renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hayat Uzaktan Komedi, Yakından Trajedidir.

Bay Meraklı'yı Hatırlarsınız

Rahmetli Cenk Koray'ın TRT’de sunduğu tatil programı Stüdyo Pazar içinde aralara serpiştirilmiş bir çizgi karakterdi, Bay Meraklı. Ekranda ince bir çizgi görünür, sonra ortaya çıkan bir el bizimkini çiziverirdi. Bay Meraklı lala lala laaa laa yürürken onu heyecanlandıran birşey görür, badabirirgurukiri baaa diye anlaşılmaz bir dille çizerle kavga eder, sonunda ppppppuaahahahahaa diye kahkahayı basardı. Belli bir ilgiyi üzerinde toplamış, sevimli, unutulmaz bir karakterdi.

Karaktersizlik mi? O da ne?

Bay Meraklı karakteri, üzerinde durmamızı hak edecek kadar önemli bir gerçeğe vurgu yapıyor, diye düşünüyorum. Önce kendini var eden çizerle kavga etmesi, sonra da kahkahayı basması.. Niçin kavga etti? Niçin kahkahayı bastı? Hiçbir şey belli değil!

Belki tavrındaki bu belirsizlikten alıyor, çizerine kafa tutma gücünü de! Davranışındaki tutarsızlık değil mi onu sevimli kılan da? Boyundan büyük bir işi yapıyormuş gibi yapması olamaz mı ilgimizi üzerinde toplayan da? Zaten onu var eden de “karaktersizliği” somutlayan bir karakter oluşu değil mi?

Öznenin Parçalanması

Bir çizgi.. Karakteriyle ve macerasıyla ne kadar sıra dışı olursa olsun bu “çizgi”nin bir parçası o da.

Çizgi, bir süreç; postmodern süreç.. Her an renk değiştiren, çok renkli, 'göz kamaştırıcı' bir yaşamı anlatıyor, postmodernizim çünkü.

Çizgiyi çeken el, karakteri de belirliyor. İnsan, içinde bulunduğu, fizik olarak yenildiği bu toplumsal-tarihsel sürece, zihnen de, psikolojik olarak da yenilmiş..

Özneyi öylesine parçalamış ve anlam zincirini öylesine kırmış ki birey kendisini sosyal tarih içerisinde algılama yeteneğini kaybetmiştir.

Kavramlar Çürüyor

Dünyada kavramlar, değerler çürüyor; işaret edeceği gerçeklik, onu işaret etmeden bir başka renge bürünüyor.

Böylece hayat, uzaktan bakınca komedi, yakından bakınca trajedi oluyor. Bay meraklı karakteri, hayata uzaktan bir bakış bu yüzden. Yakından bakış da Kanal 7'de yayınlanan Deniz Feneri programı olsa gerek..

Eğer posmodern teoriler dışında hareket eden ve soluk alan bir yaşamdan söz edebiliyorsak, bunun mümkünü, ortak paydası; kavramların değerlerini ve gerçekliklerini kazandığı bir anlam dünyasıdır.

Madem anlamlar dünyasına kadar geldik.. Buradan Yusuf Kaplan'a el sallayalım o zaman..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bukalemun Karakterler ve Dünya

Es-Selam

Kavramların çürümesi modern dünyanın bize sunduğu olumsuzluklardan biri. Şu zamanda yaşayan insanlar karakter anlamında büyük çelişkiler yaşıyor. Buna biz de yakinen şahitlik ediyoruz çoğu zaman. Bu bir nevi çokyüzlülük. Gün içerisinde sık değişen karakterler insanları aslında değersizleştiriyor. Alıp götürüyor onlarda belirginlik adına ne varsa. Böylece belli belirsiz, flu karakterler taşıyan insanlar dolduruyor dünyayı. Bukalemun misali değişen, değiştikçe zarar veren, zarar verdikçe öteleyen bir durum bu. Öteleme hem kendi içinde oluyor insanın, hem de dışına sirayet ediyor.

Bozuluyor insan, sapıyor fıtratından, mevcut yayın gücü de bunu körüklüyor. Görüntülü iletişim amaçlarının, teknolojinin sunduğu imkanların amacından farklı bir biçimde kullanılmasıyla insanları karaktersizlik içinde bocalamaya götürüyor. Belirli bir sonuca varmasını engelliyor. İnsan kendi kendini engelliyor, yetmiyor, başkalarını da engelleme gayretine düşüyor. Böylece buhran içinde insanlar kalıyor dünyaya, zaman ve mekan buna göre kalıp tutuyor.

Hayat uzaktan komedi, yakından trajedi ise nerede durmalı insan?
Uzak mı durmalı hayata, yoksa yakından mı izlemeli?
Şüphesiz bu, içinde bulunduğu duruma göre değişiyor insanın...
Anlamak mümkün olmalı...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır ...

İkonlar

Hayat ikonlar üzerinden yürüyor aslında.İnsanlardaki algı değişimi de bu ikonları değiştiriyor..Klasikten moderne oradan da postmoderne uzanan ikonlar...
Deli Balta'dan Süpermen'e ; Süpermen'den Pokemon'a evrilen ikonlar..

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Endülüs'ü İnşa

Ne güzel, ne içten, ne hüzünlü şiirdir o: "Endülüs'e Ağıt". Ebü'l Beka Salih bin Şerif'in edebî sanatlarda zirve yapmış, ölümsüz şiiri.
Gönlümüz daralsa da, yüreğimiz burkulsa da severek okuruz bu şiiri.İsmet Özel'in dediği gibi "Susmak elbette zehirldir/Ferahlık getirir yazıklanmak da".
Evet.Yazik ki yazıklandık hep. Endülüs'ün düşüşünden bu yana. Hep ağladık, ağladık,ağladık!...Hâla da ağlıyoruz.
Yetmedi mi bunca ağladığımız? Sonsuza değin ağıt mı yakacağız?Ne zamana kadar, batılı yargıcılar tarafından sürekli suçlanacağız? Suçu kabullenip hep savunmada mı kalacağız? Hem gerçekten suçlu muyuz biz? Suçluysak kendimize karşı mı, başkalarına karşı mı? Kendimize karşıysa, niçin suçluluk biletini başkaları kesiyor? Niçin hep savunmada kalıyoruz? Niçin benim kavramlarımı ben "kendim" belirlemiyorum da, başkaları dayatıyor? Ben kendi "meramımı" kendim anlatamayacak kadar "âciz" miyim? Başkalarının bana göstermek istediklerini, görmeye; başkalarının bana duyurmak istediklerini duymaya; başkalarının bana biçtiği "hayat libası"nı giymeye "mecbur" muyum? Hayırsa:"Endülüs'ü inşa ve ihya" ya ne zaman başlayacağız?
Bence bu soruların cevabının biricik"manivelâ"sı: Kendi kavramlarımızın, "kendimize göre" yeniden üretilerek,yeniden yorumlanmasıdır...
Ne zaman???Hemen şimdi başlayabiliriz derim ben:Bir yıkılış, çöküş destanı olan "Endülüs'e Ağıt" şiirinde bulunan bazı "kelime ve kavramlar"dan işe başlayabiliriz meselâ.
İşte sözkonusu şiirden derlediğim bazı kelime ve kavramlar:Şeddad'ın İrem Bağı, İrem cenneti/Âd Kavmi/Karun'un bitmez tükenmez serveti/Gımdan Kalesi/Yıldız gibi ışıl ışıl parlayan Hıms bahçeleri/Şeker gibi tatlı suyu olan Azb Irmağı/Bilgi okyanusu Kurtuba/Belensiye ve Mürsiye kentleri.
Yazımızı bizi kendimize getirmesi dileğiyle, "Endülüse Ağıt" kasidesinin şu mısralarıyla noktalayalım:

Şu dünya kime şefkatli davranmış?
Kime ebediyet vermiş, kime yar olmuş?
Hedefini delemeyince, kılıçla mızrak
Geri döner de, atanı yaralar "bumerang"