Bilindiği üzere “sol” kavramı fakirlerin, sömürülenlerin hakkını savunan, baskıcı yönetimlere karşı alternatif olarak ortaya çıkan fikri ve siyasi oluşumları ifade eder. “Sağ” kavramı ise var olan statükoyu korumayı kaygı edinen, kapitalist eğilimli, tüketim üzerine kurulu fikri ve siyasi oluşumları ifade eder.
Ne yazık ki ülkemizde “sol” kavramı “dinsizlik” ile “sağ” kavramı da “inanç” ile klasik koşullanma yoluyla özdeşleştirilmiştir. Böylece İslamcılar sol söylemlere kulaklarını tıkamış, “din elden gitmesin” diye sağ söylemlere sığınmışlardır. Dine karşı olduğunu savunan birçok topluluk da bunu ifade etmek için kendilerini solcu olarak nitelendirmişlerdir.
Ne var ki İslam mesajı, her ne kadar İslam dinini bir kavramın süzgecinden geçirerek okumak yanlış ise de, sosyal adaleti savunarak ezilenleri koruması ve büyük bir devrim gerçekleştirerek zengin fakir arasındaki farklılaşmayı ortadan kaldırması açısından daha çok sol kavramına yakın bir mesajdır.
Tarihte sosyal adalet temelli tek devleti kuran ve sahip olduğu değerler sistemiyle zengin ve fakir arasındaki farklılaşmayı ortadan kaldıran siyasi yapının ilham kaynağı İslam dinidir. Zira Hz. Ömer döneminde zekât verilecek kimse bulunamaması bilinen tarihi bir gerçekliktir.
İslam dini sahip olduğu inanç, bilgi ve mülkiyet değerleri açısından her şeyi göreceleştiren dinamik bir yapıdır.
Tek hükmeden Allah’tır, o halde hiçbir hükmedenin hükümranlığı mutlak değildir.
Tek bilen Allah’tır. O halde hiçbir bilenin bilgisi mutlak değildir.
Mülkün tek sahibi Allah’tır. O halde hiçbir mülk kullanım dışında kimseye ait değildir.
Günümüzde birçok aydın mutlakıyetçi önyargılarından ötürü, İslam’ın mutlakıyetçi olduğunu ileri sürmektedir. Oysaki İslam dini bireysel özgürlüklerin ve hoş görünün had safhada olduğu bir toplumsal yapı öngörmektedir. 10. yy İslam medeniyetinin yapısı incelendiğinde bu yapıyı açıkça görmek mümkündür.
Günümüz İslam dünyasındaki siyasal yapı içler acısıdır. Dini sömürü ile iktidara gelenler kendi menfaatleri dışında hiçbir değeri kaygı edinmemektedirler. Bir taraftan yakın çevrelerindeki muhafazakârlara devlet kaymağından tattırırlarken diğer taraftan hak eden muhafazakârlara hak ettiklerini objektiflik adına lütfetmemektedirler. Bu trajikomik olgu tıpkı iki zencinin beyaz olmak için mücadelelerini anlatan şu fıkraya benzemektedir:
“İki zenci beyazların zencilere olan insanlık dışı yaklaşımlarından oldukça bunalmış durumdadır. Bu durumdan kurtulmak için beyaz olmaya karar verirler ve yaptıkları araştırma sonucu bunun ancak sihirli bir halkanın içinden geçerek mümkün olduğu bilgisine ulaşırlar. Ancak sihirli halka ancak biri diğerinin sırtına bindiğinde ulaşabilecekleri yüksek bir yerdedir. Aralarında kararlaştırırlar: Önce biri diğerinin sırtına binecek ve halkadan geçerek beyaz olacak, sonra zenci olarak kalan beyaza binecek ve o da beyaz olma mutluluğuna erişecektir. Sonuçta biri diğerinin sırtına binerek halkadan geçer, zenci kalan hadi sıra bende der beyaz olana. Beyaz: ‘Hadi oradan pis zenci’ diyerek arkadaşını tanımaz.”
Bu fıkra ülkemizdeki İslamcıların güdük siyasetlerini çok iyi tasvir etmektedir. Artık halk da sağdan soldan tükenmişliğin, yitirilen geleceğin farkına varıyor ve onlar da sadece menfaatlerini düşünmeye başlıyor. Tüketim değerleri toplumun en alt kesimlerini bile hâkimiyeti altına almış durumda. İnsanların inançlarını bile tüketim pazarına çıkarırsanız sonuçta olacak olan kültürel şizofrenidir. Bunun da sonucu kültürel intihardır.
Okullarımızda sınav kazandırma kaygısı ötesinde hangi insani değerlerden söz edilmektedir? Herkesin şikâyetçi olduğu, insanların bile tüketim değeri olarak görüldüğü programlar neden herkes tarafından izlenmektedir?
Ülkemizin, neden, hiç olmazsa eğitim alanında, gençliği topluma ve statükoya entegre olmuş, insanı özünde bir ağaç olarak görüp onu yaş iken eğerek ömrü boyunca sırtındaki kamburla yaşamasına neden olan, her yerde eğilip büzülen, kendine güvensiz, her şeye eğilerek emredersiniz diyen bir insan modeli yetiştirme çabası dışında bir tane olsun doğru düzgün politikası yoktur?
Netice olarak ülkemizdeki güdük siyaset komedisinin son bulması için insani olanı kaygı edinen yeni açılımlara ihtiyaç olduğu aşikârdır. Her ne kadar başka medeniyetlerin tecrübesinde oluşmuş kavramlardan kendi değerlerimizi süzmek doğru olmasa da, var olan modern paradigma ve ülkemizin sosyal ve siyasi yapısı içinde konuşursak, belki de bu açılımlardan en önemlileri İslami sol söylemleri savunan siyasi hareketler olacaktır.
Yorumlar
Sağ ve Sol'dan Uzaktır İslam
Cum, 28/07/2006 - 10:36 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
İslam'ın hiçbir şekilde sağ veya sol yoruma ihtiyaç duymadığını düşünüyorum. İslam'ın böyle şeylere ihtiyacı yoktur. İslam bir hayat nizâmıdır. Onu anlamak isteyen, yaşamak isteyen bunu böyle anlamalıdır, yaşamalıdır. Ne sağdır, ne de soldur İslam, böyle bir yakınlaşması da yoktur, çünkü buna ihtiyacı yoktur. İslam'ı bir sosyal sistemmiş gibi, bir ideolojiymiş gibi, bir fraksiyonmuş gibi tanımlamak, göstermek, anlatmak hatadır. Bu İslam'ı dar bir çerçeveye sığdırmaktan başka bir şey değildir. Hiç kimse İslam'ı kendi dar kalıpları içine sokmaya çalışmasın, çalışmamalı. İslam kendine hastır ve insanların cüce akıllarıyla oluşturdukarı birtakım sistemlerden, siyasi kalıplardan, paradigmalardan, düşünce yapılarından münezzehtir. O yüzden bu yazıyı açık şekilde eleştiriyorum. Yazar arkadaşa da bu konuya dikkat etmesini rica ediyorum...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
devamla...
Cum, 28/07/2006 - 11:04 — misafirdevamla;
islam'ın sol yorumu diye bir yaklaşım da yanlış aslında..
dâhi "bu mantıkla..." demiş olmam bile "başka bir mantık da var..." anlamı çıkarır...hülasa sol ve sağ ifadeleri, ...izm komedileri sekülerdir...islam uhrevidir..sadece müslümanlık hakkında tartışma açılabilir...o da ismet özel'in kalın türk konusunu açmaktan geçiyor...
Hatırlanması Gereken...
Cum, 28/07/2006 - 11:12 — Serdar AkdağBahsettiğiniz konu gerçekten önemli ve ilgi çekici.Din temalı siyasal ve hizipsel oluşumların çokça ihmal ettiği bir konu gibi geliyor sosyal adalet.Oysa içinde bulunduğumuz toplumun kuşku yok en önemli sorunu. Sağ,sol,İslamcı, gibi tanımlamalar,izmler; ortalama ve İslami duyarlığa sahip fertlerin kolayca konumlanabileceği alanlar değil. Ülkedeki sağa ve sola dönük üst yapılanmaların mahiyeti ve amacı da(en azından aşama kaydettikten sonra) belli bir iktidar(güç)kaygısı içerisinde işliyor.Bahsettiğiniz kavram ve buna dair yorumlar da pazara çıktıktan sonra renk değiştirebilir pekâla.Yine de kişisel anlamda hatırlanması gereken bir konu.
Sağ ve sol hakkında
Cum, 28/07/2006 - 11:14 — Yusuf Baharİslam'ın sağı solu olmaz diyenler her nedense varıp sağcı, muhafazakar söyleme yaklaşmaktadırlar.
Bu ülkede yıllarca sağcılığı, müslümanlık diye anlattılar.Halbuki onlar, sağcılar, İslamı sedece bir kültür unsuru olarak görmekteydi.Ötesini söylemekten hep kaçınmışlardır.Daha geniş bilgi için bakınız:Süleyman Demirel vb.
Sol deyince bu ülkede akla "gominist" gelir."Gominist" deyince de Moskova... "Goministler Moskova'ya" diye bağıran zat, şimdilerde "Başörtülüler Arabistan'a" diye höykürüyor.Daha geniş bilgi için yine bakınız:Süleyman Demirel vb.
Kapitalizmin ağında inliyor insanlık.Tüketim kültürü almış yürümüş.Müslümanlık adına sözü olanlar kapitalizmin azgın saldırısı, işgalleri karşısında suskun.Devleti, iktidarı önceleyen sağcı, muhafazakar hareketler perişan bir halde.
Sosyal adaletten yana olan, insana değer veren, muhalif bilinci kuran, emeğe değer veren bir yapılanma olmalı.Adı "sol" olmasın zira "sol" kavramı artık yalama olmuştur.İnandırıcılığını kaybetmiştir bu kavram, yıpranmıştır, yorulmuştur.
Kaynağını İslam'dan alan izzetli, onurlu bir yapılanma bekleniyor.
servet düşmanı mısın?
Cum, 28/07/2006 - 12:02 — rüştü hacıoğlupeki ya sen yoksulların düşmanımısın? Bu ikisi arasında,ikisine göre konumlanmak zorunda olmayan Adaleti kendinden menkul (bizzat Allahın isimlerinden biridir Adil) bir yerde islam; Tiyanşan'ın vurguladığı gibi. Sizinde bunun farkında olduğunuz belli ve bir adım ileriye taşıma çabası tartışmayı:ki tartışmadan benim anladığım, İslamın emevi yorumundan günümüze bozulmadan hatta artarak gelen sömürü düzeninin sorgulanmasına bir giriş mahiyetinde yazınız.Dikkat çekici en önemli bölüm:'' ülkemizin neden hiç olmazsa eğitim alanında....doğru düzgün politikası yoktur?'' sorusudur ve bunun cevabı herşeyin cevabıdır.Yani insanı kullar eğitince, kula kulluğu öğretiyorlar; Rabbi eğitince doğru biçimi öğreniyorlar. Birde egemen muhafazakarların,henüz egemen olamamışlara yardım etmeyişinden dem vurmuşsunuz. Neden etsinler? Egemenliği paylaşmak içinmi? Ozaman kim kulluk yapacak, kulların gücü olmayınca egemenlik nasıl olacak? 28 şubat öfkem hesapsızca AKP ye destek vermeye itti beni, hemde particiliğin islami bir çözüm olamayacağına inanmama rağmen. İçerideki egemenlik yarışı ÖSS den farklı değildi ve bu insanlar RP nin dünkü muhafazakar kadrolarıydı. Lafı uzatmayayım:İslam-müslümanlık tekelimize alınmış, sanki yahudi algısı gibi bizim ismimizmiş, bizden başkasına verilemezmiş tipinde bir faşist yaklaşımla karşı karşıyayız.İslam bir tavırdır oysaki,sergilendiğinde var,sergilenmediğinde yoktur.(kimlik olarak) Yani sömürüyü muhafazakarlar yapınca(ki muhafaza edilenin mahiyetide verilmez bu kelimede,muhtemelen bu da belirsiz) ''İSLAMİ SÖMÜRÜ(!)'' tipinde bir kavramlaştırma kabul edilemez;aksine,kendini islama nispet edenlerin islamiliği sorgulanır; ama ülkemizde kemirgenler,kendilerini tartışmaya açmak yerine, tuhaf bir sorgulanamaz din algısı(ki bu islam değildir asla) oluşturmuşardır ki sizinde sorguladığınız budur:emevi veya birbaşka islam yoktur;islamı kitabından okuma vakti gelmiştir hepimiz için.ben de bir fıkra anlatayım: ülkenin saygın(!) üniversitelerinden birinde biri sağcı biride solcu(bu inançsızlarındanmış) iki omzu kalabalık (doç. prof. falan)konuşuyorlarmış. SAğcı olanı islamın ne iyi bişey olduğunu anlatırken beylik (bilgi içermeyen hamaset yüklü işkembe kaynaklı)cümlelerle, beriki sormuş:''yasin okuyorsunuzya, ne diyor orada?'' bizimki ehm demiş küm demiş ama yasin suresinde ne yazdığını hatırlayamamış(!) yazıkki.Böyle olmadığımız zaman sorunlarımızıda çözme ihtimalimiz yükselir.hadi uluenginden farklı olalım, iddasında bulunduğumuz şeyin kendisinede sahibolalım. Selamünaleyküm.
ne sağ ne sol.....
Cum, 28/07/2006 - 12:42 — Zübeyde Yücedalİslam başlıbaşına bir duruştur..İnsanlar da bu gerçeğin ya sağında ya solunda durur ya üstüne çıkmaya çalışır ya da altında ezilir bu kendi tercihleri....Fakat hiçbir zaman birilerinin bu sağlam duruştan kendilrine pay çıkarmasıyla İSLAM ne sağ ne sol olmayacaktır...
İslamın sosyal adalet, mazlumun hakkını herdaim gözetme ilkesini koiminst izahlara çekmenin bir anlamı yok yahut tam aksine duruşuna sımsıkı bağlı, moderniteye meydan okuyan ilkeleri sağ diye nitelendirmeye de gerek yok...
Velhasıl islam ne sağda ne solda arada kalmak haliyle değil tek gerçek olmaklığıyla tam ortada....
Sadece Kuran Ahlakı
Cum, 28/07/2006 - 13:05 — Şükriye Dertliİslamiyet hiç bir insan sistemi ile örtüşemez.
İslamiyet en güzel yaşam biçimidir. Bir insanın mutluluğu için ihtiyacı olan fıtratına uygun olarak (İşin güzel yanı da burası değil mi? Bizi Yaratan bizi bizden daha iyi bildiği için bize en uygun yaşam biçimini göstermiş zaten.) İslamiyet’de mevcuttur. İslamiyet dışında insan sistemleri aramak akılsızlıktan başka bir şey değildir. İnsan sistemleri ile örtüştürmek de çok büyük bir hatadır. Bu İslamiyet’e yakın hadi biz buna tabi olalım derken Müslümanları yanlış yönlendirip İslam dışı bir sistemin insafına daha doğrusu insafsızlığına bırakmak olur. Zaten Kur’an ahlakının yaşandığı ortamlarda her şey yörüngesindedir. Başka bir şey aramak niye ?
Kominizm, Kapitalizm, hümanizm, sosyalizm gibi insan sistemleri dine karşı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlara “bakın din sizi mutlu eymiyor gelin bu sistemler sizi mutlu eder” denmiştir. Sonuç her biri için aynıdır . Yani hüsran.
Ateizm’i devletin anayasal görevi olarak tanımlayan Sovyetlerden yayılan kominizm , solculuk ve din düşmanlığı ile eş anlamlıdır. Müminler bu tehlike ile karşılaştıklarında zihin dünyalarında üç büyük tahribat oluştu. 1. dinî hassasiyetin ‘milliyetçi-devletçi’ hassasiyetlerle örtüştürülmesi , 2. sosyal adalet, gelir eşitsizliği, insan hakları ‘sol’a terkedildi, 3. zihinlerde kapitalizme bir meşruiyet zemini oluştu.
Mü’minlerin tavır alışları iman-küfür, hak-bâtıl, adalet-zulüm denklemlerine göredir. Ancak sonradan sağcılık-solculuk denklemine göre tavır alma yanlışına sürüklenmişlerdir. Bu çok acıdır. Şu an sizde bunları meşru gösteriyorsunuz. Bu ikisinden hangi tarafa Müslümanlığı birleştirirseniz -her ikisi için de geçerlidir- bir tarafta hak adalet kavramını bulamayan diğer yöne gider ancak orada da bunları bulamaz. Tarihte bu oldu.
Müslümanlığı ‘sağcılık’la birleştirdiler zulme razı olmayan ve kalbinde hiss-i adaleti koruyan nice dimağ ‘sol’a teslim oldu. Kur’ân’a bağlı nice adalet sevdalısı, Karl Marks’ta çözüm arama yoluna itildi.
Sırf solcular karşı çıkıyor diye DGM’lere evet diyen 70 yılların ‘milliyetçi-muhafazakâr’ dindarlığı, 90’larda en melek ruhlu mü’mini dahi ‘idam talebiyle’ yargılatmaya yeltenen DGM savcılarını görünce bilmem ki olup biteni farketmiş midir?
Mü’minlerin yanlış bir algıyla kominizm ile mücadele etmek hesaplaşmak için komünizmine karşı olarak gördükleri kapitalizme yönelmişler. Ancak onunda yanlışlarını görünce komizme karşı gösterilen mücadele kapitalizme karşı gösterilmedi.
Benim gözümde sağcılık,solculuk, kapitalizm,kominizm, hümanizm tüm insan sistemleri aynıdır. Biri beter öbürü de ondan beterdir. Yani insanlığın zararınadır. Tek çözüm vardır: Kur’an hakikatleri.
Ayrıca bir zamanlar bu ülkede sağcılık-solculuk çıkarıp insanları birbirine kırdırdılar. Bu da birilerinin işine geldi! Şucu bucu gibi tartışmalardan ve ayrımlardan uzak durmak gerekir. Allah ü Tealanın buyurduğu gibi Allah’ın ipine sıkı sıkı tutunalım ve parçalanmayalım. Tek yaşam tarzı Kuranı Kerim’i benimseyelim.
Selam ve dua ile ...
HAKİKAT Mİ? TASAVVUR MU?
Cum, 28/07/2006 - 15:35 — yunus nadir eraslanSol kavramına bütün olarak bir İslam sistemini yaslamak ve böyle bir mantaliteden ortaya bir sonuç çıkarmak yeni bir yaklaşım değildir. Bu denemeyi objektiflik ve rasyonalizm adına dünyada ve ülkemizde birçok düşünür gerçekleştirmeye çalışsa da sistemli bir tez ortaya koyamamışlardır. Bu tür yaklaşımlar batı tefekkürü karşısında kendi sistemimizi güdük ve yetersiz bulmak kompleksiyle geliştirilmiş reflekslerdir. Hiç şüphesiz günümüze kadar süregelen bir kaynak silsilesiyle muhatabız. Varlık sebebimiz olan bu kaynakların en başında da Kur’an yer almaktadır ki el an anlamaya ve yaşanmaya muhtaç durumdadır. Bu durumu gelin yine bir ayetle açıklayarak çıkış yolumuzu da belirleyelim. “ Evet, biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Belki anlarsınız?” (Yusuf–2) Demek ki Müslüman bizzat rabbi tarafından bu ve birçok ayette de bahsedildiği üzre anlama fiiliyle muhatap kılınmıştır.
Bir şeyin gerçeği kaybolunca, imajı oluşturulur. Oluşturulan imaja tasavvur denir. Müslümanların zihninde oluşan İslam tasavvurlarını merak edip araştırırsak hiç de birbirine uymayan birçok İslam tasavvuruyla karşılaşırız. Demek ki bu manzara bile bizim kaynaklardan ne kadar uzaklaştığımızı ve felsefenin bataklık çukurlarında ne kadar kirlendiğimizi gün yüzüne çıkarmaya yetmektedir.
Bu söylemlerimle nereye varacağımı merak ettiniz değil mi? İslam sistemi hayatın içinde ve hayata bizzat müdahil olduğu müddetçe varlığını diri kılabilir. İşte el an hayata müdahil olmayan bir sistemin varlığından bahsedersek, körlerin fil tarifi yaptığı gibi her birey sistemin değil de onun bir parçasını ele alarak bütünü tarife kalkar ki bu da ancak o bireyin kendi tasavvurudur.
İslam’ın zekât müessesesi elbette ki günümüzde anlaşıldığı gibi bir hayır kurumundan ziyade bizzat devlet otoritesinin kontrolünde olan ve peşinden hayır kurumları dâhil birçok teşkilatlanmayı da beraberinde getiren büyük bir müessesedir. Böyle bir müessese kesinlikle sosyalizmin mülkiyet ve sermaye anlayışına müsavi gösterilemez; hatta buna marksizmin artı değer anlayışını da dâhil edebiliriz.
Günümüzde yine insan aklının ürünü olan sosyalizm ve komünizm gibi ekonomik sistemler temelde bir sömürge anlayışının ürünüdür. Kendi varlığını hâkim kılmak için ezmeyi sömürmeyi mubah kılan bir anlayış hiçbir zaman evrensel bir adalet vaaz edemez. Ki islamın temel prensibi insana hizmet olup bireyin hayatını hedef alan bireyi Allah, toplum ve ruh düzleminde dengelemeye çalışan onu değerler silsilesiyle muhatap kılan sistematik bir bütünlük içerir.
Sosyalizmin eşitlik ve adalet anlayışını ıslama monte etmeye çalışıp bu yolla bir senteze ulaşmaya çalışan zihniyet temelde adalete sadece ekonomik eşitlik perspektifinden yaklaşmıştır ki bu da sakat bir teoridir. Dedik ya Müslüman denge insanıdır. Ekonomi hiçbir zaman bir özgürlük aracı değildir. Mülkiyet ise müslümanın devlet kontrolünde tasarrufuna sunulmuş geçici bir imkândır.
Gelelim eğitim olgusuna. Eğitim makro disiplinin bireyde hedeflediği bir davranış değiştirme sürecidir. Dedik ya makro disiplin neyi hedefliyorsa o hedefin mikro prototipi olan birey de o minvalde değişikliğe tabi tutulacaktır. Bu kaide formel eğitimin ana prensibidir. Dolaylı eğitim diye de adlandırılabilecek informel eğitim de yine toplumda insiyaki bir kültürlenme işidir. Ne yazık ki bizim vazgeçilmez değerlerimiz formel yollardan değil de informal bir eğitim kapsamında bireylere sunulmaktadır. Bu yöntem de amaca müteallik olmadığı için toplumun çeşitli katmanlarında sapmalara yol açmıştır. Zira formel eğitim ancak toplumun tüm katmanlarının varacağı bir konsensüsten neşet eden yakın ve uzak hedeflerin belirlenerek ortaya konması sonucu vücut bulacak bir sistem gerektirir.
Demek istediğim şudur ki adaleti ve haysiyeti şüpheli böyle nazariyeleri ıslama monte etme arayışları yerine tekrar takrar İslam tasavvurumuzu sorgulayarak meseleyi kendi sistematik bütünlüğü içinde kavramaktır.
Hamiş: Böyle nezih bir topluluğun informel eğitim süreciyle şekillenmesinde vesile olan cemat.com’un sahibi Şadan Bey’e teşekkürlerimi iletirim.
İSLAM'IN HANGİ YORUMU?
Cum, 28/07/2006 - 15:51 — Rüstem BudakDin tektir ancak yorumları çeşitlidir. Bunu İslam tarihi boyunca müşahade edebiliriz. Onlarca düşünce akımı süreç içerisinde ortaya çıkmıştır. Bu yorumların ana kaynağı da çoğunlukla siyasi sistemin duruşu ile ilgilidir. İslam'ın yorumları siyasi duruşa karşı veya onun taraftarı satatükoyu tanımlamak ve yerini sağlamlaştırmak yada karşı duruş ile ortadan kaldırmak için yapılmıştır. Emevi- Abbasi- Osmanlı- İran tecrübelerinde bunu rahatlıkla görebiliriz.
Tarih boyunca bu anlayışların bazıları devam ederken bazıları da dönem içerisinde ortadan kalkmıştır. Sağ- sol soğuk savaş dönemini tanımlamak için ortaya konulan ve batılı argümanlardan biridir. Bunun ülkemize tekabülünda uyan- uymayan tarafları mevcuttur. Nasıl ki İslam'ın tasavvufi- selefi- mezhebi yorumları bütünü kapsamıyor ve dönemler içerisinde şekillenmiş ise sağ- sol da günümüz siyasi literatüründe yerini edinmiş ve belli tanımlamalarda açılım sağlanabilecek imkanlar vermektedir.
Yazarın belirtmek istediği tartışmanın Türkiye'de yapılmasından yanayım. Türkiye'de İslamcılık hangi akım olursa olsun sağcı- muhafazakar çizgiyi aşan bir yorum üretememiştir. Sağ yorumu red etsek bile altyapının buraya dayandığı ayan beyan ortadadır. Sloganik çerçevelerle yine farkında olmadan redettiğimiz yorumlara kayabiliyoruz. Koruma güdüsü; anlama güdüsünün yerini almaktadır.
Eleştiride 3T Kuralı: Taktir-Tenkit-Teklif
Cts, 29/07/2006 - 17:56 — Tuncay KarakaşSayın Derin
Haklı eleştiriniz için teşekkür ediyorum. Bir karmaşa sözkonsu esasında. Her iki yazımı da kendim yayınlamadım. Her iki yazının yazılış amacı ve haliyle okuyucu kitlesi farklıydı. İkinci yazı birinciye ulaşmak için küçük bir adımdır bu anlamda. Yani evrendeki düzensizlik-düzen işleyişini sağlamak için küçük bir adım. Bu anlamda sol yorum düzensizlik oluşturmak için gereklidir. İnsanların zihinlerindeki algıları yıkmak kolay değil ne yazıkki. Farklı da düşünülebileceğini göstermesi gerekiyor birilerinin.
eline sağlık Nisan kardeş
Cts, 29/07/2006 - 15:09 — isa marangozİslamın sol yorumu, üzerinde hassasiyetle durulması gereken, son derece önemli bir çıkış yolu olabilir.
Aslına bakılırsa, Ali Şeriati'nin, nispeten Seyyid Kutup'un, Ahmet bin Bella'nın ve meşhur Yeşil Kitap'ında Kaddafi'nin ortaya koymaya çabaladıkları şey de budur: "İslamın sol yorumu."
Nisan, sarahaten belirtiyor yazısında "sol" ve "sağ" tanımlarını kavramsal anlamda kullandığını. Yani, Türkiye'deki algılardan beri bir düzlem yakalamaya çalıştığını. Buna rağmen, meseleyi kavramların Türkiye'deki algılarına göre yorumlayıp eleştiriyi oradan getirmeye çabalamak yanlış.
Şu: İslam orjin itibariyle zaten ve kesinlikle "solcu" bir dindir. Şimdi "hobaaaaa" diyebilirsiniz. Ancak, İslamın sosyal adaletçi, mülkiyeti paylaşmaya dayalı, mazlumun yanında saf tutan ve üstünlüğü ancak "takva"da arayan yapısı kavramsal solculukla örtüşür.
Zekat, sağcıların verebileceği bir şey değildir. Haksızlık karşısında haykırmak sağcıların cesaret gösterebileceği bir şey değildir. Kirli iktidarlarla uzlaşmadan yaşamayı başarmak sağcıların yiyebileceği bir halt değildir.
Bu anlamda Türkiye müslümanlarının %90'ı sağcıdır. Kendilerini, iktidara yakın hissettikçe rahatlarlar.
Bu noktada "İslamın hiç bir yoruma ihtiyacı yoktur" diyen arkadaşlara da bir çift sözüm var: Nakşiler İslamı yorumlarken, Nurcular İslamı yorumlarken, Erbakan İslamı yorumlarken, Süleymancılar İslamı yorumlarken..... falan filan falan filan..... Tüm bu cemaatler ve akımlar İslamı kafalarına göre yorumlarken aklınız nerdeydi yahu? "Hele bir devleti ele geçirelim, biz o zaman gösteririz Müslümanlığın daniskasını" diyen adam İslamı yorumlamıyor da ne yapıyor? Bırakın birileri de gayet de isabet kaydederek "sol"dan yorumlasınlar İslamı. Sosyal adaletçi, ezilenin, sömürülenin yanında saf tutsunlar. 80 sene devletin yanında saf tuttuk da ne oldu? Hangi mesafeyi katettik?
Muhafazarlık ve sağcılık iliklerimize işlemişken "sol" lafını duyar duymaz tilt olmamız normal. Ancak, sağcılıkla, muhafazakarlıkla alınacak mesafe yok. Bunu da böylece söylemek isterim.
Cevherle Arazı Karıştıranlara
Cts, 29/07/2006 - 17:39 — Tuncay Karakaş"İslamın Sağ Yorumu" diye bir yazı yazsam sanırım buradaki bir çok eleştiri gelmezdi. Şimdi İslam dediğimizde; *Cevher anlamında dinin özü var. *Bir de bu cevherin arazları anlamında İslamın anlaşılış şekilleri var.. Benim dinin özünü kesin kavradığım ve bunun da sol olduğunu iddia ettiğim falan yok, o yüzden rahat olun. İslamın sağa ihtiyacı yok sola ihtiyacı yok diye eleştiri yöneltenlerin bir çoğu savunmacı bir yaklaşım sergilemektedir. Sayın Marangoz'un dediği gibi 80 sene dini sağ olarak yorumlayanlara sesimizi çıkarmadık, kuzu kuzu oyumuzu da verdik, neden bana yaptığınız acımasız eleştirileri muhafazaklara da yapmıyorsunuz. Haksızlık değil mi?
İslamın sağ da sol da olmadığını ben de biliyorum. Benim yeni bir açılımdan kastettiğim İslamın özüne yönelik bir açılım değil, (inanan kimse böyle bir şeyi düşünemez de zaten) onun anlaşılış biçimine yönelik bir açılımdır. Nasıl İbni Arabi batınî olarak, İbn Hazm zahirî olarak uç noktalarda bu açılıma katkıda bulunabilmişse benim de amacım budur. Sonuçta ikisi de uç noktada olmalarına rağmen İslam şemsiyesi altında kalabilmişlerdir. O yüzden eleştiri yazan arkadaşların biraz insaflı olmalarını rica ediyorum. Ellerini vicdanlarına koyup sol söylemlere gerçekten inananlar kadar samimi olup olmadıklarını da sorgulamalarını ve şu anki sosyal, siyasi, ekonomik yapıyı gözardı ederek ancak ütopyalar oluşturabileceğimizin farkına varmalarını istiyorum.
Bir de şu isim meselesini çözsek de kendi adımızla yazsak fena olmayacak:)
Tuncay Karakaş
Saygılarımla
İslam Yalnızca Cevherdir
Cts, 29/07/2006 - 19:20 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Cevher şu manalara geliyor:
1) Öz, esas, maya
2) Başlı başına, kendiliğinden var olan, olması için bir başka varlığa ihtiyaç
duymayan, asıl varlık ( Araz'ın zıddı)
Araz ise şu manalara gelmekte:
1) Kendinden ve doğuştan, fıtrî olmayıp sonradan olan, değişebilir vasıf
2) Belirebilmesi, olabilmesi bir cevhere bağlı olan şey (Cevher'in zıddı)
İslam hepimizin âşinâ olduğu gibi özdür, aslolandır, fıtrîdir. Allah'ın makbul kıldığı yegâne dindir. Sırât-ı müstakim üzre bir yoldur. İtidal yoludur, ifrat yahut tefrit yolu değildir. İfrat ve tefrit sapmadır, doğru olanı eğriltmektir. Siz eğer cevher ve araz kavramlarından yola çıkarak İslam'ı bir kısmı değiştirilemez, bir kısmı değiştirilebilir bir çerçeveye getirirseniz bu eğriliğe meydan vermiş olursunuz. Gerek sağ yani muhafazakar taraf olsun, gerekse sol yani muhalif taraf olsun bu yönlü yakıştırmalar İslam'ı bağlamaz. Birileri yıllarca böyle yapmış olabilirler, bu, onların doğru yaptığını göstermez. Yahut başka birileri kalkıp buna karşı çıkıp yeni bir yorum getirmek isterse mesele hallolmuş olmaz. Çünkü biri tefrit noktasına giderken, biri ifrat noktasına gidiyor. İslam'ı anlamak derken biz bunu cevher manasıyla düşünüp anlamalıyız kanaatindeyim. Eğer işi arazlara dökersek bu durumda İslam'ın çizgisini nereye taşımış oluyoruz, bir düşünelim derim.
Sonuç itibariyle İslam bir bütündür, böyle anlaşılmalı, böyle yaşanmalı...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
HAKİKAT YOKSULUN KAPISINDA MI?
Cts, 29/07/2006 - 23:27 — Cem Sancarsevgili F.
cahilliğimi affedin lütfen. Bu tartışma çok heyecan verici benim için ve yeni. Şimdi, islam öz ise, fıtri ise; o zaman insanın özünde haksızlığa, HAKsızlığa bir isyan yok mudur? O nedenle de, KADİM TARİHTE, fakirlerin, yoksulların, altta kalmışların hak arama taleplerinin son raddesi bir isyan olarak, sol olarak anlaşılmışsa... Mazlumun yanında olma hali olarak Sol, hakikat yoksulun kapısındadır diyen, hale benzemiyor mu? Tartışılan şey bu mudur?
Yoksa DENGE, kitaptadır, onu da bildik çok şükür.
Vaktin oğlu olmak, bu zor işte. Bütün bu arama hali ondandır inşallah...
sevgi ve saygı
yorum solduran İslam!
Paz, 30/07/2006 - 02:53 — Asım GültekinSevgili arkadaşlar, İslamın sol yorumunu yapmak isteyecek arkadaşları engelleyecek değilim. Sanırım kardeşim olan dünya müslümanlarının da böyle bir şeye engel olabilecek gücü yok! Ve fakat şunu ekelemk isterim; Türkiye'de Müslümanların izzetli örnekkişileri çok olmasa da hep oldu. Az idiler ama görebilene var idiler.
Genel umarsız çoğunluğun sağcılığına bakıp müslümanlığın Türkiye'de sağ görünüme tamamen mahkum olduğunu iddia etmek, lüzumsuz kalabalığı dikkate almak, dikkate değer öncü isimleri ise ihmal etmek gibi bir anlama gelebilir.
Benim beslendiğim Müslüman öncülerden ben sağcılık öğrenmedim. Sağcılıktan nefret ettim ama bu benim sol yoruma ihtiyaç duyduğum anlamına gelmiyor!
İsteyen bunu yapar, yapıyor... Ama çıkış yolunun bu imiş gibi gösterilmesini kabul edemem. Çünkü vallaha değil! :)
İsteyenler buyursun.. buyrun soldan!
(Birgün sol-sağ kelimelerini etimoljik olarak inceleyen bir yazı yazmam gerekiyor sanırım. Ama şimdiden şunu söyleyeyim; etimoloji sağ'dan yana... Ne yazık ki... Sinir oluyorum ama bu böyle!
Selam ile dua ile..
Bu başlıkla bu konu böyle tartışılır..
Paz, 30/07/2006 - 03:40 — Selim SevkiogluSevgili arkadaşım,
sizi çok iyi anladığımı düşünüyorum ve pek çok tesbitinize katılıyorum. Fırsat bulduğumda konuya daha geniş bir açılımla katılmaya çalışacağım inşallah. Şimdilik, başlıkta kullandığınız ' İslam'ın sol yorumu' ve buna 'duyulan ihtiyaç' tabirinin yanlış bir seçim ve dolayısıyla yanlış bir çıkış olduğunu söylemekle yetineceğim. Buradan bir yere varmak zor ve katılım için oldukça netameli bir izlek. Neden mi? Şayet İslam'ın sol yorumuna ihtiyaç var ise sağ yorumuna da ihtiyaç vardır sonucuna ulaşmaz mıyız buradan. Sağ yorum bizi yanlış yerlere ulaştırdı ise sol yorum hakkında zıddını nasıl iddia edebiliriz. Tamam siz bunu söylemiyorsunuz belki ama böylesi ehemmiyetli bir konuda yola çıkarken kullandığınız tabiri önemsemelisiniz bence.
Ve ciddi bir hata daha! Siz bana kalırsa, siyasal yani daha ziyade politik ağırlıklı temayülleri baz alıyorsunuz. Statüko, politikanın kırmızı çizgisi değil mi? De politik eğilimleri yok sayıyorsanız şayet böyle bir yoruma neden ihtiyaç duyulsun. Tamam, siz böyle bir politika arzu ediyor olabilirsiniz.. ben sadece gerçekci olmaya davet ediyorum. Bu bir sitemse şayet, sitemimi size değil..
selam ve dua ile..
İslam'ın Faşist Yorumu
Paz, 30/07/2006 - 05:32 — Nadir Marmaraİslam, bir din olarak insan içindir. İslam’ın yorumunu yapan insandır ve daha ziyade ona inanandır. Başka bir dinden ve hatta dinsiz bile olsa kimseye İslam’ı yasak edecek hakkına sahip değiliz. Yanlış olan bir şey varsa, o zaman bilgimizin ve imanımızın güvencesine sığınıp onun yanlış olduğunu belirmeliyiz. Doğruluk için savaşılır. Bu yüzden işgalçi bile olsa kendi saldırısında bir meşruluk aramaktadır. Şimdi kalkıp İslam’ın sol yorumu olmaz diyemeyiz. Zaten yok. Var da yok. Ki Hatemi de zaten yazısına verdiği başlık dışında sol namına tek bir İslami terminolojiden söz etmez. Yok mudur. Vardır. Daha başından beri vardır. Palton ve Çiçero’nun İslam tefekkürüne geçişinden beri İslam’ın içinde bir sol yorum vardır. Sol kavramı ile aklımız Komünizm, Leninzme takılmasın. Düşüncede “sol” bir tez Marksizmden önce de vardır. Örneğin, Hegel’in sivil toplum kuramı günümüzde Müslüman kesim içinde pek revaçta. Peki, Hegel’in sivil toplum kuramında “sosyalist söylem” yok mudur?
Türkiye’de en radikal İslami çevre içinden çıkıp da “sosyalizmi” savunan Nurettin Topçu olmuştur. Hatta o bunun için bir terminoloji bile bulmuştur: “Müslüman Anadolu Sosyalizmi”. Ama Topçunun sosyalizmi Marksizm değildir. Çok daha ilginci İslam’ın “faşist” yorumunu yapan da yine Topçu olmuştur (Bkz. N. Topçu, “Ne İçin Sosyalizm”, Hareket Dergisi, Şubat 1968, s. 5-8). Burada Topçu küçümsenecek bir isim değidlir. Çünkü gerçekten de Topçu içinde bulunduğu toplum için bir gelecek öngörmek adına düşünsel anlamda büyük uğraşlar vermiştir. Topçu’nun sol kesim arasında benzer örneğini ise İdris Küçükömer oluşturmaktadır. O da, Anadolu Sosyalizm’i adına düşünsel yollar ve çareler aramıştır.
Aslında bizim yazardan ve yazarın “sol” kavramına tepkili yorumcularından beklentimiz şu olabilirdi:
1. “Yorumsuz” İslam nedir?
2. İslam’ın yorumu nedir?
3. İslam’ın “sağ” yorumu nedir?
4. İslam’ın “sol” yorum nedir?
5. Ve şayet sevgili Selim Sevkioğlu’nun da gayet yerinde vurguladığı gibi İslam’ın “sol” yorumu “siyasi” bir reçete sunmak için gerekliyse o zaman siyasi iktidar anlamında “Siyasal İslam”ın yeri ve içeriği nelerdir? Bu Siyasal İslam kuramı, söz konusu uygulamada Abbasilerden ve felsefi anlamda Maverdi’den beri gelen “siyasi İslam” kavramı ise bunun da “salt” İslam karşısında hükmü nedir?
Burada hiç değilse konu bu husulara hafiften değinerek kendisine bir mecra bulmalıydı diye düşünüyorum. Yapılır mı yapılmaz mı bilemem?
Not: 1. Sevgili Hatemi’nin İsa Maragoz’a girmiş olduğu yorum, sanırım yazısı ile çatışmaktadır. Zira, yazar sadece yorumculara içerlediği hususları anlatmakta (ki bence gereksiz, zira okurun yazarı anlama noktasında sorgulaması kadar doğru bir şey olamaz. Ancak Hatemi burada sorgulamadan yapılan “karşı koymalarda” haklı görülebilir ancak) ve “İslamın sağ da sol da olmadığını ben de biliyorum (!?). Benim yeni bir açılımdan kastettiğim İslamın özüne yönelik bir açılım değil, (inanan kimse böyle bir şeyi düşünemez de zaten – ) onun anlaşılış biçimine yönelik bir açılımdır.” (Öz ve anlaşılırlık? Anlaşılırlık özü içermiyorsa anlaşılmamıştır demek? Veya bir öz birden fazla anlaşılırlığa gebe midir?) veya “Nasıl İbni Arabi batınî olarak, İbn Hazm zahirî olarak uç noktalarda bu açılıma katkıda bulunabilmişse benim de amacım budur” der ki bu İbni Arabi ve İbn Hazm’ın yorumlarının meşruluğu anlamına mı gelmelidir?
2. Yazı içinde “siyah boltla” gösterilen cümlelere bir anlam veremedim. Bu söz konusu cümlelerin diğerlerinden daha değerli ve önemli olduğunu mu göstermektedir? Yoksa, okur nasıl olsa cehalet yumağıdır anlmaz, ben en iyisi onun için önemli cümleleri işaretleyim mantığının bir göstergesi midir? Veya bilmediğimiz bir anlamla mı yüklüdür? Pek kavrayamadım, kusurabakmayın
Saygılarımla...
Emredersiniz Sayın Marmara
Paz, 30/07/2006 - 22:36 — Tuncay KarakaşSayın Ordinaryus Prof. Dr. Marmara
Birincisi ben yeni bir şey bulduğumu, yada terminoljik anlamda bir söylemi sistemleştirdiğimi, ya da reçete bulduğumu iddia etmedim.
İkincisi İslam'ın cevher anlamında mutlak yorumunu yapabilecek engin bilgi birikimine ve anlayışına sahip değilim. İnsanoğlunun bilgisi de anlayışı da hiçbir zaman mutlak olamaz. Bu nedenle yapılan bütün yorumlar araz olmaya mahkumdur.
Üçüncüsü yazı kadar yazarın yamaktan niyetinin ne olduğu da önemlidr. Bu durumda benim niyetimle ilgili açıklamalrım gereksiz değildir.
Dördüncüsü şov yapmanıza luzum yok, bazı cümlelerin koyu yazılması, iradem dışında, tamamen tesadüfidir. Böyle olmasa da bu bir tenkit konusu olabilecek kadar önemli bir ayrıntı değildir.
Beşincisi ve de en önemlisi ilim tevazuyu gerekli kılar. Sizin çizdiğiniz mutlaklığın sınırları size benim çizdiğim göreceliliğin sınırları bana. Size çalışmalarınızda başarılar dilerim..
Tuncay Karakaş
Saygılarımla..
Düşüncenin Sınırlarını Zorlamaktan Korkmayalım
Pzt, 31/07/2006 - 05:40 — Nadir MarmaraSevgili Hatemi, ismimin önüne girmiş olduğunuz unvanları ne zaman aldığımı cidden hatırlamıyorum. Hatırlamadığım gibi, bir emir mercii olduğum hakkında sarfettiğiniz bilgiler de mechulümdür - diye açıklamadan sonra kuyruğu ezilmiş yılan gibi cümlelerinize ve açıklamalarınıza dilim döndüğünce yanıt vermeye çalışayım.
"Birşey bulduğumu, terminolojik anlamda bir söylemi sistemleştirdiğimi veya reçete sunduğumu iddia etmedim" demişsiniz ki, bendeniz bunların tam karşıtı yönünde bir iddiada bulunmanızdan ziyadesiyle memnun olurdum. Zira birşey bulmak, terminolojik anlamda bir söylemi sistemelştirmek ve reçete sunmak iddiasında bulunmak düşünmeyi ve düşüncesini yazmayı amaç edinen her insanın kutsal görevidir. Bu ayıplanacak, küçük görülecek birşey değildir.
"İkincisi, İslam'ın cevher anlamında mutlak yorumuna yapabilecek engin bilgi birikimine ve anlayışına sahip değilim" demişsiniz ki, o zaman şöyle bir soru karşıya çıkıyor: Madem, böyle bir birikimi taşımıyorsunuz ve bilgiyi paylaşmıyorsunuz "İslam'ın sol yoruma ihtiyaç duyduğu bilgisine nasıl vakıf oldunuz"? Ayrıca hiçkimse insanoğlunun bilgi ve anlayışının mutlak olduğunu iddia etmedi. Yeter ki, insan oğlu araz olmaya mahkum olacak yorumda bulunsun.
Üçüncüsü, yazarın yazıdaki niyeti hermenotik konusudur, ki ben bir yazarın niyetini belirleyecek kucağında Pan'ı uyutan Hermes değilim ve her insanın niyetini ancak Tanrı bilir inancını paylaşıyorum.
Dördüncüsü, "şov yapmanıza lüzum yok, bazı cümlelerin koyu yazılması iradem dışında tamamen tesadüfidir" demişsiniz ki, bence bu tesadüften ziyade mucize olmalıdır. Zira Evrim teorisyenleri bile doğada tesadüfü bu kadar başarılı biçimde yakalamış değillderdir. Kaldı ki, bunu kabullenmek veya inkar etmek öyle zincirleme bir tesadüf ilişkisine sığınmaktan daha kolay olup, bu denli ciddiyet göstersinde bulunmaya da gerek yok. Bu arada şov konusuna gelince, şovmene malzemeyi şov durumuna düşenler vermekte olduğunu da hatırlatayım.
Beşinci husus tam bir benlikle ilgilidir, ne kimseye nasihat verecek ve kimsenin de nasihatını alacak konumda değilim. Kaldı ki, ben bilgiyi bir güç göstergesine dönüştürmesinin ve gerektiğinde de tevazu biçiminde sunmasının idrakine sahibim, tavsiyeniz için teşekkürler.
Son olarak, "tartışmadan zarar doğar mantığını kader" edinenler "toplumsal İHTİYAÇ'ların" yerini neye dayanarak belirlediklerini anlamak zordur.
Sevgili Hatemi, ben de size çalışmalarınızda başarılar diler ve yeni yazılarınızı burada okumaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu nacizane belirtmek isterim.
Saygı benden...
Neye İhtiyacımız Var?
Pzt, 31/07/2006 - 22:11 — Ali Düz"İyilik yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasfı taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır." (Bakara, 177)
Bu yazı vesilesiyle de olsa ihtiyaçlarımız üzerine konuşmaya bir kez daha yönlendiğimiz için seviniyorum. İslâm'ın sol yorumuna ihtiyaç duyup duymadığımız bahsinden hareketle de olsa 'ihtiyaçlar' üzerine konuşmamız güzel bence. Neye ihtiyaç duyduğumuz konusu zihnimizde net olabilir veya olmayabilir; ama ihtiyaçların tekerrür edişi ikazların da tekerrürüne sebep sayılarak bu mevzular konuşulabilir. Çünkü konuşulması faydalı oluyor, güzel fikirler okumak, güzel heyecanlar uyandırıyor, yön tayin edici oluyor. (Tabi bir yön arayışındaysak önce büyükleri, hikmeti duyan duyuranları, farkeden-farkettirenleri aramamız/okumamız lâzım. Yani alimleri, şairleri, yazarları.)
Sağ, sol gibi dışardan gelen kavramların nasıl ortaya çıktığını ve yayıldığını okuyunca bu konulara ilişkin tavrımız daha net, belirgin olabilir. Tabii, o kavramların yaşadığı macerayı okumadan önce bizim, bizim topraklarımızın yaşadığı macerayı kavramamız gerek. Ve özümüz olan İslâmiyeti. Aksi durumda, neyi nasıl tanımlayacağımızı, nereden alıp nereye ve nasıl koyacağımızı şaşırırız.
Batıda sol ve sağ ihtilallerle siyasi hayatta kendini iyice görünür kıldı. Daha sonra Avrupa'ya yayılan mantalite var. Bu kavramların Batıda yaşadığı macera bizim topraklarımızdakiyle örtüşmüyor. Bizim maceramız farklı. Dünya Sistemine, dini ve iktisadi durumlara karşı, sağ ve sol'un tavrı Türkiye'ye uymaz. Uymadı. Sağ ve sol bizim ülkemizde de kullanıldı ama tutarlı bir şeye dönüşmediği görüldü, dönüşemezdi de zaten. Sağın solun Batıda en azından bir felsefesi vardı, kendini kendi olarak gösterdiği bir alan vardı, bizde hani o?
Bir tarafıyla kapitalizme karşı çıkan sağ ve sol diğer tarafıyla kapitalizmin emrinde. Sistemin dairesinde sisteme eleştiri.. Türkiye'de yapacağı da bundan fazlası olamaz bence!
Çıkış yolu için sağ ya da solun değişik yorumlarını düşünmeden önce, İslâmın, Kuran-ı Kerim dairesinde ve bizim büyüklerimizin gösterdiği yolda yaşanması için çaba sarfetmek lâzım. Bediüzzaman'ı, Necip Fazıl'ı, Sezai Karakoç'u, İsmet Özel'i (ve yazmadığım daha bazı isimleri) okuyunca, meselenin sağ/sol gibi bir zeminde yürütülecek çapta küçük bir mesele olmadığını görürüz. (İsteyen görür ve uygular). Bizim herşeye rağmen, yukarıda saydığım gibi bazı büyüklerimiz var. Onlar ne sağdalar ne solda!
Kendi büyüklerimizi ne kadar kavradık yaşadık da, farklı yorumlara ihtiyaç duyuyoruz. Örnek biraz tuhaf gelebilir ama; bizim, daha müslüman dediğimiz yayın organları bile bizim büyüklerimizin takipçilerini hazmetmemişken, (mesela) Yusuf Kaplan gibi bir fikir işçisi bizim medyamızın başında o(duru)lamamışken...; yani bunları şunun için söylüyorum: İslamiyetin o esaslı duruşunun karşılığını insanlar tam olarak görememişken (yapacağımız çok iş varken), bu sol yorum ihtiyacı da neye denk düşer ki? Bazı örneklerimiz olsa da bizim mükemmel insanlarımızın mükemmel işleri daha halk planında çok karşılık bulmuş değil. Yani davamız bu olmalıdır. Uzun ömürlü, sağlam bir medyamız olsa...; insanlar nelerin olabileceğini tam olarak görse, "öncü kuşak" belirse.. o zaman işte herşey anlaşılmış olucaktır.
Söz uzadı, vaktim olmadığı için bitirmeliyim.
"İslâm'ın Sol Yorumuna Duyulan İhtiyaç" yazısı sağı, solu açımlaması ve bizce konuşturması bakımından bayağı eleştirilebilir. Yazı, ifade ettikleri bakımından çok parlak değil, sağ ve sola dair cümleler konunun köküne biraz uzansaydı, daha derinlikli bir yazı olsaydı daha iyi olurdu, ama yine de yazara müteşekkirim.
Tartışmaya katkısı olacağını umduğum için, İsmet Özel'in aşağıdaki ifadelerini iktibas ediyorum:
"İslâm'ı modern dünyanın sağı ve solu dışında anlayabilmek için önce müslümanlığımızın bir adaptasyon vesilesi olmadığını kavramamız gerekiyor. Eğer, modern dünyanın müesses nizamlarının korunması, yürürlükte bulunan hayat tarzının pekişmesi, insanların dünyayı anlama biçimlerinin olduğu yerde sabitleşmesi, insan ilişkilerinin bugün tanıdığımız ölçüler içinde güçlenmesi uğruna İslâmi bir ideoloji benimser isek, sağcı olmaktan kurtulamayız. Tersi de doğrudur: Modern dünyanın sahip olduğu imkânların yeni ve arzulanan müesseselere dönüştürülmesi, bugünün imkânlarını nimet bilerek ideal bir yaşama tarzının elde edilmesi, bugün dünyayı anladığımız tarzın yanlışlardan arıtılarak onarılması, günümüzün şartları uyarınca insan ilişkilerinin daha güçlü (veya İslâmi) kılınması gibi bir hedef benimser, böyle bir ideoloji türetirsek nev'i şahsına münhasır bir solculuk içine girmekten kendimizi alıkoyamayız. Kısacası, İslâm'ı mevcut şartlara adapte etmek İslâm'dan uzaklaşmaktan başka sonuç vermez."
Muhammedi İslamı Tanımak
Salı, 29/08/2006 - 16:43 — Alper ŞimşekEvet ne demektir bu mesele Muhammedi olmayan bir islam da mı var? Malesef var. Arkadaşın yazmış oluğu yazının içeriği Muaviye ile başlayıp devam edegelen bir anlayışın İslam diye ifade edilmesidir.
O zamanlar Ebuzer 3. Halife Osman döneminde rebeze çölüne niçin gömüldü? Abdullah bin Mesud'un kaburgaları niçin kırıldı? O devirde Allahın dini ile zülüm elbisesini giyenlerin yaptığı bir şeyden başkası değildi bunlar.
O zaman Muhammmed(sav) takip edenler devrin bu saltanatına karşı duruyorlardı. Başta Ebuzer vardı, Ali vardı, Hüseyin ve Hasan vardı.
Allah Rasulü Mekke'deki putları kırarken Ebu Süfyanların karşı çıktığı ne idi burayı iyi anlamak gerekir. Onlar asla putlara tapmadılar onalrın taptığı para ve iktidardı.Bu yüzden Allahın peygamberine karşı onca zulüm yapıldı.
Allahın peygamberinin Mekke'de kırdığı putlar saltanatla mihraba çıkmıştır. Ve Yıllarca Muhammedi Yoldan gidenlere katlüam ve zulüm işlemiştir mihraba çıkanlar.
Saltanatın Allahın kitabının anlaşılmaması içinde neler yaptığını burayı okuyarak anlayın.
Gerçekten islamın ne olduğu anlaşılırsa başka bir şeye gerek kalmaz.Unutmayaın İslam İki temel üzerine oturur:TEVHİD VE ADALET
Eklektik Bir Yaklaşım..
Pzt, 10/03/2008 - 19:38 — atilla özgürBirbirinden farklı görüşlerin, felsefi anlayışların, teorik öncüllerin siyasi önerilerin vs. nin sistemsiz konfüzyonuna eklektizm diyoruz. Materyalizm ve idealizmi veya marksizm ve ampiriokritisizmi;diyalektik materyalizm ve Kantçılık'ı vs. uzlaştırma girişimleri Eklektizm'in örnekleridir.
Eklektizm in metodojik temel hatası bir objenin ya da bir fenomenin belli bir anda çevre ile bağıntılarını görememesindedir. Objektif dünyanın bağıntı ve ilişkilerinin bütünlüğünü kavrayamamasından ötürü obje ya da fenomenin farklı görünümlerini ve niteliklerini karmakarışık bir biçimde bir araya getirmesindedir.
Hegelci sistem felsefesi tutarlı ve bütünlüklü bakışı getirerek eklektizmi elemine etmeyi amaçladı..
Sol söylem temelde dünyaya ve hayata sekularist bakışı esas alır..
İslamiyet doğası gereği dünyevi-sekuler bakışı tümü ile dışlamasa da uhreviliği baz alır..
Sol söylem ile islamiyet arasında,bu bağlamda bir paradigma farklılığı olduğu son derece sahihtir..
Paradigmayı burada dünyayı,yaşamı ve fenomenleri algılama
biçimi anlamında alıyoruz..
Netice itibarıyle,sol söylem ile islamiyeti bir araya getirme çabası eklektik,anti-hegelyen dolayısiyle tutarlılık yoksunu bir yaklaşımdır..
İşte Bu!
Salı, 11/03/2008 - 22:04 — Yavuz SoysalMedeniyetler çatışması,tarihin sonu gibi teorilerle kapitalizmden başka alternatif olmadığını ,olursa da yok edileceğini söyleyen batı; esas olarak önünde tek alternatif olarak gördüğü islamı etkisizleştirmek için türlü pislikler yapıyor.Zaten kendileri dışındakini insan saymayan anlayışları tarihte görülüyor.Batının bu ırkçı,hırslı anlayışına karşı ,tarihten süzülüp gelen,büyük bir birikim ve kitle olarak islam ,yeni bir dünya kurabilecek tek düşüncedir.Bunu batı biliyor.Ama biz bilmiyoruz.
Sözü olan,umudu olan,insanlığı iyiye,adalete götürecek bir islam ,ancak ve ancak kapitalizme ve bu günkü hakim olan islami anlayışa karşı durursa kendi gerçek anlamını bulacaktır.Rezilliği görüyoruz.Müslümanların tam ortasında çocuklar katlediliyor,artık mücadele etmek bir yana söz bile söylenmiyor.İşbirlikçi,sağcı ,şekilci,yobaz iktidarlar kendi halkınında anasını ağlatıyor.İşte Suudi Arabistan ,ABD nin yaptığı darbeleri bile finanse ediyor.Bunlarınki islamın hangi yorumu.Sahabeleri bile öldüren haricilerinki hangi yorumdu.İslamın sağı,solu yoktur tektir bunlar laf.İslamın bir sürü yorumu ve yaşanış şekli var ve çoğu rezalet.Huşu içinde göklerde süzülmekten vazgeçip,islamı sömürüye,zulme karşı alternatif olabilecek bir hale getirmeliyiz.
Yetim,bir tane hırkası olan mütevazı bir peygamberin ümmeti ,dünyayı versen ayı isteyecek şekilde kudurmuş,arap krallarının eteğini öpen bir hale gelmiştir.Elbette islam soldadır,tarihte benzeri görülmemiş bir büyük devrimdir.Bu laflardan korkmayın ,korkacaksanız 13 santim sakal bırakma zorunluluğunu islam diye anlayan talibandan korkun,paradan başka imanı olmayan holdingci müslümanlardan korkun.Ezelin ve ebedin en büyük gerçeği olan bir dini ,kendi çıkarına alet eden nasipsizlerden korkun.
Evet ,dinimiz Abant toplantılarında liberallerin ağzında sakız olurken ,Özalcılık ruhlarımızı işgal ederken,Kenan Evren gibi faşistler cennetle müjdelenirken çıt yok.Ama islam sola yakındır diye namuslu ve iyi niyetli bir yaklaşım gösteren arkadaşa bir sürü laf.İhsan Eliaçık hoca insana söz devlete adalet diyor, çıkaracağı dergiyi anlatırken.İşte bu.
Dün dünle gitti cancağazım,bu gün yeni bir şey söylemek lazım diyen adamın yolunda haydi yeni bir söz,haydi uyan ses ver.
Selam,sevgi...