
[yurdumsun ey uçurum]
Bazı kelimeler kolay telaffuz edilmezler. Özellikle kaçınır bazı şeyler hakkında konuşmaktan insan nesli. Adı anıldığında ortaya çıkacağından şüphelenilen korkulardır bunlar. En önemlisi, en kayda değeri, en çok korkulanı; hayatı kaybetme yollarından biri: intihar..
Dokuz yaşında idim bu kelimeyi ilk hissettiğimde. Biliyordum daha önceleri de, duyuyordum. Aşk filmlerinde sıkça telaffuz edilen bir kelime idi; intihar. –beni terk edersen kendimi öldürürüm- Kelimeyi anlamlandırmaya ve sorgulamaya başlamam gazetede genç bir kızın intihar ettiği haberini okumam ile başladı. Sebebini hatırlamadığım bu olayla birlikte girdi hayatıma intihar düşüncesi. İntihar etmemi gerektirecek bir sebebe sahip değildim. Çocukluğum zor ve kahredici geçmemişti. İyi bir aileye ve çevreye sahiptim. Neden olduğunu şimdi bile çözemediğim bir şekilde, hayatımın geri kalanında yanımdan ayrılmayacak olan bir çıkış noktasına sahip oldum böylece.
O yıllarda edindiğim iki dostumun da bu çıkış noktasını yanlarından ayırmamaları yüzünden uzun uzun konuştuğumuz bir muhabbet konusu haline geldi intihar. Nasıl yapılır, neden yapılır, geri kalanlara nasıl bir not bırakılır vs.
Bu iki dosttan biri 15 yaşında konuşmayı bırakıp eyleme geçti, diğeri 26 yaşında. Kapkara bakan gözlere sahipti ikisi de. Evhamlıydılar, tedirgindiler. Ama yaşamaya çatlarcasına inanırlardı. İşte bu nokta çok önemli. 15’inde beni intiharla yüz yüze getiren dostumun arkasından merak saldığım müntehirlerin hayatlarındaki belki en önemli ortak nokta bu; yaşamaya çatlarcasına inanmak!
Öyle ki [düşmana inat bir gün fazla yaşamak] diyen şair [eve dönmek/kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?/orada, arada bir beni yoklar/intihara ayırdığım zamanlar/bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır/düzgün sabuklamalardan bana kalan] diyor bir başka yerde. İntihar etmedi bunu diyen ama hâlâ aklının bir köşesinde bu duyguyu sakladığı kesin.
Selim Işık’ın yaşamak için ne kadar gayret sarf ettiğini hepimiz biliriz. İntiharı için gerçek bir sebep hatırlayan var mı? Sebep, intihar vakasının en can alıcı noktası değil. Aslına bakarsanız bir sebep bulmaya çalışmak aptalca.
Temelde ‘muhatap’ bulamamanın getirisi denebilir intihar için. Cân, yâr, yâren, dost, haldaş değil ‘muhatap’. Kafa karıştırıyor biraz biliyorum. Dost muhatap değilse nedir? Haldaş muhatap değilse nedir? Yâr muhatap değilse nedir? Müntehir olmaya giden yol burada başlıyor. Bu insanlar için bir muhatap bulmak söz konusu bile değil. [kendini bildi bileli yalnız/konumuyla ilgili yalnızlığında/gerçekten yalnız olduğunu sanarak/çıldıran/korkunç kalabalık bir adamdı dünya] Eğer kendilerini anlayabilseler idi anlatabilecek bir muhatap da bulabilirlerdi belki.
Bütün insanların istediği bir şey aslında muhatap. Ama muhatapsızlık ancak rahatsızlığın, tedirginliğin, kuşku ve korkunun üstünü geldiğinde ölümcül bir hal alıyor. Bu gerçeğin farkına varanlar ya muhatapsız bir hayatı yaşamayı göze alıyorlar ya da ölümü muhatap seçiyorlar kendilerine. [dostlarım da/ var -intiharlar/ her akşam ıslak-yapışkan/saçlarıyla girip odama/paniğimden pay toplarlar]
Selim Işık’ın, Mayakovski’nin, Cesare Pavese’in, Nilgün Marmara’nın, İlhami Çiçek’in, Sylvia Plath’in, Hemingway’in, Kurt Cobain’in, Gerard de Nerval’in Sadık Hidayet’in, Tuğrul’un, Bora’nın ve daha binlercesinin uğradığı bir durak, bir çıkış noktası olarak duruyor intihar. [intihar; fiyakalı bir sustalı gibi durur şairlerin arka cebinde]
Konuşulduğu zaman yüz ekşiten, insanı geren, anlama zorluğu çektiren bu olgu belki de insan hassasiyetinin en tepe noktası. İnsan olmaya, insanca yaşamaya çatlarcasına inanan yüreği elinde müntehirler gelip geçiyor hayatlarımızdan. Anmaya korkmak belki aynı yola girebileceğimiz endişesinden kaynaklanıyor. Belki ölüm kokusu ile yüzleşememekten. Ayrılık sevdaya ne kadar dahilse intihar da hayata o kadar dahildir elbet. Anmaya da anlamaya da değer.
…
[kutsal yenilgi!..]
Yorumlar
Boğulma Noktası
Salı, 14/11/2006 - 10:45 — U.Ali Birkardeşlerİntihar: Hayatı anlamlandırma çabalarını nihai noktaya vardıramayan cins kafaların geride bıraktıkları süreçte yaşamış oldukları ıstırabın kendilerini bir akıntının sürükleyiciliğiyle götürdüğü boğulma noktası.
Hayati kaybetmenin yolu değil hayatı bulamamanın sonu.
İntihar, İnsan, Anlam...
Salı, 14/11/2006 - 12:47 — Fatih M. TiyanşanBir insan neden intihar eder? Zor soru, çünkü insan kendini karmaşıklaştırmayı en çok yapan canlıdır şu yeryüzünde. İçinden çıkılmaz durumlar içine giren de odur, sonra içinde bulunduğu durumlardan şikayet edip kendini karanlığa atan da...
Biz hayatı emanet olarak aldık yalnızca. Bir Rabbimiz var ve bizler de kullarıyız O'nun. Bunu dile getirmek bizi 'biz' olmaya davet eden bir çağrıdan başka nedir ki? Canı emanet bildik, öylece yaşıyoruz şu dünyada. Yaşamalıyız da...
Sebepler ve sonuçlar... İnsan bunlar hakkında düşünüyor durmadan. Sorular birike birike yumak halini alıyor zihinlerde. Cevapsız kalan sorular, tıpkı susuz bir tarla gibi. Ve kuraklık başgösteriyor. Ölüme çevriliyor yüzler, hayat yitiriyor anlamını...
Bu kadar basit değil. Hiçbir şey değil. İntihar insanın kendine ihanetidir aslında, sözünde durmamaktır, sahteye çevirmektir gerçek namına ne varsa birden. İntihar bir çıkış değil, bir çıkmaz. Çıkmazların çıkmazı, düğümlerin en çetrefili, öyle ya çözemeyen kesip atıyor düğümü. Peki ya nerde sabır, nerde sadakat?..
İman, ilim ve muhabbet... İnanç, bilgi ve sevgi... Hayatın sacayakları bunlar. Bize açılan kapıdan girdik ve yol alıyoruz, bir gün gelecek ve bitecek herşey. Yok yere bitmemeli. İnanmalı ve ümitsiz olmamalı; öğrenmeli ve bilmeli; korkmamalı, vazgeçmemeli, sevmeli...
Selamlarımla...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Sabır...
Salı, 14/11/2006 - 14:11 — Ayşegül GençBir hikaye okumuştum buraya almak istedim..
İhtiyar bir Hintli şöyle açıklamış:
“İnci; istiridyenin kabukları arasına denizin dibinden tesadüfen giren herhangi bir kum parçası veya buna benzer şeyden başka birşey değildir. İstiridye, kabukları arasına giren bu yabancı cismi bünyesine istemediği için bunun üzerini kendi kabuğuna benzer bir madde ile örtmeye başlar. Ve uzun bir müddet sonra bu madde inci olur.”
İhtiyarın buraya kadar anlattıklarını dinleyen turistlerin:
“Hayret doğrusu! ” sözlerini duyduğunda ise, Hintlinin tepkisi şu olmuş:
“Neden hayret! Canlılar âlemi, insanlık âlemine benzer. Bir kum tanesi denizin dibinde istiridyenin karnında zamanla nasıl inci oluyorsa, musibet ve acıları sabırla karşılayan insanların ruhlarının da zaman içinde inci gibi parıldadığını görürsünüz!
İntihar bulutlarını dağıtacak anahtar kelime de "sabır" olsa gerek...
"eddai"
Evet, "Sabır" ve Rahmet
Per, 16/11/2006 - 20:14 — Nevin ÖzdenBöylesine insani bir meselenin önemli kıstasları ele alınarak tartışılması gerçekten elit bir entelektüel aktivitedir.
Bu vesileyle aranıza katılmış olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum.
Bir kısa katkıda bulunurken amacım, tarih sayfalarını fazlasıyla doldurmuş olan bu kişisel(?) tercihi olumlamak değil elbette..
Hayat; yani doğumumuzla birlikte bize bahşedilen bu olağanüstü tecrübe, her an kendimizi sınadığımız ve sınandığımız bir aşamadır diye düşünüyorum..
Doğduğumuzda tertemiz bir masumiyetle yüklü yüreğimiz, en saf ve kendiliğinden bilgi ile yüklü aklımız hayatın gidişatı içinde karşılaştığı her olumsuzlukta bir sınav veriyor.. Geçtiği her sınavdan biraz daha güçlenmiş olarak çıkıyor, tevekküle daha çok yaklaşıyor..
Güçlükler karşısında zayıf düşen insanları yargılamaktan çok rahmet dilemekten ve Ayşegül Genç'in altını çizdiği "sabır"la hayata tutunmaktan yanayım..
Çıkmaz Yol
Salı, 14/11/2006 - 14:41 — zehra girayİnsanın dört duvar arasında sıkıştığını hissedip asla kurtulamayacağına inancı, 'beni ne kurtarabilir ki' düşüncesi... Aslında psikolojik bunalımlarda biyolojik hastalıklar gibidir, bir müddet yaşarsınız, bazen tedavi gerekir bazen hiç bir müdahaleye gerek duymaz. Ama kesin bir şey vardır ki, o da, o hastalığı sonuna kadar yaşayacaksınızdır. Sanırım burada önemli olan o hastalığı ne şiddette yaşayacağınız.
Selim Işık olayı ise çok farklı. o bir tutunamayandı. Bir müslümanın tutunacak şeyi muhakkak vardır diye düşünüyorum.
Allah hiç kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez ve Allah hiç kimseyi unutmaz. yaşadıklarımız bunun en büyük delili değil mi?
!'_'!
Yaşamak İstemem Artık Aranızda...
Salı, 14/11/2006 - 16:27 — aysun yollardagezerBazıları ölmek için gelirler dünyaya ve zannederler ki ölüm bitiştir.
Onlar gittikten sonra yazdıklarında, söylediklerinde ipuçları bulduk değil mi, keşke bir şeyler yapabilseydik dedik.
Aklıma Yavuz Çetin'in sözleri geldi:
"...Benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız?
Benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız?
Benden bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız?
Benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?
Yaşamak istemem artık aranızda..."
Havalı bir son istediler (son mu, onlar öyle sandılar) bir kerecik olsun anlaşılabilmek... Fakat şunu düşünemediler:
Anlaşılabilmek için "anlayabilmek" gerekirdi. Hayatı anlamak, dünyayı anlamak...
"...Aslına bakarsanız sebep bulmaya çalışmak aptalca..." Evet, aptalca, çünkü sebebi belli: Düşünmekten korktular, bir şeyler bulmaktan korktular. Başka bir sebep olamaz intihar için. Gördükleriyle yetindiler. Yavuz ne diyordu:
"...Bana öğretilen her şey, bana önerilen her şey, bana dayatılan yaşantı, işe yaramaz bir çöplük..."
Allah'ı tanıyan, Allah'ı hisseden bunları demezdi. Onun denemediği tek yol dindi belki de, denemeden gitti.
Not: 15 ve 26 yaşlarında iki arkadaşın kaçışı; sizi anlayamam ama en azından anlamaya çalışabilirim. Allah aklınızı korusun...
Ve'l Asr
Salı, 14/11/2006 - 16:50 — U.Ali BirkardeşlerPeki, suç hep intiharı seçenlerde mi?
Sabırsızdılar diyoruz… Sabrı ne kadar tavsiye ettik?
Hak’sızdılar diyoruz… Hakkı ne kadar tavsiye ettik?
Evet, o yolu seçenler ziyandaydı… Seçmeyenlerin ziyanda olmadıkları nerelerinden belli?
Bismillahirrahmanirrahim
1) Andolsun Asra ki,
2) İnsan mutlaka bir ziyandadır.
3) Ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hep hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiyeleşenler başka.*
___________________________
* (Asr Suresi) Meal: E. HAMDİ YAZIR
Anlama Çabası
Salı, 14/11/2006 - 17:28 — Edip Ozan KaraoğluYazı intiharı meşrulaştırmak için yazılmamış idi. Altına girilen yorumların da gösterdiği gibi yazının tek amacı anlama eksikliğinin giderilmesi idi. Bütün müslümanlar gibi ben de biliyorum ki intihar dönüşü olmayan bir yoldur. Müntehirlere sabretmedi, hayatı anlamadı, düşünmedi gibi sıfatlar yapıştırılması bu anlamamazlığın bir getirisi.
İntihara tam bir seçim diyemezsiniz. Her ne kadar içinde irade söz konusu olsa da bir seçim değildir tam olarak. İntihar eden dostlarım yüzünden çok iyi biliyorum ki bu yola girenlerin bir çoğu yazıda da belirtildiği gibi yaşamaya inanan insanlardı. Gelin görün ki şimdi olduğu gibi o zaman da kimse onları anlama yoluna gitmedi.
'İntihar; korkak, mücadeleden kaçan, aciz insanların yapabileceği bir hatadır' diye bir söz çakılı usumda. Kimin olduğunu hatırlamıyorum. İntihar konusunda emin olduğum bir tek şey varsa o da intihar ne bir kaçıştır ne de zayıflık. 'Sabır olmasaydı dünyada bir an kalınabilir miydi?' demişti İlhami Çiçek. Kalamadı ama..
Aklıma hep 'Eşkıya' filminden bir sahne geliyor; baran kendisine ihanet eden dostunun yanındadır. Eski dost şu cümleyi kurar: 'Sen o'nu benim sevdiğim gibi sevebilir miydin? En iyi dostunu satacak kadar sevebilir miydin?' İman ettikleri Allah'ın kendilerine verdiği bedene ve O'na verdikleri söze ihanet etmeyi gerektirecek kadar zor durumda bırakacak ne olabilir insanları?
Emin olunuz sizden daha az düşünmediler. Sizden daha az sabretmediler. Sizden daha az hayata inanmadılar.
[Beni biraz anlayın]
Ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim.
Salınım
Salı, 14/11/2006 - 21:15 — Ayşegül GençSizin yazı ve yorumunuz sayesinde bizler de anlama çabasındayız bu eylemi.. Bizim sıraladığımız yorumlar elbette iman etmiş bizler gibi düşünen aklı melekelerini yitirmemiş, psikolojik bir travmanın eşiğine henüz gelmemiş bunalımlı günler geçiren ve bu bunalımının farkında olan insanlar için geçerli..
İşin bir de hastalık boyutu var… İslam dininin muhatabı malumunuz akıldır. Aklı olmayanın dini de yoktur denilir. Bu sebepten dolayı son zamanlarda verilen fetvalar; intihar eden kişilerin o an akli durumlarının nasıl olduğu bilinmediğinden ve kriz anında insanın aklından bağımsız hallere gireceğinden dolayı bu eylemden sorumlu değildir yönündedir. Bu yüzdendir ki bu tür ölümlerde kişinin cenaze namazı kılınabilir denmektedir…
Ancak kişi eğer sizinde belirttiğiniz üzere dinden ve sorumluluklarından uzak bir hayat sürüyor ve hayata aşırı derece bağımlı bir halde yaşıyorsa zaten onun için ne kılınacak namazın ehemmiyeti vardır, ne de öldükten sonra ne olacağının… Hakiki Müslüman içinse “son” gerçekte bir başlangıçtır..
Çoğu intihar eden kişi ise sadece geride kalanlara büyük bir acı yaşatma niyetinde olabilir çoğu zaman..” Beni kaybedin de görün, kendinizi ancak o zaman suçlu bulacaksınız işte” gibi… Kendinden çok kalanları cezalandırma psikolojisi..
Daha çok irdelenebilir bu özkıyım…
Bence müslümanın bir sarkaç gibi “salınım hareketleri yapan ruhunun”, uç noktalara ulaşması imkansızdır; ne intihara dokunur, ne de yaşamın cazibesine kapılır.. İfrata ve tefrite dokunmadan sallanır… Gider, gelir…
Ruhu sallanmadan din üzerinde sabit kalanlara ise ne mutlu…
"eddai"
Özkıyım ya da...
Salı, 14/11/2006 - 17:33 — E.Fatih BilgeYazı için editör arkadaşın seçtiği resim Edvard Munch'ın "Scream" adlı tablosu. Orijinali renklidir bu tablonun. Kullandığı renklerle hastalık, acı, yalnızlık ve ölümü ifade eder bu tabloda. Algı farklılıkları yüzünden yüz ifadeleri ve ve köprüden önce son çıkışı belki de... Bu yazı bu tabloyla bütünleşmiş herşeyden önce. Tarihin kara deliğidir evet intihar. Her ne kadar modern insanla özdeşleştirilse de geçmişten geleceğe doğru akacak olan bir vakıadır. Hepiniz yanıldınız demektir belki de... Ruhu bedenden kusmaktır. Bazen intihar edenleri anladığımı düşünüyorum. Bir tür kaçıştır onlar için. Ama yine de kalıp katlanmak gerekir. Gerçi müntehir şairlerden Nilgün Marmara hayatın neresinden dönülse kardır demiştir, o da ayrı bir mesele tabi.
Bir Delinin Cesareti(mi)dir İntihar...
Per, 16/11/2006 - 18:49 — yasemin karahüs...Hemen, yine astık kestik hükmü verdik ve rahatladık değil mi?
“İntihar bir insanın aklına gelen en son şey olmalı. Hele de bir Müslüman … Bırakın intihar etme düşüncesini bu sözcüğü telaffuz ederken bile temkinli olmalı “. Ne kadar kolay intihar edenleri korkaklıkla suçlamak, düşünce üşengeci saymak, hıyanetle damgalamak…
Oysa müslümanlar da intihar ettiler, intihara teşebbüs ettiler, aklından geçirdiler …
[Masanın üzerinde onlarca tablet ilacın boş kutusu. Başucunda saat tik tak, tik tak. Her tik tak sesi Azrail in ayak sesi. Mezarlıklardan geçerken ürperen teni kaskatı kesilmişti. Hiç bilmediği bir aleme bu şekilde gidiş, biletini kendi kesmişti… Müthiş bir korku tüm hücrelerin sarmıştı… Ve Tanrı beni nasıl karşılayacak endişesi beynini kemiren milyonlarca kurt …Ölüm ensesindeydi. Hem de o davet etmişti ölümü, bile bile, isteye isteye … Saatini o mu tayin etmişti? Yine de kaygısızdı, bu normal bir hal miydi? ]
İntihar eden ya da niyet eden birini anlamak, empati mi ? Asla… Empatiye inanmıyorum. İntihar halini haklı çıkarmak mı haşa!..
Sağlıklı bir psikolojiye sahip hangi insan bu ruh halini kaldırabilir, hangi aklı başında insan laylaylom diyerek ölüm de nasıl bir şeymiş tadıyım da göreyim der?
İntihar eden insanın kesinlikle sağlam bir psikolojisi olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden aforoz edemiyorum kimseyi, asıp kesemiyorum, fetva verip oturamıyorum koltuğuma… Ölümü bu şekilde beklemek sadece bir delinin cesareti olabilir…Ve ümit ediyorum ki Rabbim deliliğimizi affetsin…
İntihara teşebbüste başarılı olamayanlar da Allah'ın akıllarını tekrar bağışladıkları gerçekten nasipli insanlar... Bu yüzden iki duamdan biri, Allah'tan akıl sağlığı dilemektir…
Bir not; Allah kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez. Amenna…
Ama insanoğlu insana yük yüklemekten zevk alır ve bu yükte ezilmesinden…
Ancak Hasta Ruhlular İntihar Eder...
Per, 16/11/2006 - 19:38 — Fatih M. Tiyanşanİntihar etmek...
Nedir diyenlere işte hüküm cümlesi: İntihar bir hastalıktır...
Bulaşıcı bir hastalık, bir cesaret değil, korkaklık; bir kazanç değil, kayıp; bir çare değil; çaresizlik... Bize acımak düşer yalnızca...
Hayat nedir ki? Neresinden dönülse kar olan bir şey midir? İşte saçma, işte sapan, işte çarpık, işte... İşte kişinin kendi felaketini hazırladığı gibi bunu başkalarına da yayma çabası...
Ya verilen sözler nerde kaldı? Biz niçin yaşıyoruz? Ve insan neden düşünemiyor, nerede niçin nasıl yaşadığını? İşte hastalık...
İntiharı anlamak diye bir şey olamaz, çünkü bu bir anlaşılmazlıktan başka bir şey değil aslında. Anlamı mahveden bir şey, hayatın anlamını, o bize verilen emaneti alıp fırlatıvermek, parçalamak, dağıtmak... Hıyanet...
Allah aklımızı muhafaza etsin ve bizleri anlamsız sorular yumağıyla akılları karışanlardan eylemesin... Amin...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Anlamsız Sorular
Per, 16/11/2006 - 22:06 — Edip Ozan Karaoğlu"Bizleri anlamsız sorular yumağıyla akılları karışanlardan eylemesin"
Bilmiyorum bu cümleyi nasıl algılamalıyım. Anlamsız sorular sorular yumağıyla kafa mı karıştırıyorum yoksa anlamsız sorular yumağıyla kafası karışanlardan biri gibi mi görünüyorum?
Sanırım imanı "kucağımda" bulmamış olmanın sıkıntısını çekiyorum. Allah diyenlerin dediklerini hayretle okurken. Belki kafam fazla karışık. Belki fazla "insancıl" yaklaşıyorum bu "hastalığa". Belki "entellektuel" bir merci yerine bir kaç şarapçı ile paylaşmam gerekirdi düşüncelerimi. Belki o zaman dostlarımın arkasından yazılmış bir "anma" yazısına gelen yorumlarda onların "hastalıklı", "acınası" ve "hain" olduklarını okumak zorunda kalmazdım.
Rabbim imanını uçurum kenarında sınamak zorunda kalanlara yardım etsin. Sıcak koltuklar ile sınananlara da şükür nasip etsin. Amin.
Ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim.
Kelimeler Gerçek, Kelimeler Acı
Cum, 17/11/2006 - 10:41 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam Edip Ozan Bey
Anlamsız sorularla kafası karışan siz değilsiniz. Bu yorumu yazarken sizi itham etmek istemedim. Eğer böyle olsaydınız bu yazıyı yazan konumda olmazdınız diye düşünüyorum. Acı olan şeyler var. Bunu hepimiz biliyoruz. Gerçeklerden kaçamayacağımızı da, bazı şeylere duygusal yaklaşımlar sergileyerek onları görmezden gelemeyeceğimizi de biliyoruz. Bilmiyorsak bilmeliyiz, çünkü yaşadığımız şu dünya, bize verilmiş bu hayat bunu gerektiriyor.
Kelimelerimi gören belki tutumumu katı bulabilir. Ne kadar da acımasız diyebilir bana birileri. Nasıl oluyor da intihar edenlere bu kadar kolay "hasta ruhlu" ve "hain" diyor diyebilirler benim için. Ama bu kadar kolay değil işte. Ben basit bir şeyi sorguladığımı düşünmüyorum. Size de bunu basit görüyorsunuz demiyorum, çünkü bu hakkı kendimde bulamam. Ancak farkına vardığım bir şeyler var, bunları göz önüne alarak yazıyorum bunları. Kelimeler acı, kelimeler gerçek. Hayatın içinde varsa bu acılık ve gerçeklik denen o bizi yaralayan şey her daim peşimizde ise biz daha ne kadar bakışımızı bunlardan ayrı tutarak yaklaşabiliriz ki meseleye? Benim bahsetmeye çalıştığım, anlatmaya gayret ettiğim şey bu.
Allah bizleri imandan ayırmasın. "Sırat-ı Müstakim" üzere sabit kılsın yolumuzu.
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
İntihar: Mon Dieu! Et Moi
Per, 16/11/2006 - 21:48 — Talha Yılmazintihar; insanın boğaz köprüsünden atlayıp hayatta kalmak istemesidir. ve bence yaptığı yanlışların farkına vardığı zaman kendinde müthiş bir şekilde kaçma isteği hasıl olur.. kaç.. nasıl ? kimse gelmesin.. niye? o zaman intihar et.. töbe de be koçum!..
ama intihar etmeyin boşuna.. biliyorum bazen ölmek yaşamaktan daha doğru bir seçenek gibi.. ama size bunu seçme hakkı verilmiyor ne yazık ki yani şıklardan birisi hiçbir şekilde bu değil.. bir şekilde sabredin..
"yeniden keşfetmek lazım
yeni bir hayat...
Camus Topu Cemaat'a Attı
Cum, 17/11/2006 - 12:02 — U.Ali BirkardeşlerCamus, kendisiyle yaptığım röportajın son dönemecinde sorularıma 'fransız' kalmayı tercih edip, topu Cemaat üyelerine attı. İşte o an:
Albert Camus: Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir.
Ali Hamza : Peki, bu insanlar içlerindekini söylemek adına hayatlarını feda eder de, hayata veda etmeden evvel, neden kendilerini anladığını düşündükleri kimselere bir not bırakırlar? Bedeli can olan bir kendini ifade ediş yetersiz mi kalır ki bir de son söz yazma ihtiyacını hissederler? Bu insanlar, hayatın anlamlı olmadığını düşünürler de , neden hayata gözlerini yummadan kendilerini anlayacak birileri olduğu inacındadırlar? Geriye bırakılan bir mektup, hayatın anlamı olduğuna yapılan bir gönderme değil midir? Hayata/İnsanlara inandıklarının bir işareti değil midir?
Albert Camus: İntihar üzerine daha fazla bir şey sormayın artık. Bu konudaki bütün üşüncelerimi felsefi bir temele oturtarak, Sisifos Söyleni'nde belirttim. Oraya müracaat ediniz, lütfen.
Ali Hamza: O zaman, son bir sorum olacak?
Albert Camus: Elbette, buyrun.
Ali Hamza : İntihar bombacılığı? Bu, inancın getirdiği bir intihar şekli mi yoksa ümitsizliğin (inancı kaybedişin demeliyim belki de) bir ürünü mü?
Albert Camus: Bu soruyu, sanırım 'cemaat'iniz benden daha tarafsız bir şekilde cevaplandıracaktır, onlara müracaat edebilirsiniz.
Ali Hamza : Peki, teşekkür ederim.
Albert Camus: Rica ederim.
İntihar: Ötelerden İntihal...
Cum, 17/11/2006 - 14:05 — misafirintihar :
kaç kez yanağını okşadığım,
ve hâlen ara ara med-cezir rüzgarıyla saçlarımı taradığım azize...
İntihar / Azize Otopsi / Dini Tören
Cum, 17/11/2006 - 15:53 — aysun yollardagezer"Yakın bir geçmişe kadar intihar girişimleri, yani ölümle sonuçlanmayan intihar olayları, ölümle sonuçlanan intiharların bir alt-kategorisi olarak ele alınmış ve girişimde bulunup, bunu başaramamış olanlar ise sadece ölüme ulaşamamış kişiler olarak değerlendirilmiştir.
Son zamanlarda yapılan birçok araştırma intihar girişimleri ve gerçek intiharların farklı dinamiklere sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bundan dolayı, intihar olgusunu temel boyutları bakımından farklı davranışlardaki kategorilere ayırmak gerekmektedir. Bu kategoriler:
İntihar düşüncesi: İnsanların büyük bir çoğunluğu yaşamlarının belli dönemlerinde intihar etmeyi düşünmüşlerdir. Çünkü insan, her zaman ölümü ve ölümden sonrasını merak etmiştir. Bundan dolayı, kendi hayatına kendisi son vererek bu merakını tatmin edebileceğini düşünür. Böyle bir düşünce, insanın zihinsel faaliyetlerinin bir sonucudur; anormal birşey değildir. Bu tür düşünceleri kafalarından geçirenlerin büyük bir bölümü bunu uygulamaya geçirmeyerek, sadece düşünsel alanda bu eylemi gerçekleştirerek ölümlerinden sonra nelerin olabileceğini tahmin etmeye çalışırlar.
İntihar tehditleri: Bazı kimseler, istedikleri bir şeyi elde etmek için intihar tehditleri savururlar. Böyle bir davranışla istediklerini elde edenlerde bu davranış biçimi adeta alışkanlık haline gelebilir. Bu tür tehditler savuranlar diğerlerinin ilgisini, yardımlarını sağlama amacı güderler. Çevredeki kişiler bu tehditleri ciddiye almazlarsa, bazen göstermelik ve hatta gerçek intihar girişimleri ortaya çıkabilir.
Göstermelik intihar girişimi: Şaka yapmadığını, kendisini gerçekten öldürebileceğini göstermek amacıyla, tehditlerine cevap alamayan kişiler göstermelik intihar girişiminde bulunurlar. Fakat eyleme girişmeden önce, diğerlerinin kendisini kurtarmaları için birçok açık kapı bırakır. Örneğin; kişi ilaç içtiğini ve intihar edeceğini bir yakınına telefonla bildirir. Böylece, onun gelip kendisini kurtarmasını sağlar. Artık, istediği şeyi elde etmesinde diğerleri daha tavizkar davranacaklardır. Bazen de, özellikle sanatçılar, halkın kendilerine karşı azalan ilgilerini tekrar kazanmak amacıyla göstermelik intihar girişiminde bulunurlar veya bu yolda haberler yayarlar. Böylece basın ve kamuoyu günlerce bu kişiden sözeder.
Gerçek intihar girişimi: Göstermelik intihar girişimlerinin yanısıra, gerçek intihar girişimleri de vardır. Böyle bir eylemde bulunan kişi, ölmeyi gerçekten istemekte, fakat seçtiği yöntem ve zamanlama nedeniyle amacına ulaşamamakta ve diğerlerince kurtarılmaktadır.
Önceden bir intihar düşüncesi olmaksızın meydana gelen intihar: Bazı durumlarda ise, kişide önceden bir intihar düşüncesi olmadığı halde ortaya çıkan intihar olayları vardır. Ölmek niyeti olmaksızın, örneğin; bir kişi, ölürken insanın neler hissettiğini merak ederek kurtulma niyetiyle kendini asabilir, ama kurtulamayarak ölür. Gazetelerde bazen bu tür olaylara rastlanılmaktadır. Bunun yanısıra, değişik amaçlarda bu tür olaylar olabilir. Örneğin; Stearn’ın bir arştırmasına göre, 13-19 yaşları arasındaki erkeklerin intihar niyetleri olmadan, sadece orgazm olmak için kendilerini astıkları ve ölü bulundukları görülmüştür.
Gerçek intihar: Gerçek intihar olarak adlandırılan davranışta en temel koşul eylemin ölümle sonuçlanmasıdır. Fakat, yukarıda da bahsedildiği gibi, bazı olaylarda kişinin amacı ölmek olmadığı halde, eylemi ölümle sonıçlanmaktadır. Bunlar bir istisna olarak kalıp, fazla bir oran teşkil etmezler. Niyeti gerçekten ölmek olan girişimciler ise, bu eylemlerini tekrarlayarak amçlarına ulaşmayı başarabilirler. Tabii, eylemlerini tekrarladıklarında daha öldürücü metotları seçerler."
(Bu bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. )
Bir kategori de ben eklemek istiyorum:
İntiharı Şiirselleştiren ve hatta Ayinleştirenler:
İntihar eden bir sanatçıya, düşünüre, düşünmeze hayran olanlar. Bu insanlar sanatçının yazdıklarına ya da yaptıklarına değil, bizzat hayatlarını bitirme şekline odaklanmışlardır. Onların isimlerini anmak (Dücane amcanın kitabını koltukaltında taşıyanların umduğu gibi) dikkat çekmeleri için bir sebeptir. İntiharı düşündüklerinden değil de, şairlik olsun işte...
Azizenin yanağını okşamak mı? Şairane bir intihar tanımı daha, hayırlı uğurlu olsun...
İntiharı Şiirselleştirenler
Cum, 17/11/2006 - 16:18 — U.Ali BirkardeşlerSon madde, daha çok kadınlarda görülür gibime geliyor...
Ophelia*'nin intiharı mesela...
Ya da, Virginia Woolf'un intiharı...
Buna karşılık, Hemingway'in intiharını gözümde canlandırmak isteyince tüylerim ürperiyor...
___________________
* Her ne kadar Shakespeare'in kaleminden çıkan bir karakter olsa da...
??
Cum, 17/11/2006 - 22:15 — misafir"intihar'ı şiirselleştiren ve hatta ayinleştirenler..."
diye başlayan metne muhatap galiba benim...
ne ki yazımın altına cevap olarak yazılmış...
intiharın şiirselleştirilmesi ile intihar etmek arasında zenci-beyaz kadar bir yakınlık vardır... şiirselleşmesine karşı geliştirilen bir tavır maksadı aşmaktır... bahis ne olur ise olsun, şiir olabiliyor ise o kalemi tebrik etmelidir... ne olursa olsun'a "intihar" da girmektedir yani...
intihar edenlere hayranlık'a dair bir lafız söz konusu değilken, neden böylesi bir cevap (!) verildi anlamam...
savunmasında olduğum yol,
intihar'a karşı , ölmeden ölmek yoludur...
bizler sarhoş iken henüz üzüm yaratılmamıştı sözünden dem vurmaktır...
aşık olmak ile yetinmeyip,
aşk olmaktır..
aşk olsun !
iç'imi bilecek kadar erdiğinizi bilmiyordu bu gönül...
bir daha ki gelişinizde haberim olsun...
şairlik...
çimenlik gibi bir şey olmasın bahsiniz...
intihar edeni / etmek isteyeni anlamak için,
intihar etmek / etmeyi düşünmek gerekir demek yerine;
şairi anlamak için şair olmak gerekir diyeyim de anlaşalım...
selam ile...
Uzmanlık(!)
Cts, 18/11/2006 - 16:08 — U.Ali BirkardeşlerBir de, intiharı uzmanlık(!) dalı olarak görenler varmış, bir yaşıma daha giriyorum.
Verdiği acı ve beraberinde getirdiği bunalım tartıya sığmaz II. Dünya savaşı'nın sadece 7 yıl ardından şöyle diyor Cioran:
''Romantikler son intihar uzmanlarıdır. Onlardan beri baştan savma intihar edilir olmuştur... Kalitesini iyileştirmek için yeni bir çağ bunalımına büyük ihtiyacımız var.''*
Yorumcu bu noktada tıkanır/tükenir!
Yazılacak tek şey: YORUMSUZ...
_____________
*E.M. Cioran/ Burukluk (Metis Yayınları)
Bir Kaçış, Bir İntihar...
Cum, 17/11/2006 - 16:07 — leyla yılmazinsan neden intiharı seçer ki? kaçmak için mi? yaşadığı sıkıntılardan uzaklaşmak için mi? peki bilmez mi ölümünden sonra daha büyük yangınlarla tanışacağını.....
Evet Attila ilhan'ın dediği gibi "ayrılık sevdaya dahil", lakin intihar hayata dahil değil...
I REMEMBER*
Cts, 18/11/2006 - 01:13 — U.Ali Birkardeşler''I remember reading Van Gogh's letters to Theo.
I remember daydreams of dying and how unhappy everybody would be.
I remember daydreams of committing suicide and of the letter I would leave behind.''
Hatırlıyorum, Theo'ya Mektuplar'ı okuduğumu.
Hatırlıyorum,hayallerini kurduğumu ölümün ve ne kadar mutsuz olacağını herkesin.
Hatırlıyorum, hayallerini kurduğumu intiharın ve arkamda bırakacağım mektubun.**
_____________________________
* Hatırlıyorum/Joe Brainard
** Tercüme bana aittir bu noktada eleştirisi olanlar varsa seve seve dinlerim.
GöğEkin
Paz, 19/11/2006 - 00:57 — S.Setenay Özek"Bazı kelimeler kolay telaffuz edilmezler". Diye başlasa da yazı herkesin söyleyecek birşeyleri varmış bu konuda. Beni rahatsız eden sadece bir nokta var.
İlhami Çiçek'in "Müntehir şairler" kategorisi içinde, Mayakovski, Pavese hatta Nilgin Marmara'yla aynı kefeye konulması. İlhami Çiçek, derin varoluş sancıları çeken özel bir insan ve şairdir. Bir avuç insan tarafından, kapalı devre bir biçimde anlaşılmaya ve anılmaya devam edilecektir. Kendisi, diğerleri gibi bunu bir kaçış yolu olarak görmemiş ve tercih etmemiştir. İlhami Çiçek hakkında bilgilenmek isteyen arkadaşların, hayatı ve şiirleri üzerine derlenmiş kitabı "GöğEkin"i temin etmelerini tavsiye ederim.
Bu arada bir dostun şu sözü gelir zaman zaman aklıma;
"İntiharı kutsamayalım arkadaşlar"
....
Paz, 19/11/2006 - 16:14 — leyla yılmazBu tür yazılar insanı kısmen intihara yönlendiriyor diye düşünüyorum.
mona_roza
Sevgisizlik, Boşluk ve İntihar
Paz, 19/11/2006 - 19:04 — Ümit Demirİntiharı düşünmek bile ürpertir çoğumuzu. Ölümün zaten kendisi bir ölçüde meçhul, bir ölçüde korkutucudur. Ölüm hakkında çoğu insanın karamsar düşünceleri varken bir de bu deneyimi intihar gibi zor bir yolla sınamak cesaret midir yoksa korkaklık mıdır bilinmez.
Albert Camus’un ‘Yabancı’sı bize her şeyini kaybetmiş insan halet-i ruhiyesini ideale yakın açıklıyor galiba. Nihilist düşüncenin hayata, ölüme, çevresine… vs. bakışının ne durumda olduğunu yazar bize kitabın kahramanının şu sözleriyle anlatmaya çalışır; “herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir (...) İnsan mademki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur”
İntiharı kafasında tasarlamadan önce kalb, kendi içindeki ve dışındaki her şeyle irtibatını kesmiş durumdadır zaten. Yazar Mustafa İslamoğlu insan kelimesinin kökünü incelerken kelimenin ünsiyet yani sevgi, aşinalık, ahbablık, alışkanlık kökünden geldiğini, buradan kastedilenin de önce Yaratıcı ile ünsiyete geçmek, sonrasında da çevresiyle, çevresindeki insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle...vs. ünsiyete geçmek olduğunu belirtir.
Yazar, insan kelimesinin diğer bir kökü olarak nisyanı yani unutuşu verir. Rabbini unutuş, kendini, aslını, görevlerini, çevresindeki insanları ve diğer canlıları unutuş… Bu unutuş sonucu düşülen bir boşluk… İşte bu boşluk Camus’un Yabancı’sının düştüğü boşluktur ve intihara ramak kalma halidir.
İnsan bu sebebten ya nisyan yani unutuş, kayboluş ve dolaylı olarak mahvoluş halindedir ya da ünsiyet yani Rabbiyle, insanlarla ve kâinattaki her şeyle muhabbet ve dost olma-kalma halindedir. Hayatla ünsiyet kuramamanın, kendiyle ve çevresiyle hemhal olamamanın sonucunda bedene can veren şalterin son atışıdır belki intihar. Ünsiyetini, muhabbetini yani sevgisini kaybeden bir beden kutsal kitabımıza göre zaten ‘ölü’dür. İntihar bu açıdan hasta odasında hayata yaşam ünitesi ile bağlı bir hastanın bağlı olduğu makinenin fişini çekmeye benzer galiba.
Kur’an-ı Kerim değindiğimiz gibi kalbinde imanı yani yaratana, yaratanın yarattıklarına karşı sevgisi olmayan insanı ölü olarak tabir eder. Canlı yani hayat sahibi olarak da kalbinde imanı-sevgisi bulunan insan tipini örnek verir.
Bu noktada insanı intihara sürükleyecek bir boşluğa düşmeyi önleyici reçeteleri yaratıcımız, İnsan’ın Kullanma Kılavuzu olan Kur’an-ı Kerim’inde vermiştir ki Kur’an bu doğrultuda hayat vermeye, can vermeye vesile konumunda durarak yine mucizevî yanını göstermektedir.
Rabbimizin kendisiyle ünsiyet kurup bu aşk coşkusu ile kâinattaki her zerre ile hemhal olabilenlerden kılması duasıyla…
Mayakovski ve Rimbaud
Pzt, 20/11/2006 - 04:28 — Nevin ÖzdenN.Ö.
gidenlere rahmet ve kalanlara sabır dileyerek kısa bir parantez açmıştım ama doğrusu Edip Ozan'ın bu blogu bir anafor gibi kendine çekmeyi sürdürdüğünden birkaç gündür aklımda dolaştırıp duruyorum..
iki kez yeltenmiş ve pek çok kez kurgulamış biri olduğumdan sanırım kendimi alamıyorum.. lütfen telaşlanmayın, bu meseleyi halledeli çok oluyor..
eski günlüklerimi açtım, ve aradığımı buldum.. yıllar önce şöyle bir not düşmüşüm:
"eski şiirlerle oyalanıyorum mayakovski gibi, sabrın ve umudun ellerinden tutarak ama.."
böyle bir not düştüğüme göre mayakovski'nin şiirde tıkandığı bir dönemine ilişkin birşeyler okumuş olmalıyım.. ama ne yazık ki kaynak belirtmemişim, bir alıntı yapmamışım. ve hatırlamıyorum da.. sadece okuduklarımı kendi durumum ile kıyaslayarak bu notu düşmüşüm..
Bu nedenle; Rus devriminin ateşli ve dinamik şairinin, başta batılı şairler olmak üzere tüm dünya şairlerini etkileyen yeni/büyük şiirler yazmış mayakovski'nin ansiklopedik bilgilere bakarak sırf gönül meselelerinden hüsrana uğradığı için intiharı seçtiği değerlendirmelerine katılamıyorum.. ona bir kapı aralanmıştı ve o sarsıcı şiirlerini yazabilmişti.. belki de şairliğinin ekim devrimi yıllarına denk düşmesi kendi şanssızlığı ama devrimin de şansı olmuştu..
Bataille da (bu kez kaynak verebiliyorum) İç Deney'de Rimbaud'nun imkansız'a ulaşamadığı için şiiri bıraktığından ve afrika'daki bildiğimiz serüvenlerine atıldığından söz eder.. ki bana göre bu da intiharın bir başka biçimidir..
bu iki örnekle varmak istediğim nokta biraz aydınlanacak sanıyorum.. edebiyat sanat ve düşün dünyasından intiharları yani entelekt insanların bu seçimlerini gerçekten de çok düşünmeye değer buluyorum.. insan beyninin sınırları ve potansiyeli bakımından..
bu mesele de amma uzadı diyenler olabilir, bağışlasınlar..
tüm örgütlü dinlerin, budizmin, şamanizmin, mayaların, afrika yerlilerinin ya da daha eskilere gidelim, yazının olmadığı çağlardaki insanların ritüelleri, temrinleri hep aynı amaca ulaşmanın değişik yollarıydı.. ölmeden önce ölmek.. bir başka deyişle kainatın özü ile bir olmak.. az ya da çok, uzun ya da kısa süreli..
bunu tecrübe etmiş, sonra bir biçimde yitirmiş ya da ebediyen arzulamış olan beyinlerin bu edimlerinin bu açıdan değerlendirilmesi sanırım daha faydalı olacak ve belki bizi bu giz üzerinde başka yazılar yazmaya sevk edecektir.
Gereksiz buluyorum.
Salı, 21/11/2006 - 02:30 — Sule DemirtasÇoğu insanın hayalini bir zaman olsa kurduğu, bazen tek çıkış yolu olarak gördüğü bir şeyden bahsediyoruz. Tıbbın ya da bunu kafasında onamışların aksine ben bu şeyden "olgu" olarak bahsetmiyorum ki zaten bahsedilmesini de gereksiz buluyorum.
Bunu yapanın sonrasının cehennem olduğunu bildiğimiz bir dine inanıyoruz. Aslında meselelere böyle düz mantıkla bakmayı hiç beceremedim ama bu konu hakkında uzun çalışmalardan sonra çok net fikirler ürettiğimi biliyorum ve ürettiklerimi de buraya yazıyorum. Şöyle ki öyle, öncelikle intiharı denemiş veya başarmış(!) insanların böyle deriiin ve deriiin meselelere hükmetmiş ve büyük yazarlar, şairler olması durumun enterasanlığını onamaz. Dönüp tutarsak elimize yüksük takıp tarihin iğnesini, çoook basitinden, çok karmaşığına sayısız insanın bunu bir çıkış yolu olarak gördüğünü biliriz yazıda da bahsedildiği gibi.
Ama ben entellektüel bir forma sokulmasından ve referans olarak bu malum şahısların isimlerinden bahsedilmesinden yineleyerek söylüyorum rahatsızlık duyuyorum. "Keşke" dahi demenin imanı zedelediği bir dine mensubuz madem, iman etmenin olanca zorluğunu unutup, hayatın karmaşıklığına, yoğunluğuna, başa gelenlere ona buna şuna direnemeyip, kendini la hain gibi boşluktan aşağı bırakmaya gücü yetenlerin basitliğine bu kadar mesai harcamanın bi anlamı yok...
Durumun patolojik yanından, mutahab bulamamaktan, psikiyatriden, psikolijisinden bahsetmiyorum ki, bu yukarıda yazılmış olan yazı da intihar hakkında yazılmış bilimsel bir makale değil zaten , O yüzden har vurup, harman savurabiliriz ama ille Kur'an ve Sünnet'i referans alırız.
Bombaların ve savaşın gölgesinde, sığındığı barınakta yaşama mücadelesi veren kızın kalp atışlarına soracaksın intiharı, ya da kızılhaç kuyruğunda kemikleri teker teker sayılan bir anneye kucağında çocukla beklerken uzatıp mikrofonu soracaksın "intiharı neden düşünmüyorsun?" diye... Sanmıyorum annesi gözlerinin önünde öldürülen bir çocuktan daha çok acı çekmiş olsun efenim plath, efenim marmara, efenim kim intihar ediyorsa artık...
Bu ümmetin Resulu, dünyada hiç bir insan evladının yaşamadığı bir hastalık ve acıyla gözlerini bu sefil Dünyaya kapadı. Hiç bir insan evladının da dayanamayacağı zorluklara, hakaretlere (onlar değil ya Nebi'den bahsediyorum dikkat çekerim)açlığa, sefalete, hicrete, susuzluğa ve çaresizliğe dayandı...Velev O Alem Nebisi olsun, O zaman sahabelere kulak kesilelim. Değil ölmeyi istemek ve değil ölmek, yaşamak için demirden zırhları giyinen, başlarına geçiren onlar değil miydi? Bu öyle bir dindir ki, değil senin yaşamını, gıybetine bile büyük günahı koyarak haysiyetini koruma altına almış. Sen kalkmışsın muhatab bulamıyorsun, efenim anlaşılamıyorsun, kendini 5. kattan aşşağı atıyosun, zart zurt.
Bir insanda şerefiyle ölmeli ya. Nasıl öldüğünün önemi yok. Aciz varlığız biline. Doğarken de fikrimiz alınmadı, ölürken niye alınsın...Bil aczini, kır bacağını otur aşşağı. Rabbin önünde inci gibi dizilmiş kulsun...Herkes keriz mi dünyanın sancısını, pisliğini çekiyor, bi sen mi akıllısın dayanamayıp çekip gidiyorsun...
Neyse...Fikir beyan ettik gece gece
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
zart zurt
Salı, 21/11/2006 - 21:46 — Edip Ozan Karaoğlu"sen kalkmışsın muhatap bulamıyorsun, efenim anlaşılamıyorsun, kendini 5. kattan aşağı atıyorsun, zart zurt."
"herkes keriz mi dünyanın sancısını, sancısını, pisliğini çeliyor, bi sen mi akıllısın dayanamayıp çekip gidiyorsun...
ne kadar güzel bir betimlemelerdir bunlar böyle. hayran kaldım tavrınıza. bunca yıldır altından kalkamadığım bir konuyu bu kadar duru bu kadar akıllıca izah edebilecek başka kimse var mıdır bilmiyorum. sağolunuz.
Ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim.
cart curt olsun velevki
Salı, 21/11/2006 - 22:02 — Sule DemirtasBen de yazınıza hayran kaldım. Ne kadar fevkalade konulara değiniyorsunuz öyle. Şahsen epeydir "hakkında bir yazı yazılsa da biz de doya doya okusak" dediğim bir kıvamdaydı. Ama amiyane tabirler kullanıyoruz kusura bakmayın, sizin irtifanıza yükselemiyoruz. Başımız dönüyor da orada...Siz de böyle aciz, basit, argo deyimler içeren aciz yorumlarla yetinin efendim. Az geliyorsa bloglarımı okuyun. Belki iyi gelir...
şerefinizle bir gün geçeceğinizi umduğunuz çağda yaşıyorum ne yazık ki...
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Ne cart curt, ne zart zurt! Efendi olmak mesele!
Çar, 22/11/2006 - 18:33 — RecepKılınçarslanKimse kimsenin yazısına hayran kalmak zorunda filan değil. Cemaat.com herkese açık bir platform ve yöneticilerin kabul ettiği her yazı ve kişiye açıktır. Daha önce de oldu. Kırıcı, incitici sözleri neden sarfediyoruz birbirimize? Anlamıyorum. Yakışıyor mu bize? Başımızı ellerimizin arasına alıp, düşünelim.
Edip Ozan Karaoğlu, Cemaat.com'da tanıdığım ve severek, beğenerek takip ettiğim yazarlardan, belki de en başta geleni. Sorun bu değil. Ancak ortada emek verilmiş bir şey varsa, beğensek de beğenmesek de şerefimizle ona saygı duymalıyız, saygı duymayı bilmiyorsak da öğrenmeliyiz.
Sayın Şule Demirtaş, yorumunuzda siz de yazmışsınız, bloglarımı okuyun az geliyorsa filan! Ne bu Allah aşkına? Birisi sizin yazılarınızı okuduktan sonra zart-zurt filan gibisinden şeyler yazsa hoşunuza gider mi? Merak ediyorum doğrusu.
Oldu olacak, yazarların hangi yazıları yazacağından filan da bahsedelim, buna biz karar verelim! Yapmayın yahu! Herkes istediği yazıyı, istediği cümlelerle ifade etme hakkına sahip değil mi? tekrar ediyorum, kimse kimsenin yazısına hayran kalmak zorunda filan da değil. Yazıların fevkaladeliğini yazmak zorunda hissediyorsanız kendinizi, bunu belli edebi çerçeveler içinde yazın hiç olmazsa. Zira; anlamak istemeyeni, anlamak istemezler!
--------
yolcu buruk baş gerek
gözde daim yaş gerek
huy biraz yavaş gerek
yoksa yollar aşılmaz.
Psykhe o anda kendini
Per, 23/11/2006 - 14:58 — Nevin ÖzdenN.Ö.
"Psykhe o anda kendini bir ırmağa atıp boğulmayı ister. Çok zor olayları göğüslemek üzereyken kendini öldürmek ister. Bu bir tür kendini kurban etme, bir bilinç düzeyinden diğerine geçmenin göstergesi değil midir? İnsan yaşamında intihara yönelik bir dürtü hemen her zaman yeni bir bilinç düzeyinin eşiğinde olunduğunu gösterir. Doğru şeyi yok edebilirseniz -eski alışkanlıklar gibi- ve kendinizi incitmezseniz, yeni bir enerji dolu dönem başlayacaktır."
Robert A. Johnson, Kadın Psikolojisini Anlamak, Gül Yayınları, Psikoloji Dizisi:3, 1993 İstanbul.
Önemli bir eğitimci olan Robert A. Johnson, San Diego California'da Jung çözümlemeleri yapmaktaymış. Ayrıca İsviçre'deki Jung Enstitüsü'nde, Hindistanda, Sri Aurobindo Ashram'da çeşitli çalışmalarda bulunmuş.
Kitap, Yunan mitolojisinin en eski öykülerinden biri olan ve tüm dünya mitolojilerinde de karşılığı bulunan Eros ile Psykhe'ye ruhçözümsel bir yaklaşım sunuyor.