuş oldular. Bir ismi ortak payda olarak paylaşan her bir insan topluluğu birbirlerine bu ismin gerektirdiği şartlar içinde daha bir kenetlenmiş vaziyette hayat sürmeye başladılar.

Kavim dediğimiz şey, bir topluluğun Allah’ın bir ismini ya da isimlerini diğer bir topluluğa nazaran daha belirgin bir biçimde kendine cevher kılması ve arazlarını hayat planında göstermesiyle ortaya çıkmıştır. Her bir kavim, kendi ontik temelinde varolan ismi ya hidayet formatında ya da dalalet formatında kullanır. Dalalet yolunda kullanırsa Ademi maksattan uzaklaşır, o ismin arazlarını şeytani çizginin hizmetine sokar. Allah böyle bir kavme ataları Adem (A.S.)’da varolan özlerinin asıllarını hatırlatmak gayesiyle içlerinden bir peygamber çıkarır.
Gönderilen bu peygamber, çıktığı kavmin ferdiyet planında varlıksal bir izdüşümüdür. Yani peygamberi açtığımız zaman O’nun kavmi, kavmini insanî düzleme kapattığımız zaman o peygamber çıkar. Bu, iman noktasında değil, istidatlar ve karakterler noktasında böyledir. Çünkü, bir peygamberin, almış olduğu kavminin yükünü kaldırabileceği vahyi toplumuna engelsiz ulaştırabilmesinin yolu, hitap ettiği toplumun irtibat merkezlerinin birbirlerine açık olmasından geçer.

Peygamber göndermediği bir kavmi hesaba çekmeyen Allah, peygamber vasıtasıyla vahyi, vahye muhatap olan toplumun algılama ve uygulayabilme potansiyeline uyum sağlayabilecek ağırlıkta gönderir. Çünkü Allah, bir kavme kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kavmin yüklenebileceği ilahi sorumluluk kendi bünyesine ne hafiftir ne de ağırdır. Peygamber de o kavmin bir ferdi olduğuna göre kavmine yüklemeyeceği sorumluluğu ilk başta kâmil olarak kendisinin yüklenebilmesi gerekir.

Demek ki, yük, bir kavmin aynalık ettiği ilahî ismin yeryüzünde o kavim tarafından kâmil surette görünür kılınabilme kabiliyetidir. Burada, yük, kavmin üzerinde fazladan bir şey olarak algılanmamalıdır. Kavim, kendi istidadına münasip tecelliye aynalık etmek ister. Peygamber gelmeden önce kavmin aynası cilasızdır ve görüntü vermemektedir. Peygamber getirdiği vahiyle birlikte o kavmin aynasını temizler, parlatır. Peygamberine kavmin içinden taraf olanlar, üzerine oturmuş oldukları varlıksal gerçeği hidayet suretinde, karşı olanlar dalalet suretinde yansıtırlar. Böylece her kavim, istidatları cihetinden hidayet için kendi peygamberini çağırırken, dalalet için kendi şeytanını üretir.

PEYGAMBERLER, KAVİMLER VE VAHİY

Bir kavmin kendi peygamberini çağırması demek, o kavmin, kendi sırat-ı müstakim’ini çizecek bir irşad ediciyi, kavmî özünü ferd düzleminde görünür kılabilecek ölçüde ortaya çıkarabilmesi demektir. Gerçekte kavim, peygamberini çağırmadan evvel, peygamberinin geleceğinin habercisi bir konumda önceden yaratılmıştır. Yani peygamber kavminden önce belirleyicilik merkezinde bulunur, sonra kavim şehadet alemine çıkarılır, ardından peygamber somut olarak zuhur eder.

Peygamberle kavminin aynı hakikatten geliyor olmaları, peygamberin getireceği vahyin inanılıp kabul edilerek amel edilebilme imkanının yüzde yüz olmasını netice verir ki, bu da o kavmin vahyi/peygamberi -her peygamber kendine gelen vahyin somut halidir- karşılayabilecek tam bir bünye saflığına sahip olduğu anlamına gelir. Saflığı, bir madenin saflığı gibi anlamak gerekir. Yüzde yüz saf maden ile, aynı madenin yüzde elli saflığa sahip olanı değer olarak aynı değildir. Her kavim, kendi vahyini sosyal planda kâmil olarak gösterebilecek olgun saflığa mâliktir. Aksi halde o vahyin toplumsal uygulama alanındaki durumu anlaşılamaz.

Kavimlerin kalitesi/üstünlüğü kendi peygamberlerinin diğer peygamberlere olan üstünlük/ayrıcalık derecelerine göre belli olur. Eyyüb (A.S)’ın kavmi “sabr”ın ne olduğunu saf olarak gösterebilme istidadı yönünden diğer kavimlere üstündür. Çünkü Eyyüb (A.S) “sabır” peygamberidir ve kavmi de “sabır” cevherine mâliktir. Bunun gibi İsa (A.S)’ın kavmi “ruhaniyet” in ne olduğunu gösterebilmesi bakımından diğer kavimlere üstün konumdadır. Musa (A.S.)’ın kavmi, sıkı bir şeriat uygulayıcısı ya da uygulayabilme bünyesine sahip olabilme noktasından diğer kavimlere üstündür. İnsanlık, Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar kavim kavim ayrılmış ve her kavim de kendi peygamberini çıkartmıştır. Çıkan her peygamber, Hz. Adem’in insanlık aleminin ferdiyet çizgisi üzerindeki açılımının bir parçası olmaktan başka bir şey değildir. Bu çizgi üzerinde her peygamber Hz. Adem’de potansiyel olarak varolan kendine ait ismi müşahhas zeminde, her bir peygambere karşılık gelen kavim de ictimai zeminde görünür kılmıştır. Böylece, Hatem-i Enbiya’ya ve O’nun kavmine kadar her isim soyuttan somuta doğru olgunlaşa olgunlaşa kemaline Hz. Muhammed’de ve O’nun kavminde ulaşmıştır. Hz. Adem’de soyut bir kemâl söz konusuyken, Allah Rasülü’nde somut bir kemâl söz konusudur. Artık yeryüzünde görünen, görülmüş her bir hakikat Hatem-i Enbiya’da olgunluğa ulaşmak için istikametini Mekke’ye çevirmiş, Amine’nin rahminde, ferdiyet potasında toplanmış olduğu halde yeryüzüne doğmaya durmuştur. Amine’nin doğum sancısı, Muhammedî hakikatin yani bütün ilahî esmanın, topluca ilahî rahmetin -uluhiyetin has ismi Allah ism-i şerifidir- coşkusunu yaşamak için Ana rahminden kopuşu ile dünyanın Onları çekmesi arasında yaşanan yaratılış geriliminin bir ifadesi oldu. Amine, Allah Rasülü’nü doğurmakla -O, doğmadan önce nebi olduğu gibi, doğduğu anda da nebi idi. Kırk yaşında sadece O’na peygamber olduğu bildirildi ve Kitap verilmeye başlandı.- bütün bir insanlık kadrosunun içinde varolduğu kâinatı doğurmuş oldu. Peki, Hz. Muhammed, nereye doğdu? Mekke’ye. Mekke’de hangi topluluğun içine doğdu? Kureyş’in. Kureyş kimdir? Arab’ın Hz. İsmail kanalıyla gelen ana gövdesi. Geriye doğru kime gider? Hz. İbrahim’e.

Allah Rasülü’nün doğumuna Kureyş’in gösterdiği sevincin, zahirde, bir erkek çocuğunun doğmuş olmasına duyulan kibirden kaynaklandığı düşünülmüş olsa da, batında, İbrahim (A.S.)’ın soyundan gelen Kureyş’in kendi bünyesinden çıkarmış olduğu bir peygamberin peygamberliğine vereceği katkıyı peşinen kutlaması olarak algılanması mümkündür.

Evet, Kureyş’in varoluş gayesi öncelikle, Hatem-i Enbiya’yı rasüllük kıvamının fiziki şartlarına hazırlamak; ikincisi, rasüllüğü ile birlikte gelen vahyin ferdi ve ictimai planda tatbikini mümkün kılmak.

Peygamber, yiyip içmekteydi ve yediği içtiği gıdalar, O’nun beden sağlığının bir son peygamberin evrensel düzlemde tüm insanlığa menşe olabilecek ameli işlenebilmesi için gerekli olan nebevi sağlık kıvamının tepe noktasına ulaşmasını sağlayabilecek nitelikte olmasını gerektiriyordu. Peygamber, giyiniyordu ve giydiği kıyafetler Allah’ın kainatı esbap giysisiyle örtmesine nazire teşkil edebilecek ölçütlerde olmalıydı. Çünkü giyinen, kainatın yaratılış gayesi ve özüydü. Oturup kalkıyordu, seviniyor, öfkeleniyordu ve bütün bunlar ilahi murada aykırı şekillerde olamazdı. Çünkü kendisine risalet bildirildiği zaman Kur’an’ın neye ve nasıl sevinmesi ve öfkelenmesi gerektiğini söyleyeceği kâmilliğe kendisini hazırlamalıydı. Bütün bunlar Mekke-Medine toplumundan ayrı, yalnız başına gerçekleştireceği şeyler değildi. Kureyş’in gelenekleri Allah Rasülü’nün peygamberlik yolunda kişisel gelişimine katkı yapar yönde olmalıydı ki, tersine bir durum, Allah Rasülü’nün, rasüllük bünyesini kazanabilmesi için Kureyş’in dışında bir kavmin yani rasüllük bünyesinin oluşumuna katkı sağlayabilecek bir kavmin arasına katılmasını gerektirebilirdi. Öyle olmadı, çünkü Kureyş, bütün bir insanlığa risalet göreviyle görevlendirilmiş, mühürleyen bir rasülün, rasüllük vazifesini hakkıyla yerine getirebilmesi için gerekli sosyal şartları bünyesinde taşıyordu. Saflığı Muhammedî yükü kaldırabilecek bir saflıktı. Kureyş saf altın değerinde bir peygamberin yaşayabilmesi için gerekli olan saflığa sahip bir topluluktu. Buna sonradan Medine toplumu da katıldı. Aksine bir durum, Allah Rasülü’nün uygulamalarını boşa çıkarabilirdi. Düşünün ki, Hatem-i Enbiya’nın bir amelini tezahür ettirebilmesi için muhatap aldığı insan topluluğunun o ameli kabul ya da reddetmesi için gerekli saflığa sahip olmadığını… Yüzde yüz saflıkta bir amel, yüzde elli saflıkta bir topluluk üzerinde tatbike kalkışılırsa, amelin ancak yüzde ellisi tatbik edilebilir, kalan yüzde ellisi ise uygulama alanı boşluğundan ötürü pratiğe geçirilemez ve havada kalır. Sonuçta vahyin tatbiki tam anlamıyla mümkün olmaz. Vahiy, indiği ilk anda kendini yeryüzünde yüzde yüz ifade imkanı bulmamış olur. Mesela, İslam’ın “âdil olma”, emrinin bütün insanlık tarafından tam olarak anlaşılabilmesi için ilahi murada uygun kâmil adaletin hem ferdî hem de toplumsal planda somut olarak gösterilebilmesi gerekir. Ferdi planda Allah Rasülü’nün rasüllük kıvamında; Hz. Ömer’in sahabelik ve velilik kıvamında; toplumsal planda da bütün Ashab-ı Kiram’ın sosyal adalet kıvamında somuta geçirebilmeleri şarttır.

Böyle olmazsa, farklı mekan ve zamanlarda yaşayan iman ehli, Kur’an’ın muradı olan adaletten neyin kastedilmiş olduğunu anlayamazlar ve kaos kaçınılmaz olur. Dahası, saf adaletin karşısına dikilen saf zulüm de anlaşılamaz. Çünkü saf adaletin iptali için saf zulüm gereklidir ve Kur’an’ın zulümden muradı neyse onu da Allah Rasülü’nün karşısında duran Mekke-Medine müşrikleri somut olarak göstermişlerdir. Şu halde, “iman nedir?” sorusunu cevaplayabilmemiz için Rasülüllah ve ashabına; “şirk nedir?” sorusunu cevaplayabilmemiz için Ebu Cehil ve dostlarına bakmamız gerekir. Kureyş’in müşrikleri bile imanın karşısına dikilen, Kur’an’ın reddettiği şirkin ne olduğunu gösterebilmek için gerekli olan saflığa sahiptiler.

SONUÇ YERİNE

Hz. Peygamber, hatem-i enbiya sıfatıyla kendisinden önce gelmiş peygamberlerin bir bileşkesi olduğu gibi, yaşadığı coğrafya diğer peygamberlerin yaşadığı coğrafyaların bir bileşkesi; teneffüs ettiği iklim, diğer iklimlerin bileşkesi; ashabı, diğer peygamberlerin çevresine kümelenmiş iman ehlinin bir bileşkesi; düşmanları, diğer peygamberlerin düşmanlarının bir bileşkesidir. Bunun gibi Allah Rasülü’nün içinde yaşadığı kavmi yani Arap kavmi, diğer kavimlerin bir bileşkesidir. Bu da şu demektir: Allah Rasülü’nü açtığımız zaman diğer peygamberlerin çıktığı gibi, Allah Rasülü’nü içinden çıkaran kavim olan Arap kavmini de açtığınız zaman diğer kavimler çıkar. Yani, Türkler, Farslar, Frenkler, vs. kavimler Arap kavminin birer parçasıdırlar. Bütün bu kavimler özleri itibariyle birleştikleri zaman Arap kavmin saflığına ancak ulaşabilirler. Şunu demek istiyoruz: Bütün bir insanlığa gelmiş kavimler üstü bir peygamberin peygamberliğini ifa edebilmesi için içinde yaşadığı kavminin de evrensel unsurları bünyesinde taşıyabilmesi gerekir. Demek, Arap kavminin çekirdeğini oluşturan Kureyş ve Medine toplumu bütün kavimlerin özlerini kendilerinde gizlemiştir. Her kavmin kendi peygamberinin saflığını taşıdığı gibi, öncelikle Kureyş sonra da Evs-Hazrec de Kâinat’ın Efendisi’nin saflığını taşımaktadır. O halde Mekke-Medine toplumunun merkezini teşkil ettiği Arap kavmi kavimler üstü bir kimliğe sahiptir.
Herkesin yükü, kendi saflığı nispetinde ölçülür. Özelde Kureyş’in, genelde Arap kavminin yükü de sahip olduğu evrensel saflığa göre diğer kavimlere nazaran daha ağırdır. İslam’ı ve O’nun düşmanlığını taşıma yükü Arab’a nasib olmuştur. Araplar bu yükü İslam’ı kabul etmiş kavimlere parça parça dağıtmışlardır. Her kavim kendi saflığı nispetindeki ve kendi istidadına uygun olan sorumluluğu üstlenmiştir.
Allah Rasülü “Halife Kureyş’tendir” demekle, ihtimaldir ki, kendi davasını taşıyabilecek saflığa Kureyş’in sahip olduğunu söylemek istemiş olmalıdır. Halife’nin halife olabilmesi için velayet ile kılıcı şahsında birleştirmiş olması gerekir. Velayet, Allah’a olan kulluğu ifade eder. Kılıç ise siyaseti ifade eder.

Velayet olur, kılıç olmazsa sadece o kişi takvasıyla kalan fakat siyaset ilmiyle vazifeli olmayan bir kişi olur. Kılıç olur, velayet olmazsa, bu kişi de, dünya siyasetini bilen fakat takvası kâmil olmayan, zulüm işleme ihtimali olan bir kişi olur. Velayet, kılıcın zulmünün önüne geçer, kılıç da dünya işlerinden habersiz bireysel kalmış bir takvayı, sosyal faydanın hizmetine sokar.

Türk milleti’nin devralmış olduğu hilafet, Kureyş’in taşımış olduğu hilafetten eksik bir hilafettir. Nispidir ve velayeti eksik bir kılıç hilafetidir. Velayeti yoktur demiyorum ama kâmil bir velayete sahip bir kılıç hilafeti olmadığını ifade etmek istiyorum. Kılıçtan yana ağırlığı fazla, velayetten yana ağırlığı hafiftir. Terazi kılıç tarafına eğilmiştir. Ama yine de hilafettir. Bu da Türk milletinin taşıdığı yükün, Araplar dışındaki diğer milletlerden üstün olduğunu gösterir.

İsmet Özel’in söylediği gibi Türklerin İslam’ı etkin bir yaşama biçimi olarak sunma kabiliyetleri, Arapların İslam’ı etkin bir yaşama biçimi olarak sunma kabiliyetlerinden üstün olması imkânsızdır. Çünkü, bütün bir vahyi somut anlamda ifade etme sorumluluğunu Türkler değil Araplar üstlenmişlerdir.

Biz, İsmet Özel’in “kafirle çatışmayı göze alan Arap da Türklük yapmış oldu” tezini bir an kabul etsek bile Araplığın, “kafirle çatışmayı göze alma” özelliğinden daha fazla artıları olduğu aşikardır. Bu özellik dolayısıyla Asr-ı Saadet zamanında da Türklük vardı diyebiliyor olsak bile aslında bu, Türklüğün Arap kavminin içinde varolduğunu kabul etmek anlamına gelir. Bu da, Türklüğün genel anlamda Araplıktan daha üstün yaratıldığını ispat etmediği gibi, tam tersine Araplığın Türklüğü kuşattığını ispat eder. Yani Türklüğün Araplıktan bir parça olduğunu, Türklüğün Türkleri bulunca tam bir uyum içinde iç-dış denge unsuruna uygun olarak icra-i faaliyet ettiğini gösterir. Araplıktan Türklüğe doğru bir tarihsel tecelliden bahsediyoruz. Bu, hiçbir zaman ve mekanda Türklüğün, Araplığın önüne genel anlamda geçebileceğini ispat etmez.

Yine de İsmet Özel Türklüğüyle gurur duyabilir. Çünkü Türkler, İslam’ı yaşama noktasında Araplar dışındaki diğer milletlerden daha başarılı olmuşlardır. Ayrıca, İsmet Özel’in gözden kaçırmaması gereken bir mesele de, biz Türklerin tarih boyunca Arapları kendimizden üstün gördüğümüz gerçeğidir.

Sonuç olarak, hiçbir tarihi, sosyolojik vs. sebepler ne olursa olsun Türklüğü Araplıktan genel anlamda üstün gösterecek kuvvete malik olamaz.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

"Dam Başında Saksağan, Öter Allah Deyu Deyu..."

Sayın yazarın ikinci baskısı olmuş. Daha önceden başka bir internet sitesinde bu eleştirisini yayınlamıştı. Şimdi sanırım oradan kaldırmışlar. Ya da ben bulamadım. Orada da eleştirilerimizi belirtmiştik. Biz de ikinci baskıya girelim bari.

Sayın yazar, İsmet Özel'in vurguladığı Türklük kavramını değil, klasik milliyetçiliği eleştirmiş. Yazı boyunca da "ırki bir kavim" olarak ele aldığı Türklüğün başka "ırki bir kavim" olan Araplardan neden üstün olamayacağına dair birtakım deliller getirmiş durmuş. Dolayısıyla yazar neyi eleştirdiğine dair bir bilgi sahibi olmaksızın klavyeye sarılmış. Onun için de yazıya söylenebilecek bir şey yok. Yani İsmet Özel'in Türklükten kastının, sadece ve sadece, İslami bir tavır, ama cihadı göze alan bir İslami tavır olduğunu, onun ifadelerinde "Araplarla mukayese edilebilecek ırk temelli bir kavim"den hiç mi hiç bahsedilmediğini hiç bilmiyor sanırım sayın yazar. Dolayısıyla da İsmet Özel'in "Orta Asyadan yayılmış, İslamiyeti seçmiş ve Anadoluya yerleşmiş olan Türk ırkı"ndan bahsettiğini sanıyor. Bu düşünceyle de, "aha İsmet Özel'i eleştirecek bir argüman buldum! Kimse daha önce niye yapmadı ki!" yaklaşımı sergiliyor ve bildiğimiz, klasik ırkçılık eleştirisini yineliyor. Ama ırkçılığa İsmet Özel de dahil olmak üzere hepimiz zaten karşı olduğumuzdan, yapılmış bu eleştirinin içeriğinde rahatsızlık duyulacak bir şey yok. Yapılan tek şey neden Türk ırkının Arap ırkından üstün olamayacağını ifade etmekten ibaret. Hatta sayın yazar biraz daha ileri gitmiş ve Arap ırkının bazı üstünlüklerine de değinmek suretiyle kendi temel teziyle çelişmiş ve bir parça da ırkçılığa kaymıştır. Yani ırkçılıkla suçlanacak olan İsmet Özel değil onu eleştirenler olsa gerek. Zaten İsmet Özel, Türklüğü ırk temelinden kopararak siyasi-İslami bir tavır haline soktuğu için bazı milliyetçilerin rahatsızlığına da yol açmıştır. Uzatmadan bitirelim, bir şeyi eleştireceksek eleştirdiğimiz düşüncenin ne olduğunu bilmek zorundayız. Yoksa vaziyet traji-komik bir tablo olarak karşımıza çıkacak!

İsmet Özel'in açıklamasından anladığım!

sayın sait mermer,
İsmet Özel'in türklükle alakalı açıklamalarının uzunca süredir takipçisiyim. Lakin bu takip onun nedemek istediği üzerine yoğunlaşmıştı. Ortaya atılan türklük tanımı ile alakalı kim yazı veya yorum yazacak diye beklerken sizin bu yaklaşımı yorumlamanız takdirimi kazandı. Öncelikle sizi kutlamak isterim.
ismet özelin türklük hakkındaki düşüncelerini şu şekilde değerlendirmek gerektiği kanısındayım. YEni sömürgecilik olarakta adlandırabileceğimiz küreselleşme ile birlikte yerel kimliklerin küresel kimlik karşısında yok olmakta olduklarını hepimiz görmekteyiz. bu yok oluşa karşı ise oluşturulan tepki ise genelde kavimlerin kavmiyetçilik yapma şeklinde tezahür ettiğini görmekteyiz. Türkiye'de küreselleşme dalgasına kapısını açmış bir ülke olarak görürsek eğer, önümüzdeki yıllarda türkiye'de de milliyetçi duyguların kabaracağı ve küreselleşme tehditi karşısında türkiye halkı milliyetçi duygularıyla tepkiler ortaya koyabilir. Tabii milliyetçiliğin yükselmesinde AB sürecide etkili olacağı açıktır. Bu sebeple İsmet Özel'in türklük yorumu geleceğe dönük bir yorum olarak algıladığımı belirtmek isterim. İsmet Özel, 15 yıl önce yayınladığı kitaplarda müslümanların hangi imtihanlarla karşılaşabileceklerini o zamandan belirtmiştir. Türklük meselesinin de aynı şekilde 15 sene sonrası için kıymetli ve tartışılabilir olacağı kanısındayım. Sizin de yorumlarınızı bu olası ihtimale göre yapmanız ve ismet özel'i bu şekilde de değerlendirmeniz ulaşacağınız sonuçları bereketlendireceği kanısındayım...
herşeye rağmen ismet özel tüm muammasını muhafaza ediyor...
saygılarımla

Küreselleşme-Postmodernizm Arasında...

Küreselleşme yerel kimlikleri aşındırmak yerine bilakis, total kimlikleri aşındırmakta onların yerine yerel kimlikleri güçlendirmektedir. Postmodernizmin en tipik özelliği total kimliklere ve tanımlamalara karşı çıkışıdır ve postmodernizmi besleyen küreselleşmenin (kimileri onun bir tepki olduğunu söylese de basbayağı küreselleşmeye karşı bir pasif konum almaktan ibaret) sonuçları bu durumu iyice kuvvetlendirmektedir. İsmet Özel'in Türklük ifadesi ise ne ulus-devletlerin kendi meşruiyet zeminlerini tespit ettikleri total kimliklerle ne de postmodern yerel kimliklerle açıklanabilecek cinstendir. Bunun en sağlam işaretlerini Henry Sen Neden Buradasın-2 de vermiştir. Kalın Türk kitabı da buna paralel bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

gözden kaçan

İsmet Özel, Türklüğü Araplıktan üstün görmüyor. Arapları da Türk kabul ediyor. Bunu da Türklerin tarihi misyonuna uygun olarak ileri sürüyor. Yani, insanları "Türk müsün gavur musun" diyerek ikiye ayırıyor ve bu soruya verilen cevap üzerinden kurguluyor fikirlerini. Bu noktayı kaçırısanız İsmet Özel'i faşistlikle suçlayabilir ve fena halde yanılırsınız. Sait Mermer, İsmet Özel'e "anakronik" derken burayı gözden kaçırıyor bana kalırsa.

Arap ve Türk

Arapları Türk olarak kabul etmenin mantığını hala anlayabilmiş değilim..
Öyleyse Japonları da Aborjin olarak kabul edelim olsun bitsin hepten.. :))

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

şaka yerli yerinde

şakanız yerli yerinde nuh bey. ancak, gözden kaçan bir şey var: İsmet Özel dünyayı "Türkler ya da Araplar" falan gibi ayırmıyor. "Türkler" ve "Gavurlar" diye ayırıyor ve bu bağlamda tüm Müslümanları Türk, tüm diğer unsurları Gavur kabul ediyor. Bu durumda Aborjinleri Japon kabul etmek gereksiz bir çaba:)

Unutmayalım ki Osmanlı'da "ben Türküm, ben Kürdüm, ben Arabım" denilmezdi. "Ben Osmanlı'yım" denirdi. İsmet Özel'i bu noktadan değerlendirirsek doğru yapmış oluruz.

İsmet Özel'i Anlamak

Es-Selam İsmail Bey

Cemaat.com'da İsmet Özel'i anlamak için gayret edenlerin mevcudiyetini görmek ne güzel. Bu taarruzun sebebi ne ola ki diye düşünüyorum. Niçin bu arkadaşlar meseleyi anlamak istemiyorlar, anlamıyorum. Türklüğü ille de kavmî olarak görmeye kararlılar anlaşılan. Halbuki bu kavram sizin de söylediğiniz gibi farklı bir şekilde kullanılıyor.

Anlamak güzel şey...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır ...

"SEVGİ DUVARI"

"Bir gece sevgi duvarını aştık
....................
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi"

Yalansız yaşamak diyordu protes sesiyle Ahmet Kaya. Sait Mermeri'in bu yazısını okuyunca nedense ilk olarak bu mısralar çakıldı dilimin ucuna. Sevgi Duvarını aşabilmenin nasıl olabileceğini gördüm yazıda.Gerçekten Sait MERMER'in yazısının arka planına bakınca ince bir sevgi görmekteyiz. Ama bu sevgi duvarını aşmış bir sevgi olarak karşımızda durmaktadır.
Öncelikle şunu söylemek isterim ki Sait Bey'in bu yazısının doğruluğundan veya yanlışlığından önce bunu düşünmek gerekiyor. Belki doğrudur belki de yanlıştır ama kesin olan bir şey vardır; Sait Mermer bu eleştirisi ile İsmet Özel'i önemsediğini ve ona verdiği değeri ispat etmiştir. Birilerinin İsmet Özel'in üç tane şiirini okuyarak İsmet Özel pazarladığı, birilerinin İsmet Özel'e karşı onu kavrayamamış olmaktan kaynaklanan gizli bir nefret taşıdığı, birilerinin de İsmet Özel'i kaldıramamanın verdiği bir çekemezliği fikri planda belirtemeyip, hakaret planında belirttiği bir dönemde Sait Mermer'in, ("eleştiri"nin hakaret etmek olmadığını kanıtlarcasına) sevilenin de eleştirilebileceğini göstermesi Sait Mermer'in önemini gösteriyor olsa gerek.
Yazının farklı bir noktasına dikkat edilemesi gerektiğini söyledim. Ve söylediklerim de yazıyı okuduğumda, içinde İsmet Özel'e karşı duyulan gizli bir sevgi hissetmiş olmamın sonuclarıdır. Son noktayı yine İsmet Özel koyacak olursa;

"Sorunun konusu değil, soru sorabilecek endişelere sahip olmak önemli"

Sait Mermer'i de taşıdığı endişelerinden dolayı tebrik etmek gerekiyor galiba. Yazarı tebrik ediyor ve yazdıklarıyla birlikte onu fazlası ile önemsiyorum.

(Bu yorumun sonunda da bu dizeler geldi nedense aklıma)

"öyle sevdim ki seni
öylesine sensin ki!
kuşlar gibi cıvıldar
tattırdığın acılar"

(C.SÜREYYA)

İ.Ö.

Bence İsmet Özel tribünlere oynuyor.zira kendisinin artık yetmezlik düzeyine ulaştığını biliyor.ve dünyanın gidişhatını okuyarak milliyetçiliğin yükselişe geçtiğini görerek bu yöndeki duyguları istismar ediyor.neoşamanizme açılan bir kapıdır bu türklük edebiyatı..zararlıdır.tasvip etmiyorum fakat konuşma ve yazma hürriyetine de zerre kadar karışmıyorum...karışamamda..

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

hayret makamı

İsmet özel tribünlere oynuyor öyle mi?
Bu "yetmezlik" yargısını nasıl da koyabiliyorsun Nuh? Bu yetmezliğin kıstası nedir,anlatır mısın?
İnsanlar hakkında hüküm çıkartıken daha dikkatli olmalısın.

fikrimdir fikrindir fikridir

ismet bey bu yorum Nuh beyin değil zatımındır.yoruma gelince aksini ispat edin öyleyse..Tanrı'nın Türkü üstün yarattığını ispat edin siz de ismet özel gibi...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Peki Deniz Bey

Siz ilk yorumunuzda bir tezi öne sürmediniz yanlızca bir görüş beyan ederek düşüncenizi dile getirdiniz.

Sizin ortada ispatlamış olduğunuz, kanıtladığınız bir gerçeklik yok. Böylelikle;siz bir iddiayı bir görüşü ortaya atarak onu ispat etmiş olmuyorsunuz.Ve ortada ispat edilmiş bir durum yoksa onun aksi de doğal olarak olmayacaktır.
O halde biz size şunu söylüyoruz: Sizin bir ispatınız var mı ki,biz de aksini kanıtlamak için ispata kalkışalım.
Yada size şunu mu demeliyim : aksi ispatlanacak bir cümle söyleyin ben de size yalancı olduğunuzu ispat edeyim.
Bir düşüncenin "bakın ilm'en bir tezin demiyorum kaldı ki öyle bile olsa " aksi ispatlanırsa eğer o düşünce sahibi hakkında neyi düşünmemiz gerekecektir.

Deniz Bey siz evveliyetle "Tanrı'nın Türk'ü üstün yarattığını ispat" ettiğini söylediğiniz İsmet Özel'in görüşünün aksini ispat edin...

selamlar

Yanlışlayın

Efenim işi çıkmaza koydunuz gitti...
Dediğim gibi ispat etsinler.Herküllük nasıl olurmuş?

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

doğrulayın

O zaman sorunuzun muhatabı ben değilim,İsmet Özel olmalı.Ha! bu arada şunu demem gerekecek sanırım yazdıklarınızı ciddiye alacaksak "güvenirlik açısından" dediğiniz gibi Adam bir şeyleri ispatlamış durumda.Top size geçti,..haydi siz ispatlayın...

daha fazla bu anlamsız tartışmayı kendi açımdan uzatmak istemiyorum.Stop.İsmet Özel iyi bir adamdır.Stop.İyi bir şairdir.Stop.Müslümandır.Stop!

Yeniyetmelik Düzeyi

Sayın Yemenli

Ben İsmet Özel'in herhangi bir istismar içinde olduğunu düşünmüyorum. Haklı bir davası var, onun için uğraş veriyor. Birçok insan da ona teveccüh ediyor. Zararı olan bir şey varsa, bir istismar varmışcasına uğraş vermek, hürriyeti yozlaştırarak yorumlamak suretiyle güzel ve anlamlı düşüncelerin gelişimine çomak sokmayı amaç edinmektir. Ancak şu bilinmelidir ki, ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu insanlar, güzel vesilelerin önünü tıkamaya güçleri yetmeyecektir. Zira, güneş balçıkla sıvanmaz...

Bu yüzden sizi açıkça eleştiriyorum ve gidişatınızı da tasvip etmiyorum...

... Mutluluk anlamaktır ...

Yeniyetmelik mi ufuk açıcılık mı?

Sn Mehmet tiyanşan yorumlarınızı büyük teessürle izliyorum.m..cehdü çabanızın fikri düzeyde olmasını temenni ederim...aksini ispat edin mümkünse..

Arabın aceme acemin de araba üstünlüğü yoktur.Üstünlük yalnızca takva iledir.(Hadis-i Şerif)

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Fikir Düzeyinin Gölgesinde Teessürle Kardeş Olmak

Sayın Yemenli

Yorumlarımı teessürle bile olsun izlemenize sevindim. Başlıktaki teessür kardeşliği size izâfe etmek durumunda kaldığım bir kavram haline geldi. Yazmış olduğunuz hadis-i şerifi biliyorum. Üstünlüğün ancak takva ile olduğunu, kavmiyetçiliğin dinde yasaklandığı biliyorum. İsmet Özel'in bahsetmiş olduğu "Türklük" kavramı kavmî bir kavram değildir. Önce bunu anlamanız icap ediyor. "Türk olmak" mü'minlere karşı olan güruha karşı yek vücut olmak anlamında kullanılıyor, lütfen buna dikkat edin. Can alıcı nokta burası. İsmet Özel'in yaptığı şey bir kavmi ön plana çıkarmak değil, ancak mü'minlerin Hak katında, mü'min olmayanlara üstün olduğunun ifadesidir. Allah (cc) katında bir mü'min, mü'min olmayandan hayırlıdır. Üstünlük imandadır. Tarihi göz önüne alarak olayı anlamaya çalışırsak, aslında Türk'lüğün kavmî anlamının dışında bu fonksiyonu taşıdığını ve buna bağlı olarak bu tanımlamaların yapıldığını görürüz. İspat edilecek bir durum olduğunu zannetmiyorum. Meselenin bu şekilde açıklığa kavuşmuş olduğunu, çabamın fikrî düzeyde olduğunu ve yazdıklarımla bunu ortaya koyduğumu düşünüyorum. Lütfen siz de düşünün...

... Mutluluk anlamaktır ...

"Ne Mozayiği Ulan..."

Sayın Sait MERMER,
Ahmet Hakan yazınızda size katıldığım yerler, katılmadıklarımdan fazlaydı. Ancak bu eleştirinizin hiç bir yerine katılmıyorum.
Bir defa "Hangi sebeplerle sosyalist olduysa aynı sebeplerle önce Müslüman ve şimdi de Türkçü oldu" demek ne demek?
Eğer "ayrık(marjinal) olmak adına yaptı" demek istedinizse bilinir ki İsmet Özel, yalnız şair kimliğiyle bile ayrıktır. Hiç bir akıma girme ihtiyacı olmayan ÖZEL bir şairdir.
Yok eğer "yükselen değerlere göre sürekli saf değiştiriyor" demek istedinizse bu da başka bir yanılış olur. Çünkü sanayii devriminden sonra (günümüze kadar ve belki hala) tek yükselen değer kapitalizm ve onun maması "para" olmuştur. Bu durumda İsmet Özel kapitalist olmalıydı?!
"Nedir hocam pekala" diyenleri duyar gibiyim:
Kimi insanların bizim sezmediğimiz, sezemediğimiz "görev"leri olur. Bunların kaynakları farklıdır. İlahi, insani...(Bu konuya giremem, ayn'el yakin değilim)
Kim diyebilir ki 2.dünya savaşının gerçek sebebi "bir Sırp milliyetçisinin Avusturya-Macaristan veliahtını öldürmesi"dir. Bu sadece görünendir, görünmeyenler (sömürgecilik kavgaları, ham madde ihtiyacı vs..) daha çoktur ve hala devam etmektedir. Siz zannediyor musunuz ki "Kurtuluş Savaşı" bitti ve bizler kurtulduk!!! Savaş devam ediyor arkadaşlar ve hatta eskisinden şiddetli... Ancak cepheler değişti, silahlar ve yöntemler değişti. "Mehmet Ali'nin don indirme" olayı tv cephesindeki savaşın son noktası ve aldığımız yenilginin belgesidir mesela...
İşte kimi insanlar kimi şeyleri çoook önceden sezerler veya görürler veya ayan olur veya malum olur her neyse.... Ve ona göre önlem almaya çalışırlar. İsmet Özel gerçek bir SANATçı ve entellektüeldir. Toplumun gidiş yönünü elbette sezinlemiş ve buna göre bir sanatçı duyarlılığıyla yapması gerekeni yapmıştır ve hala yapmaktadır. "Ayrımcılık" adına her şeyin yapıldığı ve bu ülkedeki kardeş insanların arasındaki İslam harcının dökülmek üzere olduğu açıktır. Kalıp adamlar(softa) sünni(suni değil evet sünni) gündemlerle, günlerini demlenmekle geçirirken İsmet Özel bu ayrımı savuşturmanın bir yolu olduğunu görmüştür: Emperyalizme karşı savaşın, tarihte olduğu gibi (Selçuklu, Osmanlı) Türk kılıcıyla ve önderliğinde olacağını içten içe söylemekte ve bunun için hala Avrupada yer tutan bir düşünceyi ön plana çıkarmaktadır. Bu düşünce şudur: Avrupa'da "Türkler geliyor!"dan kasıt "Müslüman" fobisidir. Çünkü hala Müslümanlara "Türk" diyenler ve bu ikisini aynı sananlar vardır.
Bu durumda "Türk" sözcüğü "Avrupa ve Amerika vahşetini, sömürüsünü durduracak sihirli sözcük"tür. (abrakadabra gibi) Bu etkileşimi bozmak için, "Cemaat"ten de farkedilen "İran'daki Fahişeler" (yanisi: bak bak, şeriat devletiyim diyen sünni olmayan İrana bak!) gibi İranı kötüleyen yazılar ısıtılmaktadır. Diğer yandan "Türk İslamı" modeli donanmakta ve "Said Nursi'nin Mezarı Nerede?" gibi benzer tartışmalarla "karşı yaka" hazırlanmaktadır.
Şimdi İsmet Özel bunun neresindedir?
Bir insanı yanınıza getirmenin iki yolu vardır:
1-Çağırırsınız...
Gelmezse?! (Ki gelinemedi)
2- Yanına gider, koluna usulca girer ve önceden olduğunuz yere konuşa konuşa getirirsiniz.
Bir sınıf düşünün: Yaramaz bir sınıf her halükarda dersi kaynatacaklar, biliyorsunuz. Öğretmen olarak ne yaparsınız? Ben İsmet Özel'in yaptığını yapardım: Sınıfı ben kaynatırdım. Ama az kaynatırdım, kaynatmayı yine onlara hissettirmeden derse yönelik yapardım, en sonunda başlatan ben olduğum için bitiren de ben olurdum ve tam kıvamında ve zamanında bitirir derse geçerdim.
İsmet Özel bu toplumun gördüğü en iyi öğretmenlerden biridir. Bakarsınız belki önder de olur...

Çok konuştum. :)
NOT: Başlıktaki "Ne mozayiği ulan; MERMER MERMER!" sözü rahmetli Alparslan Türkeş tarafından bir tartışma programında "Türkiye mozayiği..." diye söze başlayan (ve adını şimdi anımsayamadığım) "herhangi biri"ne söylenmiştir. İsmet ÖZel ise ÖZELdir, herhangi biri değildir; Ahmet Hakan hiç değildir!
http://www.ergenc.birligi.com

vesSELAM

Metah Çakko Bey Efendi'ye

Milliyetçi bir damarınız var da sanki onu "Özel" ile kendi içinizde melrulaştırma gayretinde gibisiniz. Bu zamanda Türk olmak Avrupaya giderken yanında demir "euro"yerine geçecek 1 YTL'ler götürmektir. Bu zamanda Türk omak üretme özürlü olmaktır. Bu zamanda Türk olmak hile yaparak aşırı hormon ile büyüttüğün sebze ve meyvelerin zehirlidir damgası ile gümrükten dönünce "Türk"lere yedirmek için Türkiye pazarına sokabilmendir. Bu zamanda Türk olmak Grorge Saros ile bir araya gelip sonrada Erciyes'in eteklerinde kafkaslarda yapılan devrimlere inat uluşmandır. Bu zamanda Türk olmak üç beş süpekülatörün elinde oyuncak olup koskoca ülkeyi bunalıma sokmandır. Bu zmanda Türk olmak yıllarca beraber yaşadığın insanların ( Kürt ) senin değil de İngiliz,Amerika ve İsrail dostu olmalarına izin vermendir. Bu zamanda Türk olmak IMF ye gayri safi milli hasılanın neredeyse tamamını faiz olarak öderken 25-30 milyar dolarlık cep telefonu harcaması yapmandır. Bu zamanda Türk olmak..... Bunların binlercesini yazabilirim Ahmet Bey. Türkiye'nin ve Türk'lerin bu gidiş ile ne İslama ne de insanlığa sunabileceği bir değer yoktur. Ama dikkat edin bu gidiş ile dedim değişir kendimiz yenileyebilirsek o başka. Siz de görüyorsunuz ki daha kendi halkını düşman görerek terörist ile aynı kefeye koyan bir devletin evllatlarıyız. İrtica masalları ile kendi halkını fişleyen halkının değerlerine saygı duymayan kenarda köşede kalmış sömürge ülkelerinden başka örnek gösterebilir misiniz bana? "Türk"lük Müslümanlık ile eşleştirilip asla bir değer olarak önümüze temcit pilavı gibi sürülmemeli. Dünyanın neresinde ırk - ne şekilde olursa olsun- ön plana çıkarılıyorsa orada bir yahudi parmağı vardır. İsmet Bey de tavşana kaç tazıya tut demeye çalışan bir zavallıdır. Ne tavşanı ne tazıyı ne kaçmayı ne de tutmayı tarif edebilecek yetkinliğe sahip bir zat değildir. Bir tekerlemedir tutturmuş gidiyor. İleride de göreceğimiz üzere yetersizlikten dolayı sönüp gidecektir. Alengirikli ifadeler kullanma becerisi bir insanın iyi tahlil yapabileceği önceden kestirebileceği - her ne zıkkımsa bu kestirilen- anlamına gelmez. Gelmediğini zaman gösterecektir.

Allah Allah! demeyince güzel işler olabilmez !

Irkçı yaklaşımlarla irdelemenin yanlışlığına ne kadar vurgu yapıldıysa da, bu konuyu inatla kompleksin vermiş olduğu bir rahatsızlığı yada hazımsızlığı dışa vurarak yoruma kalkmanın, veya olayı bilerek siyasileştirmenin hatta daha da ileri giderek acımasızca politikleştirmenin nasıl bir mantıklı izahı olabilir. Yazık.

kavgaya girmiştir, ama kaybetmiş bir şekilde( yanındakiler satmıştır mesela). Savaşa girmiştir ölmüştür bir şekilde. Ve sen otur bir köşede şikayet üstüne şikayet et, öyle olursa böyle olur, öyle olsa böyle olmazdı, aman otur, kalkma sakın kes ahkamını sen. "bir safı olmayan, birde mekanı olmayan adamı adamdan saymam derdi dedem" siz nerden konuşuyorsunuz bakalım?

İsmet Özel, Türk derken, faşizan bir yaklaşımdan ziyade kılmıştır hususu.

Ki faşizan yaklaşıldığı zannıyla, yada refleksinizle yada ne sıkıntıysa işte ! bu zan ile anti faşist bir yaklaşım sergilediğinizin bilmem farkında mısınız!

Şunu merak ediyorum diyeceğim ama merakta edemiyorum, hani başka bir millet telaffuz edilseydi diyeceğim, başka da millet yok ki, İslam ile özdeşleşmiş olan. Ne yapalım yani şimdi, enaniyet olarak, yada kibir olarak, yada fşistlik olarak algılanacak diye, yanlış anlaşılacak diye gıkı çıkmasın mı adamın, çıkmasın mı gıkımız(sesimiz)! Bırakalım lütfen bu kompleksli hallerimizi, bu bir bayrak yarışıdır. Kimlere verilmedi ki bu bayrak, kimlerin elinden alınmadı ki!

Çanakkale son karakolu idi islamın, ve düşmedi, bayrakta düşmedi. El mi değiştirdi peki? başka bir sadığa geçti de biz mi göremiyoruz?

İsmet Özel, araştırmacı, düşünür, ve zahirde inançlı olduğunu bildiğimiz bir insandır. Ve bu "Türkler diğer milletlerden üstün yaratılmıştır" ifadesini, içten ziyade, islam merkezli bir yaklaşımla dışa dönük olarak kurmuştur. Ve herşeye rağmen, herkese rağmen, her kavme rağmen, eldeki mevcut durumlara rağmen kurulmuş bir cümle olup, bir takım reflekslerle konuyu çıkmaza sokmanın bir anlamı yoktur. Ki bu durum İsmet Özel'i sevmek yada sevmemekle alakalı bir durumda değildir. "Kafirle harp eden müslümana Türk denir" tarihi sirkülasyon bunu ortaya koymuştur. beğenmeyen tutsun Türk yerine başka bişey desin canım,rahata erecekse :)

saygı ve hürmetle

muhabbetle

Vayy Çanakkale

Kimlerin dilen düştün. Çanakkale de savaşanlar Türk lük adına savaşmadılar kardeşim. Orada bir savaş yapıldı ve bunda da başarılı olundu ise en yüksek rütbelisinden erine kadar beraberce kılınan namazın o insanlara kattığı duygu bu başarıya sebep olmuştur.
Aynı şekilde şimdi Avrupa kapılarında yalanıyorsan " abi ne olur bizi de alın gerekirse ne Türklüğü dinimizden bile ödün veririz" muhabbetindeysen o namazı kılamayışındandır beraberce.

!!!

Adam "İslam'ın son kalesi" demiş, siz "Türklük adına savaşmadı" diyorsunuz? Rütbelisini ön plana çıkaran kim ki orada, beraber kılınan namazdan bahsediyorsunuz? Kaldı ki sadece beraber kılınan namazla savaş kazanılmaz. Öyle olsa müslümanların hiç yenilmemesi lazım gelirdi.

Aynı şekilde şimdi Avrupa kapısında yalanan kim, bence iyi bir düşünün! Gerçekten bu vatanı ve milleti seven insanlar istemiyor ki birliğe katılmayı, yapmıyor ki yalakalığı; kimler yapıyor bunu söylemeye şimdilik dilim varmıyor ama herkes de görüyor, biliyor...

Üstelik siz nasıl da böyle kolaylıkla hemen kalıplıyorsunuz insanları?! Beni "kafatasındaki çıkıntıyı arayan" biri, bu arkadaşı da "Avrupa Bİrliğini isteyen, bunun için dininden bile vazgeçmeye hazır ve namaz kılmayan" biri yapıverdiniz hemence...
Soru: Hangisi daha kızıl? Cevap: Bu daha mor! El-insaf!...
Siz fikir alışverişi tartarak tartışma yapmıyorsunuz. Sizin kafanızda çakılı saplantıları ve içinizin kinini boşaltmaya yer arıyorsunuz. Muhabbetle alakasız şeyler yazıyorsunuz. Bunun iki sebebi olabilir, birisi yukarıda dediğimdir. Eğer öyleyse: Düğmeye gömlek dikildiği nerede görülmüş!?
Olabilir ikinci sebep ise bende kalsın...
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

Sizin oralar hep kış galiba

Sizin oralar hep kış galiba.

Herkes yediğinden ikram edermiş! (Yavuz Sultan Selim Han)

yanlış taraftan bakıp yanlış yorumlar yapmaya, yada içinizdekileri bir şekilde konuyla alakasızda olsa ifade etmek için, aradaki bağlantıyı ille yanlış anlamalarla kurmanızı ve de bu anti faşist refleksinizi, sancınızı yada rahatsızlığınızı, ( inşallah acziyetin vermiş olduğu kompleksten kaynaklanan bir tavır değildir, haliniz!, öyleyse dua edeceğim sizin için Türkçe olarak). anlayabilmiş değilim hala.

Neyse siz yazın dilediğiniz gibi ya, durum anlaşılmıştır.

İsmet Özel boş konuşacak adam değilmiş bir kez daha görüyoruz. "Türkler diğer miletlerden üstün yaratılmıştır"(İsmet özel). Bu ifade bir elekmiş meğer.

...............................................
Yavuz Sultan Selim Han dönemi;

İran hükümdarı Şah İsmail, mücevher dolu bir hediye sandığı gönderir hükümdara.

Sandık açılır açılmaz, içinden çeşit çeşit kıymetli mücevherler çıkar, fakat sandık içinden insanı rahatsız edecek şekilde pis bir koku yayılır etrafa. Önce kimse hiçkimse bir anlam veremez, nadide mücevherlerle dolu sandıktan yayılan bu fena kokuya, fakat sonra mesele anlaşılır.

"sandığın dibine insan dışkısı doldurulmuştur, yani şah ismail aklısıra cihan padişahına hakaret ediyor...!"

Yavuz Sultan Selim Han; Aynı şekilde değerli mücevherler ve kumaşlarla süslü sandık hazırlatır. Sandığın içine de , o zamanın en nefis gül kokulu lokumlarından hazırlanmış bir kutu yerleştirilir. Ve kutunun altınada bir satırlık yazıdan ibaret pusula(not) iliştirilir.

Sandık şahın huzurunda açılır, açılır açılmaz etrafa mis gibi gül kokusu yayılır. Kutudaki lokumlardan herkese ikram edilir. Ardından da Cihan Padişahının notu, şaha uzatılır;

"İsmail, herkes yediğinden ikram eder"

.....................................................................

Ve ayşe didar: "Testi, daima içindekini sızdırır" bilesin!

muhabbetle

bir sürü üç nokta peş peşe...

sizin ırkınız nedir ayşe hanım...
evet ırkçılık diyorum; zira türklüğü, bu denli yanlış anlayıp da eleştirdiğinize göre başka bir ırktan olmalısınız...
ki eğer bu bir türk vatandaşının yapması gereken özeleştiri ise de üslubu bu şekilde mi olmalı, tartışılır.
biraz sakin olunuz da selamete erelim...

Ben halis mulis Türk'üm

Ama bu Türk'lük benim için şu an birşeyi ifade etmiyor. Ben yapıp ettiklerime bakıyorum insanların da yapıp ettikleri ile değerlendirilmesi taraftarıyım. Tarih bir övgü ve sövgü malzemesi olmaktan uzak olarak değerlendirilmeli. Türk'lük insanlığa bir şey katıyorsa bir anlam kazanıyor . Yazılanların üzerine hiç basmamışsınız efendi. 25-30 milyar dolarlık bir serveti cep telefonuna vermek mesela sizce nasıl değerlendirilmeli. Ya da Fatihin; topun balistik hesaplarını kendisi yaparak İstanbul'u fethetmiş olmasının kıymeti harbiyesi, 20 yaşında hala internet kafelerde sürten gençlerimizin yanında nedir. Yaşanandan yola çıkarak değerlendirme yapalım. İsrail bir askerinin kaçırdılar diye dünyayı bir birine katacak 30 bin şehidi verdik te gıkımız çıkmadı. Bu Türk'lük ise ben halas eyledim kendimi.

Ben Türk değil Fatih'in Alparslan'nın aynı zamanda Nizamül Mülk'ün de torunuyum kendimi öyle hissediyorum Caferi Sadık efendimi öp öz dedem sayarım. Atilla da beni tarih köküm olmaktan öte ilgilendirmez. Sizin Türk'ten anladığınız şey kafatasınızın arkasındaki çıkıntı ise diyecek söz bulamıyorum. Benim anladığım şey Kalgon un yerine kullanabileceğim adam gibi bir bulaşık deterjanının olmamasının bana verdiği üzüntüdür. Ya da en iyi çamaşır makinesi deterjanının Ariyel olmasının kalbimde açtığı yara ya da İç Anadolunun tarlalarında hala gördüğüm sabanın kafama sapladığı sancıdır. Diyorsunuz ki bu aşağılık duygusu nedir ? Bu aşağılık duygusu değil kardeşim hayatın hamasetten öte bir yaşanmışlık olduğunun farkına varmaktır. Dikkat buyurursanız "bu şekilde devam edersek" diye bir ifade kullandım biz yapamayız demiyorum. Şu an yaptığımız adam akıllı bir işin olmadığından bahsediyorum. Yine tekrar ediyorum gerçekler ile sizin aklınızda, hayalleriniz de olandan çok farklı. Ve Türk olmanız bunları asla değiştirmiyor, onun gereğini yapmamız gerektiğini söylüyorum ben de. Laf ebeliği ile olsaydı keşke...

KADININ FENDİ VE E-FENDİ

"MULİS"(muhlis?) TÜRKLERE CEVABIMDIR:

Ayşe Hanım (hala nezaketimi koruduğuma dikkat ediniz ve bana parmağınızı gözüme sokarak "efendiiiii" demeyiniz, lütfen:)),

”Yazılanların üzerine hiç basmamışsınız efendi!” Yazılanların üzerine bastım ama suya yazsam iz olmaz da "kar"a bassam iz olur.(Bu TÜRKüyü anımsadınız mı?) Bence siz yazılanların (İRA, ETA, BURNUNU KARIŞTIRAN batıLI) üzerine hiiiç basmamışsınız.

Ayrıca çok teşekkür ederim yorumunuz için hanım EFENDİ! Aynı şeyleri söylüyoruz aslında, ortaya çıktı... “Ben yapıp ettiklerime bakıyorum, insanların da yapıp ettikleri ile değerlendirilmesi taraftarıyım” demişsiniz… Ne kadar da haklısınız tebrik ederim. Yorumlarımızdan kimin ne yönde çalıştığı belli oldu dediğiniz gibi… Ben de sizin gibi yapıp ettiklerimden yola çıkarak konuşuyorum.

Ayrıca elbette “Türklük insanlığa bir şey katıyorsa bir anlam kazanır.” Ve elbette “İnternet kafelerde sürten 20 yaşındaki gençlerin Fatih’in yanında kıymeti harbiyesi yok”tur. (Düzelttim o cümleyi.) O zaman gelin "bu şekilde devam etmeyelim"... O zaman gelin sızlanacağımıza bir şeyler yapalım hep birlikte veya teker teker....Ama lütfen yaptığımız tek şey kendimizi kötülemek veya (sizin de dediğiniz gibi) "laf ebeliği" olmasın...

20 yaşındaki gençler, ancak atalarının yaptığı güzel işleri öğrenerek bir şeyler yapabilirler. Ama önce “MULİS” (muhlis olmasın bu?!) Türküm!” deyip bir sonraki bölümün başında “Ben Türk değil…” diye kendinizi yalanlayarak,"Türklerden bir ok olmaz" diye gençlerin beyinlerine bu kompleksi yerleştirirseniz, elbette kahve köşelerinde sürterler... Benim Türklükten anladığım kafatasımdaki çıkıntı değil elbette, bunu siz de biliyorsunuz ama işinize gelmiyor... İbrahim Karagül'ün yazısını okuyunuz. Veya sadece okuyunuz...

Ancak sizin “(1)Ben Türk değil Fatih’in Alparslan’nın aynı zamanda Nizamül Mülk’ün de torunuyum kendimi öyle hissediyorum (2)Caferi Sadık efendimi (demek ki bana da efendi demekle iltifat etmişsiniz, teşekkür ederim) öp öz dedem sayarım. (3)Atilla da beni tarih köküm olmaktan öte ilgilendirmez.” sözlerinizi düzeltemedim. Çünkü neresinden tutsam elimde kaldı..

(1) Fatih, Alparslan, Nizam’ül Mülk TÜRK değil mi ki “Ben (sadece) Türk değil(im), Fatih’in, Alparslan’ın aynı zamanda Nizam’ül Mülk’ün de torunuyum.” diyorsunuz?!!

(2) Nizam’ül Mülk’ün bizzat tasarlayıp kurduğu ve Alparslan’ın da onay ve destek verdiği “Nizamiye Medreseleri” hakkında birazcık bilginiz olsaydı (yine tarihi bilme, öğrenme meselesinin önemi) özbeöz dedeniz olan Cafer-i Sadık efendi(mn)izle onu aynı kefeye koyamazdınız.

(3) “Tarih kökü” olmaktan öte, önemli ne var? Köksüz ağaç kurur. Sizi ne ilgilendirir Ayşe hanım? “(SA)ban”ın suçlusu Türkler mi? Ben de İçanadolu’danım, evet burada da insanlardan fakir olanlar var her yerde olduğu gibi, hatta yazın topladıkları otları kışın yiyenler bile… Ama açlıktan(!) dağa çıkmıyorlar ve Avrupa Birliği onlara ödenek ve teşvik vermiyor! Anlatabiliyor muyum?!

Not: Bu arada ALMANYA'dan katılan ve "İsmet Özel'in iki kitabı hariç bütün kitaplarını okuyan" AHMET İNAM adlı şahısa da şöyle bir cevap vermek isterim:

1-İsmet Özel "Türkler" ve "Türklük" hakkında yazdıklarında kinaye veya tevriye yapmamıştır.(bkz. Ahmet İnam'ın ilgili yorumunun 1. maddesi) İsmet Özel'i okuyup da bunu iddia ediyorsanız kusura bakmayın ama okuduğunuzu anlamamışsınız... Herkes Kur'an okuyabilir ama herkesin anladığı söylenemez. Benim ve Celaleddin Dadaşhan'ın yorumlarını da okuduğunuzu sanmıyorum.

2-"Türklük" başlığından rahatsız olmanız (o niye, o da ayrı bir konu da) Türkçe'yi düzgün kullanmamanızı gerektirmemeli ve bu durumunuz da rahatsız etmeli sizi... ALMANYA'da yaşıyor olmak bunu mazur göstermez, öğrenebilirsiniz... “İmdi, nayır, master, Türkçede nasıl derler” diyerek “uzman”(sizin ifadeniz) mı oldunuz? Ya da bizden güzel yazanları edebiyat parçalamış saymak “akl etmek”ten mi ileri geliyor?

“Zaten önce akl edebilen bir milliyetçi çıkabilmeli” demek ne demek! MEMLEKETTE TEK AKILLININ, SİZİN GİBİ KENDİNİ AKILLI SANAN UYUR-GEZERLER TOPLULUĞU (=Ashab-ı Keyf... Ashab-ı Kehf demedim dikkat edin de...) OLDUĞUNU MU SANIYORSUNUZ? Kaldı ki bir insan ırkçı bile olsa (Hitler, Yahudiler) kendi düşüncesi içerisinde tutarlı bir yanı yok mudur? "Hayır, tutarlı değildir; mantıksızdır" diyorsanız neden dünya üzerinde Yahudi hakimiyetinden bahis açıyorsunuz? Bu ırkçı Yahudiler akl edemiyorsa nasıl oluyor da pireyi deve yaparak (ve bilmeden de olsa onları öve öve öküz ederek) yeryüzünde olan her olayda parmakları olduğunu iddia edebiliyorsunuz? Haydi abartayım: Şeytan akılsız mı sizce? Vatanına ve milletine aşık biri olarak özür dilemenizi bekliyorum.

3-"Siz anlatın o zaman İsmet ÖZEL'i anlamayanlara" demişsiniz... Bizahmet okuyuversinler... Yorumları okumuş olsaydınız (gerçi bunları da İsmet Özel'in kitapları gibi okumuşsunuzdur ya neyse) bir çok arkadaşın bunu açıklamaya çalıştığını ama bir türlü "hendek atlatma"da başarılı olamadıklarını görürdünüz.
Ya da "sivrisinek saz"ı dururken "davul zurna" çalmak bir yerden sonra sıkıntı veriyor diyelim.

4-BEN BU BAHSİ ASIM GÜLTEKİN GİBİ KAPAMAK İSTERDİM, KENDİSİ ÇOK HAKLIYMIŞ. OKUMAYANLA (ve ANLAMAYANLA), BİLMEYENLE, ÖNYARGILI İNSANLARLA KONUŞMAK GERÇEKTEN ANLAMSIZMIŞ.

5-Kullandığınız "İsmetçi" kavramı (Erbakancı, Fethullahçı gibi) sizin olaya bakış açınızı ortaya koyuyor aslında... Biz insanların(geçici) peşinde değil, fikirlerin(kalıcı) peşindeyiz. İsmet Özel'i değil, dediklerini savunuyoruz. Yoksa kendi adıma "kişilerin kutsallaştırılmasına, efsaneleştirilmesine" şiddetle karşı çıktığım Cemaat okuyanlarınca iyi bilinmektedir.

*Kullandığınız "master" sözcüğünün Türkçesi var. Yorumunuzda Nasrettin Hoca misali "Anlayanlar anlamayanlara anlatıversin" dediğiniz gibi "Söyleyiverin Türkçesi'ni canım bizahmet" mi diyorsunuz? "İsmet Özel'in iki kitabı hariç tüm kitaplarını okumuş biri" olarak yazan siz, Türkçe konusunda özenli olmak adına sözlüğe bakıverin canım bizahmet...

SUSUYORUM...
vesSELAM

Cakkom Benim...

Benim yazdiklarim üzerinde düsünmektense, yazim size dokunmus olmali ki, aklinizi biryana birakip hiddetlenerek benim bir kusurumu bulup beni ofsayta sürüklemek istiyorsunuz.

Yorumum size dokunmus olmali ki, güc ile akli birbirine karistirmissiniz. Yahudileri siz egemen sayiyorsaniz sizin sorununuz benim degil. Egemen olduklari icin akilli ve tutarli buluyorsaniz, birde parantez icine Hitleri de sayiyorsaniz, valla ne diyecegim bilemiyorum... beni öyle seylerle rahatsiz etmeyin.

Ne yahudiler egemendir, ne de irkciliklariyla akillidirlar, ne de gulyabani olup onlardan korkar ve onlardan korkulmali gibi bir komplekse girerim.
Irkciligin tutarli yani? Töbe...
Akil ile Menfaat'i karistirmissiniz bu sefer.

Master kelimesini bu konu altinda ki yorumumda kullanmadim. Buraya tasimanizin ne anlami var? Var, cünkü yazmis oldugum size dokunmus ki, yazdiklarima karsilik verecek iken, türkce dilini kullanamadigimi ortaya atarak beni kücük düsürmek derdiniz. Ve yine Ismet Özel'i nasil anlamamiz gerektigine dair tek bir cümle yok.

Master kelimesi olsun, diger yabanci kelimeler olsun kullanan benmiyim tek? ögretmenlik damariniz benim yazimda küt diye ativerdi.

Yorumum herkese dokunmasin diye "birkac" kisilerden bahsetmistim. Siz aklinizi, pardon zekanizi kullanmis olupta kendinizi diger birkac kisiden saymis olup ta, hic bir yorum getirmemis olsaydiniz, ne hiddetinizin izlerini böyle sacma birsekilde bizler ögrenmis olurduk ne de egitimcilik damariniz sadece Almanyadan yazan kisilere karsi ortaya ciktigini anlayiverirdik. Ne akil ile güc'ü ayni denkte tuttugunuzu, ne de akil ile menfaatin sizin icin ayni oldugunu ögrenmis olurduk.

Hirs gelir göz kararir,
Hirs gider YÜZ kararir!

Not: Beni Not almissiniz ya, iyidir. Takip etmeye devam edin...

vesselam...

Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!

Amin İnam

Ahmet Bey,
Konu "Türklük" olduğu için "Türkçe"yi de kattım. Bağıntıyı siz kurun artık... Biraz çaba... Lütfen!

Sadece ben mi kullanıyorum "master"i demişsiniz... En azından siz kullanmayınız... Herkes yapıyor diye başka şeyleri de yapar mısınız? Hiç sanmam...

Öğretmenlik damarı... Allah Allah! Şimdi birisi kalkıp dini öğütler verse "imamlık damarı" mı tutmuş diyeceğiz.... Türkçe hepimizin sadece öğretmenlerin değil... Din sadece imamların mı! Kimseyi küçük düşürmek gibi bir derdim yok, neden eleştirilince (ve bu eleştiri bir de haklı olunca) hakaret olarak algılıyorUZ?

Hala "İsmet Özel'i nasıl anlamalıyız" diye soruyorsunuz ya, gülümsüyorum...

Yorumunuz bana dokunmadı, niye dokunsun hem? Bana dokunan "emeksiz yemek yemeye çalışanlar"ın ahkamları.... "Bana dokunmayan yılan" deyip boş mu verseydim?! Müslümanım...

Yazdıklarınız üzerine düşündüm ki bir önceki yorumum ortaya çıktı. Yoksa siz öyle yapmıyor musunuz? Siz "Çakkom benim ve ofsayta düşürmek" gibi argolarla aklınızı nerede bıraktığınızı ("aklınızı bir yana bırakıp" tabiri size aittir) belli ettiniz gerçi...

Akıl-egemenlik-güç-menfaat aynı demeye çalışmadım ki ben, onu da yanlış anlamışsınız. Bunlar paralel demek istiyorum. Yani aklınızla egemen olursunuz,aklınız kadar güçlü olursunuz, menfaati ben değil siz kattınız işin içine....

Beğenin ya da beğenmeyin Hitler bir dönemin en zekii adamlarındandır. Zekii oluşu onun katil olmasına engel değil ki... Veya katiller aptal mı! Serii katillerin ne derece zekii olduklarını konunun "uzman"ı olmayanlar bile bilir...

Ama ben böyle açıklamalarıma da açıklama yapacaksam bu işin sonu yok ki!

Sizi not aldım, takip edeceğim ama takipçiniz asla olmayacağım.

"Akıl olmayınca ne yapsın sakal,
Kuzuyu sürüden götürdü çakal..."

NOT:(Ahmet bey Ayşe hanımı da not aldım, bakın)
Ayşe hanım,

Vezir Kunduri ve Nizam'ül Mülk hakkında (diğer bir çok konuda olduğu gibi) değişik söylenceler mevcuttur. Yunus'un doğum yeri, Mevlana'nın nereli olduğu gibi... Fars oluşu rivayetleri de var elbette ama ben Türk diyenlerin görüşüne katılıyorum çünkü Türk'üm ve bunu söylemekten utanmak bir yana gurur bile duyuyorum. Çünkü İslam'a da dünya medeniyetine de tarihte bir çok katkısı olmuş bir milletin mensubu olarak gelecekte de iyi işler yapacağımıza inancım sonsuzdur. Bakmayın şimdiki suskunluğumuza...

Sabah akşam Cemaat'e bakıyorum ve yazı yazıyorum tabii... Çünkü bu oluşumu önemsiyorum. Yani sizin gibi "boş zamanlar"ımda takılmıyorum, özel olarak vakit ayırıyorum. Yoksa siz o kadar önemsemiyor musunuz?

Sizinle "yoğunluk" yarıştıracak değilim ama yapmam gerekenleri saysam kendimi övmüş olmaktan korkarım... Biz de iş-güç sahibiyiz, son sürat yaşayıp son sürat yazıyoruz. Ama ince(e)leyerek...

Bir de "...hiç basmamışsın EFENDİ" rahatsızlığıma "Sen CUSTO diye mi başlayayım!" diyerek savunma getirmişsiniz ama benim adım "EFENDİ" değil ki... Yani Custo bir isim... Bunun dengi olsa olsa "...hiç basmamışsın METAH ÇAKKO" olabilirdi... OFFF OF! :)

"Bahçelerde maydanoz,
Bu ne biçim lacivert..."

Her ikinize de son olarak şu soruyu sorup cevabını da merak ederek bir yandan, bir yandan da yazılanlara cevap yazmamaya söz vererek(çünkü havanda su bitti) takdiri Allah'a bırakıyorum:

*Ayşe hanım ve Ahmet İnam nerelidirler ve Ahmet İnam neden Almanya'dadır? Bunu "birkaç kişler" (bu tabir de Ahmet beyin... *beyin deyince düşünme organı anlamında değil "bey" anlamında kullandım, sonradan açıklamam gerekebilir diye baştan açıklıyorum.) merak etmektedirler. :)) Hani haberciler öyle der ya "Efendim, halk şunu merak ediyor..."

Yine de sizleri üzdüysem veya kırdıysam hakkınızı helal etmenizi dilerim. Ama Ahmet bey özür dilememişsiniz?! Bakın buna çoook üzüldüm!

vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

AKLI Egemenlik-Güc-Menfaat

AKLI Egemenlik-Güc-Menfaat ile paralel görmeniz sizin sorununuz benim degil. Irkciligin tutarli yani var demeniz de sizin sorununuz. Hitleri zeki bulmaniz da! Zeka'yi yine Akil ile karistirmaniz da!

Cay'i bal ile icmenizi tavsiye ederim. Cünkü kim demis bal'in sirf vücuda sifaasi var diye!

Sahi, paralel kelimesi türkce mi? PARA ve (L'yi sildik ) EL 'den mi geliyor yoksa?=)

Bu espiri icin özür diler hakkimi helal ederim.

vesselam...

Not: Özür dilemeye gelince. Türkiye'de ki insanlarin hepsi irkci olmali ki özür dileme gibi bir husus olsun. Ki hepsi irkci ise zaten özür dilemem. Yok degilse sizin özür dilemeniz gerekir, hepsini irkci ettiginiz icin. Bu da mantik'dir.

Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!

her hangi birşeye ihtiyacınız yok gibi...

biliyor musunuz çok merak ediyorum, acaba niye bu fikir alış verişlerini "küçük düşürme" boyutuna indirgeyerek o boyutta oluveriyorsunuz aniden...
niye bunu kişisel hale getirerek yerin dibine sokuyorsunuz...
herşeyin bir usulü ve üslubu vardır değil mi, yoksa yanılıyor muyum...
ne var ve ne oluyor efendim orada, biraz tevazu, sükunet ve anlayış kimseyi incitmez öyle değil mi...
çok merak ediyorum sizin hırsınız gidince yüzünüzün rengi ne olacak."küçük durum" ve "size dokunmuş olmalı ki" tabirlerini yadırgıyarak karşılıyorum...böyle diyerek kendi kendinizi indirgediniz, daha başka birşeye ihtiyac var gibi görünmüyor...

Sen "Custo" diye mi başlayayım?

Nizamül Mülk Türk değil Fars milletindendir. İslam adına hizmetini Selçuklu da sürdürmüştür. O çok okunmasını istediğin tarihi sen pek okumamışsın galiba. Sabah akşam oturup cemaat.com'a yazılar yazmakla meşgulsün galiba ki yazdıklarımı anlatım bakımından da değerlendirmeye tabi tutuyorsun. Tabiki haklısın yanlışın savunması asla olmaz. Belirtmeliyim ki iş arasında son sürat yorum ekleyerek ve son sürat okuyarak katılmaya çalışıyorum. Mazur görünüz ........

BÜLENT AKYÜREK, İRA, ETA vs.

Kardeşim, Ayşe Hanım,

Fazla uzatmayacağım: O dediğiniz Türkler "kalın olmayan" Türklerdir. Bu işi bile bile yapan işbirlikçiler bir yana, mahalleden sayılan Bülent AKYÜREK'in ve sizin de maalesef dillendirdiği ve dillendirdiğiniz bu tip tespitler, bizim aşağılık duygusuna kapılarak onlara köle olmamızı amaçlayan çalışmalardır. İsmet ÖZEL'in "Kalın Türk"ten kastı budur: GERÇEK TÜRK... (Tarihteki gibi, iyilik saçar, bükülme bilmez ve bildiği doğrular için savaşan, v.s.) Ve bu tip kitaplarda ve sizin dediklerinizde bahsedilen kötü örnekler İslam bayraktarlığı yapmış ve yapacak olan bir milletin tamamına mal edilemez. O zaman tüm Almanlar Nazi, Amerikalılar Kızılderili ve Zenci katili sayılmalıdır. Ve bir de sanki üretme özürlü, sahtekar, beş para etmez Batılı yok mudur? Ya da Bülent AKYÜREK'in örneklerinden konuşayım: Burnunu karıştırmaz mı hiç bir Batılı, tuvalete gitmez mi; ilah mı melek mi bunlar... İşte Ayşe hanım mesele tam da burada lütfen dikkatle okuyunuz:

Arapların petrolün peşine düşmüşlüğü yüzünden ve diğer kaygılarla İslam'ın bayraktarlığını yapmak gibi bir şansı veya niyeti yoktur. Geriye tarihte de İslam'ın genişlemesini sağlamış ve İslam'ın yükselme döneminden beri hizmet etmeye devam eden Türkler kalmıştır. Farslar da dahil (nüfusları ve nüfuzları yetmez bu göreve çünkü) diğerleri tehlike değildir Hristiyanlar ve hır isteyenler için.... İsmet Özel bu aşağılık duygusunu bir nebze de olsa aşmamıza ve bu vatanın evlatlarının bu gidişle en sonunda Batı'nın "book"una(İncil) da hayran olup onlar gibi olmamasına çalışıyor.
Milliyetçi damarım elbette vardır, ama bundan rahatsız olmanızı anlayamadım ve bu aşamada sadece nereli olduğunuzu merak ediyorum.Bu milliyetçi duyguları meşrulaştırmaya da çalışmıyorum zira meşru duygulardır bunlar(kaldı ki bir fikrin değerini meşruluğu belirlemez, bkz. İslam'ın ilk dönemleri) ve sanıldığı gibi Fransız Devrimi'yle dünya gündemine girmedi.(Batılıların istediği bir şey daha: Tarihimizi bilmeden büyümesi çocuklarımızın... Yoksa Köktürk Yazıtları'nın veya daha öncesinde Mete'nin aynı duygulardan bahsettiklerini bilirler veya Alparslan'ın *Biz Türkler halis müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz, bu yüzden Allah bize yardım etmektedir* sözünü ve buraya sığdıramayacağım daha bir çoğunu öğrenirler ve "Atalarının yaptığı iyi işleri öğrendikçe daha güzel işler yapmak için kendilerinde güç bulurlar.)... Avrupa İRA ve ETA için aynı insan hakları ve demokrasiyi neden istemiyor sizce ve "bırakalım İrlanda'yı bırakalım Bask'ı" demiyor? Bunlar aşağılık duygusuyla Batı'nın "book"unda boncuk aramaya devam etmemizi isteyenlerin dayatmasından başka bir şey değildir. Ve onlar bize yaptırmak istemedikleri her şeye -sözde- "yahudi parmağı" sokarlar. Müslümanlar keşke daha uyanık olabilseydi...

Akıllı olmalı ve okumalıyız ;Ayşe hanım, İsmet ÖZel'i de okuyunuz. Ben sizin gibi sadece kendi duygu ve zanlarımı ifade etmiyorum : Duygusal ve beni suçladığınız tarzda yaklaşmayınız bu konuya... Önderimizin ve Kur'an-ı Kerim'in müslümanları bir millet sayışını sağlamaya çalışıyor İsmet Özel ama basamaklarda çıkarak yükselinir, inerek değil!

Okuyun... Ve yapılacak bunca iş varken lütfen birbirimizi yemeyelim. Bu Türk'ün tarzı değildir.

Not: Yüzyıllarca birlikte yaşadığımız insanları biz düşman etmedik kendimize... Onlar daha evvel Araplar'ın da düştüğü: "size devlet kuracağız" vaadine kanarak "gÜÇlü"den yana olmayı seçtiler. Ne kötü bir seçim... Daha önce bu şekilde güçlüden yana davranmış toplulukların sonunu tarihler yazar, ben bunu tekrar etmeyeceğim ama Amerika'nın olmadığı dünyada bu kardeşlerimizin (ben hala kardeş diyorum ama yakın zamanda yapılan bir kongrede neler olduğunu yazmak bile istemiyorum, yine bayraksız ve bölücü imgelerle dolu) hallerininin nice olacağını *İRAN, SURİYE; IRAK ve TÜRKİYE dÖRTlüsünü de hesaba katarak* bir düşünün bence.... Amerika bu kardeşlerimizi bizden çok mu seviyor sizce!?

*İşte İbrahim KARAGÜL'ün 27.06.2006 tarihli Yeni Şafak'ta çıkan "Mazlum-Der Başkanı ve Kürt Milliyetçiliği" adlı yazısı:
www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/27/ikaragul.html

www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/28/ikaragul.html

*Ve işte Yusuf KAPLAN'ın (İsmet Özel'in dediğini başka yönden ve bir nebze daha açık dile getirdiği) "Neo-kapitalist Saldırıyı Püskürtmek" adlı yazısı:
www.yenisafak.com.tr/ykaplan.html

Kardeşim, Ayşe Hanım,
Lütfen bu yazıları ve yorumumu ön yargısız ve sonuna kadar okuyunuz.
Kardeşiniz Metah Çakko...
*Hilmi Yavuz'un "İslam'da Reform" yazısına eleştiri yazmakla uğraşacağım için bir zaman cevap yazamayabilirim.
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!

Araplar da mı Türk ?

anlamadğım, ve öğrenmek istediğim hususu vurgulamak istiyorum :

İsmet Özel neye dayanarak Arapları Türk olarak görüyor ?

ve buna zemin hazırlanmadan fikri inşa etmek doğru mudur ?
sadece kendi penceresinden mi böyle görüyor ?

demem o ki, bu fikrini somuta indirgeyip, kaç Arap ülkesinin devlet başkanıyla bu fikrini paylaştı ?

veya hiç Arap ülkelerinde ikamet etti mi ki Arap halkı hakkında böylesi yargıya vardı ?

bir pencere de ben açayım:
ruhumuzu okşayacak derûni bir düşünce ama bir ayağı topal gibi...

Al birini Vur ötekine!

Acaba İsmet Özel'in Türklük bahsinde yazdıklarını okudunuz mu? Hiç öyleye benzemiyor. İsterseniz okuyun, bize soracağınıza kendisinden öğrenin, ne demek istiyormuş. Gerçi size bir şey demek haddime değil, yukarıdaki eleştiriyi yazan kişi de Türk Edebiyatı dergisi dışındaki hiçbir açıklamayı okumamış. Okumadığı da kullandığı argümanlardan belli. Dolayısıyla hiçbirimiz kimseyi anlama derdinde değiliz. Herkesi kendi kafamıza göre anlamlandırıyor ve o anlam çerçevesinde yargılıyoruz. Ucuzculuk keyifli bir iş ama hiçbir müslüman böylesi insafsızlığa maruz bırakılacak kadar ucuz değil. Birinin bir derdi var ve bize anlatmaya çalışıyor. Bunun için kitaplar yazıyor konferanslar veriyor fakat bizim umrumuzda olan nedir? Hiçbir şey. Bu ülkede müslümanlar birtakım dertleri varmış gibi yaptıkları halde hiçbir derdin tasanın içerisinde değiller. Dolayısıyla da kılı kırk yarmak, ciddiyet ve samimiyet sahibi olmak gibi meselelerimiz de yok. Acaba İsmet Özel bir Arap ülkesinde ikamet etti mi? Sanmıyorum ama biz onun kılı kırk yardığı satırları arasında değil ikamet etmek şöyle bir gezinmedik bile. Peki Arap halkı hakkında böylesi yargıya vardığını söylediğimiz İsmet Özel hakkında böylesi yargıya nasıl varabildik? Vallahi pes.

?

peki benim ismet özel'i okumadığım yargısına siz nasıl vardınız ?

daha ismime aşina bile değilsiniz...

biraz sakin olursanız,
soruma henüz bir yanıt veremediğinizi göreceksiniz...

Çok Açık

"İsmet Özel neye dayanarak Arapları Türk olarak görüyor ?ve buna zemin hazırlanmadan fikri inşa etmek doğru mudur ? sadece kendi penceresinden mi böyle görüyor ? demem o ki, bu fikrini somuta indirgeyip, kaç Arap ülkesinin devlet başkanıyla bu fikrini paylaştı ? veya hiç Arap ülkelerinde ikamet etti mi ki Arap halkı hakkında böylesi yargıya vardı ?"

İsmet Özel'i okumadığınız, en azından Türklük bahsinde yazdıklarını okumadığınız sorduğunuz sorulardan belli. İsmet Özel "Araplar Türktür" dememiştir ve İsmet Özel'in yazdıkları onun Araplar hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmasını gerekli kılacak cinsten şeyler değildir. Çok çok çooook alakasız sorular bu sorduklarınız. Ayrıca sizi ismen veya cismen tanımam gerekmiyor. Her şey ortada. Ama tek sorun bu da değil. Yukarıdaki eleştiri yazısını yazan sayın yazar da aynı durumda zaten. Komedi. Gerçekten.

Yokuşaşağı Mahallesinden bahsetmiyor

Siz İsmet Özel'in herhangi bir yazısını okudunuz mu? Ya da Türklük üzerine yapılan röportajlarını,yazdığı gazete yazılarını en önemlisi şiirlerini okudunuz mu?
Eğer okudum diyorsanız tekrar bir okuyun? Kendisi Yokuşaşağı Mahallesinden bahsetmiyor,bunu bilmelisin.

yokuş aşağı mahallesi burası

yokuş aşağı mahallesi burası
burası benim ikinci ben

sizler mi bu sokakta dolaşacaksınız, afili
sizler mi gölgenizle konuşacaksınız, şaşarım

sizler pencerenizin ölçüsünü alırsınız
bense kırılan camlarımın kestiği parmağımla yaşarım