
Kitap Adı : Menekşeli Mektup
Yazar : Mustafa KUTLU
Yayınevi : Dergah Yayınları , 2.baskı , Eylül 2006
ISBN : 975-995-044-8
Türü : Hikaye
Sayfa Sayısı : 161
Kitap ismini mürekkep olduğu üç hikayenin ilkinden alıyor. Bu hikayeler sırasıyla ;
Menekşeli Mektup (sy.7 - sy.81)
Hacca Gidebilmek (sy.85 - sy.138)
Kar Üstüne Kan Damlar (sy.145 - sy.161)
Menekşeli Mektup
Postacı yalnız başına hayatını sürdüren dervişane bir ademdir. Bu devirde böyle antika adamlar da mı varmış dedirten cinstendir. Aşk adamıdır, tevekkül adamıdır, sabır adamıdır. Kahveye gider; yalnız oturur, gazete okur, evine döner; radyo dinler, düşüncelere dalar.
Postacı’nın İncila hanıma dağıttığı hercai menekşeli pulu ve beraberinde umudu barındıran mektupları olur. Zamanla aralarındaki muhabbet ilerler. Postacı’nın İncila Hanım’a platonik aşkı başlar. Fakat hikaye tahminleri zorlayacak şekilde biter.
Ya Tahammül Ya Sefer’e göndermeler vardır. Postacı seferle tahammül arasında mekikler dokusa da tahammül ağır basar ve sabrının meyvesini hikayenin sonunda alır.
Hacca Gidebilmek
Şoför Kadir ‘e 302 model arabasının sürpizlerle getirdiği Hac yolculuğunun hikayesidir. Gidişten ziyade dönüşün uzun hikayesidir. Mertlik mürüvvet nerede be kardeşim, derken “kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş” sözünün hikmeti ortaya çıkar. Hacı Kadir bu yolculuktan çok şey öğrenmiştir.
Kar Üstüne Kan Damlar
Sarıkamışta bir yolculuktur. Allah u Ekber dağlarından aşıp düşmana ve tipiye karşı mücadeledir. Genç bir kızın ölümünün erattan birinin yaşamının kurtulmasına vesilesi olur. (İhram ile keçe yelek)
İktibas
Ölümle ayrılığı tartmışlar , elli gram ağır gelmiş ayrılık. (sy. 63)
Almanya dedim ya, saate bağlanmış. Sokaklar saatle kalabalıklaşıyor, saatle tenhalaşıyor. Her şey saat gibi tıkır tıkır işliyor. Dakika şaşmıyor. Kırmızıda duruyorlar, yeşilde geçiyorlar. Yüzleri manasız, münasebetleri manasız, hayatları manasız. Bilgisayar ekranı gibi, robot gibi. İnanılmaz. (sy. 68)
Herkes aklından geçeni söyler o kalbine doğanı. (sy. 87)
Her kişi hacca gidebilir lakin ancak er kişiler hacı olur. (sy. 134)
Cenab-ı Hak insanı acıyla da imtihan eder tatlıyla da, unutma. (sy. 144)
Yorum
Gereksiz tasvirlerden, ağdalı ifadelerden kaçınılması kitaba doğal bir sadelik katmış. Anadolu insanın sözlerindeki dini ve tasavvufi ifadeler içeriği zenginleştirmiş. İlk hikayedeki okuruyla konuşarak yazma tekniği akla "Acaba Kutlu en iyi metodu bulmaya mı çalışıyor?" sorusunu getiriyor. Aşk, yalnızlık ,modernizm, medeniyet, samimiyet kavramları üzerine okumalar barındıran güzel bir kitap...
Yorumlar
Mustafa Kutlu; İşini Bilen Adam.!
Çar, 08/11/2006 - 16:19 — Burak CEMSevgili Nuh Kardeşim,
Öncelikle bir Mustafa Kutlu kitabı üzerine kısa bir analizi bizimle paylaştığınız için eyvallah. Ben bir iki şeye temas etmek istiyorum..
"Acaba Kutlu en iyi metodu bulmaya mı çalışıyor?" Aslında, Mustafa Kutlu en iyi metodu aramıyor. Mustafa Kutlu, yaygın tabirle "nabza göre şerbet vermeyi" ve "işi kılıfına uydurmayı" biliyor. Nasıl mı? Şimdi, kitabın ismine baktığımızda "Menekşeli Mektup". Mektup motifi var. Zannımca, Mustafa Kutlu kitaba ismini veren hikayeye en uygun üslupla, okuyucu şaşırtmasına rağmen, okuyucuyu farklı ama etkileyici bir havaya sokuyor. Mektup havasına... Mektup iki kişi arasındaki sırları, özel paylaşımları ihtiva eder malumunuz. Derinlerden şöyle sesleniyor, belki de farkında olamayacağımız kadar sığ bir yerden Kutlu: Ey okuyucu, size bir mektubum var. İsimle içeriği mükemmel bir şekilde bağdaştırmış Mustafa Kutlu. Bu hikaye ve Kutlu hakkında da birçok şey yazılabilir. Sözü bağlamak gerekirse, Mustafa Kutlu bu işi biliyor..! Okuyucunun canının tutunduğu damarı çok iyi biliyor ve işi fazla uzatmıyor. Yoksa, Mustafa Kutlu 20 seneye yakın, belki de daha fazla süredir yazıyor ve nerde ne yapacağını, kelimelere ve dolayısıyla okuyucuya nasıl nüfuz edeceğinin (sade bir şekilde) bilincinde olarak bu işlevine devam ediyor. Selam olsun bize her eylül ayında hüzün ağırlıklı şifalı kelimeler sunan Üstad'a.
Baki selamlar..
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,/Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı
Beklenilen Değil
Çar, 08/11/2006 - 18:50 — destina kubra'Arka Kapak Yazıları' ve 'Yoksulluk İçimizde' adlı hikaye kitaplarını ayrı bir beğeni ile okuduğumu hatırlıyarak ve yeniden aynı tadı bulacağımı umarak almıştım M. Kutlu'nun Menekşeli Mektuplar'ını.. Ve açıkçası kitap, beni hayal kırıklığına uğrattı. Hikaye türünden daha çok okurken sanki başından geçen bir olayı size anlatan bir arkadaşınızı yada dedenizin gençlik yıllarının zihninde yer etmiş anılarını direkt ağzından dinliyormuşsunuz hissi veren bir anlatım var hikayelerde. Arada bir de okuyucuyu hikayenin içine dahil etmek istercesine o güncellikte yorumlar yapması bunu iyice pekiştiriyor. Belki fazla yalın, kurgudan uzak yada daha çok günlük hayatımızda kullanıdığımız cümlelerden yola çıkılarak yol bulan bir anlatım yolunu tercih ettiğinden; ben beğenemedim doğrusu. Biraz da şaşırdım.. Belki alışkın olmadığım M. Kutlu yazıları idi bunlar.. Kısacası okurken 'hikaye' tadını bulamadığım bir kitaptı. Ama yine de aldığıma pişman olmadım çünki farklı bir Mustafa Kutlu var bu sefer karşımızda.
Derin Bir Kitap Üzerine Derinliksiz Bir Yazı
Çar, 08/11/2006 - 18:58 — Ali Görkem UserinArkadaşlar bu yazı tam ortaokul öğrencilerinin dönem ödevlerindeki özetlere benziyor. Girişte kitabın künyesinin veriliş tarzından hikayelerdeki olayların özetlenmesine, alıntı ve yorum bölümüne dek baştan sona vasat bir format içinde biçimlenen sığ bir yazı bu.
Okuduğumuz bir kitap üzerine bu tarz bir yazı yazmaktansa okuduklarımızı kendimize saklamamız daha doğru olacaktır kanaatindeyim. Çünkü bu tarz yazılar ne kitabı okuyanlara artı bir şey söylüyor ne de kitabın âlemine henüz girmeyenlere bir çekicilik, davet ve merak hissi aşılıyor.
Hem içerik anlamında hem de üslup ve anlatım teknikleri adına konuşulacak, tartışılacak birçok konu var sözü edilen kitapta. Fakat bu yazı onların kıyısından köşesinden dahi geçmiyor, geçemiyor.
Yazan arkadaşı hiç tanımıyorum ama bu tarz kitap yazılarına olan alerjimden dolayı yazıyorum bunları. Lütfen fazla kızmasın. Ya da yazsın ama burada değil ödev siteleri vb gibi daha doğru mecralarda yayınlasın böyle şeyleri.
AGU
Yapılan İşlere Üst Perdeden Atıp Tutma Geleneği
Per, 09/11/2006 - 00:33 — Nuh A. TUNAAli Görkem kardeşim amacımız kendimizce bir kitap tanıtımı yapmaktır burada. Niçin böyle küçümsercesine bir eda takındığınızı açıkçası anlayabilmiş değilim. Lakin görüyorum ki; hani bunun bilmem ne analizleri, ben işin psiko-sosyo-felsefesini isterim boyutunda bulutlar üzerinde geziniyorsunuz. Zat-ı şahanenizden ricam onu da sizin yapmanızdır. Ama ortaokul çocuklarının dönem ödevleri gibi olmaması temeninisiyle...
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''
Kişiye Değil Anlayışa Yönelik Eleştiri
Per, 09/11/2006 - 12:12 — Ali Görkem UserinNuh Tuna'yı biraz kızdırmışız anlaşılan. Ama bunda kızacak bir şey yok. Ben okuduğum yazının eksilerini ifade ettim sadece. Yani bir itham ya da hakaret yok ortada. Serinkanlı olunuz lütfen. Kaldı ki o eleştiri şahsa değil anlayışa yönelikti. Saçma sapan bir inceleme anlayışına yöneliktir söylediklerim. Kızmanıza hiç gerek yok.
Ben Tuna'dan çok, onun yazdığına onay veren editöre kızıyorum aslında. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Ama editör kimi noktalara dikkat etmeli, girdiği metni belli bir denetim ve değerlendirmeden geçirmelidir.
Öte yandan bir küçümseme de yok yazdıklarımda; çünkü küçümseyecek bir şeyler vermedi o yazı bana. Küçümsemek, değer ve öneme sahip bir şeye değer ve önem vermemek, onu küçük görmektir. Ancak ortaya değer ve önem içeren bir şey koyduğunuzda öyle bir şey yapmamız ihtimaller dahilinde olacaktır. Şu an için maalesef o da sözkonusu değil.
Ricanız da gereksiz bir rica olmuş doğrusu. Çünkü fakir zaten elinden geleni ve yapabilecek yeterlilikte olduğunu yapıyor bir şekilde. Okuduğunuz dergileri de -dergi falan okuyorsanız eğer- bu kitabı okuduğunuz gibi okuyorsanız zat-ı şahanemizin neyi nasıl yaptığını bilmemeniz doğaldır.
Userin
Anlamadım..
Çar, 08/11/2006 - 23:38 — Ali DüzYazıyı görünce şaşırdım doğrusu, tam yazacaktım "Bu ne yazısı, ne anlatıyor?" diye, Ali Görkem Userin ağbi yazmış. Çok doğru eleştirisi.
Bu yazının neye denk düştüğünü, ne anlattığını, bazı ihtimalleri doğal olarak üretebilsem de, anlayamadım açıkçası.
Bu yorumun yazılma sebebi de, yazarın, o eleştirinin sadece bir kişinin görüşü olduğunu sanmaması.. ben de öyle düşünüyorum.
-İhtimaller dedik ya, iki taraflı olsun.-
"Yorum" bölümünde yapılanlar ne kadar yorum, o da tartışılır. Mustafa Kutlu'nun eserlerinin genel özellikleri gibi bir şey..
Namaz kutsaldır; Mustafa Kutlu'dur...
Per, 09/11/2006 - 16:35 — Derviş YolluNamaz nasıl kutsaldır. Mustafa Kutlu'dur.
Mustafa Kutlu'yu anlatacak en iyi cümle kanımca budur.
Mustafa Kutlu hikayelerine yaklaşırken tüm fazlalıklarını üzerinden atar insan. Asla önyargı denilen şey neyse o bulunmaz üzerinde. Silahsızdır, arkası yoktur okuyucunun. Gidip sığınacağı bir merci yoktur. Dahası buna ihtiyacı da yoktur.
Mustafa Kutlu bir insanı köşeye sıkıştırmışsa mutlaka ona bir merdiven bulacak ya da elinden tutup duvardan atlatacaktır. Yani bu anlamda okuyucunun sığınağı yine kaçtığı olacaktır.
En azından benim için böyledir...
Son kitap; Menekşeli Mektup da böyleydi. Zaman zaman Kutlu, "ey okur" diyerek okuru tokatlıyor. Ama nasıl tokatlama?..
Hani küçük bir çocuğun -şaka olsun diye- yanağına dokunurya büyükler... İşte tam böyle bir tokatlama.
Vel-hasılı kelam Mustafa Hoca yine yaptı yapacağını. Chef'ten sonra Menekşeli Kitabı ile okuyucusuyla buluştu.
Allah ondan razı olsun!
Zaten tek derdi de buydu.
Mustafa Kutlu hikâyeciliği ve kitap tanıtım yazısına dair
Per, 09/11/2006 - 18:02 — Abdullah BirokurHikâye türünün son devirdeki yükselişi devam ediyor. Müstakil öykü dergileri de çıkmaya başladı: Hece Öykü, Eşik Cini vd.
Mustafa Kutlu hikâyesi, "Uzun Hikâye" ile başlayan kitap ile yeni bir anlatıma kavuştu. Halk hikâyelerine, geleneğe daha bir yakın duran tarzı tercih etti. Doğrudan, sıcak, bize dair bir anlatım bu. Mustafa Kutlu edebiyatımızdaki, kültürümüzdeki hikâye anlatma geleneğine yaslanıyor şimdilerde oradan kaynağını alıyor. Hikâyelerdeki kişiler bizden birileri, kahvede, çarşıda, sokakta rastlayabileceğimiz kişiler. Tasvirler genellikle kısa tutulmuş. Deyim ve atasözlerine sıkça başvuruluyor. Halk diline dikkat edildiğinde böyle bir tavrın olduğu görülür. Yazar bu toprağı, insanımızı iyi tanıyor. Bir de geçmişten bugüne hikâye anlatma, yazma geleneğine vakıf. Mustafa Kutlu ilk hikâyelerini yazdığı dönemde Sait Faik ve Sabahattin Ali üzerine müstakil inceleme-araştırma çalışmaları yapmıştır.
Bir başka husus da kitap tanıtım-değerlendirme yazılarına getirilen eleştiri. Evet, kitap tanıtma-değerlendirme yazılarında biz okuyucular yeni bir yorum, tespit bekleriz. Yazı, kitaba daha bir yaklaştırmalıdır bizleri. Tespitler, yorumlar sıkça olmalıydı. Kitap hakkında derinlikli yazılar bekliyoruz. Ali Görkem Userin'in, Suavi Kemal Yazgıç'ın, İbrahim Demirci'nin kitap tanıtım-değerlendirme-eleştiri yazıları ciddi bir emeğin göstergesidir.
Esere yönelik eleştiri, kişiselleştirilmediği sürece bizlere yeni ufuklar açar.
Selâm ve dua ile...
Bir Teşekkür, Bir Dikkat
Per, 09/11/2006 - 19:04 — Ali Görkem UserinAbdullah Birokur'u tanımam, ama teşekkür etmem için tanımam gerektiğini kim söyledi ki? Teşekkürler.
Arkadaşlar, bakınız şöyle bir durum var: Yukarıdaki yazının yapması gerekip de yap(a)madığı şey okur yorumlarıyla gerçekleşiyor yavaş yavaş. Burası dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Yazıda eksik olduğunu söylediğimiz şeyin ne olduğu altına düşülen yorumlara bakılarak daha iyi anlaşılacaktır umut ediyorum.
Userin
Bence Yazı Kafidir
Paz, 26/11/2006 - 21:31 — Mıstık ZılgıtA.G.U 'nun yorumuna malesef katılMıyorum. Bu blog inceleme yazısı iddiasında olsaydı size hak verebilirdim fakat Nuh TUNA blogun tanıtım yazısı olduğunu iddia ettiği için bu fikrinde haklıdır. Şahsen kendi adıma istifade ettim..
Kitaba gelince Mustafa Kutlu'nun hikayecilikte tekamülünü sürdürdüğünü ve fakat tarzını tam olarak oturmadığı kanısındayım.
Kim bilir belki de yazar fantestik takılıyordur..
Tanıtım mı eleştiri mi
Salı, 28/11/2006 - 15:10 — Fethi SERHATselamdan sonra;
yazınızı okudum; ama açıkçası yazınızı açtığımda bir değerlendirme-kritik yazsı hüsnü zannı ile açmıştım. sadece bir kitap tanıtımı yapılnış... eh yerine göre iyi de olmuş denebilir, çünkü kitabı eline almamış biri en azından fikir sahibi olabilir..
yazıya böyle bir başlangıç olabilirdi bence: yani sadece tanıtım gibisinden...
___________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen
Özletiyor Kendisini Mustafa Kutlu
Salı, 28/11/2006 - 15:49 — umut yolcuMustafa kutlu'nun Menekşeli Mektup kitabını almadan önce, içimden inşallah yine, şiirle düzyazıyı karıştırarak birbirinin içinde eritmiştir, diye düşündüm. Ama Menekşeli Mektup kitabında bunu açıkcası göremedim. Tabi ki herşeye rağmen Mustafa Kutlu demeden geçemeyiz.
SELAMETLE
Şiirli Hikayeler
Salı, 28/11/2006 - 17:41 — Ali Görkem UserinUmut Bey,
Menekşeli Mektup'taki dil ve anlatımın oldukça leziz bir şiirselliğe sahip olduğunu düşünüyorum ve sizin düşkırıklığınızın nedenini çözemedim doğrusu. Menekşeli Mektup'un yayınlanmasının ardından çıkan dikkate değer yazılardan biri de değerli şair İbrahim Tenekeci'ye aitti. Tenekeci de, Menekşeli Mektup'taki şiirsel anlatıma değinmişti: "Mustafa Kutlu’nun özelliklerinden biri olan şiirsel anlatım, bu kitapta adeta zirve yapıyor. Kelimeler, “birbirini kanaviçe gibi dokuyor”, cümleler “ak mermere duru suyun damlaması” gibi akıyor. Ve kitabı okuyup bitirdiğinizde, “ahir ömrünüzde bir güzellik yapmış olmanın iç ferahlatan ezgisini dinliyorsunuz.” İçiniz yıkanıyor."
Yazının tamamı için:
http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=...
AGU
eskiden istanbula gelen
Paz, 06/01/2008 - 23:20 — Ayşegül Gençeskiden istanbula gelen köylü mehmet amcalar bir iş bulup yerleştikten sonra hemşerilerini gözetmek ve onları istanbulda bir arada tutmak adına eski konaklara yerleştirirlermiş. her odada misal bir aile yatar. wc banyo mutfak ortak kullanılır, çocuklar sırayla leğenlerde yıkanır, yemekler beraber yenirmiş. evin erkeklerinin çoğu ya işçiymiş ya da kabzımal.
bu tür yorucu günlerin gecesinde en yaşlı olan kişi etrafına genci yaşlısı, çoluğu çocuğu ile bir halkayı toplar, ve başlar anlatmaya: zülfikardan, hz alinin cenklerinden, kerbelada yiten sürmeli kuzulardan velhasıl eski yeni, gerçek düş pek çok şeyi kurgulayarak anlatır, her sorulan soruya ayrı bir cevap verir, hikaye oradan akar gider... burda amaç kentin gece insanı yutan parlak ışıklarına ve türlü kötü alışkanlıklarına köyden yeni gelmiş çocukları kaptırmamak, onları bir arada tutmak, hikayeler aracılığı ile iyilikten erdemden doğruluktan bahsederek bir nevi önlem almaktır...
gerçi maalesef bir yere kadar başarılı olabilmişlerdir. sonra şehrin şuh kahkahalarına kapılan çoğu genç şehrin batağında kaybolmuştur. anlatıcılar da hikayeleri ile göçüp gitmişler bu diyarlardan.....
işte mustafa kutlu böyle bir anlatıcıdır bana göre...
"eddai"