Gece üç suları..Hayatın manasının peşinde sigaya çekerken kendimi,yüreğimden tutuyor ‘’Gece Işıltısı’’.Şair hissiyatının nesirle buluşması,denemenin şi’rîyet kazanması…
Üç bölüm arasında dimağda derin sualler…
‘Söz’ü yaratana şükürle başlıyor yazmaya Mustafa Özçelik…
***
Şair ki yüreği fırtına ,içinde sır yumağı…Bir kelimeyle ilmeğini çözerken ‘sır’ın nimet bildiği kelimeler çoğullanıp taşıyor kağıdın sinesine.Şairin yüreğini seriyor yüreklerimizin önüne..Hamd makamı!’Söz’ün hicret vakti…!
***
Zamanın ellerinden tutup ebede koşar şair.’’Kalbimizde beyaz bir ‘’elif’’,zarif bir ‘’lam’’ ve müthiş güzelliğiyle ‘’he’’…’’ ‘’Şiir,şairin duası,niyazı,yaratıcıya arzı olmalı..’’Her şiir bir dua..Şiir Yaratan’a giden yol oluyor şairin ikliminde.Deryalardan ulvî katreler düşüyor zamana.
***
Şair olmak yani ki ‘’yürek işçisi’’ olmak farklı bakmak değil mi hayata!Öyle ya ‘’Bir sabah vakti,bir gül yaprağına düşen çiy tanesini kaç göz görebilir?’’Onun gözünde aşk başka,acı başka,çöl ,zaman başka…
***
..Ve düşer şairin yüreğine ‘’ Endülüs acıları’’…’’Öyleyse şiir konuşacak ve hayat susacak demektir..’’ ‘’Şiir kalbin dili ‘’ise ,şimdi şairlerin yüreklerini dinleme zamanı!
***
Kendi yolu ,kendi sözü olmalı şairin.’’Şehrin kitabını kendine uydurmalı.’’Geceyi ,kalemi,maviyi,çiçeği kendinin yapar şair.’’Usta bir mimardır ki şair,kelimelere şekil verir,bununla da yetinmez,ruh üfler onlara…’’Nice kelime onların mısralarında harlanmıştır.Harlanmış da sineleri yakmıştır..
***
‘’Ey aşk uygarlığının çocukları!Yüreğiniz bereketli bir deniz değil miydi herkesi ve her şeyi içine alan.Kırmızı hem gül’de hem kan ‘da değil miydi?’’Söze ne hacet!..
***
Üçüncü boyutuna uzanır hayatın yazar.’’Denizi görmeden içimde denizler taşırdım.’’ Diyerek bu farklılığını göstermiyor mu?
***
İki hece düşüyor yazarın dilinden:Ö-lüm!Ruhu ürperten bu kelimeyi ‘’Ne müthiş bir bilgedir ölüm!’’ diyerek ne de güzel somutlaştırıyor yazar!Ölümü bilge olarak görmek de onun öteli olduğunu göstermiyor mu!
***
Acı…Savaş…Çocukların gözlerinde kan..’’Ama bahar bu şehre hep geç gelir.’’Nergisin gözleri yerdedir artık.Kızıl bir hançer bölerken rüyalarımızı ‘’Ey şair ,hüznün üstüne menekşeler sarmanın vaktidir şimdi!’’
Yorumlar
emine şimşek
Per, 13/07/2006 - 15:52 — misafirkardeşimle aynı ismi taşıyan bu kaleme naçizane bir kaç kelam eylemek istedi gönül.
evet, mustafa özçelik hoca söz'ü yaratana şükürle başlar. ki ekmeğimizdir. suyumuzdur. nefesimiz...şükür !
evet şiir duadır. ama gören gözlere diken olup batan küfre vesile mısralar acıtır canımızı. bugün şiir ağlıyor, okur değil. ne diyelim, zaman her şeye kadirdir...
elif...en sevdiğim kadın harfi.
lam...yâreni.
he...alıp verdiğimiz nefesin sesi.
ve bu üç sac ayağığında pişen âşık : şair !
kendimden çok şey buldum emine şimşek.
ismin de dahil...
Şükr sûretinde...
Per, 13/07/2006 - 17:10 — emine şimşekTeşekkürler Emre Bey.''Bu üç saç ayağında pişen aşık: şair!''Ne güzel ifade etmişsiniz!
Mustafa Özçelik 'in kalbi konuşmaya başlayınca bütün harfler esas duruşa geçiyor.O ,kaynağı ulviyet olan engin bir derya...Manayı yüklenince gözler demek şükür sûretinde görülebiliyor her şey diyorum,şükrediyorum.Sürükleniyorum bir cümlenin peşinde.''Denizi görmeden içimde denizler taşırdım.''
Mustafa Özçelik iyi ki var!Ve iyi ki o vardı yüreğimin götürdüğü yerde..
Not:Mustafa Özçelik'in yüreğini solumaya gidiyorum...