Bir Galaktik Aşk Kulübesi Burası
1/:
Burası korunaklı bir galaktik aşk kulübesidir...
Gelin yanıma kuzeyliler. Diyordu ya kutup yıldızı. Burası korunaklı bir galaktik aşk kulübesidir. Sizi de saklar bizi de... Her dediğini duyuyordum o son prensin. Dahası duymuyor hissediyordum. Çünkü herhangi bir ses değildi dinlediğimiz türküleri ırlayan. O an ulaşamıyordu yöremize son dağın son nefesi. Meri'deydi kökü gog ehlinin de belki? Herkes kendi ülkesinin derdindedir şimdi bilin ki. Ve bu ses herkesin ortak ünlemesidir...
2/:
Burası korunaklı bir galaktik aşk kulübesidir...
Sırılsıklamdık. Saçaklarımızda ateş buzları tutmuştu kamaleyin. Bir kaç milyarlık ışık yılıydı yorgunluğumuz. Dağların kulağına fısıldamalıyız. Ki kar ve gölge gerek bizlere. Tepedelenli Kamil Paşaya ise samur kürk... İstemdışı oluşur her hareket bidayette. Ve birkaç adımdır atılır birim zaman içinde. Yavru galaksilere doğru devrilir yağmur bulutları. Ben de devrilirim. İşte buradır mantık... Arkası faydasız felasife... Bin bir yanımız ise ateş dalgalı bir denizdir...
3/:
Burası korunaklı bir galaktik aşk kulübesidir...
Kararmış suretlerle ışığın arkasından yürüyorduk. Usul ve gevrek... Ateşler üfleyerek. Dağlı Albaniler zil takıp oynamada. Ve tıklım tıklım güzergah kenarında. Krallarının ardında post bürülü dızmanlar. Kılıçlar sivri dilli yıldırım... Önlerine dolanansa alüminyumdan bir zırh. Kabaralı kumaştan sisli pelerininin önü ise yırtıktı... Arkası kraterler vilayeti oluyordu tarihin bu kıyısının. Bizim bekleştiğimiz durak burası. Yani sayın ki Alamut kalesidir...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Burası korunaklı bir galaktik aşk kulübesidir...
***
En Harlı Ayazdır Bu Yüreğimizdeki
1/:
Yüreğimize doldurduğumuz en harlı ayazdı bu...
Ateş ve sis kralı kimdir? Bir bilinir, bir perdesini bürünür. Onun sağını orta boy gök adaları alıyordu. Biz ise yayan yapıldak. Kendi yörüngemizin ilk menzilinde. Kocaman ve karanlık gözlü muharipler hantaldılar. Ve sollarını kollayamıyorlardı. Yana doğru aralıyorlardı kader kapılarını. Ardınca toz bulutundan kuyruklarını... Gözlerinde safi hırs, dillerinde lahuti bir "hu!"
2/:
Yüreğimize doldurduğumuz en harlı ayazdı bu...
O an Mecnun'un yüzüne doğru savruluyordu körüğün son nefesi. Gri bir duman ardından... Daha sonra cehennem kavruluyordu. Etna kuduruyordu, gayya gibi. Gözleri yanıyordu bilcümle mahlukatın. Evrenin çevresine tünemiş olan herkesin ve benim tabii ki. Yüreğimize doldurduğumuz en harlı ayazdı bu. Zırhları çivili zalimlerin bereketli bir vurgunu...
3/:
Yüreğimize doldurduğumuz en harlı ayazdı bu...
Ve Uzun bir hüzme... Önümüzde. Deli bir ata binmişçesine. Yani oldukça hareketliydi bu aralar tarih. Sarih bir ayna değildi bakındığımız kare. Sis ve buharlar içinde. Sorar kendine ehli şiir: Aşk nerde? Ancak zaman yoktu ortalıkta daha. Yani vakit vardı sevdaya. Ya da bu yıldırımlar anın kırbaç sesleri miydi? Ya da denizini mi aramadaydı ilk su?
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Yüreğimize doldurduğumuz en harlı ayazdı bu...
***
Aşkın Ve Cinayetin En Hırçınındaydık
1/:
Aşkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık...
Mekansız bir zemindi yakın durduğumuz yer. İzimiz sürülmüyordu. Kısrağımız yürümüyor. Görünmüyor menzilimiz. Çaresizdik. Ve yüreğimize binmiştik. Dolu dizgin iz üstündeydik. Arz mıydı perdeye yansıyan? Yoksa ayaz mı? Azık çantamıza doldurduğumuz göğ ekin kırpıntıları. Ve panspermi nazariyesi biraz. En akraba göğün beline dolanan bizdik. Bizim yüreğimize ise bin bir renkli zamansız bir kuşak dolanıyordu. Yıldızlara uzaktık. Dalgacı bir güneşin yanıbaşındaydık...
2/:
Aşkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık...
Kanımız mavi... Yeşildi kimimizin gözbebeği. Elleri balçık karası... Kimimizin ondülaları sarışındı ışık altında. Ve sadık bir ülkenin esmer tarlaları gibiydik. Kederi ve hüzünlü ışık yağmurunu bürünmüş gidiyorduk. Ayaz bulutlarının sol cenahında. Yani canlar ey, bir aşk ve ışk hanesindeydik. Bira vurgunu bir keltti yoldaşımız. Tarihin damarındaydık...
3/:
Aşkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık...
Samanyolu diye bir adres mekansız ellerini uzatıyordu bizim mangaya. Ardından moloz artıklarını yumruk yapıp yuvarlıyordu. Ve uzun uzun esniyor koridorlarında kendi sarmalının. Ardından gözpınarlarını ovuşturuyordu Jüpi taraflarında. Satü'nün sağ yanağındaki irinli bir bendi. Big bang diye diye atmaya başlıyordu hiçlik saati. Arzın ilk kervansarayındaydık...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Aşkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık...
***
Zaman Diye Bir Bebek Doğuyordu
1/:
Zaman diye bir bebe doğuyordu apış aramıza...
İzan şaşkındı. Ve vicdan zavallı bir şaraphanedeydi. Anarşist yıldızları öldüren de o şaraptı sanırım. Ki sıkılacaktı bir kez daha. Nebi Nuh'tan sonra... Ve bira dolu fıçılar önümüzde... Teker tekere. Onların zamanıydı. Yani ateş suyunun. Ve sahte bir Manitu'nun. Mantıkları esrik bağımlıların dili çatallaşıyordu. Sarhoşlar düşüyorlardı sivri dilli narımıza...
2/:
Zaman diye bir bebe doğuyordu apış aramıza...
Meri'nin damağını hissediyorlardı ilk önce. İştahlı dillerinde balçık ve çamur mahlukatı. Yani sevda usul usuldu. Şehvet dolu dizgin. O anda doğuyordu zaman. Korunaksız kulakları sağır eden bir gürültü... Ve ışık kalyonunun seren ibrişimleri kopuyordu orta yerinden. Fırtınalar sürüyorduk zamansız yaramıza...
3/:
Zaman diye bir bebe doğuyordu apış aramıza...
Işık elinin haritası sereserpeydi. Biz coğrafya dersinde... Bura nere? Nere şurası? Eli ziftlilere ait kısmından bir tümsek. Kabarıyor ve patlıyor muydu ne? Çok geçmeden hengame.. Koyu bir karanlıktı dökülen üstümüze. Bize bir haller oluyordu. Dedik ya ay dost zaman diye bir bebe doğuyordu. Metal gıcırtılarıyla kuark ülkesinden. Demir atlar katılıyordu. Yıldızlardaki rahvan ve doru haramıza...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Zaman diye bir bebe doğuyordu apış aramıza...
***
Sarı bir şeytan kendi komplosunda o zaman.
1/:
Sarı bir şeytandı o kırmızı komplosunda...
Cam şangırtıları melodide pes bir ritimdi. Heyula maddeler duvarları yalayıp geçiyordu bir yarış atı hızıyla. Marsi'den bu yana akın akına kraterler. Karşıdan gelense bir eski zaman hyle'si. Ya da Daimon diye bir ruh. Ya da bir bozkırlı muharip ki silme alaz terkisi. Herkesi bir helecan boğuyordu boğazlarından. Biz mi? Aman aman... Kaosun ortasında...
2/:
Sarı bir şeytandı o kırmızı komplosunda...
Arz usul usul perdeye çıkıyordu. Çağ buzul çağı değildi henüz. Ateş mahlukatına hazırlık vardı. Her şey birkaç milyon ışık yılı... Ve bir sevdalık zamandı. Sonra doğulu bir savaşçı misali kimona sevişmelerine iştirak ediyordu iştahla ada. Ve ufaktan aşk ve meşk örmede bir yanına. Diğer yanına su serpmede... Yıldızlar uçuşmada galaktik paltosunda...
3/:
Sarı bir şeytandı o kırmızı komplosunda...
Sarı bir şeytan mıydı? Ya da lacivert satan?... Kendi komplosunda olan o zaman. Kızgın dızmanlar ise bu hengamede hotozlu birini altına alıyordu. Eziyor ve üzerinden geçiyordu masif sevda ehlinin. Kozmik bir kapının kenarında bekleşen ise bizdik. Ve bir kaç Plüt ortodoksu. O ne? Kaçkın ışık yılı kısrakları bir mesihi daha bindiriyordu o sırada düldüle. Cesetler şehadet denizinde. Işk hanenin duvarlarına sıçrıyordu kanımız. Ve izanımız hiç çıkmamacasına.
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Sarı bir şeytandı o kırmızı komplosunda...
***
Şiirin ve Aşkın Beyni Patlıyor
1/:
Şiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler...
Ama aynı zamanda şiir yazıcılarının beyninde çarpıp patlıyordu ilk kafiyeler. Kumla karışık et parçaları yıldız çengellerinde. Babil asma bahçelerinin serinliği nerede? Ya da galaktik ışık seralarının camına yansıyan suret de kimin? Oysa oralara daha önce araf görevlileri yapışıyordu. Biz peşlerine yayan yapıldak... Bin bir umutla... Rüzgarda dalga dalgaydı çöl ve kum ve kefiyeler...
2/:
Şiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler...
Fes tepelerinde kırmızı süsler gibiyik. Bu sırada aşk zamanının kampanası uğul uğul kulaklarımızda. Ufukta yarının kızıl dili... Eli kanlı bir gelecek miydi bizi bekleyen yoksa? Kendi kanalında gelişiyordu ilk tarihçe. Ve artık sevdaların her bir rengi pantone. Bu cenahta yaşayan panspermik çiftçiler kan ter içinde. Ve işleri başından aşkın. Yani ışığın hasatı. Zaman ekim zamanı hatta. Her anı değerlendirmek gerek. Sarışın Satan'ların oturdukları alan ise kırmızı ateş balçığı... Ya denizler nerdeler?
3/:
Şiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler...
Ve sofra... Bereketli uzay sofrası... Dört bir yana doğru tekerlenmede mekan. An yakın değildi bir başka ana. Saat saate denk sayılmazdı daha. Ve daha da kötüsü, boyutlar genişliyordu doğrusu bizden yana. Yüreğimizde ise ilk filizleri korkunun. Yoksa?... Gök adamıza doldurduğumuz mağma ise gittikçe kıvamlanıyor, ve bir kenger sütü misali sakızlanıyordu. Mavi göğün beline dolanan eller portakal rengi. Üstelik görev başında ışık hızıyla. Ve bin bir renkli zamansızlık sıyrılmada fezadan. Yani aşkın mezarından tabii ki... Dudaklarda kadim bir lisan... Gözlerde donuk ifadeler...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Şiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler...
***
Okuyorduk Vicdani Kitata Aşkın Babını
1/:
Okuyorduk aşk evvelinde vicdani kitabın seher babını...
Yüreğimiz mavi kan... Ve kara balçık deposu. Muhayyilemiz anti madde... Bu saatte oluyur ne oluyorsa. Ve Esir sisi arasında tutsağız. Turkuvaz gözlerimiz burgu misali ilerliyorlar. Yuvarlaklaşıyor şişen evren. Ve heyula maddenin kaçkın kuzuları sürü peşinde. Damarlarımıza doldurduğumuz özalaşım yanıyor türkü türküye. Ve yana yana rengini örüyordu. Ardından bahtını döndürüyordu kuzey batıya. Bizse yazgımıza ve acı yurdu kahrımıza gark oluyorduk. Dökülüyorduk arzın kabına...
2/:
Ve okuyorduk aşk evvelinde vicdani kitabın seher babını...
Antimaddeye duyduğumuz reddi mirasımızdı. Çünkü öfkemizden yemleniyorduk koridorlarda. Yaralarımızdan akansa kızıl volkan mağmasıydı. Aslında uzayda aşk zamanıydı. Ve ateş ve suya abanarak. Yanarak gerdeğe girmek demiydi... Çimerek yeniden yaratılmak heyulanın içinde... Bir Satür kayzerinin fırdöndüsündeydik. Ve onun süslü entarisi gibiydi yörüngedeki ilk halka. Esri maddeyi bürünmüş yetimler gibiydik. Yani bir aşk ve ışk hanesindeydik. Her sektör kanından biçiyordu bayrak kumaşını..
3/:
Ve okuyorduk aşk evvelinde vicdani kitabın seher babını...
Ve agnostik bir lisan ile okuyorduk... Aşk evvelindeydi zaman. Biz vicdani kitabın seher babının tekellümünde üryan...Karanlık bir kıstağa düşmüş gibiydik. Artık kuşkusu kalmıyordu Sur'un. Ve seyyarelerin şeffaf malzemelerinin. Oluşacaklardı çarnaçar. Ve son firavunun temreni sivriliyordu. Evet o bir kreatuvar... Ateş keşişleri mırıl mırıldılar. Ve okuyordular vicdani kitabın her babını ezbere. Zendavesta'nın her çarpışında alesta... Veda pasajları yoksul mu yoksul?... İncir altında bir rahip tekrar kurguluyordu kuşku yurdu başını...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Ve okuyorduk aşk evvelinde vicdani kitabın seher babını...
***
Kozmik Küllerden Doğan Aşk Galaksisi
1/:
Kozmik küllerden doğan bir galaksiydi aşkın ülkesi...
Ve göz göz koridor... Birim birim ateş odası... Sonra biraz daha genişliyordu samanlar istanı. Kafkas dağları mıydı yalçınlaşan? Ardından Alpler mi? Yok yok Toroslar... Yoksa Kaf dağında kaknüs kuşu...Muydu? Kozmik küllerden doğan bir galaksi. Miydi? Bu ötüş o türküydü belki de. Heyula bir cüce devdi. Biz ise abartılı bir şekilde büyüyorduk. Daha sonra bir yorgunluk çöküyordu zamana. İvme normale yöneliyordu kırılarak. Düşük volümlü bir ilahiydi mekanın sesi...
2/:
Kozmik küllerden doğan bir galaksiydi aşkın ülkesi...
Ayna yürüyordu fotoğraflar üstüne. Gnostik bir postacıya emanettik. Ve onun elindeki mazruf biz miydik? Yazgımız mıydı yana yana dirilmek? Bilemezdik ki. Kozmolojiks ilanların gereğiydi bu popüler şişme. Ve tüm yolları kaplıyordu otuz beş angström dalgaboyu. Soğurma çizgisindeydi sis Ve molekül kavimlerinin zamansız göçü. Ben bütün bunları kimden mi? Tabii ki bir karanlık maddeden öğreniyordum nükleik tedrisatta. Ve de hem içiyordum ilk on üzeri otuz üç saniyesini zamanın. Hem kendimi biçiyordum kozmik bir terzi gibi. Atomik eğitim şekillendiriyordu herkesi...
3/:
Kozmik küllerden doğan bir galaksiydi aşkın ülkesi...
Hem teorik, hem de egzotik bir kozmogoniye hazırlanıyorduk. Ancak tam karşımıza düşen kare icmali Cantauri'nin nefessiz ilkelleriydi. Dersiz topsuz bir savrulmayla ayaklanıyorduk. Şişen evreni yalancılar aynasından görüyorduk buğu bulanık. Ve kendi uydurduğumuz şiirlerimizden pasajlar okuyorduk. Aşk zamanını taf ölçümleriyle belirliyordu zamanın titiz beyi. On sekiz spektroskopi... Kırılıyordu içimdeki sonsuzluğun hevesi...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Kozmik küllerden doğan bir galaksiydi aşkın ülkesi...
***
Vecd Halinde Çığlık Çığlığa Astrofizik
1/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik...
Az evvelden Haberdar değildi mekan. Yani kadim metafizikten gelen her şey izan kitabının yansımasıydı aynaya. Salma çizgisinde inisiye edilmiştik ya. Kendi yazdıklarının gerisindeydi... Yani yarım kalıyordu parçacık fiziği skalasında atomlar sektörünün. Gılgameş şekilleniyordu virgül şeklinde. Kozmik yumurtanın ateş topları ise ikircik kusmadalar... Ve boş durmuyordular Sümer/Babil ilinde. Ve devasa Jüpi'nin altındaydı varsaydığımız paradigma. İşte o bizdik...
2/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik...
Kozmik fon böcekleri ateş ateşe. Proksima yıldızında yaratılıyordu kızıl gözler. Benim gibiydiler. Aynı anda çıtırdaya çıtırdaya yok oluyordu baryonlar. Üstelik panik halinde haykırıyordular astrofizik cengaverleri. Ne yaptınız? Ezdiniz onu! Diyerek avunuyordu kızıl devler. Demek istiyorduk ki her şey yirmi beşti. 25 ve atomik...
3/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik...
Yani o kadar lyman alfa zamanı... Ama beceremiyordular şiir yazıcıları doktrin belirlemeyi. Ve en iyi kafiyeyi... Sesimiz kısıktı bizim de. Ve bir türlü çıkmıyordu uniform ölçüleri perspektifin. Tamirci Plüt'ün yaptıkları karşımızda. İşte deviniminin cızırtıları... Hala kulaklarımızda. Biz izotropik bir alandaydık şimdi. Yani yönden bağımsız... Dedik ya izotropik...
4/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik...
Haram ve helal... İki yoğun mayi giydiler. Ayrılıyorlardı düşmanlıkla. Buna rağmen ben içiyordum. On bin bir dalga boyu salınımını radyonun. Ve bütün karakteristik metaforu iştahlanarak. Yanarak diriliyordum. Köktenci analardı imrendiğimiz estetik. Ve onların homojen sevgileriydi zamanı emziren. Arkamızda gnostik irin ve kan fenomeni... Yani bebe belek sesiyle karışık spektrum aralığı... Molekül sütlerini her frekanstan sağıyorduk ya... Özlemimiz atomik...
5/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik...
***
Alın Size Bin Kelvin fisyon ve Aşk
1/:
Alın size on beş bin kelvin fisyon ve aşk öyle ise...
Bir gümrükte kesilmişti önümüz. Sarmal şehre giremiyorlardı mikrodalgalar. Ancak kuzeyden gelen barbar takımı on üç parsek ilerliyordu. Ne ben gireyim, ne de argon kütle çekime. Diyorduk ya: Füzyon üşütür bizi. Alın size on beş bin kelvin fisyon öyle ise. Ne kütle ne de dijital zaman kayzeriydi tahta çıkan emperyal devirlerde. Ne de bu sektörde. Ya da nereden gireceksiniz kinetik yasaklamalara? Ayrıcalıklı değil hiç kimse...
2/:
Alın size on beş bin kelvin fisyon ve aşk öyle ise...
Pozitron diye bir şeydi karşılaştığımız harpçi. Ve soruyordu bize kutsal yolu. Biz de ne kördük ne de topal neticesi. Oysa herhangi bir yerden girebilirdi radyoaktif fiziğe. Yani izan kitabının yalancı aşk zamanına ya da. Ama bizim şiirimize asla! Daha doğrusu artık girmek istiyorduk biz de samanyoluna. Ama bir türlü bunu beceremiyorduk biz. Ve zavallı nötrinolar. Muhtaçtık bir atomik nefese...
3/:
Alın size on beş bin kelvin fisyon ve aşk öyle ise...
Araftaydık. Siz ise arasatta... Bizim şiir yazıcıları da ara evredeydiler şimdi. Yani sorana yolun tersini işaret ediyordular. Ancak paralak ölçüler içinde kalarak. Yüreğimize egemen oluyordu bir kızıl dev. Ve üç yüz elli kilo parsek bir ölçümle doldurduğumuz kahrımızdı evrendeki. Ve fizikteki. Ve metasimyadaki. Ve atomertesi...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Alın size on beş bin kelvin fisyon ve aşk öyle ise...
***
Bir Çiçek Oğlanın Sergüzeştiydik
1/:
Bir çiçek oğlancığın aşk tütsülü sergüzeştiydik...
Daire daireydi sefirot. İç içe su dalgaları... Dopler kayması sırasında duyduğumuz öfkemizden besleniyordu elips. Macellan bulutlarından akansa yağmur değildi. Kırk kalvin ateş... Otuz parsek kızıl volkan mağmasıydı. Vizyona çıkıyorduk kendi gözlerimizden akarak. Haydi Habıl gör bizi yüreğinden bakarak... Bil ki biz sandığın ateş değil. Biz bizdik...
2/:
Bir çiçek oğlancığın aşk tütsülü sergüzeştiydik...
Kozmolojiks nurlanma anıydı. Yüreğimize kapılar açılıyordu. Alnımıza koridorlar. Nükleik mimarimize doldurduğumuzsa dehşetengiz tay sesleriydi belki de. Kanımız ve canımızdan ivmeleniyordu astronun macerası. Astro zamanın kıpkısa tarihini yazıyordu. Terimizle kazdığım kızıllık saflığımızdı bilene. Aşkın yüzündeki allıktı ilk işimizin acemiliği. Bu yüzden teke tektik...
3/:
Bir çiçek oğlancığın aşk tütsülü sergüzeştiydik...
Aşıktık. Ama aşk zamanını uyuklayarak geçiriyorduk. Bir çiçek oğlanın içrek teslimiyeti... Ve sufi sergüzeştiydik. Bir demir leydinin günahı ya da... Her ahı duyardık da kardeşimizi asla. Çünkü marihuana dumanı gibiydi başımız. Öylesine hindikuş... Öylesine hu ve huş... Ol nedenle okült ilahilerle ritmik devinimlerdeydik. Sekiz parsek sis bürünmüştük terkimize. Yalnız bir aşk ve ışk hanesindeydik.
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Bir çiçek oğlancığın aşk tütsülü sergüzeştiydik...
***
Ezoterik Aşk Planları Kuruyorduk Gizemelinde
1/:
Habire ezoterik aşk ve cinayet planları kuruyorduk...
Kozmik fon turuncu ışımadaydı. Ve gerile gerile açılıyordu hududa doğru. Gentile Bellini ne ağzını açıp tek laf diyebiliyordu. Ne de susuyordu. Habire ezoterik planlar kuruyordu. Kırk beş angström dalga boyu acı duyuyorduk beynimizde bizler de. Ne doygundu önümüz sıra evren... Ne de inadına aç. Ziyalar, bıçakleyin portresini tamamlamak derdindeydi.Biz atomik sınırlar ortasında oturuyorduk...
2/:
Habire ezoterik aşk ve cinayet planları kuruyorduk...
Zaman içinde zaman vardı. Kapı içinde kervansaray... Aşk zamanını herkes kendi belirliyordu bu alemde. Ne zaman? Ve nerede? Yalnız... Özellikli şahsiyetlerin muteberliği maharetindendi. Köşesiz yıldızlarsa salt sarı safran. Ve kozak kozağa... Çıldırmış şövalyeler tekin değildiler. Bakarsın tarihin aklını iğdiş edebilirlerdi. Sadece ellerini oynatabiliyorlardı seyyarelerin mıknatıslı yerleri... Kalemlerini asla. Ama yazılması durmuyordu şişen evrenlerin. Biz ise ancak yörüngelerimizi koruyorduk...
3/:
Habire ezoterik aşk ve cinayet planları kuruyorduk...
Ölçüsüzdü henüz zaman. Az sonra bir öncenin anti maddesiyle doluydu. Meri karanlıktı zifiri. Kara derili bir postacı yanında ateş dolu çantası... Az daha giriyordu vizyona. Belki on parsek ölçü... Artık ilk papanın son devresine eriyorduk eyvah. Mı acaba?... O sırada... Soğurma çizgisindeydi yaşanan ivedilikler. Orta fezadan gelen sis çarpıyordu samanyolu kahyalarını. Marsi'yi ve ünsüz ününü seyre dalıyordu gelecek zaman. Enli bir kolon parçası gibiydi Nuburinin beyzi yörüngesinin izi. Kolonu tutuyorduk...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Habire ezoterik aşk ve cinayet planları kuruyorduk...
***
Kapkaranlık Maddeden Südur Halindeydi Ak'aşk
1/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak'aşk ve gül'enerji gülümseyerek...
Biz oradaydık. O ise hiçbir yerdeydi... Onun peşinden sürüklenenlerse bir yıldız kuyruğu... Astronun ünlüler kervanının take off ışıkları yanıyordu pır pır. Proksima yıldızı en başta imame. Ve kıran kırana enerjik. Bu tarz aydınlıklar göz alıcı sarılıkta oluyordu çoğunlukla. Artık sisli şiir yazıcılarının gözlerini üstümüzde hissediyorduk. Centurik azizelerin tepesinde dönen ışıklı haleye vurgunduk ya... O kadar aşk... O kadar düz yazı işte... Gözlerimizi yakamıyordu kinetik birikintileri aynaların. Uzanıyorduk yörüngelere esneyerek...
2/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak'aşk ve gül'enerji gülümseyerek...
Sersem bir astrofizik içreydik. Ancak enerjiler apaktı. Belki de potansiyel nötrlüklerle yüklenmişlerdi. Yalnız içinde taşıdıklarını tabii ki... Ama neden yakmamıştı kandiller? Kalabalık kaderlerindeki aydın evreleri? Bir meçhul yazgıydı bu işte. Kapkaranlık maddeden südur halindeydi ak enerji. Ve biz bir yokuş üzereydik. Kuyruk kuyruğa... Öyle zorlanıyorduk ki bizler ve tasavvufik dervişan... Zaman acıyordu evlatlarına. Kaçkın şıhaplar kendini yakıyordu matemle. Teskin ediyorduk saçlarını elleyerek...
3/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak'aşk ve gül'enerji gülümseyerek...
Iraklardan bir sesti bu. Yani karanlık zombileri haykırıyordu: Işıkları yaksanıza. Diyorlardı. Şiir ağıtçılarının gözyaşları kafiyeleriydi. Onların yanındaki cnigt çocuklara kör kılıçlar düşüyordu. Çizgili kan kilimleri ıstarlarda... Kozmik üleşmelerde ışık ibrişimleri. Salisilat asit yangınları tandır tandıra... Magellan bulutları hayal meyaldi. Ta şu yanda... Sağır tandırlar kozmik tarrakalarla düğün telaşesindeydiler. Biz işitiyorduk molekül şarkılarını. Ancak epey yorulmuştuk hayali següzeştimizde. Uzandık rüyalarımızı bileyerek...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak'aşk ve gül'enerji gülümseyerek...
***
Canımızdaki Yıldızlar Yekpare Aşıktılar
1/:
Candan kazınan yıldızlar aşk gibi ürüyorlardı...
Halimizi sormayın şiir ve aşkın beyleri. O kıstakta bir sarmal galaksi tuzağındaydık. Sonumuzun yaklaştığını hissedebiliyorduk yasla. Bir perspektif kısıldığı meydanın içinde kendini boğuyordu. Zamanın ilk on üzeri otuz üç saniyesini bin yılda tüketiyorduk biz. Artık zamanın peşinde dilencilerdik. Yüreğimizde kor tandırlar oyuluyordu. Katılaşan kanımızda düşmanlar yürüyorlardı...
2/:
Candan kazınan yıldızlar aşk gibi ürüyorlardı...
Yol daralıyordu. Alanlar hiçti. Yazgımıza doldurduğumuz kazalar peşpeşeydiler. Sırası gelenlerle ellerimiz tanışıyordular. Kuşcağız canımızdan kazıdığımız yıldızlar yekpareydiler. Ama her saniye yeniden ürüyorlardı. Akşamlardan huruç eden kızıllıksa utançtı şafaklar için. Astronun yüzündeki aptallıktı tek sermayemiz bizim kurtlar sofrasında. Ve vahşi baryonlarla zifaflardaydık. Kervanlar yürüyor, takyonlar ürüyorlardı...
3/:
Candan kazınan yıldızlar aşk gibi ürüyorlardı...
Yüreğimizeydi kızıl kıyıcılığımız. Caydırıcılığımızsa miniminnacık... Kanlı tandırlara doldurduğumuz intiharlarımızdı zor zamanlarımızda. Dört bir yanımızda günah keçileri. Ve tolojinin sukunet elçileri... Her kız için bir yıldız doğuyordu kozmik anadan. Her oğlan için kıvamlı bir seyyare. Bu diyarda aşk pare pare... Özlem masif cevherdi. Şişen evrenin hududuna sakladığım menzilimizdi alnacımızda balkıyan. Ve ak çizgili kuasarlar bileklerimizin son ürünüydü. Aşk zamanını paylaşıyordu heyula korkunçluklar. Ve kozmogoniye akıtıyorduk gül suyunu dudağımızda damıyan. Sarhoştu... Bir tapınak halısı gibiydi evren. Şişiyordu habire. Terimizi bürünmüştük ya bir kere. Çaresiz devinecektik. Ve bir aşk ve ışk hanedeydik. İçeriye nev akdelikler ve prototipli planetler giriyorlardı...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Candan kazınan yıldızlar aşk gibi ürüyorlardı...
Son yorumlar
44 dk. 17 sn. önce
4 sa. 30 dk. önce
8 sa. 40 dk. önce
10 sa. 51 dk. önce
20 sa. 30 dk. önce
2 gün 3 sa. önce
2 gün 3 sa. önce
2 gün 10 sa. önce
2 gün 22 sa. önce
3 gün 11 sa. önce