renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Cevap Bekliyorum

Kapılar kapalıydı. Hızlıca açtı. Beyninde çakan şimşekler gibi çarptı duvarlara kapıları...
Sebep... Sebep hayattı... Hayat... Yaşadıkları...
Arkasında fırtına vardı sanki. İki ayağı da o fırtınaya kapılmamak istercesine olsa gerek- arkada kalmamak için bir ileri, bir ileri gidiyordu... Yüreğindeki girdabın dışa vurumuydu arkasındaki hortum. Tıpkı gözlerinde yağmaya hazır bir bulutmuşçasına çakan şimşekler gibi...
Hayat... Yaşadıkları...Her şey her şey zifiri bir boşluktaydı...
Bunlar,bukalemunlaşmadan önceki son çırpınışlarıydı...Son direnme çabaları...

Konjonktüre ayak uyduranların ayak sesleri geliyordu dört bir yanından...Küresel dünyada her şey,içi boşaltılarak, bütün "vazgeçilmez"leri bir bir törpülenerek ve adım adım ve yavaş yavaş küreleştiriliyordu... Beyinler dahil!!
Son çırpınışlarıydı...

Hayır! Bütün damlar mavi değildi! Şu dam kırmızıydı! Görüyordu!
Haykırdı, var gücüyle, tüm sesiyle, avazı çıktığınca; "Hey bakın, tüm damlar mavi değil, şu dam kırmızı!... Bakın, görmüyor musunuz?... Ne kadar az görüyorsunuz!"
Sesler yankılandı kulaklarında: "Anarşist!" "Bölücü!" "Hain!"
Küresel postallar konuştu,kapılar kapalıydı: "Susturun, içeri atın! Tüm damları mavi görene dek vurun gözlerine!"
Kör olmamak için son çırpınışlarıydı.

Elbiselerini giymiş, güzel bir bahar günü sahile gitmişti, dalgaların önünde durup, umutla dolduracaktı içini. Ama kumlar ama deniz çoktan tapulanmıştı. Sesler yankılandı dört bir yanında: "Gerici!" "Yobaz!"
Deniz umut değildi, hüzündü bundan gayrı...

Dayanamadı. İlme gitti, mektebe. Çınlıyordu kulakları aynı nidalarla: "Örümcek kafalı!" "Aşırı dinci!" Sağır olmak üzereydi, içeri girmeden, kapıdan tepildi.
Kulak hekimine gideyim dedi ama önce tüm simge ve sembollerinden "temizlenmeliydi". O sırada yanından, simgesinden sıyrılmadığı için tedaviyi hak etmeyen bir kadının cesedi çıkarıldı, eldivenli ellerle.. Maazallah, simgesini bulaştırabilirdi hala!Teröristlik kapıverirdi insan...

Girmedi. Haykırmaya başladı yine: "Hayır, herkes gri giymek zorunda değil ! Ben yeşil giyebilirim, giyebilmeliyim!"
Çelikli çevikler "Höd!" dedi. "Bre densiz, sen kimsin! Devletin koyunu! TASMANI TAM SIKMADIK HERHAL! Bu beyin sana fazla. Bu coplar bu sivri fikirlerini yuvarlayacak, bu elektrik de beyninin fazla hücrelerini alacak.. Tutun!"
Hayatta kalmak için son çırpınışlarıydı...

Zombileştirme makinasının karşısına geçti. Bir sürü içi boşaltılmış küresel küreler pardon kafalar vardı. Birileri poptu, birileri yıldız. Onlarsa, alkış efekti robotları...Çarmıhlı bir komser,bir müslümana, hocalarından pardon papalarından fetva alma şartıyla içeri girebileceğini söylüyordu. Bir inekboy canı sıkıldığında, cana susadığında, son teknolojilerini; şimdiye kadarki tüm cahil, dar kafalı, bencil yöneticilerinin bıraktıkları,adına sefalet denen mirası,sırtlarına kambur edip kuzu kuzu yaşayan insanları "kobay" yerine koyup,onların üzerinde deniyordu. Üstelik bunu yapan "cow" kadar beyni olan bir "boy"du. Ama para onundu,güç onundu. Para istediğini öldürebilme hakkı sağlıyordu. Aklına mukayyet olmak için son çırpınışlarıydı...

Zira her şey aklını almaya uğraşıyordu. Akledebileceği bir aklı olmamalıydı, başkasının aklıyla akletmeliydi yada başkası onun adına akletmeliydi. Zaten küresel akıl nasıl olsa en akıllıydı.

"Hey!" dedi. Bu ne biçim sistem! Bana/insana en uygun sistem zaten burada yazmamış mı? Eee.. Niye kimse görmüyor bunu? Kafasını kaldırdı. Kitabın alimleri aynı kitaptan ayetleri birbiriyle çatıştırıyor/çarpıştırıyor, karınca kurban edilebilir mi diye tartışıyordu. Şu farz mıdır,bu gayrı müekket midir.. Kitap muayyen günlerde çıplak elle tutulabilir mi?

"Hey,oradakiler! Bırakın bunları! Asıl dini anlatsanıza! Dinin öngördüğü toplum sistemini, devlet sistemini anlatsanıza!! Uyutmasanıza! Dini,bir uyuşturucu olarak kullanmasanıza! Sudan tartışmalarla, gerçekleri kapatmasanıza!"
"Hey,kardeşlerim! Uyansanıza! Dininizi takvim yaprakları yerine Mushaf yapraklarından öğrensenize! Düşünsenize! Okusanıza! Düşünsenize!"

Din bile tek "ip" değildi artık. Her grubun kendi ipi vardı. Hiç kimseninkine tutunmayınca boşlukta kaldı. Din, kandil gecelerine, camilere, sohbet odalarına, zikr dergahlarına kapatılmıştı. Bir kez daha bağırayım derken,
Baba, çattı kaşlarını. Yer gök inledi: "Şeriatçı!" "İrticacı!" "Öcüü!" "Pis dinci!"
"Sisteme uyum sağlamazsın ha! Sürüden ayrılmak istersin ha!

Köpeklerinin ağzından salyalar çıkmaya başladı. Kudurdular ki zaten kuduzdular! Kaptılar! Her yerden her yerden saldırıyorlar, her yerden yaralıyorlardı. Susmamak için, kendini susturmamak için, "Vazgeç!" diyen sesi bastırmak için son çırpınışlarıydı...

Bu muydu hayat?! Hayat, bu muydu?! Bu muydu dünya?! HAYAT, BU MUYDU?! Şimşekler çakan gözleri artık bıraktı yağmurlarını. Yağmurlar ki sel oldu, aktı. Ayakta durmak için son çırpınışlarıydı.

Beyni tüm bunları bir bir yüzüne çarptı..
Daha fazla duramadı.
Yıkıldı!
Bu muydu dünya ?! Hayat, bu muydu?!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ne mi gerekiyor?

üzgünüm kar bizi fena vurdu..hiçbir şey yazamadım.

önce temiz bir zihin gerekiyor..
bidatlardan,safsatalardan temizlenmiş,arap,iran,vb medeniyetlerin adetlerinin kesin emirmiş gibi algılanmadığı bir zihin...
bunun içinse tek çaremiz yeni nesiller zira şahsi tecrübelerimden de biliyorum bırakınız yaşlıları,orta yaşlılar hatta gençler bile kendi dogma duvarlarını örmüş durumda..

bırakınız sizin fkirlerinizi dinlemeyi, inandığı şeylere dair oru sorduğunuzda dahi kafasını karıştırdığınız için sizi daha fazla dinlemek istemiyor. ya susturuyor,ya kaçıyor...
kafasının karışmasından korkuyor...

istemiyor kafası karıştığında okumak zorunda kalacağını biliyor...
okumak istemiyor,beynini yormak istemiyor.. kulaklarıyla yetiniyor,kulaklarına beyninden çok güveniyor..
yazık diyorsunuz..
neden bu fikri tembellik?
işte bu yüzden temiz zihinler gerekiyor...
müslümanların okuması gerekiyor...

israil-filistin savaşında filistin için oluşturulan arap ordusu israilinkinden çok daha fazlayken savaşı israil kazanıyor...
televizyonlarda israilli bakan,galibiyetin sırrını açıklıyor : araplar okumuyor..

ya türkler? türkler okuyor mu?
bir yerde değişim isteniyorsa,ilerleme isteniyorsa bir halkta,reform isteniyorsa(iyi yönde değişim anlamında kullanıyorum) önce o halkın okuması gerekir..

okumayan kalabalıkların yaptığıysa boğaz patlatmaktan ileri gidemez.. en fazla bir kaç gürültü patırtı...
sonra ele başı alınır,grup dağılır...

islamın doğru anlaşılmasının TEK YOLU müslümanların okuması..
beni dinlesin şuna inansın vs değil... herkesi dinlesin ve okusun..
şuanki toplumdan pek ümitli değlim ama hep dediğim gibi geleceğin bizim olduğu gerçeğini kim reddedebilir?
en en en azından hepimiz birer potansiyel ana-babayız..

ve size şimdiye kadarki gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim: şuan türkiyede mevcut üniversitelerin ilahiyat bölümlerinden adam akıllı,bilgili,kültürlü,zamana,şartlara vakıf,kendini geliştirmiş din bilgini/hoca mezun etme oranı %10 maksimum 20. bu ne demek gelin siz düşünün...

15e yakın ilahiyat var..hadi 15 diyelim.. bu seneki kontenjanları 20 ile 40 arası oynuyor.. bu sene yani benim dönemimde ilahiyatlar FAZLA mezun verdiğinden kontenjanları bayağı bayağı düşürüldü..

ortalama 30 alıp 15le çarpsanız 450.bu yılki öğrencilerin biraz daha azimli olduğunu düşünsek yani iyi ihtimal 90 kişi...70 milyonluk bir ülkeye yılda 90 hoca(ama adam gibi,olması gerektiği gibi)
buyrun... çok mu karamsarım.. sanmam...
geri kalanar ne mi oluyor? atalarının dinini,hocalarının dinini sorgusuz sualsiz DİNLEYİP tek doğru onu kabul edip,halka da onları anlatan,tek isteği bir kadro olan 'hoca'lar..

ÖNCE KİTABINI OKUYAN,ANLAYARAK OKUYAN(MEALİNİ) MÜSLÜMANLAR LAZIM...

şimdilik bu kadar diyeyim...
sevgiyle,huzurla (bu soğuk günlerde)sıcak kalın...
Rahman kalbimizi ve beynimizi dinine açsın, imanımızı kuvvetlendirsin,
ayaklarımızı sağlam tutsun, kalbimize,beynimize ve bedenimize hakim olmakta ve şeytana ve nefsimize karşı koymakta bizlere güç versin....
-AMİN-
baki saygı ve muhabbetlerimle...
-TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ,DURUŞUNUZ TAVİZSİZ OLSUN-

Benim şahsi görüşüm okumak am

Benim şahsi görüşüm okumak ama düşünerek okumak.
Darkred'in söylediklerine büyük ölçüde katılıyorum ama günümüz insanlarının en büyük problemi düşünmemeleri. Bakınız İbrahim (as) düşünerek Allah'ı buluyor. Hayy İbn Yakan vs. Hz Muhammed ümmi olmasına rağmen Hira mağarasında saatlerce düşünüyor.

Çıkış yolu ise bence şu: Hayatımızda üç-beş olgu kadar yüzdelik bir yere sahip olmayan dinin yeniden düşünülmesi. Yeniden teslimiyet ve inanmak!

Bir de " sorumluluk bilinci ve ileri gitmek için adanmak "

Blogda bulamadığım bir çok şeyi bu yorumda bulduğumu ifade etmeliyim. En azından hakikate ve doğruya götürecek yolların en başında gelen okamak eyleminin önemine dair vurgu ve tasiye. Bir yol yani. Promet'de düşünmeyi eklemiş sağolsun. Değerli bir ilim adamı da böyle söylüyordu ya. Öğrenmenin tek yolu olmasa dahi, en meşhur yolu okumaktır. Öğrenmeye, ilme dair tevessül edilecek ilk yol.

Şimdi, İlk inen vahyin " Oku " diye başladığına değinip klasik şeylerden bahsetmek istemiyorum. Bu eksikliğin İlahiyat'lar ile kapanacağını ve sorumluluğu da burada okuyan insanlara atıp kenara sıyrılmanın doğru olmadığını da biliyoruz. Nitekim çevremizde İlahiyat'a gitmemiş hatta İmam hatip kökenli dahi olmayan değerli insanlar var. Bu iş gönül işi, sorumluluğun bilincinde olma ve sonra da adanma. Dr. Ali Şeriati de " İnsanın Dört Zindanı " isimli kitabında sunduğu tezinde, ilk üç zindanı aşmanın yolu olarak bilgiyi, dördüncü zindan olan kendini aşmanın yolu olarak da aşk ve adanmayı sunmuş ya, deme ile iktifa edelim. O'nun da resmî eğitimi İslam üzerine değildi değil mi? Sanırım öyle idi.

Muhabbetle