dün geceki lodostan payımıza bu kıyı
iki gemi başladık, iki gemiyiz hala
güverteden güverteye gözlerimiz var idi
güzel gidiyordu denizle trampana
senin sancağında benim iskelem
benim sancağımda senin iskelen
sol gözünde sağ gözüm sürekli duruyor idi
fakat iki gemiydik, iki gemiyiz hala
aldırıp duruyorduk birbirimize
toplarımız ağzında mıh ile susturulmuş
ufkumuzda denizden gayrı bir şey yok
fırtına patlayınca umutlanırdık
iki gemi olmayı istemiyorduk
sen miydin ilk yan yatan, ben mi lodosa
hani dipte bir yerde buluşacaktık
hani ikimiz birden boğulacaktık
tek gemi olmayı istemezdik hiç
birimiz diğerine ufuk olurken iyi
birimiz diğerine kıyıyken gene iyi
ama iki gemiydik, yalnızca iki gemi
menzilim gözlerinde encama eriyordu
iki gemi yan yana tuhaf görünüyordu
ya hepten denizler olmalıydı diyorduk
ya da deniz dediğimiz gemisi ikimizin
gemiler gemileri yüzdürüyordu
atlayıp dünyaya biniyorduk mesela
dünya güneşe birden, güneş uzaya
anlıyorduk gemiler kavuşmuyor denizden
iki gemi olmaktan kurtuluyorduk
Allah’ın gemisine binince birden
Yorumlar
yine
Paz, 24/09/2006 - 01:24 — yavuz çelikevet, bu dünyada söylenmemiş pek bir şey kalmadı bunu biliyorum fakat yine de insan en azından farklı bir söyleyiş şekli arıyor fakat bu şiir o kadar klasik o kadar alışıldık ve daha önce yazılmış milyonlarca türevi ile o kadar benzeşiyor ki... lütfen yanlış anlaşılmasın şairi kırmak istemem, bunlar sadece benim beğenilerim. Fakat sanırım bunlara gerek yok artık, yeni bir şeye ihtiyacımız var.
Gözlerde encama ermek
Paz, 24/09/2006 - 11:14 — Sakine Akçaİşte bu çok güzel. Menzilin nerelere kadar varabileceğini anlatması bakımından. Ayrıca ve en önemlisi de ikinci bir gemi ve onun gözleri marifetiyle...
Şiiri her vakit sevmem. Buna rağmen bu şiir kendisini bana sevdirdi. Allah bu sabah itibarıyla girdiğimiz şahane iklimden bizleri O'nun istediklerini yüklenmiş olarak çıkarsın.
Söylenmemişi mi, nasıl söylendiğini mi…
Pzt, 25/09/2006 - 00:43 — Sebahattin KaratepeYavuz Çelik kardeşim, umarım biraz daha açıklama ile bu yazacaklarıma karşılık cevap verme nezaketinde bulunur. Zira, çok açık ve net görüşler bildirdiği kanısında ve rahat olduğu görülüyor. Lakin, bu yorumundan -başkasını bilemem- ben bir şey anlamış saymadım kendimi. Nedeni bana açık. Çelik’in yorumunun sonundan başlıyorum. ‘sanırım bunlara gerek yok artık, yeni bir şeye ihtiyacımız var’.-yeni bir şey(ler)- biz zaten onun yeniliğini algılama durumundayken dahi tarafımızdan eskitilmiş olacaktır. Yeni olanı kavramak eski ile kurulacak zorunlu bağlantılar sonucu eskinin alanına çekilecek ve nihayetinde eskiletilecektir. Zihnin işleyişi mekanik ve bu mantıkla iş görmektedir. Zihnin alanı geçmiş bilgilerin yani eski olanın mekanıdır. Söz konusu alana yeni bir şey girdiğinde yeni olanın tanımı eski bilgilerle yapılacaktır. Değilse o bilinemeyen bir cisim tanımını yahut etiketini yemekten kurtulamayacak. (Kaldı ki biz, bilmekle maruf yanımızla her şeyi bilmenin üstesinden kolaylıkla gelmişizdir hep. Sorun, bilmediğimiz hiç bişey olmadığını göreceksinizdir.) –klasik ve o kadar alışıldık- olduğunu dillendirmek övgüye mi nasiplidir, yergiye mi meyillidir tartışılır.
‘dün geceki lodostan payımıza bu kıyı / iki gemi başladık, iki gemiyiz halâ’ nın eskiliğini ve yeniliğini bir daha görmek lazım. Milyonlarca türevi olan bu şiiri(!) ben ilk defa okuduğum için olacak sevdim. Nasıl ve neresinden sevdim, eskiyle rabıtasını kurmuş yeniliğinden. Yani anladım ve ki sevmişim, bende ki eski karşılığını yeni’ den bulmuş.
‘ sol gözünde sağ gözüm sürekli duruyor idi / fakat iki gemiydik, iki gemiyiz halâ / aldırıp duruyorduk bir birimize’…
teşekkür
Pzt, 25/09/2006 - 20:28 — alper gencerSebahattin kardeşime ve Sakine hanımefendiye şiirde kendilerine çevirmiş oldukları anlamlara binaen sahip oldukları mutluluğu benle paylaştıkları için teşekkür ederim. Yavuz Çelik'e de "klasik" olan ile "klişe" olan arasındaki ayrımı bir çıkarsama olarak ortaya koyma cüretine ve cesaretine sahip olduğu için teşekkürü borç bilirim.
Yavuz Çelik'e herhangi bir öznel atıfta bulunmaksızın, şiirde şimdinin çok ciddi bir sorunu olarak ele alınması gereken "yeni" üzerine birkaç kelam etmek isterim. Sadece edebiyatla değil, diğer sanat türevleriyle kuvvetli bir rabıtaya sahip olanlar iyi bilirler ki; sadelik modernin yeniye dair aşırılıkları tarafından tahkir edilmektedir. Serkan'ı tanırım, hatta sitesinde görsel şiirlerim de yer almaktadır. Lakin kategori şiir çatısı altında toplanıyor olsa da, bu şiirle mukayesesi güç bir alanda yer almaktadır. Hüsrev Hatemi'nin ve Cahit Koytak'ın bana işaret ettiği nokta o bahsedilen basitlikten geçmektedir. "Bak" demişti Hüsrev Hatemi; "Koca Yunus Türkçe ile herşeyi yazabilmiş, şiirin sırrı tam da buralarda bir yerde gizli!" ve Cahit Koytak geçtiğimiz sene bu vakitler açtığımız iftar sonrası bana: "yazdığın şiirleri evine en yakın bakkala da okuyacak şekilde yazarsan, sahih sanatın damarlarından akıyorsun demektir" demişti. Çünkü gerçekten dedikleri gibi, bütün ölümsüz eserlerin böyle ortak bir noktada "klasik" olmasına sebep şey, basitliğin kuvvetiydi.
Yavuz Çelik kardeşim, edebiyatla rabıtanın kuvvetli olduğunu ima ettiğin ve devamında dile getirdiğin düşüncelerine bir diyeceğim olmasa da; şimdilerde bir kanser gibi yayılan bu açık sözlülük ile gaf yapmak arasında gezinen üslubu kendine yakıştırmamanı tavsiye ederim. bu senin kendinle olan mesafeni ve alışverişini azami derecede etkileyecektir. sayfalarca şiiri ve sözcüğü okumuş olsan dahi(ki ben ilk şiirimi ilkokul dördüncü sınıfta yayımlamış ve ta o zamandan beri şiir okuyan, durmaksızın okuyan, bir zevk olarak okumayan, kendime daha da, daha da yakın durmak için okuyan ve naçizane bir ödüle sahip biri olarak bile hala şiir hakkında düşüncelerim hususunda bu denli süratli yorumlar yapamayan ve sanki Rabbime kavşumazdan önce de yapamayacak olan biri olarak bunları ifade ediyorum) , ölüme kadar sana açık edilmeyecek bir muğlaklık içresin. sakın unutayım demeyin güzel kardeşim "aradığımı bulamadım" ile "bulduklarım arasında aradığım yok" deyişi arasında lüzumlu bir incelik yatmaktadır.
yukarı yazdıklarımı "iki gemi"den ayrı değerlendirmenizi dilerim.
daha da derine dalmak için, dergah sayısının yeni sayısında, kapakta yer alacak
olan şiirin son mısrasını okumanızı salık veririm.
sevgi ve muhabbet ile..
bayatlamak diyelim
Pzt, 25/09/2006 - 16:26 — yavuz çelikKardeşim Sebehattin, üstü kapalı ve yüzeysel bir eleştiri yaptığımın farkındayım, bunun sebebi ise kanımca basit ve sıradan olan bu şiirle zaman kaybetmemekti. O halde şu eski ve yeni meselesine ki - sen güzel bağlamışsın fakat bunun poetika ile alakası yok ne yazık ki- , bir açıklık getireyim. Benim klasik ve milyonlarca türevi var dememin sebebi kullanıla kullanıla yalama olmuş, anlam etkinliğini yitirmiş kelime ve kalıpların bu şiirde de sıkça yer almasıdır. Evet, bazı kelimeler şiir için yeterince formda olmaya biliyor. Şiirin yapısal bütünlüğü, söyleme tekniği başarılı ama benim demek istediğim kendini okutturacak kadar enterasan değil. Ben şiir okurum sürekli çünkü bu benim bir numaralı zevkim ama şiirle rabıtası normal olan birisi bu şiiri okurken iki dizeden sonra aklına okul yıllarındaki edebiyat yazılıları geleceği için devamını getirmez ama Ömer Şişman yahut Serkan Işın gibi (daha bir çokları) şairler merak uyandırabiliyor. Eski olanı siz kültürel bir değer olarak değerlendirmişsiniz fakat benim eskiden kastım rutine dönüşen sıradanlıktır. Daha iyi şiirlerde, tartışmak üzere...
poetika nasıl yenir?...
Pzt, 25/09/2006 - 20:36 — Sebahattin KaratepeKoşarken konuşuyor olduğu izlenimi veren bir arkadaşla, koşmakla ilgili yahut konuşmakla ilgili bir hususu irdelemek, ben yerimde oturuyor iken çözüme/ uzlaşmaya ulaşmayacak gibi. Sürekli şiir okuyan ile sürekli okuyan ve yazan biri daha elle tutuluru bir ucundan tutuverseydi bari. –yapısal bütünlüğü, söyleme tekniği başarılı- ama –enterasan değil, açıklaması da ayrıyeten söylemeliyim, hayli enteresan bence. Şiir yapısal bütünlüğe ulaşmış, söyleme tekniği ile güçlenmişse geriye konusu mu kaldı geçer not alamayan. Ayrıca hem basit ve sıradan ( vakit kaybetmeye değmeyecek denli) olan nedir ki, yapısallığı ve tekniği de iyi aynı vakit. Aceleye getirilmiş ve yerine oturmayan bir şeyler olduğunu lafı fazla uzatmadan vuzuha kavuşturabilsek iyi olur. Ne de iyi olur. Lakin, benim zihnin işleyişi paralelinde değindiğim eski ve yeninin izahları konu dışına atılmış, poetika sınırlarına giremedim yani. Poetika sözkonusu olduğunda bahsini yaptığım zihin yerine başka bir aletle mi iş görüp poetikayı belirleyeceğiz, tuhaf. Şiirin iyiliği merak uyandırması ile ölçülü ise ben susarak köşeme çekilmişimdir çoktan.
Bingöl'e benden selam söyle Alper Abi
Pzt, 25/09/2006 - 21:18 — cihat yolcuAlper Gencer'i Milli Gazete'den tanıdım. Şair yönünden daha çok beni kendine çeken bir başa yönü daha vardı.
Daha sonra Bingöl'e doktorluk vazifesini icra etmeye gittiğini okuduk.
Doğup, büyüdüğüm Bingöl'e...
Kaç zamandır gitmek isteyip te gidemediğim Bingöl'e.
Bingöl'e benden selam söyle Alper Abi!
Seni seviyorum...
Bingöl'ü seviyorum
Cemaat'i seviyorum
aleykümselam...
Per, 28/09/2006 - 17:38 — alper gencerBingöl'den aleyküm selam kardeşim.
Hayırlı ramazanlara...
sadece okuyucu sadece
Salı, 26/09/2006 - 00:07 — yavuz çelikUzun yıllar yurt dışında yaşamış biri olarak ülkemdeki insanların alınganlık derecesini unutmuşum. Ben çok şiir okurum dedim şiir otoritesiyim demedim. Dikkat! Ayrıca Türkiyede bulunduğum şu iki yıldır, benim gibi sadece şiir okuyan bundan büyük zevk alan fakat şiir yazmayan insanların azlığını da gördüm. Edebiyatın herhangibi dalında ürün vermiyorum, hoşuma giden bir eylemin ayaküstü kritiğini yapmaya çalışyorum, evet biraz koşarak, doğru. Alper beyin nazik ve hoş üslubuda burasının nezih bir ortam olduğunu gösteriyor, eğer yaptığım basit yorum bir haksızlığa neden oldu ise affetsin. Dergah dergisini düzenli olarak takip ederim ve bilirim ki ancak çok iyi şairler kapakta yer alır. Merakla bahsini ettiğiniz mısrayı okumayı arzu ediyorum. Serkan ışın ve Ömer Şişman deneysel şiirde ilk aklıma gelen isimler olduğu için örnek verdim. Sizin şiirlerinizi Derkenar dergisinde ve yanlış hatırlamıyorsam Yasakmeyve derigisinde okumuştum. Edindiğim izlenim iki bu sitede yayınlanan şiir içinde geçerli ; sıkıcı buluyorum açıkcası yani bir süre sonra şiir kendini okutmuyor, akmıyor, bir ritimsizlik var ( bu şiirde bu ritim meselesi bence aşılmış gerçi ), bunlar bir okuyucunun basit beklentileri o kadar. Deneysel ve yeni şeyler görme isteğide benim tercihlerim.
yorum
Cum, 29/09/2006 - 16:38 — Hatice İlhanİyi günler!
Bir şemsiye tamircisi, yazdığı şiirleri incelemesi için Sheaksper'e gönderdiğinde, ünlü şairin cevabı şu olur;
- "Dostum! sen şemsiye yap, hep şemsiye yap, sadece şemsiye yap."
Hatice İlhan
Şakisper!
Cts, 30/09/2006 - 01:36 — aysun yollardagezerSize bir sorum olacak:
Daha evvel Alper Gencer şiiri okudunuz mu acaba?
Şakisper öyle demişse, Papini de şöyle demiş:
"...Bir savaşı, bir gün batışını tavsif için bir şair bin mısra dahi yazsa, bunları bir korkağa ve bir köre duyurabilmesine olanak yoktur..."
Selamlar...
Selam!Gördüğüm
Cts, 07/10/2006 - 13:32 — Hatice İlhanSelam!
Gördüğüm kadarıyla yorumum sizi rahatsız etmiş gözüküyor. Oysa yazımın muhatabı siz değildiniz. Ben eleştiriyi şiirin sahibinin yapmasını tercih ederdim doğrusu. Sorunuza gelince;
Bir şiiri yorumlamak için şairin tüm şiirlerini okumak mı gerekiyor yoksa?
Ya da herkesin olumlu fikir belirtmesi mi gerekiyor size göre?..
Selametle..
Hatice İlhan'a...
Paz, 08/10/2006 - 17:45 — alper gencerSevgili Hatice İlhan,
Yazmış olduğunuzun bir yorum ya da eleştiri mahiyeti taşımadığı açık.
Sadece Sekspir amcamızın güzel bir anekdotunu kullanma imkanını
açık etmişsiniz. Elbette ki bir şaire şemsiye yap demek için bütün şiirlerini
okumanız gerekiyor. Her şairin kötü demesek de bizle uyuşmayan şiirleri
vardır. Ben İsmet Özel'in, Sezai Karakoç'un, Edip Cansever'in, Cahit Zarifoğlu'nun
ve daha nicesinin bazı şiirlerinin içine giremem, okuyamam, haz etmem. Ama
bu demek değildir ki, o şiirin diğer bütün şiirler arasında bir yeri yoktur.
İlk yazdığınıza cevap yazmamamın sebebi gerçekte hiçbir şey yazmamış olmanızdı.
Okuduklarınızdan çıkardığım ve kendi kendime söyledim cümle şuydu: "Aman Allahım,
acaba bu kadar sert olmasını gerektiren ne yaptım!?"...
Sevgili Hatice İlhan, edebiyatla rabıtanızın eleştiriye yetkin bir şekilde tesis edilmemiş
olmasından ötürü sizi ve Yavuz Çelik'i suçlayacak değilim. Ben bu sitede, başka ve sizin
kabaca "zayıf"(kabaca çünkü, eleştirel bir yapıdan muaf) dediğiniz şiirler okuyorum ve hiçbiri hakkındaki görüşümü bu denli sert dile getirmiyorum. Ha kötüye iyi de demiyorum ama!
Yavuz Çelik ve Hatice İlhan gibi bazı kardeşlerimizin, sözün sürgüsünü açmadan evvel "titrememelerinin" sebebi kendi hayat hikayelerinde gizli. Ona şimdi müdahale etmek bizim haddimiz değil. Lakin bir başka müdahale de daha bulunmayacağımı, bu kadarını yazmamın bile benim için ne kadar güç olduğunu ifade etmek isterim. Size, diğer bütün mesajların sonunda yazdığım gibi, inadına, hatırlamasanız da, niye bu denli tekrara düşüp yazdığımı derunen kavrayamasanız da, beni birgün siz gibiler yüzünden bu siteye şiir vermek hususundan caydıracak gibi olsanız da; HAYIRLI RAMAZANLAR DİLİYORUM! Allah tuttuğunuz oruçları kabul etsin inşallah!
"Hayat Hikayesi"
Pzt, 20/11/2006 - 02:07 — Hatice İlhanSözlerinizi anlayabiliyorum. Teşekkür beklemiyordum ben de bunun için ama eleştirimizin kaynağını "hayat hikayemize" bağlamış olmanızı tuhaf karşıladığımı belirtmek istiyorum. Şairden çok, bir psikanaliz uzmanı gibi görüş belirtmişsiniz. Bu durumda eleştiri yapan herkesin dikkat etmesi gerekiyor; yazdıklarımızın kaynağı 'hayat hikayemize' kadar indirgenebilir çünkü! Selam..
aldırmayın..
Paz, 08/10/2006 - 20:46 — alper gencersevgili aysun kardeş,
size aldırmayın demek fırsatını yazınızı okuduğumda kaçırdığımı fark ettim :)
Allah razı olsun, ilginiz ve zamanınız için teşekkür ederim.
Hayırlı ramazanlar..
Gem'i iyi tutmalı...
Cts, 30/09/2006 - 23:35 — fatih çodurGemi deyince aklıma gelen tek şiir var... Bütün olarak yani... Gemi öğesinin kullanıldığı elbette pek çok şiir var ve hâlâ da en vazgeçilmezler arasında bu kavram, şiirde de...
Ama, yineliyorum, gemi deyince aklıma gelen tek şiir var: o da başlığı da "Gemi" olan bir Küçük İskender şiiri... İskender'i Ben Öldürmedim kitabından. Bu seneki Melih Cevdet Anday şiir ödülüne lâyık görülen kitap hani...
şiirin bir yerinde:
"Onca ağırlığına rağmen neden batmaz bir gemi
her gemi batmak için son bir yolcu mu bekler
son yolcunun darmadağın beyni, kalbi mi
indirecektir şalteri..." diyor...
bir bütünün, belki de bizlerin de içinde olduğu bir bütünün artık bütün olmaktan çıkıp parça pinçik bir varlığa! dönüşeceği nokta ve o noktayı bu defterin sathına koyacak elden ve ötesinde o noktanın koyulmasına aracı olan kaleme, mürekkebe dikkât çeken şu Gemi...
ki;
binip binip gittiğimiz hani şu çok uzaklara, buradan... çok ıralara... bir rüzgârın iteklemesi ile... bir lodos, denildiği gibi, elzem!..
deniz de bir gemi, evet... gemilerin bindiği! Bizler de birer gemi... gemi de birer biz...
(batacak deniz ya hani bir gün gelecek, bir gün olacak o son yelken üfül üfül salınırken üstünde...
“şalter inecek” an-sızın!..)
İkinin bir olmaklığı... iki olmadan bir olamamazlık ve... bir’in suyu üzerinde yüzdürmek, çocuk-su(lu)luğunu...
“İki olmaktan kurtuluyorduk
Allah’ın gemisine binice birden...”
bitiş dizelerindeki “birden” zarfının nüvesinde mahfuz olan “geçiş” tohumu, biraz da olgunluğun(yani o çocuk-sulu(lu)ğun nihayete erdiği noktanın) göstergesi... olmanın ya da... ne olunması gerekiyorsa o olmalığın...
O’nunla olmadan “bir” olunmuyor; evet... ama “iki” olarak bilinçaltımızda büyüttüğümüz gerçekliğin de “bir” olmamızda payı çok!
İkinci gemi biraz da bizi o lafz edilen “menzile” götüren- su olmasa da- akıntının harekete geçmesi için bir zaruri rûzigâr kisvesinde...
Şiire ve şaire sevgi ile...
...
fatih çodur
eyvallah...
Paz, 01/10/2006 - 01:22 — alper gencersevgili Fatih,
istifade ettiğim açımlamaların için teşekkür.
iskender'e görür görmez söylemiştim o şiiri çok beğendiğimi,
hatta bir şiir gecesinde istemiştik de..hatırlıyorum.
Allah'a emanet ol, hayırlı ramazanlar diliyorum.
şemsiye
Paz, 01/10/2006 - 00:14 — yavuz çelikYaptığım küçük bir araştırma sonucu; hatırladığımdan da zayıf şiirleri var bu şair kardeşimizin. Hele Derkenar dergisinin yeni sayısındaki uzun şiirini görünce "iki gemi" ye haksızlık yaptığımı anladım. Evet Derkenar dergisinde pek iyi şiirler yok fakat bu bir mazeret değil sanırım. Bazılarımızın şemsiye yapması gerekiyor, bu doğru. Ve fakat her yerde şairimiz şiirlerini görebiliyoruz, demek eski kalite yok edebiyat dergilerinde.
yavuz çelik???
Pzt, 02/10/2006 - 18:22 — alper gencersevgili uzun yıllar yurt dışında yaşamış kardeşim,
gördüğüm kadarıyla ülkendeki insanlar hakkında unuttuğun tek şey alınganlıkları değil, aynı zamanda onların kusurlarını örtmek için birbirleriyle yarıştıklarını, kuran ayetlerine riayet edip "başkalarının ayıplarını saklayın ki, biz de sizin ayıplarınızı saklayalım!" sözünden kesp ederek hayatlarını idame ettirdiklerini, ilk yol olarak güzel ve naif olandan verip ardından en son tercih olarak bir Ömer öfkesine başvurduklarını da unutmuşsunuz. Yo hayır, buna gazap demeyelim, çok şükür hikmetimiz ona yenik düşmeyecek kadar ayakta. Lakin sizin muhabettinizi ne idüğü belirsiz bir gazabın silip süpürdüğü açık. Sevgili kardeşim, şiir ortada. Bırakın kesp eden etsin, kendine güzellikler devşirenler devşirsin. Bir kere ortaya koydunuz eleştirinizi, eyvallah deyip baş üştü ettik. Üstüne bir daha bir daha vurmaya kalkmışsınız ki "omnes vulnerant ultima necat" oldu artık bu.
güzel kardeşim, benim bu ay 4 dergide şiirim yayımlanıyor(gerçi bundan bir miktar rahatsızlandığımı ifade edeyim, tamamen denk geldiği için böyle), bunların ikisi sol menşeili Varlık, Yasakmeyve gibi dergilerde; diğer ikisi de Dergah ve Derkenar gibi dergilerde yer alacak. Şimdi ülkemiz edebiyatının dergilerine bakıp bir karar vereceksek eğer, benim "vasatın üstünde" diyelim, bir şair olduğum ortada. Ama sizin ille de "zayıf" bulmaya uğraştığınız "tarafınızı" anlayamadım. Zira Paul Cezanne "Görünen, göreni içerir!" diyor. Bu açıdan, şiire bakış açınızı bir kez menfi olarak die getirdikten sonra, ikinci vuruşunuzu maalesef halis bir niyete yoramıyorum. Allah ikimiz ve cümlemiz için hayırlısını nasip etsin. Hayırlı Ramazanlara...
Şiirler baktığımız yerde
Pzt, 02/10/2006 - 21:56 — Ali DüzAlper Gencer'e şiirler yazdığı için teşekkürler..
Yavuz Çelik de bu gidişte "sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın" dedirtecek şaire yani... Şiirin içinden değil de dışarıdan konuşmak bir şey kazandırmıyor kimseye.
Yavuz Çelik, bence, Ömer Şişman tarzı somutçu-yenilikçilerse sizin beğendikleriniz, hem de Alper Gencer şiirini sevemezsiniz. Bence.
İlhan Berk'i seversiniz mesela.. bu gidişte ona Üstad falan dersiniz..
Neyse.
Bazı insanlar sevmediğine kötü der, bazı insanlar da sevmediğine sevmiyorum ve çünkü... der.
Ne denirse densin, iç-derin önemli; dış-derin acımasız.. biraz kibre yakın.
Ben Alper Gencer'in bazı şiirlerini daha çok seviyorum.
Kendimi onlarda daha çok bulduğumdan sanırım, bazı şiirleri bana daha bütün-berrak bir nehir gibi aktığından.
Epey şiiriyle karşılaşıyorum zaten, üretken abimiz o çok yaşasın. Dergâh Ekim gelse de yeni şiirler daha okusak..
Alper Gencer'e çok teşekkürler.. Alper abi demek isterim kendisine.
Derkenar Eylül-Ekim sayısındaki uzun şiirinin de özellikle "ay'a reddiye" bölümünü üzerime aldım çok. O bölümden bir parça alıntılamak istiyorum:
"oğulum ben! oğulum ve çağrılar alıyorum sürekli
omzumda iki melek selam alırken benden
güzel olmak inadıyla gözüme görünen ne ki
yere sağlam basmak için bulmaca çözen adamlar
kapıları açınca çilingir sanılacaklar
kıvrımlar yücelikten başka ne anlar
çilingirler -sanki bilmiyor muyum!-
her biri kapıda kalmaktan korkar
çelik kasa, yastık altı ve cüzdan uydurmaları
zahiri boş yere saklı tutmak arzular
transparan kılmak için gözlerdeki perdeyi
perdenin olmadığı fikri gerekli
böylece diasporada tanımlanabilir bedenim
çekilirken ruhum ölüm taraflarına"
aya reddiye...
Salı, 03/10/2006 - 00:40 — alper gencerbenim de yazarken üzerinden en yoğun geçtiğim kısmı bulmuşsun kardeşim.
teşekkür ederim, Allah'a emanet olasın.
Şiir adına nereye
Çar, 04/10/2006 - 13:41 — Şükriye DertliŞiir adına nereye baktıysam hep Alper Gencer ve Alper Gencer şiirleri. En sonunda bir yorum yazmadan geçmemek gerekir diye düşündüm. Her ne kadar haddimize olmasada hakkını vermek gerekir. Şiirler çok etkileyici. Kelimeler sırf şiir olsun diye sıralanmamış . Bu sıralanma dünyaya ve olaylara şiirsel bir bakışın eseri olabilir. "Dinmeyen" , "Dama" , "Ayçiçeği" , "Ah" bilhassa Ah şiiri çok güzel. ( şimdiye kadar okuyabildiklerim arasından tabi) İnşaAllah devamını da bekleriz. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Hayırla ve Hakka emanet kalın.
eyvallah...
Çar, 04/10/2006 - 20:28 — alper genceriliginize yazdıklarınıza ve zamanınıza teşekkür ederim.
Hayırlı ramazanlar diliyorum size. Dua ve "Muhabbet" ile...
kim ne derse desin
Çar, 04/10/2006 - 20:59 — oğuzhan gencerkim ne derse desin ben alper gencer'in şiirlerini zevkle okuyorum.
her şiirini, defalarca okuyorum. bu şiirini de defalarca okudum.
şiir, defalarca okutuyor kendisini. alper gencer şiir yazıyor.
ben alper gencer'in yazdıklarının hiçbirinin klişe olduğunu düşünmüyorum. klasik olabilir.
alper abiciğim, saygılarımı sunarım.
hayırlı akşamlar, hayırlı ramazanlar.
ayna
Paz, 08/10/2006 - 17:46 — alper gencersağolasın oğuzhancım...
yazdıklarına teşekkür.
bulduğun güzellikler aslen bana ait değil,
senin kendi derininden çıkardığın güzellikler.
Allah'a emanet ol, hayırlı ramazanlar...
kişisel değil
Per, 05/10/2006 - 01:26 — yavuz çelikAlper beyin Dergah'ın yeni sayısındaki şiirini okudum, hakkını vermeliyim, iyi bir şiir. Yani demek istediğim bu, şiir böyle olunca söylenecek güzel şeyler oluyor sadece. Aynı şekilde kötü bir şiir içinde isteseniz de söyleyemiyorsunuz ve öfkeli bakışlar üzerinize dönüyor. Allah aşkına bu sitedeki şiirler ile Dergah'daki şiir arasındaki kırat farkını sizde biliyorsunuz. Niyetim kötü olsa , "Peşrev" için iyi bir şiir demem sanırım. Bence şairleri değil şiiri konuşmalıyız. Peşrev için tebrik ediyorum, sevdiğim şiirler arasında önemli bir yere koyuyorum. Kişisel değil.
iki gemi ve tek bir yürek
Çar, 02/05/2007 - 19:31 — Ayşenur DemirelS.a.
Gündeme uygunluğundan mı yeni bir yorum aldığından mıdır nedir bilmiyorum Süreyya adlı şiirinizi ilk sayfaya koymuşlar.Gerçekten güzel Süreyya çok güzel ama ne bileyim.Benim gönlüm de bu şiirden yana.Tekrar ilk sayfada görmek istedim.İki Gemi benim gündemimden hiç çıkmayacak sanırım.
O gemiye de selam olsun...Orda ikiliğe yer yok.Orda herkes, her şey tek bir...
Yüreğinize sağlık.
Selam ve dua ile...
şaire ...şiiri hakkında...
Cum, 04/05/2007 - 12:12 — Selçuk KılıçBen daha evvel hakkında yapılan tartışmaları da okudum, şiirle aynı zamanda hem de.Bu şiirde kurgu, seçilen dil ve anlam bütünlüğüyle, tasarlanan özgün imgelerle daha evvel kullanılan veya klişe olmuş herhangi bir unsura hatta zerreye rastlamadım, ve şiir şairin akıllı keşifleriyle ve onu (şiiri) sevgiyle sahiplenen okurlarıyla şairin olmaktan da çıkarak kendi benliğini bulmuş derim.Bu özgün hikaye iki sevgi unsurunu, harika bir manevrayla birbirinden vazgeçemeyen iki gizemli gemide kişiselleştirmesi onları bu iki fanide dramatik şekilde dillendirmesi müthiş, açıkçası beni atlas deryalarda mahkum olunacak yalnızlığın girdabına çekiyor, çağırıyor ve oralarda tek başına kalmanın dehşetli azabını tattırıyor, vaadedilen vuslatın da ancak bir şekilde olacağını ihtişamlı bir finalle bize fısıldıyor, asla haykırmıyor,bu şiirin akıp duran mülayim formatına uygun şekilde naif bir yöntemle yapılıyor, USTACA, ZEKİCE, hislerini bizim için harmanlayan şaire, meslektaşıma, sevgi ve saygılarımı gönderirim...
anti-konvensiyonel şairler
Paz, 06/05/2007 - 02:41 — Mustafa Burak Sezer"Ben şiir okurum sürekli çünkü bu benim bir numaralı zevkim ama şiirle rabıtası normal olan birisi bu şiiri okurken iki dizeden sonra aklına okul yıllarındaki edebiyat yazılıları geleceği için devamını getirmez ama Ömer Şişman yahut Serkan Işın gibi (daha bir çokları) şairler merak uyandırabiliyor. Eski olanı siz kültürel bir değer olarak değerlendirmişsiniz fakat benim eskiden kastım rutine dönüşen sıradanlıktır. Daha iyi şiirlerde, tartışmak üzere..."
Demiş sayın Yavuz Çelik aylar önce. Derken de merak uyandıran iki şairi örnek vermiş, Serkan Işın ve Ömer Şişman. Enteresan tabi iki kötü şairi merak uyandırıcı bulmak! Sanırım kötü şiir yazdıkları için merak uyandırıcı bulmuş sayın Yavuz Çelik. Doğrusu merak ediyorum (daha bir çokları) derken hangi kötü şairleri örnek verecekti?!
Ömer Şişman avantgard bir şair olarak biliniyor, klasik, Serkan Işın tabiriyle konvansiyonel şeyler denemediği için. Sanırım şiir yazmayan Yavuz Çelik bu açıda birleşiyor! Yani daha değişik bir şeyler söylediği için. Mesela nasıl şeyler söyleyebilir sayın Ömer Şişman? Az malzemeyle şişirilmiş şeyler söyleyebilir. Heves'te, bir dizenin kelimelerini değiştirerek bununla muhteşem, beş sayfalık bir şiir çıkarabilir! Mesala iki sözcükle doksan sekiz dize yazarak muhtaşem bir avantgarde şair olarak, konvensiyonellikten çıkarak yenilikçi, ayayrı bir şair oluverir!
"güzelin adı olmaz namı olur" diye endamlı bir başlık atarak şiirine,
"Benzerlik vardır
Benzerlik vardır
Benzerlik vardır
Benzerlik vardır..."
aynı sözü 49kere devam ettirerek bir dergiyi istila edebilir mesela. Geleneğe cürretli bir rest çekerek müthiş bir yeni-söylevci olur! İmge, sembollerle çağrışım, metefor, alegori, cart curt kurarak uğraşmaya gerek yok yani. Zaten klasik şairler uğraşmamış mı, dimi yani? Yeni şeyler söylemek lazım. Allah kötü şairlerin eline bir dergiyi düşürmesin.
Her halde Yavuz Çelik merak uyandıran şairlere devam etseydi Ahmet Güntan'dan filan devam edecekti! Zira bunlar konvensiyonel olmayan, şiirde dehşet dehlizler açan, yepyeni bir şeyler söyleyen şairler!
Kitaplık Aralık-2006'da Güntan şöyle demiş mesela, azıcık ucundan:
" Bilgi
>çift-farsçada cuft'tan iki anlamında.
>koş-<>* "( çifte giden= tarla süren çiftçi
(ziraat yapan)" Ahmet GÜNTAN
Nasıl? Harika, yep yeni bir şey değil mi? Post-modern didaktik şiir! Bayılmamak elde değil. Ayıltıcı lazım.
Yani Yavuz Çelik'in sözde konvansiyonel şiir diye sıfatlanan şiire karşı başlayan mücadelenin, şiir yazmayan ama keyfi gelince öyle, ayak üstü alelacele bir şeyler karalayan, post-yenilikçi şiir taraftarlarından biri diye anlıyorum ben burada. Belki de yanılıyorum.
Rabbim yeni şeyler söyleyen şairlerden, münekkit olmaya çalışanlardan bol bol versin Büyük Türk Şiirine.
amen :)
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
penaltı, penaltı gibi olmalı
Paz, 06/05/2007 - 23:51 — Edip Ozan Karaoğluismet özel şiir okuma kılavuzu'nun üçüncü bölümüne şu cümlelerle başlıyor: şiir okumanın bir kılavuzu gerektirecek kadar çetin bir iş olduğu iddiasıyla çıkıyoruz yola. şiir okumanın öğrenilebilir bir şey olduğu bahsini bir kenara bırakırsak benim bu cümleden çıkardığım sonuç; şiirin, herhangi bir şey olmadığıdır. şiir herhangi bir şey değildir derken neyi anlatmaya çalışıyorum? herhangi bir insanın elinden çıkabilecek bir metin şiir olamaz. şiir kendi özel yargıları çerçevesinden benzersiz olmak zorundadır. mesela benim rahatça kurabileceğim bir cümleyi söyleyen birini okumam ben. neden okuyayım? bende olmayanı bana veremedikten sonra şiirin ne anlamı kalır?
bir arkadaş ile şairler hakkında konuşuyoruz. laf dönüp dolaşıp hakan arslanbenzer'e geliyor. hakan arslanbenzer'i şairden saymayan arkadaşım bana soruyor: aklında kaç dizesi kaldı? arslanbenzer'in aklımda yer etmiş dizelerini bir bir söylemeye başlıyorum. tamam diyor. bu adam senin için şairdir.
burak sezer'in bahsettiği iki şiiri de görmüştüm. şurada tekrar okuyana kadar ne şiirlerden herhangi birinden bir tek dize kalmıştı aklımda ne de şairleri. bir edebiyat dergisinde çiftçi belgesi görmenin benim için hiçbir orijinal yanı olmadığını söylemeliyim. benzerlik vardır, benzerlik vordır vs vs diye giden çöpü hiç hesaba bile katmıyorum.
şimdi asıl mesele nedir? mesele yeni bir şiir söyleme biçimi bulmak mıdır? mesele şiir yazmak mıdır?
neo-epik şiirin bazı örnekleri midemi bulandırıyor. ama arslanbenzer'i şair olarak seviyorum. çok iyi şiirleri olduğunu düşünüyorum. mesela eren safi'nin bazı şiirleri bende mideye yumruk etkisi yaratıyor. bazılarına ise aynen şu tepkiyi veriyorum: oeh la eren!.
yeni bir söyleyiş biçimi yakalamak için illa şiirin biçimini tamamen bozmak gerekmiyor kanaatindeyim. yani şiir belirli bir yapıyı, belirli bir formu koruduğunda yeni bir söyleyiş biçimi ortaya konamaz diye bir şart olduğunu söylemek aptalca olur. simgecilik ya da imgecilik, gelenekçilik ya da avangartçılık. ne olursa olsun şiirin yapısı dahilinde olduğu zaman bir sorun teşkil edeceğini sanmıyorum. velakin bir çiftçi belgesine, sadece kelimeyle oynayıp bunu da alt alta dizmeye şiir demek şiire hakaret olur. bunun ötesinde güzel ve ustaca kurgulanmış bile olsa her metne şiir demek yakışık almaz.
yani evet şiir de yaşayan bir şey. her yaşayan şey gibi değişime uğramak zorunda. değişime evet ama beni balığın sudan çıkıp insan olacağına inandırmaya çalışmayınız.
bir derdi olmayan da şiir değildir bir yapısı olmayan da. afedersiniz kaba etlerimden uydurdum aha bu yapıdır diyenlere de gülüp geçiyorum doğrusu.
okuyucuya ulaşamayan, okuyucuyu cezbedemeyen, okuyucu kendinden nefret ettiren bir metne şiir denilemez. şair, şiir, okuyucu ilişkisini kuramayan metinler şiir yapısı içinde değerlendirilemez.
yazılan şeylerin adına ne derseniz deyin. deneme deyin, deneysel metin deyin, ottur deyin vs vs ama şiir demeyin rica ediyorum.
yeri mi bilmiyorum ama müellifini hatırlamadığım bir metin geldi şimdi aklıma:
bir hızarcının günlüğü
bugün odun geldi. kestim.
bugün odun geldi. kestim.
bugün odun geldi. kestim.
bugün odun geldi. kestim.
bugün odun geldi. kestim.
bugün odun geldi. kestim.
.........
.......
.....
bugün odun gelmedi.
bu mudur? budur.
yeni avangart şiir denemesi
Pzt, 07/05/2007 - 19:43 — Mustafa Burak SezerBen de acizane fakirane yeni, avangart bir şey denemek istiyorum, buyrun bayram namazına :)
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A -
A A -
A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A A-
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA...
şiirin kritiğini de yapayım, eleştirmenler yapmadan :)
çığlık atıyorum.
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
şairler
Pzt, 07/05/2007 - 20:48 — Mustafa Burak Sezerşairler cüretkâr adamlardır. tehlikeli suları severler. :)
muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
yüzme bilmeyen için her su tehlikeli
Pzt, 07/05/2007 - 21:31 — serkan_isinEh söylenecek tüm "ortalama" şeyler söylenmiş. Arslanbenzer biraz daha fazlasını söylemiş, yani yarıdan çok çok daha fazlasını. Konvansiyon içinde değil tam tersi "konvansiyon oluşturma yeteneğine" karşı şairdir, o yüzden severiz, sayarız, orası başka bir konu ama yine de "avangardizm" gibi birşey konusundaki fikirlerin, ortalama fikirlerin can sıkıcı derecelere ulaşması acayip.
Öncelikle Mustafa Burak Sezer, sanıyorum "reklamın iyisi kötüsü yok yahu" diye düşünerek, böyle Zinhar'ı daha önce "duygu seline" boğan şiirlerini bir kenara atma ve unutma lüksünden burada arınmış gibi. Arslanbenzer'in ifade ettiğine ben de bir katkı yapayım: Dalga geçtiğin şeyin bir zerresini yapabilmen için çok çalışman gerek Ama merak etme, biz senin türün için de görsel şiiri savunuyoruz, çünkü görsel şiirde "yeteneğin" yerini "kaza" ya da "hata" ya da "rastlantı" alıyor, çok doğal olarak. Neyse burayı geçelim.
Diğer konuya gelelim. Alper Gencer'in şiiri üzerinden "oraya" nasıl gelindi bilmiyorum ama yine de Yücel Çelik'in "klişe" tanımının biraz daha geliştirilmesi gerekiyor. Tekrar ve deformasyon bir noktadan sonra kendisini "paradoks" daha sonra da "ironi" olarak gösterir. Ve ironi yapmak (hicvetmek) çok zor birşeydir. Birincisi malzemeye kıyamazsın. Örneğin Konvansiyonel bir şair için (burada konvansiyon hem görenek hem de uzlaşma anlamına gelir ve görsel şiir de şimdilik herhangi birşeyle uzlaşmış değildir). Bunun için birey olmak gerekmektedir. Mesela şu gerekmektedir;
Görsel şair için örneğin çok pahalı bir restoranın -ki bu restoranın adı SUR'dur ve çok pahalı bloklardan oluşmuş bir yerde hizmet vermektedir ve bu tür lüks restoranlarda olmaması gereken bir şekilde kapısında "sabaha kadar açığız" yazmaktadır- önünde meydana gelen Kaza çok önemlidir.
Restoranın önündeki ışıklı mahya türü tabelada "SABAHA KADAR AÇIĞIZ" yazmaktadır. Görsel şair, adı SUR olan pahalı bir restoranın önündeki bu mahya benzeri reklama bakarken, orada yemek yiyen insanları, çiftçileri vs düşünmez. O an, mucizevi bir şekilde gerçekleşen şeye bakar:
"SABAHA KADAR AÇ I I Z"
Sönen iki lamba bunu sağlamıştır. Kaza mı? Hmm. evet. Ama ne oldu çiftçilere? Çiftçilerin ya da kentlilerin, zenginlerin hiç bir önemi kalmamıştır. "AÇIK" içinde "AÇ" mevcuttur ve bu yeterli göstergeyi sağlar.
Öyle dağları devirip, devrim geyikleri yapmaya, Mevlitlerde göğüs paralamaya gerek yok. Orada herşey, sadece bakmak ve kaza'ya (yani rastlantıya ilahi ya da değil) yol açacak şeyi gözlemek kafi.
Türk Şiir okuru o kadar gerçekçidir ki, çoğu kez şairleri üzmemek için onlara "büyünün bozulduğunu" söylemez. Kol kırılır, şair içinde kalır.
Ayılın.
"dont you wanna come with me
dont you wanna feel my bones, on your bones
it's only natural"
Hz.Hubble'ın Rüyaları
"Müzik alır, verirsen. Şiir verir, alırsan..."
Pzt, 07/05/2007 - 22:14 — emre şimşek (doğrulanmadı)Bir şiir de (!) benden olsun...
İÇKİN SAFRA
doku yaslar dumana safra
doru tikele alçı yontan likene
kat'iyen tekil'in katı üstüne
yaslı tirfil tire çeker köküne
katık akışır histerik tin'er
güğüme
düğüm lığlanır alışır güdüme
bitki selleşir zeus-taşı toprağı
bey huuuu de ki :birsiz belit
cevhere
çukur toz boyu örselenir terli
metinsel çöğünür çorak-betik
çömç'elleri cümle imitasyon
spiral töz girer içrek tenime
yazan:
murat üstübal
Görsel Şiir, Sahih Şiir Değildir!
Salı, 08/05/2007 - 02:23 — Mustafa Burak Sezer"Öncelikle Mustafa Burak Sezer, sanıyorum "reklamın iyisi kötüsü yok yahu" diye düşünerek, böyle Zinhar'ı daha önce "duygu seline" boğan şiirlerini bir kenara atma ve unutma lüksünden burada arınmış gibi. Arslanbenzer'in ifade ettiğine ben de bir katkı yapayım: Dalga geçtiğin şeyin bir zerresini yapabilmen için çok çalışman gerek Ama merak etme, biz senin türün için de görsel şiiri savunuyoruz, çünkü görsel şiirde "yeteneğin" yerini "kaza" ya da "hata" ya da "rastlantı" alıyor, çok doğal olarak. Neyse burayı geçelim."
Demiş sayın Serkan Işın. Öncelikle Sayın şairi daha çok şiir muhavereleri içinde görmek istediğimi belirtmeliyim. Serkan Işın'ın bu tür sohbetlere iştirak etmesini seviyorum. "reklamın iyisi kötüsü yok yahu" diye düşünerek, böyle Zinhar'ı daha önce "duygu seline" boğan şiirlerini bir kenara atma ve unutma lüksünden burada arınmış gibi." Gibi bazen teşbih, bazen yakınlık manasında kullanılan bir kelimedir. Zinhar'da şiir gösterdiğim :) zamanlar, Pakistan'a henüz gelmiştim. Yani gurbet, hasretlik yıllarına peşrev çıkarttığımız zamanlar. Ki 2004 olması lazım, taş çatlasın 2005'şe kadar sürsün şiir göstermelerim! Ki orada ve başka yerlede yayınladığım şiirler, basit, sentimental, ucuz şiirlerdir. El alıştırması için karalanmış şeyler deyip geçelim. Ki şiir yazmaya 2000'ler de değil, 1996 sonlarında başladım.
Şu anda yazdığım şiirleri mazideki karalamalarla karşılaştırmazsınız. Köprünün altından çok sular aktı yani. Aynı zamanda söylemeliyim, görsel şiir yazan sevdiğim şairler var, bazılarını izlerken keyifte alıyorum, fakat bana şiirden daha çok resim sanatının bir kolu gibi geliyor görsel şiir. Burada ironi yapma gibi bir kaygım yok, bunu da belirteyim. Yani amacım birilerine çatmak, dalga geçmek de değil. Fakat görsel şiir benim şiir de aradığım bir şey değildir, görsel şiir Büyük Türk Şiirini diriltecek bir şey de değildir. Bunu siz de biliyorsunuz. Ben Türk Şiirini yerinden zıplatacak bir şeylerin arayışı içersindeyim ve bunu bana görsel şiir sunamıyor, bunu ta başında idrak etmenin şuuruyla bulaşmadım bu işe. Ayrıca resim çizme gibi bir melekem de yok. Fakat bu işe gönül ve emek verenlere saygılıyım. Demogoji de yapmıyorum. Hakikaten saygılıyım. Ama görsel şiiri bir hobi olarak görüyorum. Şiir de bir hobidir aslında, ama görsel şiirden farklıdır, şiir göstermez, okutur daha çok. Ayrıca görsel şiirin yanında Ömer Şişman gibi şairleri de savunuyorsanız mesela alt alta 49 defa "Benzerlik yoktur" diyen bir şairden daha kötüsünü yazabileceğimi düşünmüyorsunuz sanırım ?! Ya da avandgart biçimli, post-modern postlu didaktik bir çiftçi tarifinden daha kötüsünü yapabilirim. Bu işlere melekem var mesela, resime olmasa da.
"çünkü görsel şiirde "yeteneğin" yerini "kaza" ya da "hata" ya da "rastlantı" alıyor, çok doğal olarak. Neyse burayı geçelim."
Görsel şiir yazmadığımı, niyetimin de olmadığını belirtmiştim; zira sahih şiirde neler yapabileceğimi şimdiden görebilirsiniz. Şiire bir hatayla, ya da kazara başlamadım. Hakan Arslanbenzer'in daha evvelki bir blogta zikretmesi gibi, "şiiri biliyorsundur zaten." Böyle bir şeydir bu. Şiirde tesadüfe tesadüf yoktur yani. Meleke meselesidir. İyi şairler, vasat şairler, ve kötü şairler vardır. Ayrınca söz açılmışken, "neo-moron diye bir şey var / bunlar aşkı bilmediği için imge kuramaz" burada neo-epik şiiri yermiyorum. Böyle bir şey yok burada. Arslanbenzer böyle bir çağrışım almış olabilir sadece! Neo-epik'in karakteristiklerini, ya da Arslanbenzer'in Türk Şiirinde sunduğu Neo-epik şiir kavramının karakteristiklerini henüz çok detaylıca bilmiyorum, bu açıdan bu akımı ya da bu minvalde şiir yazanları eleştirmem doğru bir davranış olmaz. Neo-moron'dan kastım (tabi ki burada neo-epik lafzının neoluğunun cazibesinin etkisinde kalmışlığım olabilir şuuraltı olarak!) şu anki lirik, gazel, özellikle yine lirik, avangardt olduğunu sanan ucube şiirler, post-modernist işaretlere sahip, acaip söyleyişlere çatıyorum ben. Yani günümüzün şiir diye inleyen sayıklamalarına. Mesela artık lirik ve gazelin devri tamamlanmıştır tüm dünyada. Sadece burada, yani Türkiye'de değil. İngiltere'de şu son yüzyılda şiirde müthiş bir düşüş yaşandığı konuşuluyor sürekli. Oysa üzerine basa basa hâlâ lirik şiir yazılıyor Türkiye'de. Bazen ben de yazıyorum, acemiliğimdendir.
muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Poetry is not a Lottery
Salı, 08/05/2007 - 02:39 — Mustafa Burak Sezerbir şiir de ben yazayım içimden geldi.
Ayılın.
"dont you wanna come with me
dont you wanna feel my bones, on your bones
it's only natural"
bu şiire naziredir, ya da siz deyin pastiş(pastiche)
Poetry is not a Lottery
No! I don't wanna come with you at all
You have to come with me
See, bones are all over the hall
Natural what inside of me
Touch the feelings, sentimental or realistic
I am doing what you say beyond artistic
Somebody says I do massacre with the words
But your visual thing tied with the cords
To poetry
But not poetry
I am the natural
My poetry is not a lottery
bayılın :)
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Yeni olana yaklaşım
Salı, 08/05/2007 - 12:29 — Ali DüzYeni bir şey ortaya koymak kolay değil. Eskiden tamamen kopuk olan da yeni olmuyor zaten, kopuk oluyor. Yeni için eskiyi bir oranda özümlemiş olmak gerekir zaten. Ama tabi eskiyle çok az bir bağlantıyla tamamen yeninin içinden, başlangıç noktası da yenide olan şeyler de üretilebilir, üretilmiştir. Yani birileri bir şeyler yapıyorsa, onu bir zeminin üzerine koyuyordur elbet, senin benim bildiğim bazı genel şeyleri o da biliyordur elbet. Senden ayrılıyorsa sana bağlandığı bir yeri de vardı demek ki, hâlâ da vardır. Bağlanılan, yani ayrımın başladığı noktayı takip etmek gerek sanırım. Herkesin söyleyebileceği ya da kabul edebileceği zeminin dışına ne getirmişler merakıyla... Yeni bir şey yapmak, belli bir oranda sertliği de gerektiriyor. Eskiden yırtılan tarafın olacak, bu belli bir şiddet taşıyacak ki, kayda değer dikkate değer olsun yaptığın. Bazı yenilikçilerin sert davranmalarını anlayabiliriz yani. Hüseyin Cöntürk, yeni biçimler yeni özler getirir diyor. Yani biçim dediğimiz şey, yeni olan bir biçim, yeni bir öz getirir. Bakış, algılayış, duyuş biçimlerimize katkıları vardır kesinlikle. Hakan Arslanbenzer'in yukarıda bahsettiği temas noktasını takip etmek yani: "yok bu benim aklımda kalmıyor diye harcamaya kalkmayacağız. onun bize kendini dinletme biçimine takılacağız." Bize kendini küçük de olsa bir yerde dinletiyorsa, o biçim, yeni bir öze de sahip demektir. Biz bağlantı kuramasak bile kuranların temaslarını izlemek gerekir. Yeni bir öz de es geçilemeyecek, yok sayılamayacak bir şeydir; kolay bulunmuyor yani değil mi? :) Geçenlerde başka bir biçim tarifi okumuştum; bir şiiri okuduktan sonra bunu ben de yazarım deyip de yazamıyorsak, o şiir yeni/farklı bir biçim taşıyor demektir, gibi bir şeydi. O zaman şair sayısı kadar biçim vardır, o kalıp anlamında biçim değil daha çok öz anlamında biçim, diyebilirsiniz bunun üzerine; ama zaten biz de özler biçimlerden bağımsızdır demiyoruz, aksine özle biçimin kaynaştığı/buluştuğu yerden bahsediyoruz, öz biçimden bağımsız olmayınca biçim de özden bağımsız olmuyor yani, taklit edilemediği yerde de yeni ve önemli oluyor. Siz Ömer Şişman'ın aynı cümleyi bilmem kaç kez tekrar ederek kurduğu şiirin değil de, meselâ kitap-lık'ın mart ya da nisan sayısındaki "Yivimser" şiirinin parodisini yapın, işte o zaman belki dikkate değer bir eleştiri yapmış, herkesin gördüğü bir basitliği(!) açığa çıkarmış olursunuz. O tarz bir eleştirme biçimi çok kolay oluyor yani. Ben de Heves dergisinin bir sayısında Erhan Altan'ın Ömer Şişman şiiri ve somut şiir hakkında yazdıklarını okuyunca, ilk önce bunlar daha çok oyun demiştim. E. Altan'ın yazdığı Ö. Şişman şiirindeki tekniklere, başlangıç noktası kendi içinde olan teknikler olduğu o yüzden kendisinden başlayarak değerlendirmek gerektiği düşüncesiyle değil de, bende önceden varolan şiir algısıyla yaklaştığım için, sizin yaptığınıza benzer şekillerde eleştiri getirmiştim. Ama ben yine de, yeni ve önemli olduğunu, mutlaka katkılarının olacağını düşünüyordum bunların. Şiirin sadece, şiiri okurken insanın içine akan sesle birlikte gelen duygu ve düşünceyle oluştuğuna inanıyordum. Şiirden aldığımız duygu ve düşünce ne kadar anlık ve birbirine yakın olursa şiirin işte o kadar şiir ve "şiirde kalmaz" olduğunu düşünüyordum. Ama somut deneysel şiirde bu daha geri planda kalan bir şey. Bazı deformasyonlarla farklı anlam ihtimallerini zihnine taşıyor okurun şair. İlk anladığı şeyi daha çok hisseder gibi oluyor insan. Devamında irtibat zorlaşıyor. Zaten somut deneysel şiirin de çok istismara açık yanları var. Biçimci şiirin; eleştiriye açık, tecrübenin önemini daha çok gösteren, bulmaca olmayan tarafı, bilimlerden istifade imkânı çok fazla sırıtmayan tarafları daha fazla gelişecektir diye düşünüyorum. Heves dergisinde bazen çok basit gibi duran :) metinler yayımlanabiliyor. Oyun diyebileceğimiz, önce yaz sonra boz tekniğinin sırıttığı metinler meselâ. Meselâ geometriden herhangi bir şekil alıp önümüze, diyelim ki bir dik üçgen ya da dik kesişen doğruları alıp, bu doğruların başlangıç noktasına sermaye adını verip, şöyle dizeler kursak; dik büyüyen sermayeler mutlaka bir noktada kesişir, (dik kesişir hatta ya da çarpışır, takdir edersinizki o başlangıç noktasını bulduktan sonra bir sürü deformasyon ve soyutlamayla çok farklı bir kompozisyon üretilebilir, vesaire) desek; yani işte böyle şekillerin çeşitli noktalarını kelimelerle adlandırıp şeklin çizgilerini takip ederek bir kompozisyon kursak, Heves'teki bazı şiirlerin yanında hiç fena yerde durmaz yaptığımız. Yani bu tekniklerin özellikle matematik-geometri tekniklerinin çok basitleştirildiği metinler de yazılabilir, yazılıyordur belki. Yani, yeni biçimci şiir de eleştirmenini oluşturursa, ya da bu şiir üzerine daha detaylı eğilen ve düşüncelerini yazan eleştirmenler olursa, bu faydalı olur diye düşünüyorum. Bazen belki çok şık gibi duran ama, aslında çok basit bir soyutlamadan çıkan metinler üretilebilir. Bilimlerde bunun için imkânlar var. Eleştirmenlerin daha çok dikkat kesilmesi, yönlendirmeler(!) yapması gerektiği bir şiir-imkân olarak duruyor, gelişiyor biçimci şiir.
Mustafa Burak Sezer'in Ahmet Güntan'ın şiiri hakkında söyledikleri daha da garip olmuş gerçekten. Parçalı Ham şiirleri meselâ yeni ve güzeldi bence. A. Güntan'ın kitap-lık'ın mayıs sayısındaki yazısı da bu bağlamlarda okunabilir...
Madde, parça, ham, bağlantı ifadeleri, "bakarak düşünme" mevzuu, tek bir kelimenin üzerinden deformasyonlarla anlamın ham, istismar edilmemiş kökenine ilişkin gerçekliği düşünmek, belli bir zamanda odaklanıp bazı vakalaları aktararak bakışı yaymak, "bakarak düşünme"yi kazanmak, irtibata dair sorular sordurmak, bunun gerçekliğine siyasetin ürettiği istismarlarla ilişkilerine dair faydalı açılar kazanmak.. kimi durumlara ilişkin yeni bir köken kazanmak, bakış kazanmak.. özet ifadeyle yani; "dünyanın yani olgu bağlantılarının, somut varlığın ve gerçek ilişkilerin anlamını açığa çıkarma çabasında şiirleri var her üçünün de."