renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şeytan Şimdi Oturum Açtı

I.bölüm; Küçük Savaş

Üstümüze düşmeyen bomba ancak kelimelerimizi acıtır… içimizde gezinen o acı bilinçsiz, alışkanlık hücreleri tarafından hemen yenilenir ve onarılır, birkaç dakika sonra kaybolur… kalbin duvarlarına tutunarak yürüyen acı, yerini; bir imleç-çarpı işareti buluşmasıyla parlak reklamlara bırakır. Durmaksızın değişik ses ve görüntülere maruz kalan beyin; gelişimini tamamlayamayan araz çocuklara döner…

II.bölüm; Büyük Savaş

Ama biz tenhalaşmıyoruz ki dedi genç kız gözlerini yere indirirken…
Biz sadece sohbet ediyoruz.. konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce…

Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla… oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri... kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa...

Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi…

Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir…

Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa… oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs…

Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse... mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?

Ama bakışlar yok dedi kız... gözler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek yerdir dedi... "kaş ve göz yok!"dedi … oysa bakış; bir anlık iletinin yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha… camların önünde sevdiğinin bir bakışını yakalamak isteyen insanın duyduğu iştiyakın belki yüzde kaçını, muhabbet ve ünsiyet kurduğu bir kişinin “oturum açıldı” panosunu görünce de hissedebilir insan dediğin… söz bakıştan daha tehlikelidir bazen... aşık olduğu kişinin gözlerine yanıp yakılan bir insan iş muhabbete gelince dumura uğrar bazen.. yine ve daha fazla sözleri kalbi güneş gibi saran bir insanın gözlerini görmez olur aşık…yani söz o bedenin gözü, saçı, eli, ayağı oluveririr…

Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…

Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla konuşurken… biz nitelikli sohbet ediyoruz... sözüm ona beyin fırtınaları estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler durur… beklesin bey irşad etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır…

Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir… cazipsindir… denksindir.. ama çoğu kez Allah’a yalan söylersin… ben sadece din adına yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… "kardeş" dersin ama bunun şimdilik olduğunu bilirsin…

Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına… içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz.. kendi ismi mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir…

Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini götürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…

Ve son söz kendimedir.
Umarım ayşe genç sen eriyip tükenmezden evvel sahip olduğun tüm plastikler eriyip kaybolur... ve sen bulduğun tek kömür parçasıyla ağaç kabuklarına yazı yazmaya mahkum edilirsin….

eddai

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yumuşatılmış Söylemler...

Uzun bir yorum yazmıştım ama sildim. Çünkü, yazılacak o kadar çok şey var ki mesele hakkında. Belki üç beş sayfalık bir makale konusu...

Bir yaraya işaret ettiniz... İfadeleri fazla sertleştirmeden, i(nci)tici olmadan yazmaya çalıştınız...Varolun.. Eyvallah. Kaleminize ve yüreğinize sağlık..

Baki muhabbetler..

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,/Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Şeytan size bir titreşim gönderdi...


Müthiş bir başlık, müthiş tespitler!
Bu sitede bile azımsanamayacak kadar örneği bulunduğuna dair bazı kaygularım var yazınızdaki dindar bayan-mütedeyyin bey tiplemelerinin...
Çok başarılı bir yazı.

Görebilen gözlerin

Görebilen gözlerin sesini duyduk kelimelerinizde…Allah razı olsun…
Yazılanlarda,söylenenlerde fark edilen/ettirilen hakikatleri “hal”e vurup elimizde ne kaldığına bakmak gerekiyor galiba ki maksat hasıl olsun.
Elinde çok şey kalanlara,kendi içindeki büyük savaşta,kendinin galibi olabilenlere ne mutlu…
“Kim bu dünyada “hakikatlere” kör ise,o ahirette de kördür;hatta,yol bulmadaki şaşkınlığı daha da beterdir.”(İsra 72)
En güzel selamla...

Eûzübillahi mineşşeytanirracîm…

Bundan bi kaç gün önce, bir internet kafedeyim…
Evdeki bağlantımda bi sorun olduğu için ve bayanlar için özel bi bölümü olduğu için tercihimi kendisinden yana kullandığım bi kafe burası…
Burada bulunma amacım gayet masum bir amaca hizmet ediyor ; resmi bi işlem gerçekleştireceğim, içim rahat…
Bayanlar bölümü demek yanlış olur buraya, başörtülüler bölümü desek daha münasip olur kanımca; ki, başörtüsüz olarak yalnızca yanımdaki masada oturan iki bayan var koca salonda..
Neyseler olsun efendim..
Bendeniz tam da açılan web sayfalarının onlarcası arasında karmaşık işlemlerin içinden çıkmaya çalışırken, yanımdaki bayanların sağa sola bakınıp kıkırdamaları dikkatimi çekiyor. Refleks mi meraktan mı bilmiyorum, kafamı kaldırıp bakıyorum ki; istisnasız bütün ekranlar MSN konuşma pencereleriyle dolu..
Kimi bişeyler yazıp kendi kendine gülümsüyor, kimi görüntülü konuşmaya kaptırmış kendini diğer taraftaki karşı cinse inanılmaz bi yapmacıklıkla kırıtıyor…
Gözüme çalınan bu manzaraların çeşitliliği arttıkça, merakım da bir o kadar artıyor. Bu yaptığımın etik olmadığını da hatrıma getirmekle beraber,ne olacak canım diyerekten diğer yanımdaki masada oturan, yaşıt olduğumuzu tahmin ettiğim bir kızın ekranına dikiyorum gözümü… Başında klasik tanışma muhabbeti yapıldığını tahmin ettiğim diyalogun asıl boğazıma düğümlenen can alıcı kısmı şöyle;
- msn’ini versene ordan devam edelim
- Sen evli olduğunu söylememiş miydin?
- Evet. Ama o sorun değil. Karımla çok farklı dünyaların insanlarıyız, ayrılmayı düşünüyorum zaten…
Diğer yanımdaki kıkırdamaların artmasıyla ortama yeniden dönüyorum. Bu çirkin diyaloğun sarsılmışlığını atlatamamışken, kıkırdayan bayanların laf arasında kurduğu bir cümleyle iyice yıkılıyor kalelerim ; “Bunlar da az değil ha! Amma hızlılar…”Başımdaki örtüden dolayı ortamdaki “bunlar” grubuna otomatikman dahil olmak tam anlamıyla alt üst ediyor beni. Gözümün önü kararıyor kısa bir an. Üstüne üstlük; her bir masadaki bayanın ekranın diğer ucunda bir karşı cinsle konuştuğunu da göz önüne aldığımda, ortamdaki şeytan sayısından fevkalade tedirgin oluyorum. Ve hızlı adımlarla kendimi, tüm gerçekliğiyle günün ortasından akıp giden caddeye atıyor ve nefes almaya çalışıyorum..
Boğazımda halâ o düğüm…
Eûzübillahimineşşeytanirracîm…

“Tuğyan olan yerde tufan kaçınılmazdır!”

uzun yorumum için...

selam ile...
Ayşegül ablacım; bu konunun zihnimi fena halde meşgul ettiği bir anda yazınla karşılaşmak, içimi dökme isteğimi depreştirdi bir an. Ve bu tevafuk hasebiyle de yorumu biraz uzattım galiba. Hakkını helal et blogunu bu denli işgal ettiğim için :) Ancak Burak Cem'in de söylediği gibi yazılacak o kadar çok şey var ki..

içeriğindeki konuya rağmen yazının zerafeti ve akıcılığından oldukça etkilendim. teşekkür ediyorum kalbim okunmuşçasına kendime yakın bulduğum güzel yazın için.. hiss-i kabl-el vuku tadında...
Muhabbetle..

“Tuğyan olan yerde tufan kaçınılmazdır!”

İman Elde Kor Ateş

Yazınızı beğenerek okudum. Üslubunuz bahsettiğiniz meselenin hassasiyetine binaen daha yumuşak. Ve son cümleniz vurucu mümkün olsa da hayatımızdan tv-internet çıkıp gitse. Çünkü ister istemez bu çürümüşlüğe ya şahit oluyoruz ya da ortak oluyoruz.

Yalnız kaldığımızda olduğu gibi devreye iman giriyor. Ama öyle ki günahların topluca işlenip "ar" perdesinin yırtıldığı, bir ayıbı ortaya çıktığı zaman yüzü kızaran insanlara özlem duyduğumuz zamanlardayız.

Sonumuz hayr ola.

"Hayat iman ve cihaddır."

Özeleştiri....

Evet Halil Bey, ama internet ve tv hiçbir zaman çıkmayacak hayatımızdan...... Bir elde mouse, bir elde kumanda....

Biz mi onların hayatından çıksak acaba diye düşününce; nefsim "işte burda dur " diyor .... Ben de ona yazının son cümlesinde de olduğu gibi ileniyorum....

Tüm beğenilerini dile getiren arkadaşlarıma teşekkürler.. Özeleştiri yaptıysa birkaç kişi; yazı "amacıma" hizmet etti demektir...

Hürmetlerimle...

"eddai"

Nimet "MESENE"

Kıymetli Ayşe Genç,

Öncelikle yazınızı hayranlıkla okuduğumu belirtmek isterim. Kelamı kaleme plastik bir parçanın tuşları ile aldığınız yazı cidden enfes olmuş... Hatta bir ara abartmıştım MSN yi kapatmıştım sonra böyle olmaz, canım gibi sevdiğim insanlar ile uzaktan online olamıyor onları kalbimde “top one” MSN'siz bir yere koyamıyordum. Zira herkesin kendi çapında benim ise yarı çapımda bir işim vardı.. Zaman yoktu ki görüşelim, "bir holidayim Pazar" o pazarı da evimde kitap okuyarak geçirmek durumundaydım. Nefsime dedim şuan MSN'nende 900 tane çok özel ruh var. Bunlardan 800 tanesi abi geri kalan ise abla, teyze, bacı, kardeş, arkadaş, akraba, yüzünü hiç görmediğim ama beni bir yerlerden yada benim bir yerlerden MSN'neme eklediğim insanlar gözümün önünden birer film şeridi gibi geçmeye başladı.. Sonra en yakınım 3 kız kardeşimi düşündüm. Üçü de kapalı, evli ikişer tane çocuk annesi idi... Evlerinde cam ve plastikten birkaç tane bakır ve biraz da altın ya da gümüş karışımı bir makine nin ve internetin onlara MSN ile sunmuş olduğu nimetten faydalandıklarını hatırladım. Zira çağımızın modern dünyasında bilgi artık yoktu bilgiyi herkes kullanmaktaydı. Onlarında kullanmasında ne mahsur vardı ki ta ki şeytan oturumunu açana kadar…

Birden dilime dolandı.. “Allahümme veffiknâ ilâ mâ tühibbu ve terdâ – Allahım bizi kendi istediğimiz değil, Senin hakkımızda razı olacağın, rıza ve hoşnutluğunu kazandıracak işlere muvaffak eyle.” duası dilime vird oldu “İlâ mâ tühibbu ve terdâ” deyip O’nun rıza ve hoşnutluğunu, kendi nefsimin değil de O’nun muradını talep etme, kendime rağmen yapılmış bir duadır diye de düşünüp şükrümü arttırmıştım Mevlam’a karşı…

Doğu'da yetişmiştim, güneşin doğduğu yerdeki insanların namus, edep, haysiyet, kişilik, karekter, his, heyecan, düğün, ölü, gibi kavramlar üzerinde ne hissetiklerini hatırlamaya çalıştım. Evet hepsi de haysiyetli insanlardı, hepsi de namuslu insanlardı, hepsi de heyacanlarında taşkın değildi, hepsinin kendine göre doğrusu vardı…vs. Eski ve yeni kavramları belirdi yazdığınız yazıda bir ara beynimde. Eski düşünce kendini yenileyememenin kurbanı oldu; yenisi ise, tepkilerle, fantezilerle kendi kendini yiyip bitirdi. Her iki düşüncenin de kendi içinde bazı tutarlı yanları olduğu muhakkaktı; ama hep karşı karşıya ve çekişmeli olduklarından birbirlerini nakzetmenin yanında, toplum hayatında da sürekli buhranlara sebebiyet vermişlerdi. Eski düşünce, toplumun temel dinamiklerinden, örf, adet ve geleneklerine kadar hemen her meselede bütün bütün dışa kapanarak her şeyi kendi içinde aradı, kendi doğrularına dayandı ve bunların dışındakilere hayat hakkı tanımadı.. Hatta bazı durumlarda o, hemen her yeniliğe karşı çıktı.. Zamanın yorumlarını görmezlikten geldi.. Aklın hikmet-i vücudunu kavrayamadı.. Çağı kendi muhtevası ve mana basamağı itibarıyla değerlendiremedi.. derken, bir zamanzede olarak asrına yenik düştü ki; bu da, lakayt, laubali, fütursuz, şehvet torbalı, endişesiz o toy Faust'un Mefisto'ya bir kere daha mağlup olması demekti…

Dörtnala gelen eski düşüncenin yerini almaya yürüyen yeni anlayış ise, geçmişe ait her şeyi düşman, şeytan, iblis ilan ederek dünya görüşünü ve hayat felsefesini kin, nefret, şehvet, üzerine oturttu; sonra da kavga ile körükledi. Öyle ki, bir toronado gibi esip geçtiği her mekanı bütün eski değerleri silip-süpürüp götürdü ve manevi yapısı itibarıyla bütün toplumu adeta kuraklaştırdı. Bu korkunç içtimai heyelandan sonra, Akif'in ifadesi belirdi "Harab eller, yıkılmış hanumanlar, kimsesiz çöller / Emek mahrumu günler, fikr-i ferda bilmez akşamlar" kalıyordu. Eski düşünceyi her parçasıyla, atılmaya müstahak bir partal urba gibi gören bu alabildiğine aceleci, bu fantastik ve bu banal telakki, geçmişten gelen her şeye baş kaldırmayı çağın hikmeti sayarak, atılması düşünülecek bazı üstürelerin yanında koskocaman bir tarihi mirası da yere çaldı.. Tekmeledi.. Ve dahi bütün bir mazinin yüzüne tühhh dedi.. Hatta atalarımıza sövdü.. O muntazamlardan muntazam inanç sistemimizi hafife aldı.. An'ane ve geleneklerimizle alay etti.. Cihan hakimiyeti uğrunda ortaya koyduğumuz bütün hamleleri bağilik saydı.. Ve can alıcı hasımlarımızı güldürme adına tarihi mefahirimizi bir komedi gibi yorumladı ve seslendirdi... Allah'a imanı boş bir teselli ve aldanmışlık, ibadet ü taatı ömrü, zamanı israf, aşkı şevki hezeyan, ruh köküne bağlılığı nostalji sayan bu çarpık felsefe, eskiden tevarüs ettiğimiz her şeyin suratına kelebek gibi ucup arılar gibi soktu ve "eskiyi unut, yeniyi tut" nakaratıyla gönül dünyamızda mana köklerimizin zeminini paramparça etti...

Şimdi eski ve yeni de nerden çıktı canım demeye getirdiğimi sananlar inanın aldandı. Eski öyleydi yenide de benim “nimet” sizin “şeytan” (MSN) saydığınız bir program vardı. Evet her şey sizinde dediğiniz gibi bir “tıktan” ibaretti, bir dokunmayla gözümün önüne haramı bir dokunuşla helali getirebiliyordu.. Bazen anamla görüntülü konuşturuyor bazende babamın gözünün yaşını saklayıp yazısıyla özlemini gideriyordu, bazen bir yar aradı bazen bir yoldaş.. Yazınızı okuduğumda bir ara beynimin üstüne oturmuştum MSN'yi acil kapatıp 3 saat boyunca sevdiğim insanları görmezden gelip kendi garıma çekilmiştim. Sonra iç muhasebemden çıkanları paylaştım sizinle zira MSN programı şeytan değildi şeytan olan bir masa, bir monitör, biraz kablo ve biraz da boş zamanın içerisinde mutlu olmak isteyen adi nefsimdi. Evet şimdi şeytan mı oturum açtı? Yoksa nimet mi kaçtı? Acaba MSN nefsin elinde duran bir araçmıydı yoksa cidden şehvet torbaları insanlara şeytanlık mı yaptırıyordu.. ben cekimserim iki düşünce belirdi birisi eskiydi birisi yeniydi. Ben ne senin dediğini inkar ederim nede MSN'ye şeytan derim işte nefsim şeytan MSN'nem sadece MİKROPSOFT’un yaptığı bir nimeti…

Halen şeytan diye inananlar lütfen şeytanına sahip olsun… Sağlıcakla kalınız efendim, ALLAH razı olsun sizden!

'mesene' meselemizdir

öncelikle yorumunuz için teşekkürler yusa ırmak...

aslında bu konuyu ele alırken sizinde belirttiğiniz gibi yeniye düşman olmak değildir amacım.. amaç insanı günaha götüren her yeniliğin kendini, yine bizim nefsimizle anlaşarak "masum" göstermesini anlatabilmek belki....

elbette msn şeytan demek istemedim bunu hemen belirteyim... msn de aynı cep telefonu gibi mühim bir iletişim aracı... ama ilk zamanlarda cep telefonunun suyunu çıkaran insanlar şimdide msn'nin suyunu çıkarıyor sanki... elbette ana baba kardeş vs. için hasreti çok hafifileten bir araç... benim de gurbetimi yakınlaştırıyor bu meret.... ama diğer yandan msn'de akrabasından çok, başka başka insanlarla konuşan insanlar da çoğunlukta... gizem var ya biraz, herkes bu gizemi çözme peşinde...

kaldı ki dinimiz harama yaklaşmaktan menederken akraba bağlarını güçlü kılmayı da emreder.... toplum içinde nasıl ki aklımıza esen karşı cinsten insanlarla hemen diyaloğa giremiyor ve araya edeb perdesi çekiliyorsa bu msn denen olayda da insan bu kadar rahat diyaloglara girmemeli... herkes birbirini öyle izinsiz eklememeli mesela...(cep telefonuna önüne geleni kaydetmedği gibi)

canım herkes her eklediğiyle hemen aşk mı yaşayacak denebilir elbet... ama dinimiz yine bizi toplum içinde edeplendirirken sadece aşık olabilme ihtimaliniz olanlarla bir arada olmayın demiyor.... bir kadın ve bir erkeğin olduğu yerde üçüncü şeytandır diyor.... (en azından diyaloglara dikkat etmeli bu bağlam da diyebiliriz ama sınır koyan daha çekici olur bunu da biliriz)

yusa bey msn programınızı kaldırmayınız elbet, toplum içinde prensipli bir müslüman olarak yaşamaya da devam ediniz ve harama normal hayatta yaklaşmadığınız gibi msn de de yaklaşmayınız...
(bu hitap sizden çok kendimedir yine)....

arkadaşlardan biri; bunlar ne ki ne rezillikler var daha dedi.... diğer rezillikleri yine en iyi "diğerleri" bilir efendim....

hürmetle...

"eddai"

Gerçek Ne Sanal Ne?

bu konu herkes gibi benim de zihnimi meşgul ediyor epeydir, ve herkes gibi ( ya da sadece kendim gibi ) benim de biraz içinde olduğum bir durum. yeniden düşünmeyi ve daha iyi anlamayı sağlayan bu yazınız için teşekkür ederim kendi adıma. genel bir söylemle; "her şeyi iyi gibi kötüye de kullanmak mümkün" denebilse de, şahsen sanal ilişkileri ve bilhassa msn nevi chat'ırtıları eninden sonunda kötüye diye yorumlayanlardanım..

ama şu nokta çok önemli bence: kişi gerçek yaşantısından ne ise, ne yapıyorsa, nasıl yaşıyorsa.. internet alemindeki varlığını da bu prensiplere dayandırdıktan sonra iyi tarafa daha yakın olur.. doğrusu bana sanal ve gerçek diye bir ayrım da anlamsız geliyor.. çünkü her şey gerçek, herkes gerçek, sevabıyla günahıyla cennet ve cehennem kadar gerçek her şey..

************
her şey bir tutam mavi uğrunaydı, biraz gökyüzünden, biraz denizden , biraz da kalbimizden bir tutam mavi içindi her şey...

Pardon...

Biz henüz liseyi yeni bitirdiğimizde, bu internet furyası yeni başlamıştı. Üniversiteye gidemeyip te farklı uğraşılar ararken bize bilgisayar kursları el uzatmıştı. Biz de şu internet ne ola, şu çet dedikleri ne menem bişey ki diye daldık monitör başlarına. O zamanlar msn bu kadar yaygın değil. Farklı serverlerin farklı çet programları var. Bizimkilerin hiti: Tevhid.net...

Belki gençlik, belki de ilk heves, tıpkı örneklerdeki gibi saatlerce tanımadığımız insanlarla konuşmayı denedik. Belki hayatımızda asla göremeyeceğimiz, görsek tanımayacağımız, tanısak bile hayatta konuşmayacağımız tipte olan insanlarla arkadaş! olduk.

Kimilerimiz konuyu abarttı, internet kafeleri mesken eyledi; kimilerimiz hemen sıkıldı bu sanal muhabbetlerden. Ama olan en çok arkadaşlarıma oldu. Bize oldu...

O güne kadar okul koridorlarında bile göremedikleri erkeklerle birebir muhabbetler başladı. Ve işin en kötü tarafı da muhabbetin başlangıcıydı: Abi-kardeş meselesi.

Karşıdaki size bacım diyor, siz ona abi diyosunuz. Siz başörtünüzden dem vuruyorsunuz, karşınızdaki eylemlerden bahsediyor. Sloganlar yazıyor. Mest oluyorsunuz. İçiniz coşuyor ve ister istemez karşınızdakine karşı bir merak, hatta bir sevgi evet evet bir sevgi beliriveriyor. Ve o 17 yaş seramonisiyle birden aşık oluveriyorsunuz...

Belki açıktan, belki de gizliden gizliye evlilik hayalleri kurduğunuz bile oluyor. Kendiniz bile şaşıyorsunuz. Ve işte bunların hepsi, yalnızca bir 'ağabey' demenizden filizleniyor. Ona güveniyorsunuz, ona bütün hayatınızı anlatıyorsunuz, hatta araya telefon numaraları bile karışmış oluyor. Sonra mesajlar, konuşmalar birbirini izliyor. Derken karşınızdaki birden yok oluyor, yada tam tersi sizinle görüşmek istiyor, "benim niyetim ciddi" diye başlıyor söze görüşme talebinde bulunurken. Delilik var ya serde hiç düşünmeden kabul ediyorsunuz. Yaşadığınız şey koca bir hayal kırıklığından başka birşey değil oluyor tabii. Ve siz onlardan ilki yada sonuncusu olmuyorsunuz. Onlar her zaman için başka bacı'lar buluyor kendilerine. Unutup gidiyorlar. Siz, o sözleri, o muhabbeti, o sloganları asla ama asla unutamıyorsunuz...

...
Aradan yıllar geçiyor. Artık herkesin evinde bir bilgisayar, her evde bir adsl. Zaman değişiyor, iktidar değişiyor, dünya değişiyor, kişiler değişiyor ama ne yazıkki olay hep aynı:

" Pardon, size abi diyebilir miyim?..."

tamamlayıcı....

....kadın ve erkeğin internette veya normal hayatta daha iyi anlaştığını daha iyi muhabbet ettiklerini düşünüyorum... bunun sebebi de birbirlerinin tamamlayıcısı olmalarındandır herhalde... o yüzden biri diğerinin başörtü sorununu daha iyi anlıyor, diğeri de slogan atıp eylem yapan biriyle muhabbet etmekten hoşlanıyor... kadın kadınla konuşurken ciddi meseleler yerini hemen sıradan mevzulara bırakabiliyor.... erkek erkekle konuşurken ise muhabbet, güç gösterilerinde tıkanabiliyor....

kadın ve erkekten biri diğerinin daima eksik tarafını tamamlar... birbirlerine meyl ederler hep...bu böyle olmasaydı dinimiz bu ilişkiyi kurallarla düzenleme ihtiyacı duymazdı......

"eddai"

Süper Süper

Süper Ayşe Hanım çok cana değen bir konuyu bulut gibi bir dille işleyip önümüze bırakmış. Sizin de kendi yaşanmışlıklarınızı en az bir o kadar güzel yazmışsınız. Tüm bunlardan benim önüme dökülen sonuç ise çoğu insan bu işten çelme yemiş. Bu yazılar ve yorumlar; heh tam bende bu konuda uyarmak isterdim insanları türünden olmuş. ( Yalnız benim kafam karıştı, yazdığımız yorumla biz de bu katagoriye girdik mi, girmedik mi? Bu işin başı veya sonu var mı ? )

Selam ve dua ile ....

Bahaneler bitmez, kalp tükenmedikçe..

Çalışması gereken yerde çalıştırmadığımız şu beynimizi, bazen ne de güzel çalıştırabiliyoruz; özellikle bahane bulma konusunda.. Msn ortamını iyiye kullanmak diye bir bahane olamaz. İnsan kendini kandırır ama bilmez ki aslında kendini kandıran, sözlerine kulak verdiği şeytandır.

Ve herşey insanın iradesindedir. Ve O(c.c.)'nun tarafından sevilmemek korkusu her hücreyi sarmalı, hatta olanca kuvvetiyle sıkmalıdır.

Yalnızlar Rıhtımından Parmak Uçlarıma

"bir ben miyim parişan gecenin karanlığında
yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında!
bütün gece ağladım dalgalar kucağında
yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında..."
...

Derim ki Zara'dan dinlemeli bu şarkıyı; peki nereden çıktı birden-sadece yalnız kalmak, sadece rıhtımın bir yalnızı olmak, sadece ben olmak dururken-bu yalnız, bu köhne, bu ağlanacak yer-. Gerçeğin sığlaştırıldığı, saptırıldığı, parmakların o en zarif dokunan bölgesinde eritildiği bir zamanda neden bir yalnız rıhtımda? neden ağlamaklı? neden birisi/herhangi birisi/herkesi/şusu/busu/... dururken yalnız kalmaya alışsın gözlerim ? En güzel yalanlar artık en güzel gözlere serpiştirildi. En güzel eller artık en beyaz tuşlarda nota çalışmalarına girişti.

Sadece ikili ilişkiler için konuyu ele almak da gayet eksik olur kanaatindeyim. Kendimin ve de öyle olduğunu düşündüğüm insanların internet başında/beyaz aşklarımız, pembe yalanlarımız/harcadığı zamana yanmak için bile zaman bulamıyorum bazen. Öylesine üç beş dakika geçirmeyi tercih ederken ekran başına; neden kilitlerimizi açamıyoruz? Neden aramızda var olan o yansımalı, simetrik olmayan ilişkilerden bir türlü kendimize/ruh'tumumuza dönemiyoruz; anlasam da neden unutuyorum..

Hasıl olan kelimeleri yine yazdığım ekranıma borçluyum belki de yazınız için teşekkürler.

ey insan!

ey insan!

ey müslüman!

titre ve hayata dön! hayata, kendine, mahallene, ailene... buralarda tebliğ yapılmaz, vatan millet kurtarılmaz.

ve Allah'ım bizi kendimize getir, bize kendimizle yüzleşmeyi nasip et... bize güç ver!

Allah'ım bırakma ellerimizi.

Ben yorum yapmıyacağım.. Bu TEBRİKTİR!!

Ben yorum yapmıyacağım bu yazı hakkında. Yeterince yorum var ve yerinde ...
Ben cemaat.com dakilerle bir sevincimi paylaşacağım..

Evvela Ayşegül ablamı tebrik ediyorum ( Ayşegül diye hitap etmiştim benden büyükmüş tanışınca öğrendim:) )

Neden tebrik ediyorum? -güzel bir soru-

Çünki Ayşegül GENÇ yazıları artık sadece cemaat.com da değil. Burada bu yazıyı gören bazı arkadaşlar alıp sitelerde forumlara yollamışlar ve yollanan diğer sitelerden başka sitelere ve bunu görünce çok sevindim. Ve bir de Ayşegül Abla'mın bu yazısını genç beyin dergisi de telif etmek istemiş duyurulur!

Allah yolunu açık etsin. Rabbim yüreğine ve kalemine güç kuvvet versin. Darısı benim başıma. (amin)

Sizin hurafeniz size! Bizim hurafemiz bize! İbrahim PAŞALI

www.filistinemektup.com

düzeltme

küçük ama benim için büyük bir düzeltme...

bu yazı genç beyin değil genç dergisi tarafından yayınlanmıştır...

selamlar...

http://www.gencdergisi.com

***DiKKAT***

Çünkü Şeytan devingen bir şerliktir.

cüz i irade

sorumlu tutulmak için bir şeylerden o şeylerin akışını değiştirebilecek bir başka şeye ihtiyacı vardır insanın.iradedir bu.insanın insan olma durumu .ahlak din erdem vs gibi değerlerin zıtlarıyla beraber bulundukları yerleri tayin edebilme yetisi.peki nasıl kullanmalıyız bunu?nerde ve ne için kullanmayılız vs vs.
irade bir şeyi toptan reddedecek kadar karşı konulmaz bir güç müdür elimizde ,kategorize etme yetisinden mahrum mudur,sınırı bilme bilincinden uzak mıdır,içinde yaşadığımız çağa ayak uyduramayacak ve bunu algılayamayacak bir şey midir.öyle ise bu çağda yaşayan birey olarak sorumlu tutulacak olduğumuz bir şey değildir hiç.değilse bize ne gerekir.sanırım aydın bir bilinç.entelektüel bir kimlik,zihin eforu ve sürekli dinç bir beyin...peki bunlarla bize gerekenlerle ne yapabiliriz..ve yine sanırım şunları yapabiliriz ve dahi yapmalıyız hülasa şöyle bakmalıyız..evet internet,msn,tv vs bunları hayatımızdan tamamen elimine etmek yerine ki bu tutum iradeyi kontrol edemeyip tamamen devre dışı bırakmak manasına gelir ,aksine içinde bulunduğumuz çağın bu getirilerini doğru ve net bir akılla kavrayıp nerde ve nasıl kullanacağımıza karar vermeliyiz.
kategorize edebilmeli,bir noktada durabilmeliyiz.irade denilen kuvvet te bir nevi freni değil midir insanın?evet sorumsuzca kullanıldığında teknoloji zaman kaybıdır israftı ve bu haramdır fakat zamanı israf etmenin tek yolu bu mudur.haksız bir direniş midir teknılojiye,ya da yenilikleri kabul edemiyecek bir ilkellik mi yatar bunun temelinde..

en anlamadığım kısım bunun kişileri harama götüren bir yol olduğu hususudur.kişi kendini harama götürebilecek riske sahip her durumu iyi olma iyi sonuçlar alabilme ihtimali de olmasına rağmen hayatından çıkarmalı mıdır.nedir bu?gündelik hayatın her noktasında karşımıza çıkan iki yol yok mudur ve bunlardan biri hatalı iken diğeri doğru değil midir.bizim aslolan görevimiz bu yollara arkamızı dönmek mi yoksa elimize verilen kuvvetle cüzi irade ile doğru olanı seçip orda yürüyebilmek midir.eğer iradeyi fiiliyata geçirmekten bu denli ürküyorsa birey sosyal hayatın içinde zaten hiç yer almaması daha iyi bir seçenek olmaz mı?
ikinci takıldığım husus şu seslerin,bakışların iletilemiyor olması bu sebeple sanki haramın engellediği ama bunun sadece bahane olduğu mantığıdır.sesler iletilse bakışlar görülse ne olur???konuşma ve görme yetisi bize sadece hemcinslerimizi görmek ve onlarla iletişim kurmak üzere mi verilmiştir..falandır filandır..
diyeceğim o ki:haram ve helal çizgisini insanın algılamasını sağlayan da iradedir onu nerde ve nereye kadar kullanacağının tespitini yapmasını sağlayan da iradedir.o halde kontrolsüz bir güçmüş muamelesi yapmadan iradeye şunun bilincine varalım:ne tv ne internet ne msn değildir bizi günaha sokan ya da sevaba.niyet ve irade üzerindeki hakimiyettir.sosyal bireyler olduğumuz unutmayalım lütfen ve iletişimden,yeniliklerden bu denli korkmayalım..telepatiyle haberleşme icat edilene kadar en azından...

saygılar efendim saygılar...

şeytan size bi titreşim gönderdi*

Sevgili esra hanım öncelikle kıymetli yorumunuza teşekkür ederim… çoğu cümleniniz kendi içinde gerçekten çok haklı ve doğru…

Ancak “toptan” ve “tamamen” kelimelerini birkaç kez kullanmanız bu yazıya tam olarak vakıf olamadığınızı ya da çok “devrim nitelikli bir yazı” olarak algıladığınızı gösteriyor… nitekim yapılan yorumlara verdiğim cevaplarda msn yi doğruya kullanma gerekliliğini zaten belirttiğimi düşünüyorum… dolayısıyla benim toptan bilgisayardan uzaklaşalım tarzında bir yaklaşımım olamaz… ben aynen sizin belirttiğiniz gibi bunu hayra çevirelim diyorum… ve şeytanın sunduğu bahanelere ve nefsimizin bazı durumları hoş ve zararsızmış gibi göstermesine aldanmayalım diyorum… ee sizde böyle diyorsunuz zaten…

Hımmm başka bi şey yazmıyım o zaman:)

hürmetler

* şaban abak beyin bu başlığına çok gülmüştüm buraya aldım tekrar...

"eddai"

cevap:

devrim nitelikli yazılar sanırım bir olayı bir kaç perspektiften ele almayı ve derinlemesine özgün fikirler ileri sunmayı gerektirir.dolayısıyla hakkımda yanılıyorsunuz sizin yazınız gayet anlaşılır.merak etmeyin vakıf olunamayacak bir şey yok.devrim nitelikli yazı tanımı kafamda yukarıda belirttiğim gibi sizinkinden daha farklı olduğundan yine size katılmıyorum..
yine de belirtmek isterim ki msn tv internet vs vs gibi hayatımızda yeri bulunan ve belli ki nasıl kullanacağımızı henüz öğrenemediğimiz yenilikleri sadece kadın-erkek ilişkisi üzerine ele almamak gerektiğidir.
bir konu/olay/hal/durum söz konusu olduğunda ilk ve tek ana başlığın bu olmasını tuhaf buluyorum.dindar ve entelektüel insanın bir meselesi de budur ama yalnız buna odaklı bakış açısında entelektüel bir yön göremiyorum...

bu olayın gereğinden fazla kullanımına; zaman kaybı,enerji israfı,diğer önemli değerlerin ikinci üçüncü plana itilmesi,sağlık sorunlarına zemin hazırlaması vb gibi çeşitli başlıklardan da bakmanızı temenni eder ayrıntılı fikirlerinizi merakla beklerim

saygılar...

sevgili esra kardeşim bu

sevgili esra kardeşim

bu yazı şu hadisi şeriflerin keskinliğini; ruhunda yumuşatamamış bir bayan tarafından yazılmıştır;

İbni Abbas radıyallahu anhümadan; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Bir erkek, bir kadın ile yanlarında mahremleri olan bir kimse bulunmadan yalnız kalmasın.”

Amir bin Rabia radıyallahu anhtan; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Bir kadınla erkek yalnız kaldığında üçüncüleri şeytan olur."

bir yazıyı bahsettiğiniz üzere tüm yönleriyle ele almak;ya onu yüzeysel geçerek yada o konuda sayfalarca makale yazarak mümkün olabilir.. dolayısıyla her iki anlatım içinde buranın doğru bir yer olmayacağı kanısındayım... her şeyin hızla insanların önüne sunulduğu şu zamanda çok uzun yazılar ya es geçilmekte ya da yüzeysel anlatımlar dikkate şayan bulunmamaktadır. dolayısıyla yazar konuyu entellektüellik kaygısı taşımadan sadece samimi duygularla kaleme alıp ayrıntılara gizlenmiş işte o yol ayrımlarını okuyucuya ustalıkla sunmayı kendine dert edinmiş olabilir...

gençlerin çoğunluğunun internette sadece entellektüel makaleler okuduklarını mı sanıyoruz? komik bir soru değil mi? elbette hayır! malesef ki hayır! hatta en çok tıklanan sitelerin nemenem siteler olduğu anketlerde sürekli veriliyor... "yapma" demek ve "yaklaşma" demek arasındaki farkı mütedeyyin insanlar iyi bilir...

yani efendim ben bu yazıyı sadece entelektüel dindarlar için değil belki sadece dindarlar için yazdım... şu vereceğim linkten lütfen bu yazıya yapılmış yorumlara bakınız...

Google - Şeytan Şimdi Oturum Açtı

belki ben yazılarımı biraz daha takva ve üst düzeyde rabbimize yakınlaşma kaygısı ile yazıyorum. dolayısı ile "bozulmuş bir namazın sehiv secdesi olurmu" ve "olgunluk demlemesi" yazılarıda tıpkı bu yazı gibi içinde takvaya yaklaşma nüansları taşımaktadır...

bahsettiğiniz internetle ilgili diğer konuları da ele alan başka biri bulunur mutlaka... ne bileyim efendim.. mesela siz?

"eddai"

....

bu konuyu uzatmak niyetinde değilim..ancak sanırım takva ve üst düzeyde rabbe ulaşma amacının da içinde bilimsellik ve farklı perspektifler bulunmalıdır.
umarım bu ve diğer yazılarınızı bundan böyle sadece dindar insanlara değil;islamiyeti akli ve kalbi olarak ikna olmuş olarak kabul eden dindar ve bilgili insanları baz alarak yazarsınız.
böylece bir konuyu ele alan yazar bu konu ile ilgili tüm soruları cevaplandırabilecek bilgi donanımına sahip olduğu konusunda da biz okurları ikna eder..

kolay gelsin..

help me

g.esra günaltay;

sanırım her yazar kendisine göre bir üslup ve bakış açısı belirlemelidir. çünkü herkes aynı tarzda yazılar yazsaydı bu renk ve tatlılık olmazdı. kimi sert söylemler sarfeder, kimi farklı bakışaçıları ile akla hitab eder.... ben bunları "siz" anlayın aman beni sevin diye de yazmıyorum. dolayısıyla konuyu uzatıp uzatmamanız çok ta mühim değil benim için...

bir yazı samimiyetle yazılmamışsa sadece dilde kalır kalbe uğramaz. ben her yazıyı kendimden yola çıkarak yazarım ve bu yüzden sonsuzluğu kendi sonsuzluğumda ararım.. tekrar ediyorum ben makale yazmıyorum, ben araştırma yapmıyorum.... ben kalkıp dini konuları enine boyuna buraya taşıyacak bigiye de sahip değilim, ben eli kalem tutan sıradan bir müslümanım...

ikna oldunuz mu? tabiki hayır:)))

ıgghhh bir gün polemik denizinde yüzeceğim aklıma gelmezdi. sizi şimdi anlıyorum emre, ismailk, agu ve şule kardeşler... imdat:))

esra hanım şaka yapıyorum.(şaka yaptığımı bile açıklıyorum ne oluyor bana yahu)

"eddai"

Ne Polemiği Allasen?

Siteye bir girdim, girer girmez sağ taraftan gelen bir haykırış: Help me!.. Üstelik bu ses bir kadına ait. İşin kötüsü, yardım talep etmesine sebep hususun öbür tarafında da yine bir kadın var. Hanımlar n'oluyorsunuz Allasen, ne polemiğidir bu, anlayamadım. Bir durun bakalım yahu. Dırdırdır, bayram bayram.

İkinizin de yazdıklarını okudum. Lâkin ortada tartışacak bir şey de göremiyorum. Kimi yaklaşım farklılıkları var yalnızca. Ve bunlar tartışılarak düzeltilecek, tek bir doğrusu olan konular değil. Gördüğüm kadarıyla bilgi felsefesini, epistemolojiyi ya da fenomenolojiyi tartışıyor değilsiniz. Dolayısıyla kesin bir bilgiye dair konuşmuyorken nasıl olur da dayatmalarda bulunursunuz birbirinize? Buna hiç gerek yok. İkinizin söyledikleri ve yaklaşımı aynı olsaydı bu hiç de güzel olmazdı zaten. Bunu kabul edin lütfen. İkinizden biri fazlalık olurdu öyle olsaydı. Biri öbürünün söylediklerini yinelemekle yetinirdi yalnızca. Ama böyleyken farklı bakış açıları sunabiliyorsunuz. Ve bu güzel bir durum.

AGU

lütfen bana yardım etmeyin:)

şimdi ben polemik değil aslında fikir paylaşımı vesaire der her ikisinin de tanımlarını yapar uzun uzun diğer yazıları da ele alırdım lakin sonuç yani benim beklediğim sonuç elde edilebilir gibi gözükmüyor şimdilik:)
hayat..mutlak mutluluk ...falan filan..

"help me" şakaydı yahu

ne diyebilirim ki....

sevgili diyerek samimiyetimi göstermeye, espri yaparak yazdığım yorumları yumuşatmaya çalışıyorum...

ama esra hanımın maşallahı var. felan filan, vs vs diyerek aslında sizinle uğraşmak istemiyorum diyor ya ben gülüyorum sadece...

a.g.u 'nin belirttiği üzere ortada farklı iki bakış açısından başka bişey de yok aslında. ben de bunu demeye çalıştım da aslında:)

esra hanımcım sevgiler... falan filan işte...:))

"eddai"

Serap ve bilimsellik

"umarım bu ve diğer yazılarınızı bundan böyle sadece dindar insanlara değil;islamiyeti akli ve kalbi olarak ikna olmuş olarak kabul eden dindar ve bilgili insanları baz alarak yazarsınız."

İçimden bir ses (ya kalbim ya da midem olabilir) burada bir kaç kelam et diyor ama aklım "iyi de ben bunu anlamadım" diyor.

"islamiyeti akli ve kalbi olarak ikna olmuş olarak kabul eden dindar ve bilgili insanlar" derken ne kastediyorsunuz acaba?

Bilimsellik iyidir hoştur lakin takvaya erme hususunda ne kadar işe yarar tartışılır. Mağaradaki iki kişiden biri olan'a yanındaki yol arkadaşının göğe çıktığı söylenince sanmıyorum ki bilimselliğe ve farklı perspektiflere sığınmış olsun.

Akıl bir noktaya kadar insana arkadaş olur. Sonrası için bedeni taşıyan kalb değil midir? Mucizelere nasıl inanır peki insan! Bilim midir -özür- bilimsellik midir kıstasımız!

Yani genelde kalbe hitab edilir. Hazret-i Ali (ra) der ki; İslam mantık dini olsaydı mestlerin üstüne değil altına mesh yapmamız gerekirdi.

Bu söz, "İslam akıl dinidir" ile çakışır mı, hayır tabi ki! Temel inanç ve davranış açısından en akla uygun dindir İslam. Lakin burada denilmek istenen Allahüâlem her şeyde akıl aramamaklığının altını çizmek olsa gerek. Hazret-i Ebubekr'in en büyük idrak idraksizliğin idrakidir, demesi gibi.

Bu girişten sonra; yazar bu yazısında şeytanın sağdan yaklaşmasını evvelAllah müteakibinde de kendi kaleminin yettiği ölçüde anlatmaya çalışmış. Başarmış mı peki? Gelen tepkilere bakılırsa başarmış Allahın izniyle.

Yazarın da dediği gibi herkes kendi açısından ele alır konuyu. Kendi anlatabildiği şekilde sunar. Rahmetli onkolog Haluk Nurbaki'den edebî yanı ağır basan bir yazı bekleyemezdik mesela. Ama yazmış olduğu bir 'Serap' yazısı büyük emek vererek kaleme almış olduğu bilimsel ve farklı perspektif sunan yazılarından daha fazla okunmuştur.

'Serap'ı o şekilde yazdı diye kızalım mı şimdi rahmetliye! Hayır! Ne iyi etmiş de yazmış. O kadar insana faydası oluyor çünkü.

Yeniden mezkûr yazıya dönersek, yazar da burada hayatımıza giren bir 'şey', -sizin de buyurduğunuz gibi- irade dışı kullanılırsa nelere sebep olur, hikâye tadında açıklamaya/anlatmaya çalışmış.

Elbette asıl sorumlu tv, bilgisayar, dvd, vcd... vs değildir. İnsanın iradesini kullanamayıp kendi nefsine uymasıdır. Fakat bazen insan içine girince yaptığı fiilin iyi mi kötü mü olduğunu ayırt edemeyecek zaafiyete düşebilir. Mesela ayetlerde geçer ki mealen "Allah onlara yaptıkları günahı süslü gösterdi"

İş bu noktada hatırlatmalara ihtiyaç duyar insan. Yine ayet meali "Sen müminleri uyar. Umulur ki bu hatırlatma fayda verir"

Bu yazı da bu minvalde değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Yoksa msn'yi ya da teknolojiyi günah keçisi yapmak gibi bir anlam çıkarmadım ben.

Allaha çok şükr msn ile pek çok hayırlı insanla tanıştım, konuştum, tanışıp konuşmaya da devam edeceğim. Ama bu yazı da aklımın ve kalbimin bir köşesinde pusuda bekleyecek. Ola ki bir gün şeytan bana titreşim gönderirse euzu besmele çekip kendimi toplamam için...

Vakıa budur hüsnü zannımca. Bir de rica etsem imlâ ve noktalama kurallarına dikkat edilse... Virgül, nokta gibi işaretlerden sonra bir boşluk iyi olmaz mı!

Sonra başka bir cemaat yazısında okumuştum. Sevilen bir şair cümle içinde direkt yazacakken 'direk' yazmış. Bakın, Word denen yapay zekâ var. Bâri yazıları oraya kopyalayıp bir düzeltme yapın sonra da önizlemede bir kaç defa okuyun. Yormayın bizi lütfen!

Allaha emanet kalasınız
Muhabbetle,

doğru söze ne denir

selamdan sonra,

internet hayatımıza o kadar hızlı girdi ki nedir nasıl zaptedilir kısımna fazlaca kafa yormadan sahipleniverdik işte.
ve sınırsız bilgi hakkını kullanmak adına bazan olmadık yerlede bulduk kendimizi. ve zarar verdik kendimize. internet başına oturup da faydalı şeylerle meşguliyeti olan kaçımızdır acaba?
burda demek istediğim şu: internet sınırsız bir güç olarak hayatımızda yer alacaksa olmaz olsun.

ve evlere internetin sokulmaması gerek diye düşünüyorum. zaptetmek ne kadr fayda verir ki?
en kallavi güvenlik ve filtre programları bile bi yerde işe yaramaz konuma geliyor.
bir arkadaşın anlattığı: daha önce hanımla oğlumla oturur muhabbet ederdik rvde akşamları. şimdi iki haftadır internet aldık eve. orası burası derken üç dört saat gidiyor. oğlum kızıyor, hanım kızıyor.
gönllerini alıyorum ama yine de masanın başına geçmeden edemiyorum. belki bilgisayr öğretmeni olmamdandır.

iyi o bilgisayar öğretmeni işi var. ya bizim. herkesin kendince yapacak birşeyleri oluyor zaten.
kontrol altına almaya çalıştığımız internet bizi kontrol altına alıyor vesselam...
___________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

şiir bile yazmışlar

şeytan şimdi oturum açtı;bu adam
kandırsın kendini internet içinde
ve aniden karşıda belirdi madam
mesafe? biri pariste biri çinde

ekrana koştu ve açıldı "mesene"
diller susarda artık parmaklar söyler
hanım aldatılmış bir yana, desene
kendini aldatır mütedeyyin beyler

kalbim temiz, biz hem tenhada değiliz
sanal alemdeyiz hani bakış nerede
şeytan yine şeytan "online" de sürer iz
rabb'in görmediği yaratılmış nerede

eteğinden tenhaya çeker "emesen"
harama uzanmaya yeter de bir tık
"biz iki olgun insanız" bile desen
boşa uğraşma kimse inanmaz artık

.....

not: a.genç'in "şeytan şimdi oturum açtı" eserinden faydalanılmıştır
ömer safa

görüldüğü üzere yazıdan etkilenilip şiir bile yazmış birisi, bir dergiden aktardım buraya.

kim ne derse desin yazar ayrıntıları bu ve diğer yazılarında çok güzel sermiş önümüze...
tebrikler

cuk diye...

sözler fikir kalıbına gayet güzel oturmuş...

yumruk

şöyle derinden bir yumruk abla. ellerine sağlık. ihtiyacımız olan bir yumruk.
facebook ile alakalı bir yazıyı yazarken fatih mutlu demişti.
"abi yemin ederim korkuyorum, abilerimizden ,ablalarımızdan, müslümanlardan birisi bu internet yüzünden çok rezil durumlara düşecek"
korkuyoruz. hiç birimiz emniyette değiliz artık.
son söz kendine değil; hepimize.