Ey Aişe...
Dostum. Ben hüzün mevsimlerinin en acı meyvesini müslüman bir kadın olmakla tattım. Hayatına baktım. Hüzün buldum. Senin ardında, yanında olamamanın, senin gibi olamamanın, gördüğün sevgiye mazhar olamamanın sızısıdır yaşadığım... Tüm acı şeylere gösterdiğin başı dikliği gösteremediğim, senin gibi olamadığım için, o duruşu edinemediğim için kafamı tutamıyorum kendini bilmez ahmaklara, yüreği beş para etmez seyyar kafirciklere, hayatını bi iman kaybeden kaybedenlere...
İçerimdeki burukluk tarif edilemez. Farkında olmanın farkıyla mutlu olamıyorum. 4 kerpiç duvar, 1 hasıra gebe o mutluluğu tanıyamıyorum doyumsuzluğumun doruklarında. Ve en sevgilinin sevgilisi olmak ne demek bilemiyorum ben dostum. Hayat bulanık, dostlar sahte, iman yetersiz, namaz fersiz...Boynuna taktığın yemen işi kolyelerle nasıl güzel gözükülür bir HabibUllah’a ve o kolyenin takıldığı boyundaki şah damarın içinde olana aşık bir Habib’e nasıl ümmet olunur? Bilemiyorum ben dostum .
Aşk nasıl yaşanır iki sevgili arasında... Bardağı elinden alıp, senin içtiğin yerden suyunu içen bir Sevgilin var değil mi dostum. Omuzuna yaslanarak birlikte düğün izlediğiniz bir sevdiğin var değil mi? Sana yediği yemeğin en güzel yerini veren, oyun oynaman için yanına arkadaş gönderen, seninle koşan ve yarışı kazanan bir sevgilin var... Daha neyin olsun.
Bizim ise sizden bi haber kocaman hayatımız var. Sahi sen tesettür ayeti gelince dehşete düşenlerdendin değil mi? Ümmete bunun “teferruat” olduğunu dahi söyleyenler var oysa buralarda. Sen miras hukukunun temellerini atarken, başörtüsüyle avukat olamayacağımız da söylendi. Test teknikleri geliştirildi, dizi dizi inciler, üniversitelerde birinci... koloniler halinde kitaplar okundu, olduğu gibide kabul edildi sen sahabeyle fikirleri çarpıştırırken...bizim kızlar kafayı gömdüler kuma, kendi aralarında çok şey yaptılar...çok şey yaptıklarına inandılar.
Yaşadığımız çoğu yerde yalnızlık. Aslında her yerde yalnızlık. Gururumuz ayyuka çıkmış önümüzü görmemize izin vermiyor. Sen dünyanın en ağır iftirasına boyun eğerek bekleyebilmişken, biz duyduğumuz en ufak hakarete tahammül edemiyoruz. Sabır ve Namaz ile Allah’a iman edenlerden olamıyoruz. Fikrini Resulallah’a söyleyebilmişken, biz fikir üretemiyoruz, savunamıyoruz, yok oluyoruz, ölüp bitiyoruz.
Din bir hayat tarzı madem, bu hayatla diğer hayatlar arasında arafta kalmışlık, araya sıkışmışlık, modernite ve islam, bu çağ ve islam, zaman ve islam, yani o zamandan bu zamana islam’ın karşısına çıkarılmış her ne ise, artık her şey sarpa sarıyor. Tek ümit kıyamet midir bilemiyorum...Bir fotoğrafa bakar gibi izleyebiliyoruz olup biteni... ümmet oluşumdan, çaresizliğimden, utanıyorum artık dostum ben...
O zamanda yaşamak istiyorum. O zamanda olmak, yanınızda olmak istiyorum. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım bilmiyorum. Ama orada olmak istiyorum. Heyecanla vahiy beklemek, gelen vahiyi sahabeye anlatırken sen, seni izlemek istiyorum. Gözü yaşlı, atılmış ve itilmiş, tecrit edilmiş, f tipi değil de, ev tipi farelere dönüştürülmüş bir halde, çarşafının eteğinde teselli olmak istiyorum. Senin hayatında olmak istiyorum. Ancak Onu görürsem bunca fırtınaya katlanabileceğim.
Dostum. Senleşebilirsem bu zamanda şerefimle ölebileceğim...
Yorumlar
ölmekmi kolay orada olmakmı?
Çar, 06/09/2006 - 14:06 — rüştü hacıoğluYüreğine sağlık kardeşim! Aslında çok beğendiğim yazıların altına yorum girmek istemiyorum ama bu seferki dindiremediğim ve dindiremeyeceğimi bildiğim bir acıma dokundu.
Geçende arkadaş sohbetinde birisi bir metin okudu Rasulullah aniden evimize gelip misafir olsa ne yaparız babında. hemen herkes bir takım yazıklanmalar dile getirdi ama benim kafama uzun zamandır başka birşey takıldı :
Rasulullah gelse ve biz onu Rasul gibi karşılasak ve binlerce yanlışımızı görse bence problem oluşturmaz, düzeltme ihtimalimizi barındırıyor çünkü bu ihtimal. Ya ona senin Rasul olduğun ne malum demeyeceğimiz ne malum?
Analoji (benzeşme örnekleme ) yapıyoruz ya, oralara gidenler ve gidecekler özellikle bunu da ihtimaller arasına alsınlar. uhud savaşının yapıldığı yeri hayal ederdim kahramanlıklar ve kendimce efsaneler eşliğinde, kaf dağının ardı gibi gelirdi bana düşler içinde ama görünce efsanelerle değil bir gerçekle yüzleştim. Mekan her mekan kadar bir mekandı, hiçbir dağ '' burası Rasulun savaştığı yer ha '' der gibi bir işaret sunmuyordu bana, gördüğüm kadar değil inandığım kadardı herşey. çok düşündüm halada düşünmeye devam ediyorum : bugün ne idiyse yapmayı göze alacaklarım, sanıyorum o kadarını bulacaktım Rasulün yanında olsaydımda.
Çok iyi anlatamadım ama şöylede söyliyeyim: kendimi görmek istediğim kadar değil olduğum kadar varım yazıkki... selamünaleyküm
Yemen işi kolye ve ifk
Çar, 06/09/2006 - 14:10 — Sakine AkçaÖncelikle Hazreti Aişe gibi bir isme hitap etmeniz çok güzel. Müslüman kadınlar arasından onu seçmeniz. Çünkü bu isim bazı kesimlerde çok rahat hazmedilemeyen bir isimdir bilirsiniz. Siyaseti olan bir kadınla karşı karşıyayız. Hadis rivayeti yapan bir kadının öğrettiklerini öğrenmek isteyen kadınları "kadınlar şu taraftan"diyerek kenara köşeye postalayan kimi erkeklerin! ilim adamı olduğu vakitlere eriştik.
Belki bu müslüman kadına karşı boş veriş psikolojisi o zamanda mevcut idi. Pek de bahsettiğiniz kadar güllük gülistanlık değildi herşey. Böylesine bir kadına bile fitne ulaşmış peygamberin seferden dönüşünde Yemen işi kolyenin aranışı esnasındaki bir seri olaylar sonucunda "ifk" hadisesi yaşanmıştı. Hazreti Eyüb el ensarinin hanımı "asla yapmaz" demiş ve güvenini ortaya koymuş, oysa Ebu Bekirin yardımlarıyla geçinen adam bile iftirada başı çekenlerden olmuştu.Yani insan gene insandı ve her türlüsü vardı.
En fazla da Hazreti Ali'ye gönül koyarım. Onca ilmin sahibi adam peygambere "sana kadın mı yok" diyebilmişti. Ona öbür dünyada söyleyecek bir çift lafım var çünkü ondan beklenmeyeni yaptığını düşünüyorum. Diğer kadınlar ve Aişe...Aynı kefede tartılacak...
Bu benim her Aişe bahsi açıldığında canımı acıtan bir meseledir. İstedim ki Hazreti Ali ile olan görüşme talebime sizler de şahit olun.Allah yar ve yardımcımız olsun.
anneler ve evlatlar....
Çar, 06/09/2006 - 14:37 — medine doganoncelikle suleye insani sarsan yazisindan dolayi tebrik ederim.Annelerin annesine selam ederek baslarim.
sevgilisi sakine bugune kadar hep icimde saklamdim, yazini okuyunca dayanamadim,bende aksine annemize sitem ederim.bir ara siteminde o kadar ileri gitmisimki,insaallah haddimi asmamisim,ruyamda soruyorum, ey anne! muaviye senin cocugunduda Ali senin cocugun degilmiydi?Annemizin acisina karsi Allah ona ayet indirdi,efendimiz onun gonlunu aldi,ama Ali derin acilar icindeyken hep yalnizdi.Savasin en siddetli aninda ona saygidan kusur etmedi.Muslumanlarda bu sayede ona saygidan kusur etmedi.Annelerden beklenen evlatlardan beklenenden daha buyuktur.
insaAllah kalbim kusur etmemistir.Annemize ve onun evlatlarina selam olsun!.
Kıyas mumkun mu?
Çar, 06/09/2006 - 17:58 — Sule DemirtasHZ Aise ile Hz Ali'yi kıyaslamak, ya da aralarında gönül koyma, küstüm oynama, ne dedin bu dedin diyalogları yapmak, abesle istigaldir. Aralarında -buyuk zatlarında hakkında cok konusulmaması gerektiğini söyledigi- bir savas dahi gecmistir.
Yalnız dikkat etmemiz gereken bir durum vardır ki, Allah resulu'nun hanımları içerisinde yanında vahiy inen sadece O'dur. Ve Hakkında ayet indirilen, kainatın sonuna kadar okunacak olan bir kitabın muhatablarından birisidir hz Aise. Allah'ın sevdiğine siz gönül koyamazsınız. Ama o da sunu yapmıstı, bunu yapmıstı diyemezsiniz, sorgulayamazsınız.
İfk hadisesine binaen Zemahşeri şöyle diyor..."Kur'an'da hiç bir günah hakkında bu kadar ağır ifadeler kullanılmadı. İfk hadisesinde şiddetli tehdit, tam yerinde ayıplama, ürkütücü azarlama, ve sözü büyültme gibi iftiranın çirkinliğini gösteren çeşitli yollar, değişik üsluplar ile en veciz ve doyurucu ifadeler kullanıldı. Bu puta tapanların tehdit edilmesinde olduğu gibi, yalnızca olayın bu derece dehşetli çirkinliğini değil, aynı zamanda, Resulullah aleyhisselam'ın Allah katındaki yüceliğini ve temizliğini bu yolla açıklamak içindi.*
Ve Ebu Bekir Bakıllâni de devam ediyor..."Allah Teala Kur'an'da müşriklerin kendi z'atı hakkında ileri sürdükleri çirkin isnadları reddetmek içini kendi kendini tenzih eder. Söz gelimi "Rahman oğul edindi dediler, Subhanallah" der. Bunun gibi, Mümanfıkların Aişe hakkında söyledikleri iftirayı dile getirdikten sonra, "Subhanallah, bu büyük bir iftiradır!" sözü ile kendi nefsini müşriklerin iftirasından tebrie ettiği şeklin aynısıyla, Aişe'nin masumluğu adına kendi nefsini tenzih etmiştir." *1 buyuruyor.
Sanırım tüm bunlar duruma açıklık getiriyor. Kıstası olmayanın, kıyası mı olur?
*Hasaisü'l-Kübra s.395
*1 Hasaisü'l-Kübra s.395
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
âişe olmak...
Çar, 06/09/2006 - 14:38 — misafirbiraz da âsi olmak galiba... ve bunun yanında ilme müştâk olmak, tâlib olmak... naifti, nazikti, bunun yanında asiydi... ifk olayında, doğruyu söylemesine rağmen peygamberimiz defalarca sormuştur kendisine, cebrailden de bir yanıt alamamıştı zira... hep aynı cevabı aldı peygamber sonunda küstü aişe'ye... babasının evine döndü aişe... bir süre sonra peygamberin sevgisi ağır basar ve onu tekrar konuşmaya davet eder... barışmak üzere!... söylediğinin doğru olduğuna dair allah adına yemin edersen eğer, seni yanıma alacağım tekrar der.... o da, "zaten doğru söylediğim bir şey hakkında neden yemin edeyim der!" bütün hırçınlığıyla... ve tekrar barışırlar...
tabii bu olay islam tarihinde önemli bir olay... beraberinde de bazı hikmetleri de beraberinde getiriyor... meşhûr Abdullah ibn selûl'ün birincil derecede rol oynadığı bu olayda, bir çok kişinin de öldüğü rivayetler arasında... hasılı kelam, karmaşa büyüktü...
bu olaydan önce, Zekvânî ile medine'ye dönen âişe, bir ay kadar hasta yatar... dönen dedikodulardan da habersizdir... peygamber yine nezaketinden doayı hasta olduğu için konuyu açmaz, lakin gönlü kırgındır ve aklında şüpheler vardır... her zaman ona iltifat eden peygamber o hasta yattığı yerde iken, diğer hanımlarına, "şu sizinki nasıl?" diye sorar diğer hanımlarına... bir dönem peygamberin sevgilisi olmaktan bile çıkaran bu olay, elbette ki önemli...
yalnız burada bir yorum üzerinde düzeltme mahiyetinde, düzeltme olmasa bile fikir alışverişi ve konuyu açıklama babında birkaç şey de söylemek isterim...
Hz. Ali, peygamberimizi kışkırtmamıştı... bilakis, kendisi Ali bin ebi talip ve usame bin zeyd ile fikir alışverişindeydi... fikir danışıyordu... çünkü, peygamberimiz cebrailden de bir yanıt alamayınca, kafası karışmıştı ve beklediği vahiy de gelmemişti... yakınlarına danışmaktan başka çaresi de kalmamıştı... burada söz konusu olan aişe değildi sadece... aişe ve peygamberdi bir anlamda... zira o peygamberdi aişe de peygamberin eşiydi... ve hiç de yenilir yutulur cinsten olmayan bu olay henüz neticeye kavuşmamıştı... elbette ki karşı görüşler de olacaktı... ve oldu da... bunun başını bir münafığın çekmiş olması da vecizdir...
suçsuzluğuna annesinin ve babasının inanmasına da rağmen, ne annesi ne babası peygamberle konuşamamıştır... "biz onunla ne konuşalım?" demişlerdir... aişe yalnızdır artık... peygambere karşı konuşmak da çok kolay değildi... dini ve konuşmayı en iyi bilen bir kişiyle konuşmak hiç de kolay olmamalıydı... peygambere sadece şun usöyledi aişe; "Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir (Yusuf, 18)"
peygamber henüz oturduğu yerden kalkmadan... aişe henüz babasının evindeyken... vahiy geldi... annesi; "kalk ve rasulallaha teşekkür et hadi!" der... çünkü peygamber bağışlamıştı onu artık... ama aişe, naif olduğu kadar bir o kadar da asi idi... "hayır, ben ona teşekkür etmeyeceğim... böyle bir vahiy indirdiği için allaha şükürler olsun!" der...
bu konudaki ayetlere de göz atalım:
Nur / 11. (Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
12. Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnüzanda bulunup da: "Bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
13. Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
bir anlamda kadınların önderi haline gelen ve kabul gören aişe validemiz, hadis konusunda da oldukça bilgiliydi... ve hakiki anlamda yaşamaya çalışıyordu... herşeyden sakındığı halde, bu olayı yaşaması da onun büyük bir imtihanıydı ve bu imtihanı kazandı... kazanamayanlar da oldu... nifak tohumlarının da o günlerde fazlasıyla olduğuna bir kez daha göz atalım istedim...
bu değerli yazınız için teşekkürler şule demirtaş...
...
"sana başka kadın mı yok?"
Çar, 06/09/2006 - 15:08 — Sakine AkçaHazreti Alinin peygamberimizi kışkırtmadığını söylüyürsunuz ancak ben bu cümleyi böyle anlıyorum. Üzerinde iftira bulunan temiz bir kadın bir tarafta beklerken bu sözlerin Peygamberimizin üzüntüsünü hafifletecek teselli sözleri olduğunu mu düşünmem gerekir? Benim aklımda çoktandır bunu Hazreti Aliye sormak fikri var. Ancak iyi niyetli olduğuna ikna edilirsem sormam belki...
Ayrıca eşine teşekkür ile Rabbine şükrü ayırt eden çok önemli birisinden bahsediyoruz. Ne mutlu bize...
başını önüne eğmemek...
Çar, 06/09/2006 - 15:13 — misafirevet, burada özellikle bir vurguya dikkat çekmek istedim... sıkıntıda vedahi iftira dahilinde, başını önüne eğmemek!... karşısındak iinsan bir peygamber olduğu halde, bütün inananların önderi olduğu halde, o başını önüne eğmemiştir... geceleri yatağında ağlamıştır sürekli evet, ama hadi ona teşekkür et dendiği vakit aynen, "ona teşekkür etmeyeceğim, allaha şükür ederim" demiştir... ve sırf karşısındak iinsan (bir peygamber olsa bile) kendini doğru çıkartmak adına, yemin dahi etmemiştir... bu onun ağır imtihanıydı... ali ile alakalı ifk hadisesine dair peygamberimizin ona dair bir uyarısına rastlamadım açıkçası... bu konuda sadece fikir alışverişinde olduklarına dair bir bilgim var... ama bir gün öyle bir bilgiye ulaşırsam iletirim...
baki selam
"bunu Hz. Aliye sormak fikri var"!
Çar, 06/09/2006 - 15:57 — cemalcaliksorun elbet. bence iki cihan efendisine dahi sorun "apaçık iftira olduğu halde niye Allahuazimüşşandan bir işaret bekleme ihtiyacı duydun?"
ben kendi adıma ne İmam Ali'yi sorgulayacağım ne de başka birini.. gelen haberler üzerine nasıl davranmam gerektiği ölçütünü o hadiseden çıkarmanın dışında bir hükümde bulunmak benden uzak olsun. hürmetler.
Hz. Aişe
Çar, 06/09/2006 - 21:28 — Hacer Nazan T.Bu manalı ve güzel bloğun altına yorum yapmak yerine, farklı camiadan birinin yazısını link olarak vermek istedim...
http://www.8sutun.com/node/19482
gel ey kırmızı gülüm, derdime gel sen ağla..
Cum, 08/09/2006 - 13:04 — yeşimtaşıgüzeldi...zaten hayranıydık biz bu yazarın ailecek; bu kez de Hz. Aişe'den bahsetmesini "iç coşku"yla karşıladık.
--renklerimi yitirdim..evimin çöllerinde dört bir yandan "son sistem", "mükemmel", "şarjlı","taşınabilir" ya da "sabit" güneşçiklerimin soldurmasıydı renklerimi benden alan..süpermarketlerden cicisi bicisi gözümde yer bulan,üstüne düşülen yalanları zihnimde doğrulanan en iyi marka deterjanlarım da engel olamadı solmasına renklerimin.. üstelik hala kalbim kepenk kapatmıyor onlara, bir de domestosu dene diyor doğrusu eğirisine karışan.ve her an telefonun çalması, cebimde taşdığım bütün meşguliyetleri önüme serebilir..senin düşündüklerine yer kalmadığında tam da aklımda, ayarları kaydedeyim mi der...reflekstir kayıtlarımız, kaydederiz..kaydetmezsek yenisine geçemeyiz ki dostum...yani, zamanlardan di'li geçmiş zaman geliyor dilimize biz senden bahsederken..bir dünya geçiyor önünden ya hani, "yar" olayım, "yar" kalayım diyorsun..nazarın süslüyor alemi...ve bir düna geçiyor önümden..siyanüre bulanmış bir ceset gibi kalakalıyorum sırat'ın orta yerinde..tüm kayıtlarımı silip, bir çengelli iğneyle kendimi senin hayatına iliştirsem, dünyam başıma yıkılır; oldukça şık,modern bir enkaz altında kalmış gibi hissederim..sesimi duyan karıncalara bile gülümseyemem..sence de öyle biri miyim? dilerim dünyam başıma yıkılsın dostum, ki senin dünyanı başıma geçireyim..şayet böyle olursa "şerefimle ölebilirim"--
coştuk coştuk dalgalandık...Şule,sen de kabul edersen bir çengelli iğne ikimize yeter diye düşünüyorum:) içime iyi geldin..eksik olma...
...
Cum, 08/09/2006 - 14:02 — Hasan Bahadır...
Yara beni, yara beni
Aşkın okur yara beni,
Bıraksınlar yara beni,
Atsın yardan yara beni.
yaram yarimdir.
Yarim yaramdır.
Yaraydın gönül, yar aydın!
Heryer karanlık yar aydın,
hem ilaçtın, hem yaraydın.
(ARİA)
...
El-cevab ne ola ki?
Cts, 30/09/2006 - 01:32 — Ayşe NurilerHz Aişe'nin bir 'Aişe' olarak, bir 'dost ' olarak ve bir 'anne' (ümmetin annesi) olarak bu mektubu nasıl yanıtlayacağını düşündüm ister istemez. Atılan bir taş bile ses verirken o latif nasıl kayıtsız kalır böyle bir titreşime?
Heyecan verici bir zamansızlık...