renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-Âh'ım Redifli Gazel (4)

Evrâd-ı ‘âlem tedbîr ü teyakkuzda kâ’im dursun
Da’vet-i niyâzım bâ-husûs yek sanadır Allâh’ım

(Cihanın duaları çare ve uyanıklık ile ayakta dursun,
Ey Allah’ım; çağrı vesilem özellikle sanadır.)

İnsan, yaşamı boyunca başına gelebilecek musibetlere ve kötülüklere karşı koyabile- cek bir mekanizmaya sahip olarak yaratılmıştır. Bu mekanizma ise maddî donanımlardan ziyade ma’nevî telkine muhtaç bir hassasiyete gereksinim duymakta- dır. İşte bu soyut ya da meta-fizik olgu evrâd sözcüğüyle şâ’irimiz tarafından dile getirilmiştir. “Evrâd”, Arapça bir kelime olup “vird” sözcüğünün çokluk halidir. Muayyen zamanda yapılan dualar, zikirler, ayinler ve cüzler anlamlarına gelir.

Evrâd- ‘âlem; alemin duaları, zikirleri, ayinleri demektir. Kainattaki canlı ve cansız her şey kendi lisân-ı hâllerince Allah’ı zikreder, O’na secde eder. Ağaçların, taşların, kuşların vb. bütün unsurların Allah’ı zikri, O’na secdesi Kur’ân’da da ifade edilmektedir:

“Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar. ( Hac, 18)

Bitkiler ve ağaçlar secde ederler. (Rahmân,6) (Benzer ayetler için bkz: 13/15 ve 16/49)

Divan şiirinde evrâd genellikle seher vakti îfâ edilir. Virdin malzemesini ayetler, hadisler, esmâ’ü’l-hüsnâ, kıssalar ve güzel sözler oluşturur. Tasavvufta virde şeyh başkanlık eder. Bugün hala tarikatlar kanalıyla yaşatılagelen bir gelenektir. Eskiden Zerdüştlerde ve Sâbi’îlerde yaygın olan bu gelenek Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından da yaşatılmış; İslam’a bağlı olanlar da muhtevî farklılıklarla bu geleneğe dînî motifler katmışlardır. Bilhassa Selçuklu ve Osmanlı zamanında virdlik, hafızlık müessesesinin temel yapı taşı olmuş, görkemli kutlamalara vesile kılınmıştır.

Virdde asıl olan tedbîr ve teyakkuzdur. Zira mürîd ya da sâlikin virdi yaşayabilmesi vird sırasında kendi nefsini tamamen virde bağlayabilmesiyle ancak mümkün olur. İlâhî coşkuya ve cezbeye konsantre olamayan mahdûm, şeyhin bakışlarınca uyarılır. Tedbîr, bu bakışlardan kurtulmak; teyakkuz ise yakaza halinde bulunmaktır. Virdin özü ise Allâh’a yakarıştır. En güzel isimlerin ve sıfatların sahibi olan Allâh bu yakarışlara îcâb etmek için sözde Şeyh’in alnına ya da kalbine zuhur eder. Da’vet-i niyâzın mürîdlerce özellikle Allâh’a takdîm edilmesinin nedeni de esasında budur.

Allâh farklı duyuş ve düşünüşlerde varlığını devam ettiren gizemli bir güçtür. Semâvî bütün dinlerde Allâh inancı mevcuttur.

Mutasavvıflarca ‘âlem, Allâh’ın bir suretidir. Bu vesileyle Allâh’ı tanımak ve anlamak için ‘âlemin de tanınması ve anlaşılması gerekir. Âlem; dünya, cihan, kainat, evren, dehr, çarh anlamlarına gelen Arabî bir sözcüktür.

Tasavvufta âlem, Allah’ın tecelli-gâhıdır. Bu göstergenin de dört boyutu söz konusudur. İnsan için ilk boyut ‘âlem-i lahût yani varlıklar âlemidir. Öz halde bulunan varlıkların çeşitli vechelerle ortaya çıkışını sağlayan ikinci boyuta ise ‘âlem-i ceberrût adı verilir. Üçüncü boyutta insân ilâhî vasıflarla donatılır ki bu boyuta ‘âlem-i melekût denir. Nihayet dördüncü boyutta insan dünyayı tanır. Bu boyuta da ‘âlem-i nâsût ismi verilmiştir. Alemin boyutları müfessirlerce 14000 ilâ 40000 olarak gösterilir. Mutasavvıflarca yaygın olan inanış ise alemlerin sayısının 18000 olduğu şeklindedir. 18000 alemin zuhuru da 18 sayısıyla ilintilidir. Allah önce akl-ı küllü daha sonra nefs-i küllü yaratmış; bunlardan dokuz adet gök oluşturmuştur. Dokuz gök de yıldızlarla beraber anâsır-ı erba‘ı ve mevâdd-ı selâseyi doğurmuştur ki bunların toplamı da (1+1+9+4+3) olmak üzere 18 etmiştir. Her biri bin âlem değerinde sayılarak (18*1000) 18000 âlem ortaya çıkmıştır. Yine mutasavvıflarca;

Yüce Allâh, âlemleri Fahr-ı Kâ’inât ve Server-i Hakîkat olan Hazreti Peygamberimiz için yaratmıştır. Pek de sahîh olmayan bir hadîs-i kudsiyyeye göre Allâh şöyle buyurmaktadır: “Levlâke levlâke, lemmâ halaktü’l- eflâke/Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.” Dîvân şiirimizin vazgeçilemez mazmûnlarından olan ‘âlem ile Allâh’ arasında zıt bir korelasyon vardır.

Allah ezelî ve ebedîdir; yani başlangıcı ve sonu bulunmaz. ‘Âlem ise hâdis ve fenâdır; yani sonradan yaratılmış ve geçicidir. Dünyevî duyularla ancak âlem idrak edilebilir. Öte yandan Allâh idrak sınırlarının dışında yer alır. Birdir, eşi ve benzeri bulunmaz. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Sureti, şekli, rengi, kokusu yoktur. İsimleri ve sıfatlarıyla canlılar tarafından kısmî algılanabilir.

Tasavvufta Allâh; Vücûd-ı Mutlak, Kemâl-i Mutlak, Cemâl-i Mutlak, Hüsn-i Mutlak ve Sûret-i Mutlaktır.

Klasik şiirimizde ise; Allâh, Hakk, Rabb, Perver-digâr, Yezdân, İlâh, Hudâ, Hâdi, Bârî, Tanrı, Hâlık, Rahmân, Rahîm vs. isimlerle dile getirilmiştir. Tevhîd ve münâcâtlar Allâh’ı konu edinmiş divân şiiri türlerindendir.

İlâhî düşünce en güzel tarifini ise Fârisî bir deyişte bulmuştur:
“Heme est, heme ez est.” (Her şey O’dur, her şey O’ndandır.)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Allah – Alem – İnsan

Mutlak varlık olan Allah mümkün varlık olan insanı yarattı, onu emrine ve nehyine muhatap eyledi. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdederiz, şükrümüzü ifa etmek için ne kadar gayret etsek azdır...

Allah alemi yarattı, insan için. İnsanı küçük alem, alemi de büyük insan kıldı. Anlam yükledi insana ve değer verdi. Belirli bir süre için onu dünyaya gönderdi, bir ağacın altında gölgelendirmek için onu, hayat ağacının...

Kainat… Maddi anlamda onun içinde olanlar zamanla ve mekanla kayıtlı. Bu uzay, alabildiğine uzayan uzay ve içinde sereserpe yıldızlar, galaksiler ve daha büyük kümeler. Varoluş sürmede, her an ve zaman koskoca bir ân’ın ifadesi yalnızca, geçip giden…

Ya nereden geldik, nereye bu gidiş? Sorular zihnimizde ve cevapları bulmak üzre hayat ve ölüm tanımlanıyor her yeni gün bize. Dönen bir şeyler var, dünya ve başımız belki. Dönmeli de. Anlamak için, farketmek için dönmeli. Hareket ve sükûn, konuşmak ve sükût, bilmek ve bilmemek nedir, keşfedelim diye…

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Ahım redifli gazele eleştiri 2

Sayın Osman hocam! Söze sakıncası yoksa şöyle başlamak isterim: '' hocam dananın kuyruğunu koparmışsınız, redifli gazel 5 i okurken buldum; ne yapmamızı önerirsiniz? ''

Yazınızı '' edebiyat '' konu başlığında ele almışsınız ancak, din edebiyatı mı, edebiyat dini mi ayrımını belirtmediğiniz için benim için fazlasıyla anlama, zaman zaman algılama sorunu hasıl oldu; sanırsam dananın kuyruğu bu yüzden benim elimde kaldı. Hoş, sevgili Tiyanşan da değinmiş meseleye usulca amma dananın kuyruğuna basıp geçmiş, ayak izi üstünde ben kaldırdım yerden de bakalım yapıştırabilecekmiyiz; Allahu alem?

Hakkınızı da yemiyeyim: virdin tarihçesinde kimlerden miras kaldığını anlatmakla meseleye az çok açıklık getirmişsiniz ancak, altında devam eden Allah, Allah-alem ilişkisi falan baya çetrefilli, yer yer çelişkili ama illede dayanaksız olmuş hocam; bende tam bunlara takıldım.

Mutasavvıflarca ( kim bunlar hocam? Bacon mu, Akiinolu Tomas mı, Hermes Tot mu, Engels mi, Budha mı; yani belirsiz olmuş burası...) alem, Allah'ın suretidir (haşa) , altta tecelligahıdır (?!) Dört boyutludur (?!) ( neden dört mesela, böyle geniş ve derin bi mesele neden birler basamağına hapsedilirde, dört trilyon boyutlu olarak ifade edilmez ) Alem sayısı da oldukça ilginç; müfessirler ve mutasavvıflar olarak iki guruba ayrılan bilenlerce, oldukça kesin ve birbirine yakın sayısal tahminlerle aydınlatılmış (!) insanlık. Belki bazılarımıza bu sayı meselesi çelişik gelebilir ama orayı anladım ben; şöyleki izah edeyim: sonsuzluğu düşünün, yaslanın arkanıza, düşünmeye devam edin ve bu büyüklüğün içinde 40 bin ile 18 bin ne kadar uzak sayılabilir ki birbirine, di mi? (nasıl hocam ilerleme var mı?)
Bide şu toplama işi var hocam, orayada bi el atayım: 1+1+9+3+4=18* 1000= 18000+1= 18001 yani ona sonradan kendimi ben ekledim, iyi mi?

Hocam! Edebi bakımdan ve de anlambilimsel ( bunu nadir marmaradan öğrenmiştim ) olarak yazının en can alıcı bölümüne değinelim: '' Pek de sahih olmayan bir hadisi kutsiyeye göre Allah şöyle buyurmaktadır..'' Hocam oldu mu şimdi? Bu cümleyi nereye koyabiliriz ahım redifli gazel 5 in dışında, biraz evrensel olmak zaruretimiz yok mu, konunun genişliği bakımından? Bunun anlambilimsel izahını hiç merak etmiyorum, ne söyleseniz özrü kabahatinden büyük olacak.

Devam ediyoruz. '' Alem ile Allah arasında zıt bir korelasyon vardır ''(?!!!??&+^':::...) Bunları muhtemelen cuş-u huruş halinde yada cezbe halinde söylüyor olmalısınız hocam yoksa, ne söyliycemi bilemiyorum dediğim gibi dananın kuyruğu meselesi...

'' Öte yandan, Allah idrak sınırlarının dışında kalır. Birdir eşi benzeri bulunmaz. Zamandan ve mekandan münezzehtir. '' doğru olarak benimde imanla katıldığım üç cümle arka arkaya bunu buldum ama bakın devamına:'' sureti, şekli, rengi, kokusu yoktur.. '' hocam : vardır yoktur, hani idrakimizi aşıyordu; neden derekemizi dağıtmak bizi dumurdan dumura uğratmak için bunca çaba? nedir hocam amacınız? Acıyın lütfen bize de, edebiyata da, dine de, imana da...

Farisi düşünceyle bitirmişsiniz hocam: '' Herşey O'dur, herşey O' ndandır.'' Hocam bişey demiycem ama olmuyor ki yani. İnsan çarpılır mıyım acaba diye düşünmeden edemiyor ama bunları söyleyenler ne düşünüyor acaba? Bizi nereye götürüyorlar?

Selamünaleyküm

mea't-teessüf

Yakın dostlarıma defaaten bu tür polemiklerden kaçınmanın elzem olduğunu zira akl-ı evvel geçinen bazı arkadaşlarımızın, belki ihtiyarî belki gayr-ı ihtiyarî ama öyle ya da böyle, küpün dışına sızan bilgeliklerini (!) cevaplandırmanın geceye gün libası giydirmekten daha zor olduğunu söylemişimdir.
Sayın Rüştü Bey;
Sizi ne tanırım, ne de görmüşümdür. Tahsilinizi ve fikr-i sabitelerinizi bilmem. Ancak haddinizi aşan, bu çeşit açıklamadan çok karalamaya yatkın referanslarınıza bakarak hangi adreslerden güç aldığınızı kestirmek zor değil. Amacım sizi kırmak değil inanın. Sadece arşa değen ukala tavırlarınızla söylemlerinizi arz-ı zemine indirgeyebilmek.
Lütfen çok okuyunuz, az yazınız.
Böylece sanırım ne demek istediğimi daha açık idrak edecek seviyeye ulaşabileceksiniz.
Tüm bilgisizlik ve kötülüklerinize rağmen yine de selam.

Bir siz vardır sizde, sizden içeru

Sayın Rüştü bey'in iğnelemelerinin ardında ciddi gerçekler var, yani siz bunları hangi hal ile yazıyorsunuz gerçekten? Pek de sahih olmayan bir hadise göre dediğiniz hadis uydurma hadistir. Sonraki cümleleriniz önceki cümlelerinizi yahut önceki cümleleriniz sonrakilerini nehyetmekte... Nasıl iş anlamadık ya hu!

Mütalaâm

Saygılarımla söze başlıyorum. Gazel; bir koca kitabın(en az 400 sayfa) anafikri yazılmış halidir. Gazeli açık hale getirdiğinizde belki Osman Koca'nın yazdığı yazının 10 misli olabilir. Amaç bir ufak beytin açık anlamını insanlarla ilişkilendirerek anlatmaktır. Osman Hocam'da bunu başarmıştır. Takibat yapan kitlesine göre en azından bu kitleye açıklamıştır. Saygılar sanatkâr Osman Hocam.