renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Khudar Kız İle Tarihten Bir Forma

Saklı Sırların Katibi

(Bu bap "Khudar İle Tarihten Bir Forma"ya girişi tekellüm eder.)

1/:
Bir flu rivayet değildir bizimkisi,
Ve sayılmaz bir fetret devri hikayeti de.
Belki -sayılırsa- masum bir şikayet,
Majeste krala ve kazasker efendimize...
***
Bir milattaydık,
İsa'ya ait olan değil,
Şahsi...
Unuttun mu bilmem?
Anımsarım ben hep ömrümüzdeki kırılmışlığı.
Yüzünde harlanmış sevda, gözlerinde yaş,
Al küheylanlar gibiydin Khudar,
Ben yavaş yavaştım yol-u hayalde
Gördüm, o gün gördüm yüzünde senin;
Ölümcül sevdayı ve çıldırmışlığı.
1a/:
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
O gün haraç mezat platformuna çıkacaktık anımsarsan,
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
1b/:
Atlasta doğu yanıyordu.
Cenup ise kendi kuluçkasında.
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...
O gün çıkacaktık haraç mezat platformuna,
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...

Gittikçe Sivriliyor Cebeli Kaf

(Bu bap Khudar kızın tutuluşunu tekellüm eder.)

1/:
Gittikçe sivriliyordu cebeli Kaf...
Bir hırçın kalem gibi.
2/:
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
Tatarlar akın akın akma mevsimindeydiler.
Yamaçlar kaçak gözlerin yuvarlak dehşet eli. Anaların kucağı sıcak olurdu ya bu mevsimde. Biz ise kaçkın korkaklar olurduk. Gittikçe sivrilirdi cebeli Kaf. Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü. Bir sürücü kantarmasını kasardı merhametinin. Ve keklikler birer palaz kıvamında... Sürmeli ve ürkek... Dağların kucağı buz gibi olurdu bu mevsimde. Kervanlar baharat yerine esire kız taşımadaydı. Ve erkek köle...
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon kız Khudar esire...
3/:
Gittikçe sivriliyordu cebeli Kaf...
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
İlk kafilede sen ve bendik. İndik sisli bir liman kentine sabaha karşı. Çarşı önümüzde, saray arkamızdaydı. Biz arızi duyguların ardiyesinde atıl ve ardıç ve cinayet kokulu bir handaydık. Ya Gazze şeridinde ya da Kadehar'daydık. Anavatanda esircilere, burada aşka yakalandık. Ya saraya veya bir prostatlı tacire satılacaktık. Ancak engeldi hayalimiz, bir de aşkımız tabii.
4/:
1/:
Gittikçe sivriliyordu cebeli Kaf...
Bir hırçın kalem gibi.
Kadim bir şiiri de taşımadaydık yanımızda. Kanımızda bu yüzden gah Tagor, gah Kipling diye birileri yüzüyordu belli belirsiz. "Doğu ve batı baladı" inil inildi. Ara öğünlerde temcit pilavı yiyorduk. Yine de iyiydi durumumuz.
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
4/:
Gittikçe sivriliyordu cebeli Kaf...
Bir hırçın kalem gibi kaderini yaza yaza...
***
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...
Araf silme Çerkez güzeli seline maruzdu,
Ya da Gürcüler üstüne yazılan türkü...
Yaman ve yaramaz bir sürücü,
Mahmuzlarken zalim duygularının,
Çelik kantarmasını kasardı merhametinin.
Ve keklikler çil yavrusu misali avcı yaylalarında,
Zavallı birer palaz kıvamında,
Korkunun tortusunu dillerinin ucuna sürerek...
Sürmeli ve ürkek...

Sığ Denizlerde Siren Avcısı

(Bu bap lordlarla ilk dirsek temasını tekellüm eder.)

1/:
Sığ denizlerde siren avcısı leventlerdik biz,
Siz ise vijdanı döven körükdar olarak bilinmekteydiniz.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
Kral Daureto'nun en iyi ahbaplarındandık birer Ferruhoğlu olarak. Birisi de müneccim Hardalan'dı saray dostunun. Ona açmaya karar vermiştik derdimizi beyit koridorlarına gizleyerek. Murdalha, arkadaşımızı ve bizi dinlemişti bir sütunun gizemli gölgesinde. Sonra şu suali sormuştu aliminyum bir bıçağı biler gibi: "Siz, masal ormanında yaşatmadıklarımızdan mısınız?"
2/:
Sığ denizlerde siren avcısı leventlerdik biz...
Hık mık etmiştik bir ucundan şiir koridorunun. O devamla: "Yani hileci bir milletsiniz anlaşılan." Estağfurullah! "Ben ise Murdalan'ın tek varisi Murdalha'yım. Saklı sırların katibi olarak biliniriz Şotzan, Bopurta ve ben. Yani üç uyanıklar. Siz ise sığ denizlerde siren avcısı leventler olarak bilinmektesiniz kent Lora'da. Niye kendiniz çizmiyorsunuz kendi hendesenizi. Bir çare bulmuyorsunuz çaresizliğinize? Ya da uygun bir failatun failun kendi sesinize..." Gel de düşünme...
3/:
Dedim ya bir milattaydık...
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...
En ağır sayhaydı ay.
Bulutlar kahırgam ve sağırdı.
Senin ise kenger renkli gözün sanki kördü, görmedin.
Kahin başı dedi saklı sırrı duymadın Khudar.
Cızır cızır yazdı Tarihi Gılman...
Ama o gün deliydin sen yakalandığın coğrafya kadar.

Boyfulta'nın Seğirir Sağ Gözbebeği

(Bu bap "süt rengi şiirleri" tekellüm eder.)

1/:
Ah deli kız, ah deli Khudar
O gün çılgındın coğrafya kadar.
2/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Sütunun gölgesi ne kadar uzundu? Veya ne kadar kısa idi o mermer sütun? Bir nazar taşı takılıydı başucumuzda. Avucumuzda bir miktar baldıran... Murdalha devam etmişti: "Ağacın üstüne çıkan ebabil ise, altta bekleyen de avcıdır unutmayın. Her anne yavrularını bereketsiz görünce yok etmeye mi kalkışır? Onları ve saray bekçilerini ölmüş sanıp ağlaşmak Daureto'nun aklını çelmez. Geri gelmez damarlardan içilen baldıran. Çünkü o Boyfulta'nın sağ göz bebeğidir Koldarran ülkesinde. Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon kız esire Khudar...
3/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Yanar ve söner.
Ağdan dışarı atılmış av yeniden sorabilir kendi sorusunu. Tek canlı kendisidir çünkü. Bu günkü av işlevini yapmıştır. Önünüzde duran anne, eline almışsa yüreğini sarılın ona. O sırada Şorguman akıncıları geçebilir saçlarınızın arasından dışarı çünkü. Severler süt rengi şiirleri. Elleri cavidan mavisi. Yürekleri dehşet şahidi...
4/:
Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet...
Hava soluk bir kız döşüdür. Süt rengi sevdalar sağılır yaraların üstüne. Gözlerine kükürt sarısı... Ortalığa atılan bıldırcın yavruları hep birlikte gökyüzüne havalanırlar. Ya avlanırlar ya da koyulurlar vahalardan süt rengi şiirler derlemeye. Afdalmük avcıları bu duruma çok öfkelenirler: "Ne kadar aptal davrandık farkında mısınız? Para edecek her şeyi yedik." diyebilirler. Aldırmayın." Evet böyle demişti müneccim Murdalha'nın ağzından Murdalan.
5/:
En harbiden ağırdı ay.
Beyaz bulutlar sağırdı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü. Bir sürücü kantarmasını kasardı merhametinin. Ve keklikler birer palaz kıvamında... Sürmeli ve ürkek...
Güzel gözün kör müydü ki görmedin?...
Kahin başı dedi bir bir, saklı aşkları duymadın Khudar.
Seferde, at sağrısında yazdı Tarihi Gılman...
Ama O gün deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...

Müneccim Murdalan Böyle Der

(Bu bap "kana üşüşen güveleri" tekellüm eder.)

1/:
Dudağında hırs vardı, gözlerinde kan,
-Murdalan işte böyle der.-
Gönlünde avucuna sığmayan aslan,
-Çünkü o, yıldızları sayfa sayfa okuyan,
Ve kader kilimleri dokuyan bir müneccim-
Sevdalıydın hem, olabilirdin katilim ve de,
Bir deli coğrafyaydı o gün yüzünde senin,
Bir yüzün arkadaştı toprak ile,
Öteki amansız düşman aşk acarlarına.
2/:
Ah deli kız, ah deli Khudar
O gün çılgındın coğrafya kadar.
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız,
İşte bütün tarih bu kadar...
3/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
Anımsa. Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar... Murdalan'ın sağ gözü seğirmişti ya... Kanımıza üşüşmüştü güvercinler. "Haklısın," demiştik umarsız. Ama aklımız başımızda değildi ki. Çocuklarımızın acısından başka bir şey var mıydı? Düşünemiyorduk hendese nedir, neye denir simya diye? Ne yapmamız gerektiğini sen hesaplayıver çeriler başım. Bir dost olarak yani.
4/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
"Benim aklıma gelen şu." demişti Müneccim Murdalan. "Sen saçlarını bir savaşçıya tarat. Yaralıymışsın üstelik. Önünden kaç git kralın ve saray zilkarlarının. Böylece herhangi bir zildar senin ardına düşecektir." Kanına güveler üşüşecektir. Ya Khudar? Yani Khudar kız?... Sen, de onu doğruca Silho'ya... Ve kozaklarının olduğu yere getirirsin yüreğini usulca ve uyanık.
5/:
Fanidir her şey, biz de bilenlerdeniz bu gerçeği...
Öyle mi? Oraya gelince iyice gizlersin sakonun altına. "Senden umudu kesen herhalde o öfkeyle seni de avlamak isteyecektir," diyememiştim gözleri yıldız olan adama. "Peki." diyebilmiştim ancak. Kral Daureto bu planı çok beğenir miydi? Bilmem. Kuvvetli sayılmaz ön sezilerim. Bildiğim tek şey vardı yine de avurtlarımda. Gat otu.
2d/:
En ağırdı ay.
Bulutlar sağırdı.
Gözün kördü görmedin.
Kahinbaşı dedi duymadın Khudar.
Yazdı Tarihi Gılman...
Ama O gün deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
***
Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında,
Ve bir amazon esire kız Khudar...

Hermes Türküleri

(Bu bap "Kırkına ayak basan anne kraliçeyi" tekellüm eder.)

1/:
En karanlık ve ağırdı bu gece zavallı ay.
Birer yaşlı savaşçıyı andıran bulutlar sağırdı.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
Sendin tarihin koridorlarını arşınlayan gözde,
Her sözde sen bu ay altında,
Her türküde sendin...
Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
2/:

İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
Arkadaşımızın dedikleri ise sadece bunlardı unutmadıysam. Ve biz onları bir bir uygulamıştık evrenin boşluklarına. Düşündüklerimiz gibi olmuştu yaşadığımız serüven. Zilkarlar, Silho ve kozaklarını gözden kaçırmışlardı ne yazık ki. Öyle ki her yan sisti.
3/:
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
O anda bizimse dikkatimizdi dağılan tek şey. Payına düşeni çeken yuvasına yönelmişti ağır aksak ayın altında. Onları yakalamak mı? Nerde! "Kırkına ayak basan anne kraliçeyi seçin." Zamanıdır kronolojiyi değiştirmenin. İçin için yangındaki darağacı fırlamıştı hani meydanı siyasete. Kozakların hepsi açıkgöz erkete... Sonunda halata takılmışlardı çırpına çırpına...
4/:
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
O anda bizimse dikkatimizdi dağılan tek şey. Payına. Kırkına ayak basan anne kraliçe gerinip, neye uğradığını şaşırmış: "Gördünüz işte." demişti zilkarlarına hoyratça. "Kralınızın korktuğu başına geldi."
İsis'ti Hermes türkülerini hançerleyen soyutman...
5/:
En ağırdı ay.
Bulutlar sağırdı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü.
Sürmeli ve ürkek...
Gözün kördü görmedin.
Kahin başı dedi duymadın Khudar.
Yazdı Tarihi Gılmaniyye.
Duyan azdı Hermes sırlarını.
Azdı onun türkülerini çığıran azar azar...
Ama o günlerde deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...

Mührü Süleyman Kimde?

(Bu bap "Kaçkın Köle Taifesini" tekellüm eder.)

1/:
Mührü Süleyman bizdeydi kadim zamanlardan bu yana...
Haklıydı bence de. Müneccime: "Ne yapalım olan olmuş." demek yakışmazdı ama... Sormadan edemezdik tarihsel suali. "Hâlâ bir şansımız var." Olmuştu yanıtı kaçkın kölenin. Biz ölmüş gibi hareketsiz kılmıştık. Saklamaktı muradımız kendimizi son bulutun gölgesinde.
2/:
Mührü Süleyman bizdeydi kadim zamanlardan bu yana...
Son kozak bizi görünce, dışarı atmıştı kale burcundan bünyesini. Oysa Duerto'yu yakalamak isteyebilirlerdi bizim yerimize.
Çünkü prangaların çelik kilitleri,
Ancak ay ışığı altında çözülür Khudar.
Kutlu mührü Süleyman ise haklılığın tek remzidir tarihte,
Biz de ise inanmanın gevrek kırılganlığı...
Zaman da ondaydı,
Cin taifesine hükmetmek de kükürtlü devirlerde,
Yani sade ve yalın sevgide,
Oda biz de...
3/:
Biz ki kadim zamanlardan kalan izdik arzın yüzünde,
Değil mi ki sevmiştik bir cebel kızını düzde,
Değil mi ki bir köle bir esireydik...
Kurşuna mı dizilmeliydik?
Bu böyle idi ta Kabil'den bu yana,
Ama...
Aşk da Habilyan bir tepkimeydi...
İşte o anda olan olmuştu. Ve biz hep birlikte uçmuştuk kendi rüyalarımıza. "Kendinizi kurtarmaya bakın." demişti Murdalan. Ve kendi hayatını bizim için feda etmişti. Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar... Ama sen hırçındın geldiğin coğrafya kadar.
4/:
En ağır değildi artık ay.
Bulutlarsa sağır sayılmazlardı.
Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcüydü, doğru.
Ama sürmeliydik ve ürkek değildik ipek yolunda...
Gözün bir gümüş parlaklığındaydı ve gördün.
Kahin başı demese de duydun kız Khudar.
Doğru, tüm bunları yazdı Tarihi Gılmaniyye.
Duyan da azdı Hermes sırlarını.
Azdı onun türkülerini çığıran azar azar...
Ama o günlerde deliydin sen coğrafya kadar.
Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar...
***
Bir kadere teslim değildi esir Ahmetyozgat artık,
Ve bir amazon esire kız çılgınlar çılgını cebelli Khudar...
*******

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Öğrenmek için

sormak lazım. Bilse sormaz insan ayıpta değil zaten. Ki benim sorum çok daha önemli, cevaplandığında geçmişte kalmış sıkıntılarımı bile giderecek. Oğuz Atay' ın '' Tutunamayanlar '' romanında, bu denemenize benzer şiirler vardı, upuzun anlatımı farklı sanki fazlasıyla gizli tefsire muhtaç...O romanda bunları anlayamadım, sonra Foucault.. sarkacında benzer bir gizeme rastladım gene anlayamadım. Geçen gün '' zamanın kıpkısa tarihini'' anlattığınızda ve altında birde yorum görünce bilen biliyor dedim ve sormak istedimsede kendimi frenledim ama bugün bunu görünce, e artık sorma zamanı gelmişse zamandan elbet bulunur anlatacak bir uzman deyip, cahil cüretlidir af buyurun sordum : anlatmak güzel ama anlaşılmakta anlatmayı daha anlamlı kılmıyormu? Hani ''anlam'' farkındalığın bunu paylaşmanın bilmenin taşımanın bir sürü herşeyin başı değilmi? mesela denemeniz bende şöyle bir izlenim bıraktı : adam çaresiz bir aşka tutulmuş, duyguları öyle yoğunki bunu haykırmak istiyor ama bu yoğunluk öyle ''sana aşığım'' biçiminde basitçe ifade edilemeyecek denli önemli ki, bu önem adamı insanlık tarihini sorgulamaya anlamaya götürüyor ve bu yüzden bence anlaşılması imkansız bunca cümle ortaya çıkıyor mesela...Yada bu yoğun duygu seli, kontrolsüz biçimde adamımızı kuşatıp belirsizliğin girdabına çekiyor ve oda yardım istiyor belki birilerinden ama yinede gizemi çözemiyor acaba ''hermes'' in faydası olurmu babından taa oralara uzanıyor ama aklınında bir köşesinde ''aşkın ilacı yok'' yutuyor bu girdap beni lakin umulurya bir fayda verir babından bütün dünya dilleri ve gizemlerinden bildiklerimi karıştırıp haykırayım mı diyor. mesela bide şöyle birşey olsun cemaat komda, bir ağır deneme basitçe aslında şunu demek istiyorum diyerek biz yeni başlayanlara anlamak bağlamında örnek tefsir sunmuş olurki müteşekkir oluruz anca değilmi?(Hani başka anlayamayıp soramamışlar olabilir onlarında adına gibi olsun) insan : ''ayıpmı ediyorum acaba ? '' demiyor sanmayasın kardeş ama gerekçelerimi söyledimya artık acayipte bir merak hasıl oldu...Selamünaleyküm