renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kadın ve kimlik sorunu

Yavuz Bahadıroğlu'nun, Vakit Gazetesindeki köşesinde bu gün yayımlanan, genç bir kız kardeşimizin yazdığı mektubu bulacaksınız aşağıda. Beni bir hayli derinden etkileyen bir mektup oldu bu. Başlığı belirlemede biraz zorlandım, belki biraz kuşak çatışması da var yazının karakterinde ama ben daha ziyade ülkemizdeki (genelde tüm özelde dindar) kadınların kimlik sorunu açısından hadiseye yaklaşmayı uygun buldum. Vakfımızın bu haftaki seminerinin konusu bu olmamasına rağmen, iyi eğitim görmüş, İslamî kimlikli, eğitimci bir hanım teyzemiz de bu konuya değinmeden geçemedi. Erkekler görse de görmese de böyle bir sorun var ortada ve hanımlarımızın büyük çoğunluğunun da yarası.

Şahsi değerlendirmem böyle bir sorunun olduğu yönünde. Bu değerlendirmeyi yaparken, efendim Güney doğu bölgesinde şunlar yaşanıyor gibi uç örneklere dayanmadığımı da ifade etmeliyim. Ortada böyle bir sorun, kadınlar da artık bunun farkında olunca sorun konbinasyonunda genişleme de meydana geldi. Tepkisel yaklaşımlar sonucunda kadının kimlik mücadelesi yer yer ifrata meyletmeye bile başladı. Önceden problem daha ziyade erkeklerin bakış açısından ve kadın fenomeninden kaynaklanıyor iken şimdi aynı problem kadınlarımızda da görülebiliyor. Adaletsizliğin olduğu yerde bunu pek yadırgıyor da değilim doğrusu. Bu sorunu biz konuşup çözmeyince de başkaları el atıp istediği gibi didikliyor ve bizim için hiç de uygun olmayan formüller koyuyorlar karşımıza.

Aslında daha önce başka bir blogda bu hususla alakalı bir başlangıç yapılmıştı ama arkası gelmedi. Medenice getirelim efendim.

HİCRAN MEKTUBU

"Kendinizi okuyun, hayatı okuyun" diyorsunuz ya Hocam, bendeniz hayatı ve kendimi okumaya çalışanlardan biriyim. "Çalışanlardan" dedim, "okuyanlardan" demedim; zaten kendimi bir okuyabilsem, hayatı okumak kolaylaşacak; zira, yine sizin deyişinizle, ben de hayatın bir parçasıyım, hatta küçük bir kâinatım...

Varlığımdan kimsenin haberi var mı peki?.. Anne babamın pek haberi yok da. O kadar ki, evdeki erkekler (babam, abilerim, hatta yakın akrabalar) sadece bir şeye ihtiyaçları olduğu zaman beni hatırlıyorlar. O da adımı telaffuz zahmetine bile katlanmamak için kestirmeden "kız" deyiveriyorlar:
"Kalk kız su ver... hadi kız çorba koy... Nerede kaldın kız?"
Oysa benim bir adım var. (sizde saklı kalsın lütfen, bu yüzden de incinmek istemiyorum) Üstelik ismimi kendi kendime almadım, onlar bana verdi. Beğenmedikleri için telaffuz etmiyorlarsa, şimdi telaffuz etmekten zevk alacakları başka bir isim verebilirlerdi zamanında.

Kafes kuşumuzun adı Coco, kedimizin adı Mırın; onların birer ismi var da benim niçin yok? 'Hişt', yada 'kız' değilim ben, herkes gibi ismimle çağrılmak istiyorum.
Yayınlanma tarihini hatırlamıyorum, ama evde birbirimize emir vermek yerine rica etmemiz gerektiğini yazmıştınız, yüreğim nasıl serinlemişti anlatamam. Aslında babam da sizi okuyor, ne var ki, bir yazınızda belirttiğiniz gibi, yazılarınızdan etkilenmemek için, sizi 'tuzu kuru' sayıp dışlıyor.
Babama göre, siz, kız çocuklarını babaların tepesine çıkarıyormuşsunuz. Ne mahzuru var ki? Sonuçta her kız bir babanın evladı değil mi? Varsın başımıza taç olsun deseler ya!
Olmaaaz! Kız evladı ille de paspas yapacaklar! 'O kadar da uzun boylu değil' deyişinizi duyar gibiyim Hocam, ama bana inanın, ondan daha da uzun boylu! Çektiklerimi anlayabilmeniz çok zor.
Aslında onları (annemi, babamı, abilerimi) çok seviyorum, ancak benim de özel bir kimliğim ve ayrı bir kişiliğim olduğunu bir türlü anlatamıyorum. Bir yazınızda belirttiğiniz gibi, genel, bölgesel, yerel, aşiretsel ve ailesel (sadece kafiye tutsun diye birer "sel" ekledim) yasaklar ailemle bütünlenmeme izin vermiyor. Onlar "atadan görme" (kendi ifadeleri) bir hayat yaşamak istiyorlar, ben ise hayatı fark etmek, keşfetmek, idrak etmek (hepsi size ait deyimlerdir ki, ezberleyene kadar aklım çıktı Hocam) istiyorum.
Çatışma noktalarımızdan sadece biri bu. Öyle çok çatışma noktamız var ki, yazmaya kalksam 'roman olur'...

Sanki ayrı (milletten demeyeyim de) ailelerden gelmeyiz!
Cevaplandıramadıkları sorularımı "salakça" ve "aptalca" buluyorlar. Cin gibi akıllı olduğumu biliyorum, ama gel de bunu onlara anlat bakalım. Bunu onlara anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor. (Babam tam tersini düşünüyor: Bana söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zormuş)
Zaten duygu ve düşüncelerimi ne savunmada cesurum, ne de paylaşmada. Yanlış anlaşılma, haline gülünme, dalgaya alınma korkusunu bir türlü içimden atamıyorum. Düşündüm de, büyüme çağında bir kız çocuğu iken, ailem tarafından sürekli bastırılmam bunda etken olabilir.

Hep hırpalandım Hocam, eleştirildim, azarlandım. Bunu iyi niyetle yaptıklarını biliyorum, ne var ki ailenin bu tarz yaklaşımı, hayatı, bir genç kızın kırılgan yüreğinin kaldıramayacağı kadar ağırlaştırıyor. Ürkek ve korkak yapıyor. Sonraki hayatında ezilmesine yol açıyor.
Düşünün: Her yaptığım eleştiriliyor. Kimi zaman "beceriksiz", kimi zaman "aptal", kimi zaman "sorumsuz" bulunuyorum. Sık sık da "mantıksız" ve "işe yaramaz" ilan ediliyorum. Bu ortamda insanda cesaret mi kalır?
Peki hayata nasıl tutunacağız?

Küçükken daha aldırışsızdım galiba. Sanıyorum bu da hayatı henüz keşfedememiş olmamdan kaynaklanıyordu. Çevremdeki herkesin benim gibi olması da bir teselli oluşturuyordu. Büyüyüp hayatı ve çevreyi tanımaya başlayınca, ona paralel olarak kendi hayatımı sorgulamaya da başladım...
Nasıl oluyordu da, her istediklerini yaptığım halde, beni acımasızca eleştirebiliyorlardı?.. Nasıl oluyordu da ailenin tüm erkekleri birinci sınıf, annem dahil ailenin tüm kadınları ikinci sınıf insan muamelesi görüyordu?
Aile içi yanlışlara ilk isyanım on yedi yaşında oldu. O yaşa kadar her şeyi içime atar, ancak gece geç vakit odama çekildiğimde yatağıma kapanır, hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Annem gözlerimin içindeki kızarıklığı bile doğru okuyamaz, gözlerimin fazla kitap okumaktan dolayı bozulduğunu, böyle giderse kör olacağımı ve hiçbir işe yaramayacağımı söylerdi.

Aile içi yanlışlara ilk isyanım on altı yaşında oldu. Annem hayret ve dehşetle yüzüme baka kaldı. 'Ne günah işledim ki bu kızın annesi oldum' der gibi bakıyordu.
Sonra sizi keşfettim. Yazı ve kitaplarınızı okudukça, bana kendimi okuyormuşum gibi geldi. Müptelanız oldum. Lütfen böyle devam edin. Bizi ve duygu dünyamızı anne babalarımıza iletmeyi sürdürün. Kimbilir, bugün olmasa bile yarın kabullenirler belki, kızların da 'insan' olduğunu.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Eyvah ki ne eyvah

Şimdi burada herkes Güzin Ablalık yapmaya çalışacak bunu biliyorum. Bu kızın yaşı kaçtır bilmiyorum ama sanırım 17-18. Yani ergenlik çağını atlatmış ama ergen psikolojisinden kurtulamamış. Ailesinden ilgi bekliyor belli. Ya bu tür psikolojileri anlamıyorum. Yok benimle kimse ilgilenmiyor yok şöyle olmuyor yok böyle olmuyor.

Bir de şuna itirazım var. Kadın hakkı, kadın sorunu... Bu kadınlar neden bu kadar sorunlu?

bir hışımla yazdım, patlamsa bari elimde

şimdi F.Bilge, kadın değilsin arkadaşım, ne demektir bilmessin, okuduğun üç beş, yahut yüz beş adet pskoloji kitabını boşa okumuşsun şayet yukarıdaki yazıdan bu yorumu çıkardıysan. her neyse senin yorumuna kızmış olmam bu yorumun gidişatını fazla etkilesin istemiyorum. ama aksini beceremeyecek kadar kızgınım.

türkiye'nin hatta dünyanın bir çok bölgesinde kadın ikinci sınıf vatandaştır, evet. ismi yoktur, kız diye çağırılır. ev işi yapmak zorundadır ve bu yaptırımı müslüman aileler çok daha fazla kullanır. " ev işi yapmıycan da ne olucan, sokak kadını mı olucan" döngüsü içerisinde hanım kızlarımız kendi içlerine kapatılır ve yaşı geldiğinde ailenin uygun gördüğü bir koca ile evlendirilir. oysa kadının islamdaki yeri asla bu değildir. bunlar olsa olsa kısır geleneksel yaptırımlardır. geleneksel olanı da geri-kafalı insanlardan başkaları kale almaz. ne yazıktır ki, bu geri-kafalı zihniyetin nüfüstaki dağılımı epeyce fazladır. hatta bazıları yukarıda F.Bilge örnedğinde görüldüğü gibi; okumuş insanlardır. nitekim adam olamamışlardır o ayrı.

hayır, bu sözler için çok afedersiniz , asla bir feminist değilim ben. hayranı olduğum bir erkek var hayatımda. ve takdir ettiğim sayısız erkek lakin aynı sıkıntıları çektim, çeken bir çok insan tanıyorum ve ben bunun üstesinden gelebilmek için saçım uzayıp, kız olduğumun bilincine vardığımdan bu yana mücadele veriyorum. yalnız ailemin içerisinde değil, tüm toplumun içerisinde.

bayanlar hassas ve incedir. bu yaradılışlarının bir sonucudur. korunup gözetilmek ve sevilmek temel ihtiyaçlarının başında gelir. bu ihtiyaçlarını bastıran hanımları ben zaten göz önüne alıp konuşmuyorum, ben burada bu ihtiyaçlarını babalarından, abilerinden ve eşlerinden gideremeyen kadınlardan bahsediyorum. bu hanımlar evet F.Bilgeun değimiyle belki bir ömür ergen psikolojisinden sıyrılamayacaklar çünkü ya özgürlüklerini ellerine alıp erkekleşecekler yahut bunu beceremeyip düşünmeyen yalnıca iş yapan robotlara dönecekler.
peki bu robotların çocuklarına ve eşlerine verebilecekleri ne olabilir?

hem müslüman, hem kadın hem de türkiyede yaşıyor olmak inanın ki çok zor. erkeklerin için bir tabu varsa yıkılması gereken, kadınlar için on tane var. toplum bir kadınla bir erkeğe asla aynı bakmıyor. islam da elbetrte bir bakmıyor lakin toplumun ve islamın bakışı birbirine zıt denebilecek kadar farklı. kadınlar eğitimsiz, kadınlar ezik, kadınlar güçsüz. oysa eğitim onlara da farz, eğitimleri olsa güçlü olmayı da öğrenecekler, hakları, hukukları nedir bilecekler. ama olmuyor. dar zihniyetli erkekler hep engeller.

huf daha uzar bu mevzu. ama bu kadar yeter.

Saygılarla

Arkadaşlar, yukarıda bulunan iki yorum inanın Türkiye'deki kadın sorunusu global olarak gözler önüne seriyor. Vakıa özetle budur ve yaklaşımlar zannedildiği gibi hiç de uç örnekler değildir. Belki sadece yüksek bir frekans ile dillendirilmiştir. Erkekler vakıaya genelde sorun yokmuş yada asıl sorun kadınlarmış gibi yaklaşmayı tercih ederken, kadınlarımızda ya Hatice Vera'nın yaptığını yaparak ızdırabını haykırıyor yada hıncını, problemini içine atıp bu şekilde yaşamaya devam ediyor.
Belki bu genç kardeşimin söylediklerini çok önemli bulmayabilirsiniz, nitekim hemen tüm hanımların az yada çok benzeri problemleri var. Ve bu problemi dillendirenler yada içine atanlar, okumuşu, okumamışı, dindarı , avamı, aydını ile neredeyse tüm kadınlar.
Problem nedir pekala. Okumamış kesim için gelenekler ve cehalet diyebilirim. Okumuş kesim içinse yine gelenekler ve pratiklerden kaynaklanan bilinç altı.
Ve şayet bu problem çözülmez ise olacak şey bence şudur. Ya ortada adaletsizlikten kaynaklanan bir zülüm vuku bulacak yada kadınlar bir gün hakettiklerinden fazlasını alacak.
Bu genç kıza Güzin ablalık yapma meselesine gelecek olursak. Ben bunu seve seve yapmak isterdim zira buna ablaları daha münasip :) .
Hanımların sorunlu olma meselesine gelecek olursak. Evet onlar erkeklere göre biraz daha duygusal görünüyorlar. Bir de bu tür sorunları olduğunu düşünün. Belki ana babalarımızın pek böyle sorunları olmadı yada oldu da yokmuş gibi davrandılar. Zira şu anda böyle bir sorun var ve yeni nesil eşiyle, arkadaşlarıyla vs bunu yaşıyor. Boşanmaların ve akla gelmeyecek hadiselerin sayısının artma nedenlerinden biri de budur. Sorunu yok saymaya devam etmekse, bu olayların daha da artmasını engelleyemeyecektir. Şimdilik bu kadar yetsin.
Saygı ve sevgilerimle :)

aslında no problem

öncelikle bir itiraf gelecek. efendim ben de vaktiyle küçük bir sabi iken bir sürü şikayetle doldurduğum bir mektub göndermiştim tee o zamanın güzinablamsı bir köşe sahibi yazarına. evet. sonra beni aramıştı da (telefonumu da yazdıydım demek), ben de hicabımdan güller gibi kızarmış ve yazdığım her şeyi inkar boyutuna geçmiş, "ben eğleniriz diye şey etmiştim" palavrasıyla süslemiştim. işte ben o vakitlerde böylesi bir eylemden utanç duymaya karar vermişim, bakıyorum ki yıllar geçmiş ama kardeşimizin yazdığı mahut mektubu okurken duyduğum haya pek tanıdık kalmış.

haddimi aşarak diyorum ki, hatice vera (ki tanıyorum kendisini aslen pek horlanmış bir kimse değildir, inanmayın yazdıklarına heman) telaşlı bir duygusallık içerisinde genç kızımızın bu "duruş"unu destekleyen talihsiz bir yorum girmiştir. aklı beş karış havadaydı bugün ondan olsa gerek.

mektubun bana samimiyetten uzak gelen havasını, yazanının mizacına dair zanlarımı haksız olması ihtimalini göz önünde tutarak geçiyorum da mevzunun ele alınışı ile alakalı birkaç laf etmeden geri duramıyorum gene de. kadın kısmına yönelik "ikinci sınıf vatandaş" muamelesi benim gözlemlerimce de sabittir, ama bunun kadın kısmından ayrı düşünülecek bir mesele olmadığı da aşikardır. konuya eğilecek arkadaşlarımızın tek yönlü bir suçlama, yahut tek yönlü bir suçlamaya mazhar olma halinden çıkmaları gerekir herhalde.

gene aklıma geldi de, var benim çok sağlıklı bayan dostlarım, hatta geneli de öyle. demek ki bu sorun abartılmış da olabilir, yahut istanbul dışına çıkartmalıyım kafamı biraz da.

sincerely,
v.jara

!

demek ki neymiş, insan boğaziçinin ormanlık arazisinden topluma pek vakıf olamıyormuş. ne ne değildir bilemiyormuş. bu bir. ve ikincisi "tanımak" için demek 5 sene de yetmiyormuş. bravo diyorum buradan, hürmet sunuyorum.

Tavrınız Kişiliğiniz Olsun.

Yazdığım yorumun yanlış anlaşıldığı düşüncesindeyim veya birileri sırf bana muhalefet olsun diye cevap yazıyor. Söylediklerim de ne var ki şimdi? Ben soruna kadın sorunu olarak yaklaşmıyorum. İnsanlık sorunu olarak bakıyorum. Bir kimlik problemi yaşanıyorsa bunu toplum olarak yaşıyoruz.

Kafes kuşumuzun adı Coco, kedimizin adı Mırın; onların birer ismi var da benim niçin yok? 'Hişt', yada 'kız' değilim ben, herkes gibi ismimle çağrılmak istiyorum. sıkıntısının birisi bu. Olaya isim olarak çağrılıp çağrılmama olarak bakmıyorum, burada kızın sıkıntısı somut bir şeye indirgenmek istemesinden kaynaklanıyor. İşte dediğim ergenlik psikolojisini atamamanın verdiği bir sorun. Mesela bana da kimse adımla hitap etmiyor. Bu benim için bir sıkıntı olmuyor. İnsanlar büyük acılar çekmemişler. Böyle küçük sıkıntıları problem ediyorlar.

Söyler misiniz hanginiz Mübarek Elçi gibi karnına iki taş bağladı?

Söyler misiniz kim Hz. Aişe gibi iftiraya uğradı?

Söyler misiniz kim Hatice bin Hüveylid'in problemlerini yaşadı.

Sümeyye gibi şehid oldunuz mu?

Yukarıdakileri örnek vermem yanlış anlaşılabilir, illa ki sıkıntı çekmemiz mi gerekiyor diyebilirsiniz ancak şu da bir gerçek ki ismimi kimse anmıyor diye feveran edilmesine gülerim ben.

Kız sorularının salakça adlandırıldığını düşünüyor. Bakınız bana da Nietzsche okuduğum zamanlarda kızıyorlardı. Nolmuş ki kızmışlarsa, ben mesela sorunlarıma kendim cevap bulmaya çalıştım. Lütfen ya bu kadar basit sorular üzerinde bi şeyi büyütmeyelim! Allah katına vardığınızda anne ve babanıza sormayacaksınız!

Küçükken daha aldırışsızdım galiba. Sanıyorum bu da hayatı henüz keşfedememiş olmamdan kaynaklanıyordu. Çevremdeki herkesin benim gibi olması da bir teselli oluşturuyordu. Büyüyüp hayatı ve çevreyi tanımaya başlayınca, ona paralel olarak kendi hayatımı sorgulamaya da başladım... Hayatı keşfettiğini söylüyor. Olabilir tabi. Ben de keşfettiğimi düşünüyorum. Hem de her gece uyumadan önce muhasebe yaparak. Ancak hayatı keşfeden birisi ailem yok şunu yapmadı yok bunu yapmadı dememeli. Dün bir film seyrettim Angel Eyes diye. Başrolde Jennifer Lopez oynuyor. (Sınıfta anlatacağım ders için mükemmel bir seçim oldu.) Jennifer bir adama aşık oluyor. Onun geçmişini soruyor. Adam şöyle söylüyor "beni istiyorsan bundan sonrasını düşün." Kendi hayatını sorgulamak isteyen birisi ne oldum deyip ne olacağım yada ne olmalıyımın mücadelesini vermeli!

Toplum içerisinde kadının ezildiğini ikinci sınıf muameler gördüğünü biliyorum. Bunu görmemek elde değil. Ancak yukarıdaki blogda kızın vermiş olduğu mücadeleyi tutmadım. Ne için yaşıyorsun ne olmak istiyorsun. Garip bir anlam mücadelesi içerinde. Ancak norm çatışması yaşıyor.

mektubun bana samimiyetten uzak gelen havasını, yazanının mizacına dair zanlarımı haksız olması ihtimalini göz önünde tutarak geçiyorum da mevzunun ele alınışı ile alakalı birkaç laf etmeden geri duramıyorum gene de. kadın kısmına yönelik "ikinci sınıf vatandaş" muamelesi benim gözlemlerimce de sabittir, ama bunun kadın kısmından ayrı düşünülecek bir mesele olmadığı da aşikardır. konuya eğilecek arkadaşlarımızın tek yönlü bir suçlama, yahut tek yönlü bir suçlamaya mazhar olma halinden çıkmaları gerekir herhalde. Ayrıca j_belbo'nun yorumunu çok beğendim. Aynı düşünceleri paylaştığımız açık.

Dünyada feminizm hareketlerinin başlangıcına bakın. Sanayi devrimine bakın. Kentleşme hareketlerine. Bir sürü modern postmodern ve global hareket gösterebilirim kadınlarla ilgili. Hangisi kadının olması gereken yeri gösteriyor? Yok hak yok özgürlük mücadelesi vs. vs. Hiç inandırıcı gelmiyor bana. Tamamen popülist olarak görüyorum ve bu hareketler kadını aşağılıyor. Toplumsal bir eğitimin tamamlanması sonucu kadın zaten hak ettiği yere gelecektir. Eğitim, eğitim, eğitim...

Bu söze ne diyebilirim ki darkred'in imzası var ya o işte: TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ OLSUN!

İnsan olmak için insan olmaktan öteye geçmemiz gerekiyor...

Herkesten aynı şeyi beklemek ! Olmuyor işte..

Girdiğim bloğu tekrar okuyunca, iletişimimizdeki sorunun ana nedeninin benim konuyu ele alış tarzımdan kaynaklandığını fark ettim. Keşke bu alıntıyı yapmasaydım. Çünkü, ister istemez dikkatler bu alıntıya yöneliyor ve mülahazalar daha ziyade genç kızın problemlerine odaklanıyor.
Soruna kadın sorunu olarak değil de insanlık sorunu olarak yaklaşmanız anlamlı olabilir, bence bu da ayrı bir blog konusu. Acaba sorun kadın sorunu mu, insanlık sorunu mu? Açıkçası bunu ben de düşündüm ve kesin bir karara varamadım. İkisi birden bile olabilir.

"Söyler misiniz hanginiz Mübarek Elçi gibi karnına iki taş bağladı?
Söyler misiniz kim Hz. Aişe gibi iftiraya uğradı?
Söyler misiniz kim Hatice bin Hüveylid'in problemlerini yaşadı.
Sümeyye gibi şehid oldunuz mu?
Yukarıdakileri örnek vermem yanlış anlaşılabilir, illa ki sıkıntı çekmemiz mi gerekiyor diyebilirsiniz ancak şu da bir gerçek ki ismimi kimse anmıyor diye feveran edilmesine gülerim ben " (F.Bilge'a aittir).
Ben konuya biraz daha dışarıdan baktığımızı yada bakmamız gerektiğini düşünerek girmiştim bu bloğu, bu sebeble de endişelerinizi haklı çıkarıp sizi yanlış anlıyorum. Bu sözler ancak, konuya muhatap olan bu genç kıza söylenebilecek şeyler. Biz ise soruna daha objektif yaklaşmalıyız. Şayet bu genç kızın yazdıkları doğru ise ki, muhatabın bildirimini doğru kabul etmek durumundayız ( toplumda numuneleri çoktur) hadiseye bu şekilde ele alıp değerlendiremeyiz. Genç kızın ergenlik sorunları olabilir zira ailenin eğitim sorunu olduğu da bir gerçek. Ayrıca genç kızın sorunu bence " isminin anılmaması " değil. O'nu doğru anlayamadığınızı düşünüyorum. O daha genel bir şeyden şikayetçi. Adam yerine konulmamaktan. Kişiliğine saygı gösterilmemesinden ve bu yüzden bir kimlik sahibi olarak kabul görülmemesinden hem bir mektuba dayanarak sanki bu genç kız hakkında çok fazla kanaate sahip olmuşsunuz. Belki O kendi sorunlarına duyarlı olduğu kadar ülke, insanlık yada dini konulara da duyarlı biri olabilir. Biz bunu bilmiyoruz ki, elimize yanlızca bir mektubu ulaştı. Bunlara da sabır göstermesi gerekmez mi; Muhakkak ki gerekir. İmtihan her zaman ve her yerden gelebilir. Şayet bana yazmış olsa idi, kendisine bunları da söylerdim. Ama sadece bunları değil. Verdiğiniz örnekler çok güzeldi ama sanırım biraz da eleştirdiğiniz İslamcıların genel hatalarından birini içeriyordu. Belki biz veya siz bunu aşmış olabilirsiniz ama inanın bu bir çoklarına ağır geliyor ve kestirip atamıyorsunuz işte. Anlaşılır olmak için bu konuda daha uzun yazmak gerekir.... belki sonra.

Sizin kendi başınıza gelen şeylere karşı dik durabilmiş olmanızsa yine ancak ikili görüşmelerde gündem etmeniz gereken bir şey. Sizin de güçlü olan yönlerinizle birlikte muhakkak zayıf olduğunuz yönler de vardır. Şayet zayıf olan yönleriniz toplum sorununa dahil olan şeyler olsaydı. Bu şekilde yaklaşım gösterilmesinden siz de rahatsız olabilirdiniz.
Yeri gelmişken, (sözüm size değil açıklaması ile); Hadiseyi sen, ben kıskacına girmeden ve daha medeni bir şekilde tartışılmasını rica edeceğim. Vera arkadaşım konuya taraf olarak yaklaşmış, duygusal davranmış ve belki hata etmiş ama J. Belbo'nun Vera hakkında ortaya söylediği şeylerden de bir hayli rahatsız olduğumu ifade etmeliyim. Kendi adıma da endişelendim doğrusu, hepimize bir gün sıra gelebilir. Maksadımı anlayabileceğinizi ümit ediyorum.

Şimdilik burada kessem iyi olur, sonra devam ederiz. Sizi şimdi daha doğru anladım ve yazdıklarınıza genel olarak katılıyorum, sadece muhalefet ettiğim hususlara değindim.

hepinizi öyle bir seviyorum ki

Polemiğe girmekten pek hoşlanmıyorum şu sıralar, o şekilde de anlaşılmamasını rica edeceğim, lakin S. Şevkioğlu beyefendinin "okumuşsun ama adam olamamışsın"(h.v.) tarzı saldırgan bir yaklaşımdan korkmayıp, yeri geldiğinde (kendi sözleriyle) "ayar vermek”ten epeyi zevk aldığını farkettiğim ve canımdan da ziyade sevdiğim haticeciğimin yorumunu beğenmeyişimden, (yada buyrun gene ek$i dilinden konuşalım), yazdıklarına ayar verişimden endişe duyması da beni endişelendirdi. Ve zatıma bambaşka dehlizlere yelken açtırdı.
Hanımların toplum içerisinde ezildiğini kabul etmişliğimi bir yana koyarak, diğer bir yandan pek çok yerde de haksız imtiyazlara sahib olduklarını hatırladım şimdi. Hatice nin de bahsettiği “ormanlık arazi”den misal vermek lazım gelirse, (ki bu misalle hatice nin “oradan başını çıkartmazsan toplumu anlayamazsın” feryadı da kendine göre/nispen haklılık kazanacak), o romantik mekanda genelde hocabeyefendiler, hanımkızlarına pek nazik davranır, notlarını yüksek tutar. Aynı şartlarda talebenin kızı ve oğlanının, erkek hocalardan farklı muamele gördükleri tecrübeyle sabittir. Bu bir örnektir. Olmadı, kişizadelerin şahsi problemleri, zaaflarıdır. Bakarsınız büyütmeye de gerek yoktur. Bunun bir benzerini de S. Şevkioğlu’un yapmış olmasıdır benim kaygım. Gayet tabii S. Şevkioğlu çıkıp aksini iddia edip beni fena niyetlilikle de suçlayabilir. Eyvallah. Fakat benim de maksadım yanlış anlaşılmasın. S. Şevkioğlu’un eylemi bütün fenalıklardan azade olarak muhtemelen “kadınlar hassas ve incedir, korunup gözetilmek isterler”(h.v.) lafı gereğincedir, (var ise öyle bir eylem).
Fakat mesele de bu: Kadının hassasiyetinden, ince ruhundan dem vurup bir ayrıcalık talep edilmemekte midir burada? Yaradılış iyi bir cephane.
Eşitlik isterken bile bunun ayrıcalık talebiyle beraber olması ise düşündürücüdür.

(Hatice hala görüşüyoruz yarın di mi canımın içi?)

sincerely,
c.isaak

why not pinnut?

evet gözümün nuru, lakin köşke param yetmez benim, bunca verdiğin ayar sonrasında mümkünse hesapları da sen öde. ben de gönül huzuruyla yemeğimi yiyeyim. ha yok alman yapacağız denirse gül cemalimden mahrum kalırsınız, yine sizin kaybınız olur.

Polemikten oldum olası hoşlanmam.

j. Belbo kardeşim, sanırım siz bir beyfendisiniz. İnanın adınızı zikrederek size karşı yapmış olduğum eleştiriyi kaleme alırken, sizin bir hanımefendi olduğunuzu tahayyül etmiştim. Yani eleştirilerimi de bir hanımefendiye yöneltmiştim. Bu tahayyülün sebebi nedir bilemiyorum. Belki Vera'yı yakından tanıdığınızı söylemeniz vs yada bilinçaltı işte. Bu da sizin kayırma zannına dayanan tezinizi çürütüyor. Bayanları kayırsa idim size de bir şey demezdim. Sizin hakkınızda hiç bir malumatum yoktu zira m Vera'nın burnu patates kadarmış :), O'nu neden kayırayım ki.

Vera kardeşimin çıkışlarını uygun bulmadığımı kendisine özelden bir kaç kez iletmiştim, sağolsun anlayış gösterdi, bunu burada ifade ettiğim için de kendisinden özür dilerim.

Ama konu hakkındaki mülahazanızda inanın haksız sayılmazsınız, ben de hanımlara karşı biraz farklı yaklaşırım, doğrudur. Bu demek değildir ki adaletsizlik yapıyorum.
Şimdi J. Belbo, canım kardeşim; Polemiğe girmeyelim diyorsun ama hakkımdaki zannın tam polemiklik, ne ki; ben polemikten hoşlanmayan biriyim. Ne uzatacağım nede büyüteceğim. Zaten şurda yazan bir avuç kişiyiz.
Promeeeeeeeeeeeet. Gömlek önden nasıl yırtılırmış gel de gör. Bir daha şikayet etme. Resulüllah as diyor ya " Dünyevi mevzularda kendinizden aşşağı/kötü durumda olanlara bakınız " diye, bana bak da ibret al, senin bir düğmen kopmuş, bense üç düğmeyle recon kesecek duruma düştüm.
Ya J. Belbo, size niyeyse kızmadım ama yine yanlış yaptınız. Birinci hatanız kişinin özel durumunu deşifreye yönelikti, ikincisi de zan. Haklı olabilirsiniz ama ben bu yaklaşım usulünü doğru bulmuyorum. Haklı olmak yaptığınızın doğru olduğunu göstermez. Hem Vera hem de benim hakkımda söyledikleriniz doğru da olabilir ama bu yaptığınızın doğru olduğunu göstermez. Mevzuları bu şekilde mütalaa etmemiz mümkün değil ki be güzel kardeşim.
He, özellikle son söylediğiniz şeyler, vallahi size katılıyorum. Olmasını arzu ettiğim şey asla eşitlik değil, sadece adalet. İşte ben de bunları konuşmamazı arzu ediyorum. Aslında mevzubahis olan konu Resulüllah as zamanında da gündeme geldi. Bir hanımlar, bir beyler şikayet ettiler birbirlerini. Resulüllah'da as önce beylere, bir süre sonrada hanımlara nasihat etmek durumunda kaldı. Problem de cehaletin rolü ne kadar varsa, sevgi ve saygının da en az o kadar deyip şimdilik noktayı koyalım.

Parantez içindeki notunuza binaen : Allah muhabbetinizi/muhabbetimizi arttırsın efendim.

Genelde herkeze, özelde J. Belbo'ya saygılarla

Sanirim dunyadan bir hayli

Sanirim dunyadan bir hayli kopmusum ki bu kadar onemli bir blogu bu kadar gec goruyorum...Neyse yine kadinlar uzerine bir konu ve tekrar kadinlarin gunluk hayatta haklarini aramalari uzerine ,uzerlerine vurulan feminist damgasi.
Sahsen mektubu okurken dusgusallastim.Nedeni :anladigim kadariyle kiz (cagiz) kisisel olarak hareketli ,civil civil,esprili gulmekten zevk alan ve insanlarla iyi iliskilerde bulunan(bulunabilecek) biri...Aksi takdirde ,bu kadar onemli oldugunu dusundugu sorununu yazarken esprili bir dil kullanmazdi gibi geliyor bana...Tabi bu benim gorusum...Peki sorunu kabul etmeyen arkadaslar ,boyle bir sorunun olmadigi soyleyen degerli arkadaslarim,biz bu sorunu ortadan kaldiralim ve gidip bu kiza ve daha nicelerine ;kizim kimse sizi anlamak zorunda degil, onunuze konulan hayati yasayin hicbirseyi degistirrmeye kalmayin, mutsuz olun ama soylemeyin,onlar sizin ailenizde olsa araniza genis bir ucurum koyun,diyelim o halde..Acaba sonu nerelere varir.Etrafimda cok sikca rastladigim bir kadin sorunu var...Buyuk bir cogunlugu panikatak.Ve sorunun hep gecmiste yasanilan huzursuzluklardan kaynaklandigi acik.(Ki doktorlarin tespitleridir).
Fazla uzatmamak ve blogu sikici yapmamak icin sunu soylemek istedigimi belirteyim...Ortada boyle bir sorun var ki yazilmis,ailenin kizina olan tavri kesinlikle yanlistir ki bunalima girilmis.Kizin yaptigi belki yanlis belki problemlerine cozumu baska sekillerde arayabilir diye bir yargida bulunursak sunu soylemem gerekiyor...Aileler cocuklarini neden dunyaya getirir..Bu kadar onemli bir olguyu sadece bebeklikte onunla ilgilenmek olarak alan insanlar, ilerde cocuklarinin sorunlarina karsi bu kadar vurdumduymaz olabiliyorlar demek.Bence sorun ne kadar sacma olursa olsun, ortada bir sorun oldugu icin aile hatalidir...Buna yurekten inaniyorum .Fiiliyatta suc bir insanda bile olsa onu suca ittiren sebepleri goz onune almak lazim ...Ve Promethe degerli arkadasim...Sana katilmiyorum:))Ilk defa sanirim..Bence de insanlar etraftan ilgi veya anlasilma beklememeli,zira kimse kimseyi anlamak icin dunyaya gelmedi.Ama biraz empati yapmanin da kimseye zarari olmaz bakarsin ...

Önemli bir düzeltme ve özür.

Kişilerin özel hayatını deşifre etme ve kişilik hakları ile alakalı olarak J.Belbo'nun Hatice Vera hakkında söylediklerinden ötürü rahatsız olduğumu dile getirmiştim. İkazı üzerine yazdıklarını tekrar okuduğumda " bu kadarmıymış diyecek " kadar hayret ettim. Çünkü kendisi bir hayli haklı idi. Epeyce abartmışım. Nedenleri önemli değil, kendisinden bunun için özür diliyorum :(
Saygılarla

Adamlık Kriteri

okumuşsun ama adam olamamışsın sözü Vera'ya ait olup hakkımda edilmiş bir sözdü. Önce önemsemedim ama sonra bu sözü kim söylerse söylesin ön yargı ile söylenmiş bir söz olduğunu söylemek isterim. İnsanlar bir olay yada durumla karşılaştıklarında aniden tepkisel davranışlarda bulunurlar. Ne söyledikleri, hayattan ne bekledikleri hiç önemli değildir tepkisel davranışlarda bulunan insanlar için. Tepkisel davranış gösteren insanların Asr suresini düşünmelerini ve birazda İnşirah demelerini beklerdim. Ama insanlarla birlikteysen bir beklenti içinde olma! (Kapitalizmin temel mantığı pragmatizmdir çünkü.)

Şimdi okuyup adam olup olmama noktasına gelirsek, j_belbo'nun yaklaşımını doğru buluyorum. S. Şevkioğlu tüm yorumlara akl-ı selim cevaplar yazıyor. Yada belkide içimizde Asr suresini en çok düşünen sanırım O!. Ben de adam olmayı düşünmeyenlerdenim. Yada ifadenin mübdiinin tanımladığı klişeleşmiş adam kalıplarına kendimi sokmak istemiyorum. Eğer okuyorsam bunu araç olarak kullanmıyorum. Adam olmak için okuyorsam zaten baştan kaybetmişimdir. Sonra benim okuyup adam olup olmama olayım tamamen benimle ilgili birşeydir. Benim özbenliğimle ilgili birşeydir. Başarılı olurum veya olmam bu sadece bende biter. Platon'a göre ide'dir bunun yeri. Metafiziktir yani tüm olaylar. Ben RTE gibi iktidar olmak istemiyorum yada ne bileyim İsmet Özel gibi müslüman&Türklük konseptine sürüklemek amacında değilim. Onlar gibi olamam zaten, onlar ki büyük adamlar!

İnsanın kendi yolu olmalı diye düşündüm hep. Bir şekilde hayata dair veya hayata dair olmasa da gelecek için ebedi hayat için bir yol çizmeliler bana göre. Benim de amacım bu. Bir yol çizmek istedim ve onun için okudum. Psikoloji okudum, sosyoloji okudum, dış politika okudum, popüler kültür okudum v.s v.s Tüm kitaplar bir tek kitabı anlamak içindir sözü için okudum. Bunun için hiçbir şeyin boşa gittiğine inanmıyorum. Yada bunu yargılayacak olan bir insan değildir.

Not: Bu sözü j_belbo konu olarak ileri sürmese bunu yazmayacaktım hatta Vera'nın yorumunun ilgili bölümünün kaldırılmasını geçen hafta ırgat başımızdan rica etmiştim ama kaldırılmamış ve bir şekilde gündeme gelmiştir. Açıklama yapma gereği hissettim.

Selam ve dua ile...

Yanıt

İlk defa bana katılmadığını söylüyorsun ama benim söylediklerimi destekleyen cümleler kuruyorsun:) Bak şu işe.

Ya ben bu kadınlar hakkında konuşmak istemiyorum. Ben İsmet Özel gibi kadınlar köledir de demedim. Neyse hayırlısı olsun. Hakkımı başka yollardan ararım ben de...

...

bu blogu okudum , biraz düşündüm , kıza inandım kesinlikle , haklı buldum , dinle diyanetle alakasını hiç düşünmedim hoş kızın yahudi olup olmadığı hakkında bilgi sahibi değiliz , biraz daha anlayış gösterebilirsiniz sanki diyede geçirdim içimden , en son olduğundan daha fazla abartın bu konuyu ki gerçekten büyük sorunu olanların dertleri bu vesile ile çözülsün diye rica etmek geçti içimden , bastırdım ve vazgeçtim .. hayırlara gitsin , bakalım..