renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bir Sükûnet Adamı Akif Ağabey'in Ardından...

Beklenen bir haberdi aslında. Beklenen ama unutulmaya çalışılan bir haberdi.

“Akif ölmüş”
“Bizim Akif mi? Akif Ağabey mi?”

Bu haber, sesiz sedasız kimseyi üzmek istemezcesine bir gidişin haberiydi. Aynı sesiz sedasız yaşadığı hayatı gibi sessiz sedasız bir ölümdü onunki. Elini sıktığı insanın yüreğini ferahlatacak kadar, sükûnet dolu hayatını, yine ona yakışan bir sükunetle tamamladı. Ben ona ne zaman sokulsam eskiden olduğu gibi başımı okşamasını isterdim. O insanın gözlerine gözleriyle değil yüreğiyle bakan tek adamdı. O, insanın ellerini elleriyle değil yüreğiyle tutan tek insandı. O yüzüne veya arkasına söz söylenemeyen tek insandı.

“Duydun mu Akif ölmüş”.
“Akif Ağabey ölemez.”

Çünkü o öğretmişti bize inananların ölmeyeceğini. Ve o öğretmişti sevenlerin sevdikleriyle bir arada olacağı müjdesinin anlamını.

Ve gün gelecek Akif ağabey... gün gelecek...Hepimiz elele tutuşup geçeceğiz Sırat Köprüsü’nü. Samimiyetlerimizi kanat yapacak Yaradan, çocuksu hayallerimizin ve heyecanlarımızın rüzgarıyla uçuracak bizleri.

Günahlarımız, ihanetlerimiz, asiliklerimiz ve sebat edemeyen yüreklerimiz ve vefasızlıklarımız için ona sığınacak ve el ele tutuşup geçeceğiz oradan. Ahmet olacak yanı başımızda. Hani Orhangazili Ahmet... Ve Selim; Selim Yıldırım, Nişantaşı Anadolu’dan. Sonra... hani Davut vardı hatırlar mısın? Yusuf tabii ki, sonra Cemal... evet bizim Cemal. Yıldızdan. Beykoz’dan Adem ve diğerleri...Beraber büyüdüğümüz Bosna hayalleri kurduğumuz Bahadır. Hayallerimizde evden kaçıp Afganistan’a ve Mora’ya gidiyorduk ve her seferinde hayallerimizde bile sana yakalanıyorduk da ... Kolumuza ufak bir “çimcik” kondurup kulağımızı çekiyordun. Babamın ellerinin sıcaklığını yaşatıyordu ellerin ve annemin bakışlarındaki derinliğini anımsatıyordu gözlerin.

Zinciri koparmış bir vaziyette nereye koşacağımıza bakınırken hep seni bulurduk karşımızda ve başımızı okşayarak sukunetin rahatlatan enginliğine daldırırdın bizleri. Cuma günlerini iple çekerdik ama tatil için değildi sabırsızlığımız. Akif ağabeyi görüp haftayı huzur dolu bir sonla kapatacağımız için...

Biz itidal ve mutedil kavramlarının ne olduğunu senden öğrendik. Biz öğrenmenin güzelliğini ve öğrenilenleri yaşamayı senden öğrendik. Seninle sevdik sevilmeye layık olan ne varsa ve seninle törpüledik tüm sivri taraflarımızı.

Biliyor musun Akif Ağabey, yüzünü hatırlayamıyorum. Bakarken ezildiğim gözlerini hatırlayamıyorum. Hissettiğim tek şey yanındayken duyduğum derin bir sükûnet ve huzur.

Ve o gün arkanda dizilen ve “ŞEHADET EDERİZ” diye haykıran yüzlerce insandan biri olabildiğimiz için hamd ettik yüce Allah’a. Çünkü O, seni tanıma ve senin dostun olma ayrıcalığını bize yaşattı. Kimi görsem seni sormak geliyor içimden. “Akif Ağabey’i duydun mu” diye. Çünkü seni herkes ama herkes tanıyormuş gibi geliyor bana... Ve üzülüyorum, hatta acımaya başlıyorum seni tanımayanların şansızlığına.

“Şu ölümlü dünyada gerçekten cennetlik olduğuna inandığınız, elinden dilinden ve belinden emin olduğunuz bir insan var mı?” diye sorsalar hiç düşünmeden, samimiyetle hakkında “EVET” cevabını verebileceğim tek insan sendin ağabey. Ve bunu paylaştığım her kardeşinin cevabı “Evet ben de aynısını düşünüyorum” oluyor. Ve ben bunları düşündükçe yine ellerini yüzümde hissediyorum, göğsünü göğsümde, başımı omuzlarında, yüreğini yüreğimde ve sözlerini düşüncelerimde hissediyorum Akif Ağabey.

Sırtıma aldığımda yeşillere sarılmış naşın o kadar hafif ama o kadar hafif geldin ki omuzlarıma, senin hafifliğin ezdi geçti adeta tüm bedenimi ve bir ara ellerimden kayıp uçuvereceksin sandım Ağabey. Yüzünü son bir kez olsun ben de göreyim demedim, uzaklara çekildim. “Bir halka oluşturalım arkadaşlar” dediğin için belki de son kez halka olduk etrafında ve seni dinledik. Cansız bedeninden Karacaahmet’e yayılan derin sukuneti dinledik.

Biliyor musun Akif Ağabey, bana hala Kadıköy’ün bir iş hanında seni ilk tanıdığım yerdeymişsin gibi geliyor. Çıkıversem, atsam kendimi “Yazıcıoğlu” sokağına bulsam ofisini orada olacakmışsın gibi geliyor. Bana hala sarılıyormuşsun gibi geliyor.

Biliyor musun Ağabey bana hala “Beyazıt Meydanını” yasak etmişsin gibi geliyor.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ebediyyet

Güzel insanlar güzel atlara binip gidiyorlar ; çok düşündüm o atlara kıymayı... Belki o zaman gitmezlerdi, gidemezlerdi .

Mete Arslan'ın yorumu

Üyelerimizden mete arslantarafından bu yazının altına yazılması gerekirken sehven Yazı Gönder butonuyla gönderilen yorumu aşağıya aynen alıntılıyoruz.

Bilgilerinize...

***

Yakup Baba Ne Güzel Söylemiş

20 seneyi gecmiş ağabey sana,senin evine senden habersiz ailemi terk ederek gelişimin uzerinden ve senin beni ailemin rızası yoksa kalamayacığm konusunda uyarışının üzerinden.

Ağlamadım seni ugurlarken.
Yine toplamıstın bizleri bir araya.
Yine hayırlı bir işti birlikte yaptığımız.
İnanıyorumki cennete ugurladık bir sukunet adamını...
Erkendi bizim icin ama zamanıydı mutlaka bizim bilemedigimiz.

Daha Marmaranın yurdu vardı acamadıgımız,
Kadıkoy e acamadıgımız kitabevimiz
ve daha neler vardı yapamadıgımız.

Biliyorumki yaptıklarımız sendendi.
Yapamadıklarımız bizdendi.

Kazanan sendin
Kaybeden biz

mete arslan