Cemaat Buluşmasında Neler Yaşandı Neler
Buluşmaya sehven katılan bendeniz Angaralı Mustafa olay yerinden bildiriyorum:
Dün akşam Cemaat toplantısındaydım gardaş. 1972’de Site Yurdunda yaptığımız toplantılar geldi aklıma vallaha. Hep birlikte toplaşır, sabahlara kadar Nihal Bey’in kitaplarını okurduk la. “Nihal Bey kim?” sorusunu sormaya yeltenen canına susamış arkadaşların listesinin icabına akabinde bakacaz.
Bir de, 81’de Ulucanlar’da peynir tenekesinden bıçak yapıp çok acı çektiğimiz günler geldi aklıma. Yanlış anlama bak. Kelime yapıyorum şurda. Tekin misin Çetin misin? Bi dinle la. Ne diyordum? Bak ne yazdığımı da unutturdun bana. Bende makine 15’li. Bi de ağzına veriyon, 16 oluyor. 16’sını birden kafana sıkarım, komanist misin nesin? Bi dinle la.
Hah. Buldum la. Ukranya’ya gittim ben birinde. Memleket güzel de, soğuk la. Kırım iti gibi titiriyon. Bu arada Kırım, Üsküp’ün hemen yanında. Heeeee. Biz Türk dünyasını tanıyan insanız gardaş. Ahmet Pamuk olsun, Orhan Altan olsun, hepsiyle muhabbetimiz baki. Ukrayna, ucuz memleket. Her şey 10 dolar. Demet’in bebelerini toplayıp götürecem. Nizam verecekleri alemi tanısınlar la. “Aha bu alem, bu da nizam. Gerisi size kalmış” diyecem.
Hah. Gelelim mevzunun çetrefilli yerine. Bi susarsak yalnız Yusuf. Bi kelime yapmazsak. Öğretemedin bu gençlere. Alaadinler, Abdullahlar bize “Mustafa Başgan” diye hitap ederken elime geçseydi bu bebeler var ya, alayına infaz. Kabadan, topuktan, Allah ne verdiyse.
Geldik la. Meseleye. Dün ağşamınan, yazarlar birliği (Nadir, komanistmiş la bunlar aslında. Yeşil komanist la) bahçesinde Cemaat’in bebeleri buluşmuş. Yusuf Armağan, İsmail Kılıçarslan, Asım Gültekin (sakallı la bu, dinci), Nadir Marmara, Metah Çakko, Fatih Tiyanşan, Nisan Hatemi, Tekin mi Çetin mi ne Karagöz, Ramazan Akkır(ismi bu muydu la), Faruk Yücel (bu da sakallı la, dinci), Davud Yücel(dincinin gardaşı. At kuyruğu saçı var. Gafayı gömecektim ya, neyse), Fatih Ketenci, İbrahim Paşalı, (Paşalı dedikleri sio mu seo mu neymiş la) Ersin Şahin ( bu Ersin gardaş mübarek adammış la. Bi üç hilal fıkrası anlattı Recep, Şaban Ramazan diye. Arkadaşlar çok güldü la. Niye o kadar güldüler ki la.) , Adnan Karakaş oturduk. İsmi aklıma gelmeyen gönüldaşlar da var. Demet’in bebeleri la hepsi. Ama cello bello takımı. Haaaa. Çayları da söyledik. Bu Nadir, başladı entel dantel, antin kuntin kelime yapmaya. Adam hocasıynan iddiaya girip kitap yazmış la. Hafız. Ama Rus. Komanist la. Kafamızı beynimizi dağıttı helva gibi. La bi sus. Nihal Bey’i zor anlıyom, sen bana Fako diyon. Kimi kandırıyon la. Fako bi kere göz şeysi. Bi de Nisan var mı gardaş? Bununla aynı model la. Ben bunları sanayiye rektefiyeye verecem. Bu ne la. Kafayı beyni şarzdan kestiler. İsmail de ordan gafasına göre lak lak ediyo. Nadir’e neyi bi şakalar bi komiklikler yapıyo. Anten. Çıksana lan sen televizyonda yapsana bu şakaları. Televizyonda neymiş, kültür-sanat. Işılak neyine yetmiyo da elin komanistlerini ekrana çıkarıyon. Yusuf Armağan’a da ayar oldum. Bosna’dan roman getirmiş. Neymiş, basılacakmış. Gardaş, bugün bir Eleşkirt’in (Malazgirt miydi la?), bir Ergenekon’un, bir Asena’nın (Duygu değil la. O feminik la. Bu gurt.) destanını yazmayacaksan (korsanını da biz basarık) ne işin var romanla neyi.
Biz muhabbetin belini kıralım derken Sadettin Acar’la Yusuf Kaplan gelmesin mi? Derin hocaymış bu Yusuf Kaplan. Hafız gibi anlatıyor. Anlattıklarından bir şey anladın mı dersen, garıştırma orayı. Ama adam çok sağlam anlatıyo gardaş. O da 68’de kalmış Site Yurdunda. Bi de ecnebice bi laflar, bi kelimeler ediyo. Ezildik la. Gittim ben de bugün kendime bi tane kitap aldım: “İslamsı Epistomolojik Söylemsiler Üzerine Ontolojik Nutuk” Entel olacam. Kafaya goydum. Niye entel olacam. Bilenler bilir. Şimdi burada aile var. Gerçi ben kitabı alırken “Kalın Türk” diye bir kitaba daha dakıldı gafam ya, çok ince diye almadım. İnce kitap okursan millet seni cahil zanneder la.
Haaaa. Yusuf Kaplan hocamız anlatırkene, bi ara pagan magan dedi. Adam hoca olmuş ama, papağan kelimesini bilmiyor. Bozmadım toplum içinde. Ayıp olmasın diye.
Bu Metah da, atıyo tutuyo da, bi lokma adam. Makineyi göstersen soluğu Taksim’de alır. Meğer ben bunu eskiden de tanıyormuşum. Ocaktan.
Neyse. Diyeceğim şu. Biz 99’da iktidara yürürken de aynı bu şekil heyecanlanmıştım la. Bi de tabi Erciyas yaylası mevzuu var heyecanlandıran. Bu sene makineynen almıyorlar diye gidemedik. Gerçi ateşten gömleği de giydik ya. O da ayrı la.
Netice-i laf derim ki, biz bu gönüldaşlarla Alibeyköy sanayisinde yedek parça dükkanını açak. Rakip esnafı da bi yudum suda boğak. (Yudum muydu la, damla mıydı la, neydi la?) Akşamdan bizim çocuklar çalsın, sabaha satak. Ama illa ki gene buluşak la.
Gardaş Allaha amanat la.
Yorumlar
Kan-Ter İçinde Hece
Per, 20/07/2006 - 22:49 — yunûs emrahAnlatımda eğlenceli bir çizgiye çalışılmış. Evet eğlenceli olunmuş da. Bu eğlenceli yazıya buz gibi bir yorum girmek ağır. Gerçekten ağır. Tamam, Ankara havasını sezdik, soluduk. Bazen gülmeye çalıştık, bazen de gerçekten güldük. Buluşma, kaynaşma hoş.
Ve fakât;
Yazıdaki üsluba biçilen misyon... Bu beni rahatsız etti. Milliyetçi-Üklücü kişiliğin dilinden verilen profil, kaba, saba, kavgacı, alt seviye bir insan. Buna üzüldüm. Yıllarca Türk filimlerinde sunulan imam imajları gibi bu imaj da kalbime battı.
"edep ya Hû"
merhaba gardaş
Per, 20/07/2006 - 23:51 — Mustafa KalıntürkAnkara'ya gelirsen ben bu adamların orjinallerini sana gösteririm. Gündüz nizamcı gece alemci çakallar topluluğunu yani. Akşam yedek parça çalıp sabaha satan, şarap içen, rakı içen, klüplerde bodyguardlık yapan adamlarla. Vekil döven, had bildiren, kurultay basan çakallar takımını tanıyorsundur zaten.
Bir avuç iyi insanı (varlar mı, bundan da çok emin değilim) ayrı tutuyorum elbette. BBP çizgisini ise işe hiç karıştırmıyorum.
Allaha amanat
Cemil Meriç'ten
Cum, 21/07/2006 - 06:05 — Nadir MarmaraÜlkücünün dramını yapan gerçekle rüya arasında uyuşmazlık. Yozlaşmış bir dünyada yaşıyor, Don Kişot gibi. Onun da aradığı gerçek, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya. Başvurduğu araçlar da yoz.
Çinden Ucuz Şair
Cum, 21/07/2006 - 02:33 — Metah ÇAkkoÇinden "çıkma şair" geleceği müjdesini unutmuşsun Angoralı Mustaaaaa! :)
Ayrıca bakma sen benim ufak tefek göründüğüme... Benden, bir o kadar da yerin altında var..;)
Çok güldüm ve bunda alınacak bir şey yok. Seviyesiz insanlar maalesef her yerde, her öbekte çok..
Yer: Fatih Camii
Olay-1: Camiden içeri girmeye çalışan 40-45 yaşlarında bir karı-koca ve yanlarında en fazla 10-11 yaşlarında bir kız çocuğu... Birden bir nara yükseliyor ve dönüp bakıyoruz: Sakalları göbaaande elinde baston, üstünde beyaz cübbe bir hacı(!) bar bar bağırıyor bu aileye: "Allah belanızı versin, kilise mi orası, puuuuuu..." "Ne oldu ne var" diye anlamaya çalışıyoruz ama anlamak ne mümkün, adam sanki "haırlı sabahlar" der gibi "hakaret etme"yi normal görüyor. Anlayabilip şok olduğumuz şey -sanıyoruz- şu: O ailenin cımıcık(küçücük) kızcağızının kısa kollu olması... Baş örtüsünden olamaz çünkü annesi tam o esnada zaten örtüyordu kızın başını (kaldı ki çocuk bu, örtmese ne olur; turist hatunlar şortlarılya bile giriyor artık..)
Yer: Marmara Üniversitesi Camii
Olay-2: Öğle ezanının okunmasına 10 dk. felan var, hoparlörden tatlı tatlı, ninni gibi(!) vaaz veriliyor. Sağımda oturan iki adam (40 yaşlarındalar) öğle yemeğini de çok kaçırmaktan mı nedir, resmen horluyorlar. Yeminle ya, kulaklarımla duydum, cemaat de duydu. Hatta cemaatten biri, o ikiden birini uyandırdı da "git abdest al" dedi. Biri kalktı çıktı. Diğeri hala uyuyorken ezan okunmaya başlayınca uykusundan sıçrayarak sağımda fısıldaşan çocuklara ne dedi biliyor musunuz? " Şşşşt, eccük susun bagaaan! Ezen okuniii..."
Farzdan önce artçı şok geldi: Ön saftaki o çocukları (imam arkası, aynı falan değildi) " Gaçılın şordan!" diyerek itelemeye çalışırken dayanamadım artık: "Şşşt, dursun çocuklar!" dedim, cemaatten de eğitim seviyesi yüksek olduğu belli ve insaf, akıl sahibi İNSANlar beni destekleyince adam ses çıkaramadı artık.
Şimdi benim, hakiri bir öğretmen olarak kardeşlerim, en çok üzülüp merak ettiğim şey şudur: Her iki olayda da, bu yaşadıklarından sonra o çocuklar camii ve cemaat hakkında ne düşünecek? Böyle mi sevdireceğiz çocuklara dinimizi?
Özetle, sığ insanlar her yerde, her öbekte var: Adamlığın ise okulu yok!
esenlikle ve şenlikle...
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
Alaaddin camii versiyonu
Cum, 21/07/2006 - 09:44 — Sakine AkçaRamazanda teravih kılmak için mahallenin dışında farklı bir yere gitmek icap etti.Bu durum hoşumuza da gitmişti zaten. Alaaddin camiinin manevi atmosferini soluyarak içeri girdik. Ben hanımlar tarafına ayrıldım. Vakit biraz ilerlemişti ve sünneti yetiştirmem imkansızdı. Yerimi seçtim ve oturdum. Hemen önümdeki saftan iri yarı bir hanım arkasına dönerek bu duruma müdahale etti ve bana reddedilmesi imkansız kesin bir emirle :" inna ataynayla filan gılıvir"dedi.
O anda bütün dünyam yıkıldı. Domates ,biber, patlıcan.....
Ayrıca yazıyı anladık.Yazın soba yakmak zorunda kalmayacağız inşaallah.
Kalın değil İncetürk
Cts, 22/07/2006 - 12:42 — Ulvi AlacakaptanÖmrüne bereket her kimsen ben böyle kıvrak ve mizahı bir dile uzun zamandır rastlamamıştım.
Kaderini de yaşadıklarımdan biliyorum.
Kendini değil defterini yırtsan bu insanların bağdaşını bozamazsın velev ki meşreplerine liderlerine takılıp kaldıkları yerlere dokun.
O zaman vaveyla kopar işte.
Ne güzel anlamış Ülkücü kardeşim aynadaki görüntüyü.Evet ben de BBP deki Alperenleri dışta tutuyorum tabii ancak gündüz nizamcılık gece alemcilik bi yana uyuşturucu/uyarıcı mekanlardan çıkmayanları ismen de verebilirim sana.
Sen sen ol ismini verme sakın
Benim dediğimi yap yaptığımı yapma.
Dilim dilim seni dilim dilim dileyim
Başıma her geleni senden bileyim
www.ulvialacakaptan.com
Bilirler Bilmesine de, Demezler İşte!
Pzt, 24/07/2006 - 21:32 — Emre UğurBre Gardaş! ne anlattın bu blogta şimdi Allasen! Eyasına da vurmuşsunuz lafın, bir o anlaşılıyor. Amma sağlam yerinden tutmuşsun lafı ha, aşmış laf seni, yitip gitmişsin içinde, ezilmişsin kelimelerin altında, üç beş numara büyük gelmiş anlaşılan sana, nerdesin gardaaaş? göremiyom seni bre!
Neyse, görükmüyon amma duyarsın zahir, sana diyom ha! sana diyom amma, hey sen de dinle tamam mı!
" Birgün, yukarı köyden adamcağızın birine, üç beş arkadaşı muhabbbetle sorarlar;
-yahu dayı, müslümansın he mi?
-he ya! Elhamdülillah.
-Peki, kim bilir senin müslümanlığını?
-Ulan gardaş! şu aşağı köyün hepsi bilir bilmesine de; gavurluk ederler de demezler."
.......................................................
muhabbetle
ha ha ha
Salı, 25/07/2006 - 10:27 — ismail kılıçarslanuzun süredir yoktu emre uğur ya. özlemişiz. cemaatin ülkücü kanadı belli ki üzerine alınıyor mustafa kalıntürk'ün sözlerini. oysa "kalıntürk" bir durumla, bir olguyla geçiyor dalgasını. şimdi ben de mhp iktidar olunca başını "artemavari" bir refleksle açan milletvekilinden dem vururum, ama muhabbet uzar ve ben emre uğurla muhabbeti uzatmak istemiyorum.
belki sadece şu: cesaretinden başka hiç bir şeyi olmayan adamdan çok korkarım.
selam ve dua.
NOT: Fıkra çok güzel. Ancak, belki de aşağı köydekiler, namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi hiç bir amel görmedikleri için, yahut şaraptan, esrardan, zinadan uzak durmadığı için gavur zannediyorlardır amcayı. Olamaz mı:)
Dua ve Selam sana da olsun !
Salı, 25/07/2006 - 11:03 — Emre UğurAleyküm selam ismail kardeş! gene malamat malamat bir yorum yazıvermişsin, aceleyle, refleksinin önüne geçememişsin. Haliyle yanlış anlayıvermişsin fıkrayı da gardaş. Oradaki amcanın ittifaksız duruşunu, ötekilerinde kuyruk acısı sahibi olduklarını anlayıverirdin ya neyse. Şeytanla olan harplerini kaybedip kaybedip amcaya sataşarak, ele güne karşı , yada el gördülük yaşayıverdiklerini. Neyse önemli değil, heyecanına veriyorum. Sıkma canını, çok mal haramsız olmadığı gibi, çok lafta hatasız olmaz gardaş, sıkma canını.
"Bir de, üniversitede iken şu durumu hiç anlayamamışımdır; hepiniz de bilip görmüşsünüzdür eminim, hatta bizzat yaşayanlar vardır. Hasım bellidir "kızıl", arada "yeşil ve kızıl" olurdu. Buda belirsizlik.
Belkide sadece şu anlayamadığım; Ben "belirsizlik" üzerine kurgulanmış adamdan korkarım, gri rengide hiç sevmedim zaten"
Bu arada, üstümüze alınmak şeklinde değerlendirmeyelim istersen kardeş! hani adına ve içinde bulunduğu meclise bakınca, ciddiye aldık diyelim bloğu. olamaz mı:) yada almasamıydık! :)
dua ile kalasın
*malamat= Perişan (yöresel bir kelime, Adana civarından)
muhabbetle
Silinip Giden Tehvidimiz...
Salı, 25/07/2006 - 14:37 — yunûs emrahEmre'nin yorumunun dünkü versiyonunda bir olay daha anlatılmıştı. Bugün bulamadım. Hani şu "cesaretten başka birşeyleri olmayan" arkadaşların, namaz kılan kardeşlerinin önüne çıplak kadın atan kişileri evire çevire dövmesine benzeyen bir durumdu. Biraz set çıkılnıca imza masasını toplamaya kalkan samimi/saf müslümanların arkasından destek verilerek, masaya vurulan eldi.
Şimdi başını açan milletvekilinden bahsedilirse, ülkücülük ile partiyi karıştırmaya benzer. Bu ta çarpık mantıkla, kolasiyon kurulması için aklanan Çiller hanımı aklayanlarla yahut, 5+5 destekleri ile islamcıları bir tutmaya kadar gidebilir.
Bu iki grup kardeştir. Vakit gazetesinin her sene yaptığı gibi Metin Yüksel davasını gündeme getirmek ne kadar hatalıysa, bu tür alaycı üsluplar da ayrılığı körükler.. Ülkücü kardeşlerde islami hayatın eksiklikleri var, ama islamcı kardeşlerde de cesaret olmadığı gibi korkaklık da var. Bir müslümanda ikisi de olmalıdır. Lütfen kimse kimseyle alay etmesin.
Sefer gönderdiği sahabeyi hutbede namazda görünce sinirlenen Allah Resulü der ki: "senin Allah yolunda bir adım atman benim ardımda bin cuma namazı kılmandan daha hayırlııdır"
Olay budur.
"edep ya Hû"
Hasıl-ı Kelam, Kardeşiz! Bismillah
Salı, 25/07/2006 - 15:07 — Emre UğurEvet, yorumun ilk yayınında, düzenlemeden evvel, bahsettiğin ama bulamadığın olayı anlatmıştım, vardı Yunus kardeş. Doğru görmüşsün. polemik oluşmasın, enaniyet olarak algılanmasın, mevzuunun olduğundan uzaklara taşınmasına meydan verilir endişesiyle kendim sildim.
İfadelerine yüklediğin düşünce ve yaklaşımına tamamen katılıyorum. Eyvallah. En nihayetinde kardeşiz vesselam.
Kıssa:
Dünyanin en ünlü kalp doktoru De Bakey'in arabasi bozulmus, arabasini tamire götürmüs.
Tamirci arabasinin kaputunu açmis ve De Bakey'e dönerek:
- "Size birsey soracagim neredeyse ben ve siz ayni isleri yapiyoruz. Mesela ben simdi itina ile kaputu açacagim bir bakista problemin nerde oldugunu anlayacagim, kapakciklari temizleyecegim, gerekirse
kablolari, motor yagini degistirecegim, hatta çok gerekli ise motoru çikarip yerine yenisini takacagim!!. Söylesenize nasil oluyorda siz milyon dolarlar kazaniyorsunuz ama ben metelige kursun atiyorum.
Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulagina egilmis ve şöyle demis:
- "BUNLARIN HEPSİNi, MOTOR ÇALISIYORKEN YAPMAYI DENESENiZE!!!"
muhabbetle
Bele seyda
Salı, 25/07/2006 - 13:13 — Tekin KaragözTillo da bir medresede ilk icazetini almış bir talebe kendisini okucak başka hoca kalmadığı için birkaç aydır Seyda dan (Baş müderris) ders alıyor.. En çetrefilli konulara geldiklerinde dersi derste anlayamadığı için birkaç gündür görülen dersleri gece tekrar edip ancak kavrayabiliyor. O yüzden seyda ne anlatırsa bele seyda (tamam anladım geçebiliriz manasında) diyerek hem seyda yı meşgul etmiyor hemde sakin kafa ile gündüz aşina olacak kadar anlayabildiği dersleri gece hıfz ediyor.. Yine böyle bir derste bele seyda taktiğine devam ederken Seyda ;
-Ulan mubarek ne bele si.. Ne anlattığımı ben anlamadım ki..Hele bi deyiver ne anlattım..
- :x
(Talebe durumu seyda ya anlattıktan sonra) Seyda ;
- Tamam o zaman burayı bende gece çalışayım da anlayayım..
Yazı güzel. Neler
Per, 03/08/2006 - 20:19 — Ahmet CamizoğluYazı güzel. Neler yaşandığını anladık.
Gırgır ve şamata. Dalga geçmekete güzeldir. Ayrıca kimsenin üzerine alınmasına gerekte yok. Yalnız, yorumlarda biraz takılıp kaldım.Yorumlarda itler, çakallar ve ülkücüler.....
Ne lan o Hössst.
"Allah müslimanı, Tanrı Türkü korusun."
Birde "cesur ülkücü, korkak islamcı" meselesine gelince
Ben ne ülkücüyüm diyenler gördüm pısırık, ne islamcılar gördüm aman Allahım...
Yav Yusuf Armağan abi; bu cemaat.com da yazan arkadaşlar çok mu gençler?
Bir padişah kızını verecek çok cesur birini arıyor.
Kızın binlerce taliplisi çıkıyor. Bu talipleri, timsahlarla dolu bir havuzun kenarına getiriyorlar. Tabi kimse atlamaya cesaret edemiyor. Havuz kenarında toplananlar birde ne görsünler, bir yağız delikanlı havuzun içinde, karşı tarafa doğru yüzüyor.
Karşı kıyıya geçen delikanlının yanına padişah hızla geliyor."Bravo! kızımı sana veriyorum, tahtım da tacım da artık senindir" diyor.
Delikanlı;" senin de, tahtının da, tacının da, kızının da...(sinkaf) Söyle bana havuza beni kim itti."