
Önce müzik vardı, din yoktu. Sonra din geldi, müzik yok oldu. Şimdi hem din var, hem müzik... Yusuf İslam'ın değişim macerası... İfade Milliyet Gazetesi Popüler Kültür ekinde Can Dündar'a ait. Yıllar önce 32. Gün için onunla Londra'daki okulunda buluştuğumda gözlerime inanamamıştım. Plaklarını hâlâ saklayıp dinlediğim star, şimdi uzun entarisi, başında sarığı, ayağında terliği, cebinde telefonu ile Usame Bin Ladin'i andırıyordu. İfade de Can Dündar'a ait. Bu izlenimi 1991'de ediniyor Sayın Can Dündar. İlginç bir tespitti. Biraz da güldüm tabi. Ne bileyim hiç aklıma gelmemişti. Usame bin Laden kim Yusuf İslam kim? 1999 yılında Yusuf İslam'la tanışma fırsatı buldum bende. Konya'ya gelmişti, yoo öyle arkadaşım değildi, düşman da değildim. Müzik tarzını pek sevmem ama Yusuf İslam'ı da Usame bin Laden'e benzetebilecek kadar iyi izlenimci olmadığımı anladım.
Birilerini birilerine benzetme de çok başarılı olmadığımı anladım. Yada burnumun dikine gitmediğimi... Popüler Kültür ya işte birileri birilerine çok güzel benzeyecekti. Ama tespite bakın Usame bin Ladin-Yusuf İslam! Şimdi hadi benzettik diyelim benzemiyor ama, sene 1991 arkadaşlar Usame bin Laden o zamanlar dünya gündemini bu kadar meşgul ediyor muydu? Ya da biz o zamanlar Usame bin Laden'i portföyümüze terörist olarak yada daha güzel bir ifade ile İslamcı Terörist olarak nasıl yerleştirmiştik?
Aslında olay bundan ibaret değil. Başlarda kullanılan cümleler de çok vurucu cinsten. Müzikle din ilişkisi kurulmaya çalışılmış ve müslümanların müziğe karşı olduğu izlenimi uyandırılmış. 27 yaşında bohem bir hayat yaşayan Cat Stevens içinde bulunduğu bunalımdan kurtulmuş ve İslam'ı seçmişti! Kendisine İslam'da müziğe yer var mıdır diye sorulduğunda o şu cevabı vermişti.
"O zamanlar müziğin İslam'daki yerini araştırırken vardığım nokta şuydu: Eğer şarkı sözleriniz günahkâr değilse müzik yapmaya dinen bir engel yoktur. Kur'an bir yasak koymuyordu. Hatta Hz. Peygamber tersine, yolda, işte, düğünde hatta savaşta şarkı söylenmesini teşvik ediyordu. Ama bugün müzik, Hz. Peygamber'in sözünü ettiği türde şarkı söylemenin çok ötesinde bir sektöre, dev bir endüstriye dönüştü. İbadeti engelleyen bir ticaret haline geldi. Bu yüzden sonunda müziğin aleyhinde bir yoruma vardım."
Yine aynı ekte Yusuf İslam'la ilgili yazılmış bir yazı daha var adı Üç Yusuf Bir İslam
Oradaki ifade de şöyle başlıyor;
Yaşam şeklini, dinini ismini değiştirdi, ama geçmişi onu terk etmedi. Geçmişiyle barışıp, İslam'da kendisini bulana değin, üç Yusuf eskitti Bu ifade de Ali Köse'ye ait.
Ali Köse'nin söyledikleri şöyle devam ediyor;
Onu ilk İstanbul'da görmüştüm. 1986'da. Tepebaşı Gazinosu'ndaydı. Neden İslam'ı seçtiğini anlatmaya gelmişti Müslüman-Türk kardeşlerine. O gece sarıklı-cüppeli erkekleri, kravatlı üniversite öğrencileri, çarşaflı kadınları, türbanlı genç kızları ağırladı Tepebaşı Gazinosu. 1960-70'lerin pop dünyasının belki de bir numaralı ismini dinleyeceklerdi. Ben de kravatlılar kadrosundan oradaydım. O gece şarkı söylememiş, Kur'an okumuştu. Çünkü şarkı Cat Stevens'ın, Kur'an ise Yusuf İslam'ın simgesiydi onun ve dinleyenlerinin gözünde. Şarkı, beste ve gitar hanelerinin karşısında kocaman bir 'Zinhar!' vardı. İlâhi bile söylenmeyecekti artık. Herkes memnundu durumdan. Popun bir numarası karşılarındaydı ve kendisini bir numara yapan şeyi lanetliyordu. Müslümanlar 'mutmain'di gazinodan ayrılırken. "Müzik lanet edilesi bir şey midir?" sorusu ise hiç yoklamamıştı zihinleri.
Müslümanlar "mutmain"di ifadesi çok ilginç burada.
Müslümanlar neden mutmain olur ki?
Yada mutmain olmak kavramıyla asıl anlatılmak istenen nedir?
Eh eh onların en iyi şarkıcısı artık bizim o şimdi ilahi söylüyor Kur'an okuyor muydu?
Aslında zihnimiz çok değişik sorularla dolacak bunu biliyorum.
Biz ve onlar kim yada onlara göre biz ve onlar kim?
Neden bir öteki tanımlamasına ihtiyaç duyuluyor.
Müziğin evrensel olduğunu iddia edenler neden ilahiyi bir müzik türü olarak görmek istemiyorlar. Hymn diyeceksiniz ama köken olarak farklı diye düşünüyorum.
Birşeyleri tanımlamak hayatımızda o kadar önemli mi?
Evet Yusuf İslam olayı bizim için sadece bir örnek. Bu birçok şeyde böyle ama. İslam'ı seçti, o halde kaybetti. İsmet Özel arkadaşlar uzağa gitmeyelim!
Hayatta düşünülmesi gereken çok şeyin olduğunu düşünüyorum ve biraz inşirah arkadaşlar...
Yorumlar
tanımlamaya dair..
Per, 22/01/2004 - 22:49 — Nahnu Beyisim Adem'den önce vardı, vardı ki ona önce isimler öğretildi. Tanımlamaya, eşyaya isim vermeye, insanları "klasifike" etmeye, sınıflandırmaya, bir de bu zaviyeden bakabilir miyiz acaba?
--
anlatamadım ya, neyse..
Tanımlayamamaya dair...
Cts, 24/01/2004 - 16:48 — E.Fatih BilgeAnlatmak istediğim aslında buna karşı olmak gibi birşey. Birşeyleri sınıflandırırken onu sınırlandırmıyor muyuz? Yada ontolojik açıdan eşyanın anlamını sınırlandırma söz konusu olmaz mı? Neden birşeyleri bir kalıba sokma ihtiyacı duymuşuz?
--anlatamadım ya, neyse :-)
sınırlamaya dair..
Paz, 25/01/2004 - 22:27 — Nahnu BeySınırlandırma; renkleri skalada griden, siyah ya da beyaza kaydırma.. Zannımca "öz"den birşeyler alıp götürmeden olmuyor.. "Bi şey"in üzerinde hak iddia etme, ona hükmetme adına ona isimler takıyoruz galiba. Meğer ki bu hükmetme sanal, izafi, gerçek veya elle tutulur da olsa..
En iyisi şu ontoloji kelimesine biraz kafa yorup, yazınızı ve yorumunuzu yeniden düşünmek.
--
"galiba yine" anlatamadım ya, neyse..
Kime göre müzik
Pzt, 26/01/2004 - 01:08 — Ercan HüseyinoğluMüzik evrenseldir, ama bizim yazarımız, çizerimiz, eleştirmenimiz evrensel olmadığı için bu sorunlar yaşanıyor. ilkellik zamanla ilgili bir mefhum değildir, ilkellik evrensel düşünememektir.
Keşke
Pzt, 26/01/2004 - 18:11 — E.Fatih BilgeSınırlandırma işte dediğiniz gibi "öz"den birşeyler götürüyor. Keşke hiç bozulmadan kalsaydı herşey. Sınırlandırmadan veya "bi şey" dediğiniz töz üzerinde hak iddia etmeden bir düşünce sistemi oluştursaydık! Ama maalesef.
Herşey o masum keşke üzerinden kurulmuyor mu zaten?