renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Başörtülüleri Günaha Çağırmak

Tempo dergisinin türbanlı yazarı Elif Çakır, bu haftaki yazısında, evlilik dışı ilişkisiyle ülke gündemine gelen Çanakkale'de kaybolup İstanbul'da bulunan çocuğun başı kapalı annesi Yıldız Engin’e yapılan eleştirileri yorumladı. Bir çocuğun kaçırılmasıyla başlayan polisiye haberin bir anda farklı bir boyut kazanıp ülke meselesi haline geldiğini belirten Çakır, başörtülü kadınların fazilet timsali olarak görülmesini ‘birileri tarafından yüklenen bir misyon’ diye nitelendirdi. Çakır, “Başörtülü kadın da aldatır, olaya insan olarak bakmak olayı anlamak için yeterli” diyerek ‘başörtülü kadını tartışmanın odağı haline getirmek isteyenlerin oyununa geldi. Neler mi oluyor? Başörtülü kadın, yani anneler günaha çağırılıyor. Çünkü bu ülkede aile acilen hemen şimdi yıkılması gerekiyor.

Uygarlık anıtı bir aile

Kayıp çocuk' vakasını biliyorsunuz, Şeref Can Engin isminde bir çocuk Çanakkale’de kaybolduktan aylar sonra İstanbul’da bulundu. Annesi ile babası onu bulabilmek için büyük mücadele vererek devletin tepesinden destek aldı. Devlet, çocuğu bulununca, kaçıran kişinin çocuğun biyolojik babası olduğu iddiası üzerine, hikaye ‘çocuğu kaçırılan aile hikayesi’ olmaktan çıkıp bir ‘aldatma hikayesi’ne dönüştü.

Medya bu olay üzerinden ahlak dışı ilişkilerin çağdaş ve kutsal olduğu, ‘beline hakim olma’nın çağ dışı sayılması gerektiği yolunda kampanya yürüttü. Kampanyanın geldiği son nokta evlilik dışı dünyaya getirilmiş çocuğun başörtülü annesinden yola çıkarak Müslüman kadınlar günaha çağrılıyor.

Medya aileyle uğraşıyor

Medyaya göre, kocasından ayrı olduğu günlerde bir başka erkekle ilişkiye giren ve bir de çocuk edinen kadın bedeninin hakkını vererek çağdaşlığın gereğini yapmıştır.

Evli iken başka kadınla ilişkiye giren beyefendi ise medyamıza 'namus denen şeyin apış arası ile bir ilişkisi bulunmadığını halka öğretme fırsatı' verdiği için ayrıca önemli bir kahramandır.

Yasak ilişkiyi önemsiz bulan ve bahtsız meyvesini bağrına basan resmi koca ise uygarlık anıtıdır.

Günlerce medyada eşler arasındaki ilişkiler tartışıldı ve bu tanımlamalar yapıldı. Medya aileyle uğraşıyor. Şimdi de ailedeki anne statüsü kuşatma altında; başörtülü kadına yöneldiler, sosyal statüsünü ve kimliğini tanımlanmaya çalışılıyorlar. Bu apaçık aileyi yıkma operasyonu. Aileye saldıranlar arasına Elif Çakır’ın da katılması üzüntü verici.

Başörtülünün yoluna çıkmak

Çakır, başörtülü kadına fazilet timsali olarak bakılmaması gerektiğini söyleyerek onun da günahkar olabileceğini yazdı. Başörtülü kadının asla günah işlemeyen, cinselliği olmayan, karşı cinse ilgi duymaz gibi gösterildiğini belirten Çakır, “Sorgusuz sualsiz başörtülü kadın cennetliktir gibi bir hava yaratılıyor. Oysa başörtülü kadın da aldatabilir, kötü yola düşebiliir, günahkar olabilir, aşık olabilir.Akla gelen her türlü günahı başörtülü kadın da işleyebilir.’Başörtülü kadın’ da nihayetinde bir ‘kadın’. Sadece ‘kadın’, sadece ‘insan’ olarak bakmak, olayı anlamak için yeterli.” dedi.

Medyada da yankı bulan Elif Çakır’ın bu yazısı, ‘”Türkiye’nin son zamanlarda değişmeyen gündemi olan ‘türban tartışmaları’na yeni bir boyut getireceği” yorumlarına yol açtı.

Medya, türban sorununu nereye taşımaya çalışıyor dersiniz? Türbanını başından alamadığı Müslüman kadını bu düşüncelerle içerden çürüterek mi açmaya çalışıyor?

Genelde Müslüman, özelde kadın veya erkek ailedeki statüler artık günahlarıyla tanımlanır hale getiriliyor. Dindarlık, tartışma odağına taşınarak yıpratılmak isteniyor.

Ve medya ve çok evlilik ve zina

Şöyle geriye dönüp bakmadan medyanın tavrını anlamak kolay değil. Malum, medyamız eskiden beri aile kurumumuzla çok yönlü bir şekilde uğraşır.

Medyamıza göre erkek eğer dini nikahla ikinci veya üçüncü eş almışsa, burada ilk eşine yönelik aldatma sözkonusudur ve bu kötüdür. (Açıkcası bazı vatandaşların zina etmiş olmamak için, resmi eşinin gıyabında, başka hanımlarla yaptıkları nikah akdine dini değer verenlerden değilim ben. Zira bir akdin anlamlı olabilmesi için arkasında yaptırım gücü bulunmalıdır.)

Günümüzde erkeklerin eğilim gösterdiği ‘çok eşliliğe dini bir kılıf giydirme’ yaklaşımının şüphesiz savunulur bir tarafı yok; fakat bu yaklaşım geleneksel ve dini referanslı olduğu için medyada erkek şehvet düşkünü, nikahlı eşini aldatan, dolayısıyla onun tarafından da aldatılmayı hak eden birisi olarak eleştirilir durulur...

Fakat yine aynı medyaya göre din ve töre kaygısı taşımadan canının çektiği ile birlikte olursan evli olup olmaman önemli değildir; çağdaş bir gerçekliktir. Hatta bu beraberlikler gecenin bir veya iki saati ile sınırlı değil de sabah aynı yastıkta uyanmaya kadar uzanıyorsa ona daha büyük saygı duymak, 'aşk' demek gerekir.

Medyanın bu yaklaşımı, aileyi korumayı değil, aileyi yozlaştırmayı ve yıkmayı amaçlıyor. Fakat şu bir gerçek ki medyamızın cinsel aldatmalar konusunda çok ölçütlü oluşu ve yozlaşmadan yana kampanya yürütmesi, bence, ülkenin en büyük meselelerinden biridir.

Medyanın günaha daveti

Aileye ‘çok evlilik’ yapan erkek üzerinden yapılan saldırı bu güne kadar beklenen öldürücü etkiyi göstermedi. Şimdi taktik değiştirip ‘başörtülü günahkar’ kadın üzerinden aileye sardırma yolu deneniyor.

Ne yazık ki Elif Çakır bu oyuna geliyor. Çakır, başörtülü kadının yoluna çıkıyor ve tıpkı şeytan gibi iğvada bulunuyor.
Bir kadın, başını örtme aşamasına kadar yükselince, zihniyetinde ve psikolojisinde önemli değişiklikler gerçekleşir: Başörtülü kadın, imanıyla, edinmeye çalıştığı güzel ahlakıyla, ibadetleriyle ve dinde ‘salih amel’ olarak tanımlanan iyi davranışlarıyla artık ‘faziletler yolu’na yönelmiştir.

Bundan böyle gücü oranında Allah’a yakınlaşmak için çaba gösterecektir. Nefsine karşı bayrak açmıştır artık. O şeytanı en büyük düşman ilan etmiştir bu aşamada.

Kısacası dindar erkek ve kadın, içlerindeki imanı aktif hale getirmeye uğraşırlar; bir saf ‘güç’ olmaktan çıkarıp bir ‘eylem’ haline getirmeye çalışırlar. Allahu Teala’nın rızasını kazanma yolunda imanın sözlere, davranışlara ve işlere yansıyacak kadar güçlendirirken elçisi Hz.Peygamber’i kılavuz ve örnek alırlar.

Bu inanış ve yaşayış biçimi çerçevesinde bir İslam ailesinde eşler birbirlerini her türlü kötülükten ve cehennemden korur; eşlerin birbirlerine maddi ve manevi ihtiyaçlarla kenetli oluşundaki hikmet de budur.

En büyük ihanet
Medyanın doğrudan ve dolaylı biçimde ailesizliği yaymaya çalışması, Türkiye’ye en büyük düşmanlıktır ve en büyük kötülüktür. Diğer milletlerden üstün yanımız ve en büyük gücümüz, yıkmak için medyanın 'yükseltilen değer' ideolojisi ile gece gündüz saldırdığı ailemizdir.

Başörtülü kadına potansiyel ‘zaniye’ muamelesi yapılmasına razı olamayız.

Başörtüsü ile kazandığı manevi üstünlüğe ve haklılığa tahammül demeyen eğemen güçler ve medya Müslüman kadının kişiliğine, kimliğine ve saygınlığına saldırmaktadır.
Bu saldırıda Elif çakır gibi simaları da görmek çok üzücü..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

En iyi başörtülü...

En fazla yozlaştırabildikleri başörtülüdür...

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

sevapları paylaşalım

Sayın Mustafa Yürekli,
Kaygılarınızın önemli ve paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Fakat elif Ilgaz’ın yaptığının da bir tespitten öteye gitmediğini düşünüyorum. Bu büyük hatada hepimiz sorumluluk sahibiyiz. Çünkü başörtünün çağımızın Müslüman kimliğini temsil eden en önemli simgelerden birisi olduğunu yeterince anlayamadık. Hatta “ötekiler” bu başörtüsünün ne kadar önemli olduğunu bizden daha iyi anlayarak batılı gönüldaşlarını da aydınlatmayı başarabildiler.
Başörtüsü özellikle 1990 yıllarının sonlarında bir insani kimlik davranışının ürünü olarak algılandı. Allah’ın, yalnız Müslüman kadınlara kendi katından bahşettiği bu hak insanileştirilerek basitleştirildi. Bazılarımız Başörtüsünün, İslam dininin bir emri olmadığını bazılarımız ise bu davranışın önemsenmeyecek bir teferruat olduğunu söylediler. Oysaki bu bizim en büyük imtihanlarımızdan biriydi. Allah’a bu imtihanı bize bahşettiği için secdelere kapanacağımız, yer ve göğün birlikte haykıracağı yerde bu uyanışı gerçekleştiremedik. Başörtüsü gündelik hayatımızın pek hoş durmayan bir ayrıntısı olarak görmeye başladık. Bu kimliğin arkasında duramayan, biz tarafından yalnız bırakılan bu kardeşlerimiz, eşlerimiz ve çocuklarımız ahlaki bir bozulmayla karşılaşmaya başladılar. Fakat Allah’ın yardımı ile imtihanı kazanan birçok kardeşlerimizde oldu.
Burada sorgulanması gereken “neden güçlü Müslüman kadın kimlikleri ortaya çıkamadı veya yaygınlaşamadı?” sorusuna cevap aranmasıdır. Türkiye’de Müslüman kadınlar erkeklerin dili ile İslamı anlamaya çalıştılar. Bu nedenle özgün bir Müslüman kadın kimliği oluşturamadılar. Müslüman kadının gündelik hayatına yönelik yeni hayat biçimleri üretemediler. Modern hayat biçimlerinin kendilerine sunduğu imkanlardan faydalanma yolunu seçtiler. Fakat bu kategorileşmeye direnen Hülya Şekerci, Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş gibi müstesna örnekler çıkmasına rağmen bunlarda yaygınlaşamadı.
Medyayı eleştiriyorsunuz, haklısınız. Zannediyorum Kanal 7’de çalışıyorsunuz. Acaba sizin kanalınız bu konuda neler yaptı, Müslüman kadının gündelik hayatını şekillendirecek, yönlendirecek programlar hazırlayabildi mi? Müslüman kadın izleyicilerinize Nur Ertürk, Küstüm Show, Şebnem Kısaparmak, Kezban Yenge gibi Müslüman kadınının daha da tüketilmesini sağlayan ucuz programlar yapılmadı mı? Geçenlerde bir Pakistan kanalı müzik programlarını Müslümanların karşılaştığı şu günlerdeki zor durumlardan dolayı durdurma kararı aldı. Sizin kanalınız bu programlarda Müslüman kadınlara göbek attırmadı mı? Geçenlerde yaptığınız yorumlarda Sefer Turan’ın “Lübnan için ne yaptın?” sorusuna verdiğiniz cevabı yazıyordunuz. Gerçekten Sefer Turan kardeşimiz gerek Filistin gerek Lübnan için elinden geleni yaptı. Fakat sizin çalıştığınız ve etkilide olduğunuz bu kanal Lübnan ve Filistin olaylarına Yunan kanallarından daha az zaman ayırdı.
Sayın Mustafa Yürekli, bu eleştirilerimin öncelikle sizin şahsınızla ilgili olmadığını söylemek istiyorum. Fakat Elif Ilgaz’ın yaptığını bir şekilde bizim de yaptığımızı düşünüyorum, maalesef günahı hep birlikte paylaşıyoruz, Ama artık çağ bizim olmalı ve müstesna canlarımız, hayatlarının kendi hayatlarımızdan daha önemli, Allah’ın bize emanet ettiği bu kullar için sevapları hep birlikte paylaşalım.

Demokratik hak verenler, demokratik hayat beklerler...

Başörtüsü demokratik hak olarak lanse edilirse, başörtülülerden de seküler hayat tarzını yaşamayı beklerler.

Şükür ki "demokratik güçlüler" başörtüsünü demokratik hak olarak görmüyor...

Yoksa acayip "ayineleşme" yaşanacak...

kanal 7 ve diğerleri

yazınızın geneli için söylenebilecek şey oldukça düzgün ve tarafsız bir bakış açısıyla yazılmış olduğudur.özellikle kanal 7 ki diğer müsbet diye geçinen tv kanalları da buna dahil tespitleriniz gayet derecede yerindedir..
demek ki bir şeyi doğru yapmadığın sürece o yerde sivrilirsin.
gün gelir temponun başörtülü/sakallı yazarı
gün gelir kanal 7 nin başörtülü/sakallı yayıncısı olursun..

özetle tempodayazarsanızböyleolurculuk mantığına güzel bir cevap olmuş..

Bak Allah'ın İşine

Bacım, tempoda da yazın, aktüelde de yazın. takvimde, radikalde; kapağına bile bakmaya hâyâ ettiğimiz dergilerde yazın. Yazın da ne kadar modern, ne kadar anlayışlı, ne kadar geniş müselmanlar olduğunuzu dünya âlem bilsin. Bilsin de gurur duysun sizinle ertuğrullar, zaferler, yakuplar...

ADAM OLMAK ile ADAM SAYILMAK arasında tempodayazmak kadarfarkvar.

Vesselam...

tragedia

siz hiç mi genelleme üzerine yapılan hatalar hakkında bir çift laf duymadınız.
siz hala farkedemediniz mi:bir insanın doğru üstüne yaşadığı taktirde tempo ya da radikal ya da başka bir yerde yazdığı ya da bulunduğu sürece de doğru kalabileceğini.

siz geniş müslümanlık tabirinin tanımını yapacak kadar entelektüel kimliğe sahip olurken başka doğru diye tabir edilen yerlerde yanlış yapan insanların dar müslüman olabileceği gerçeğini hiç mi göremediniz.

siz tempoda yazan bayanın uslubundan ötürü eleştirilebileceğini ancak başörtüsü dolayısıyla eleştirilemeyeceğini hiç mi idrak edemiyorsunuz.

tempoda yazan bayandan çok müslümanları ve müslümanlığı zora sokan;ifrat ve tefrit dışında bir kavramı bilmeyen,bu şekilci zihniyettir.bunu da mı duymadınız...

temponun türbanlı yazarı

adam sayılmak için onun bunun ne idüğü belirsiz dergilerinde yazarsanız işte böyle "temponun türbanlı yazarı" olursunuz; başka bir şey olamazsınız...