renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Popüler Kültür ve Hidayet Romanları

Bellekteki Huriler – İslamcı Popülist Kültüre Eleştirel Bakış - , Ahmet Sait Akçay; Selis Kitaplar

İslamî roman çığırı kimilerine göre altmışların son çeyreğinde yüzünü göstermeye başladı; kimilerine göre ise yetmişli yılların ikinci yarısında ortaya çıktı. Ve illa ki 80’li ve 90’lı yıllar… Kendi okuyucu profilini iyiden iyiye oluşturduğu 80’lerin ardından popülerleşmeye yüz tuttuğu 90’lı yıllar…

Hekimoğlu İsmail, Şule Yüksel Şenler, Şerife Katırcıoğlu, Hüseyin Karatay, Ahmet Günbay Yıldız, Sevim Asımgil, Emine Şenlikoğlu o dönemlerin çok okunan “hidayet romanları”nın yazarlarıydı. Bu, günümüzde okunmadıkları anlamına gelen bir cümle söz değil tabi. Onlar hala okunuyorlar ve okundukları sürece de eser vermeye devam edecek yazarlar…

Ahmet Sait Akçay’ ın Selis Kitaplar tarafından yayınlanan kitabı Bellekteki Huriler (Mayıs 2006, İstanbul ); furya halini aldığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz hidayet eksenli kitapları ve kitapların düne ve bugüne düşürdüğü izdüşümü üzerine aykırı eleştirel düşüncelerini dile getirmiş. Giriş dâhil toplam on makaleden oluşuyor eser.

Kitabın hemen başına almış olduğu iki epigraf ( sayfa 7’de ) kitap boyunca işleyeceği meselelerin bir dökümü sayılabilir aslında. Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı adlı romanından aldığı bölümün hemen altına bu defa yakın tarihten bir başka roman ve romancının kaydı düşülmüş: Halime Toros ve Halkaların Ezgisi.

Temel tezi “anlatılmayan tarihimiz bağlamında yaşadığımız değişimin özüme yaban kalmak anlamını içerdiği” romanlara yazar karşılaştırmalı olarak değinmiş. Okura fikir vermesi için bu romanlardan aldığı bölümler anlatımını daha bir zenginleştirmiş. Yazara göre – ki çoğumuza göre de aynı terimle ifade edildiği gibi – toplum içerisinde sancı çeken bireylerin dönüşümlerini anlattığından “hidayet romanı” tamlaması ile ifade edilen bu romanlar, genelde aşk üzerinden kadının hidayete ermesini anlatır. – erkeğin hidayete erdiğini anlatan romanlar yekûn olarak kadın hidayet romanlarına göre daha az yer tuttuğuna göre bu sonuca varmak yanlış olmaz sanırım – Verilen misaller bu gerçeği gözler önüne sermektedir zaten. Şenler’in Huzur Sokağında Bilal adlı dindar genç erkek, Feyza adlı havai ve sosyetik bir kızın hidayetine; Şenlikoğlu’nun Bize Nasıl Kıydınız romanında Hüseyin, Rabia’nın hidayetine vesile olmaktadır. İslamî söylemi ya da yaşayış tarzını işleyen bu romanlar dönemin solcu köy romanlarına ve dindar hayatı eserlerine taşımayan roman ve romancılarına tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Yazarın tespit ettiği ilginç bir ayrıntı da hidayet romanlarında geçen mekânlar üzerinedir. Nedense seçilen mekânlar genel itibariyle asri-çağdaş mekânlardır. İstanbul Florya ya da Bebek gibi mekânlarda yaşayan sosyetik kızların fakir ama onurlu genç bir erkek eliyle hidayete ermesidir işlenen.

Edebi bir kaygısı olmayan bu romanların “inandırıcılık sorunu” da yok gibidir. Bu romanların yazarları, kendi başına oluşturduğu kurguda yine kendi başına at oynatmaktadır. Ahmet Sait Akçay’a göre bu romanların peynir ekmek gibi satmasının altında yatan neden, romanların gerçekten de “çok fantastik bir kurgu”ya sahip oluşudur.
Kitaba adını da vermiş olan Bellekteki Huriler adlı yazı özet olarak kitap kapaklarının tasarımı üzerine değinilerden oluşuyor. Yazara göre; hidayet romanlarının son tahlilde yapmak istediği “dönüştürmek”, İslami hayat tarzını benimsetmekken kitap kapaklarında kullanılan kadın çizimlerinin albenisi, imajinatif oluşu bir açmazdır. Kadınların mahrem ve mahremiyet meselelerine uymaları yolunda öğütler veren bu romanlar, İslam’da mahrem olan kadın yüzünü kitabın kapağına taşıyarak kendilerine ters düşüyorlar.

Sonuç itibariyle; “kadının metalaşmasını önlemek için kadının hidayete ermesini sağlayan bu yazarlar farkında olmadan kurgularının merkezindeki kadının metalaştırıyorlar”

Kitap hakkındaki düşüncelerimizi söyleyecek olursak;
Öncelikle kullandığı dil ve anlatımı düşünerek şunu söylemek mümkün: acemice yazılmış izlenimi veriyor. Kurduğu cümleler muğlak… Üzerinde dura dura okuduğum bazı cümlelerde yazarın meramının ne olduğunu bir türlü keşfedemedim. İlmi bir çalışma olması kaygısıyla kalem oynatıyor yazar, bu yüzden de Türkçede çok güzel karşılanabilecek kelimeleri gereksiz terimlerle şişiriyor. İmajinatif yerine en azından Türkçeye daha yakın görsel dese problem çözülemez mi?
Ahmet Sait Akçay’ın daha önce yayınlanan Hayy adlı öykü kitabını düşünerek bunları söyleme gereği duyuyorum; çünkü orda tam bir dil üstadı olarak karşımıza çıkmıştı. Ayrıca bazı dizgi-baskı yanlışları da okumayı zorlaştırıyor, bunlar ikinci baskıda düzeltilmelidir. Bunlar dış yapı ile ilgili…

Kitap, “İslamcı roman” bağlamında saydığı kitaplar üzerine derli-toplu ilk çalışmadır diyebiliriz ki zaten yazar da bunu belirtmiş. Bu bağlamda önemli bir kitap. Bu çok satan romanların yüksek sesle eleştiriye hem de popüler kültür bağlamında eleştiriye tabi tutulması cesurca bir girişim… Ancak bir dönemin gereği olarak ortaya çıkan ve dönem insanını -hidayete erdirme misyonunu ifa etsin ya da etmesin- İslami yaşayışa hüşyar kılan bu eserlerin üzerinde biraz daha ayrıntılı durmak gerekir. İslamcı popülist kültür ya da popüler söylem tamlaması ile yazarın neyi ifade etmek istediği biraz muğlak kalmış bir konudur. Bellekteki Huriler kitabını bir edebiyat eleştirisi olarak okumak pek mümkün olmadığına göre popüler kültür bağlamında biraz daha irdelenmesi iyi olurdu.

Bir Minyeli Abdullah romanını ya da bir Huzur Sokağını gençliğini 80’li ya da 90’lı yıllarda geçirmiş kişilerin okumadığı nadirdir. Her ne kadar bu romanları okumuş olmak bir medeniyet inşa etmiş olmasa da “tek tip insan” olarak yetişmenin önüne engel olarak çıktığı düşünülerek önem verilmesi gerekilen eserlerdir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Gayret kişiden, hidayet Allah'tandır !

"Hidayet romanları" tabiri ile bir dönemde yazılan romanlar sınıflandırılmış oluyor. Eleştirel bir yaklaşım. Verilen eserleri olumlu- olumsuz yönleri ile değerlendirmek ufkumuzu açar elbette. Yeni, sağlam eserlerin yazılması noktasında yardımcı olur bu tür çalışmalar. Yalnız bu eleştirilerde yine de insafı elden bırakmamak gerekiyor. Dönemin şartları, edebî birikim, okuyucu talepleri bu tür eserlerin yazılmasında etkili olabiliyor.

Kitap tanıtım-değerlendirme-eleştiri bağlamında "Popüler Kültür ve Hidayet Romanları" yazısı güzel, okunaklı bir yazı olmuş. Selâm ve dua ile...

____________

“Cemaat intibah ister, uyanmaz gizli yaşlarla
Çalışmak, başka yol yok, hem nasıl canlarla başlarla !..” Mehmet Âkif Ersoy

YOKSA BEN HİDAYETE EREMEYECEK MİYİM?

Her daim hediye edilen hidayet romanları ,
hani şöyle beyin fırtınalarıyla zorlayıp insanı,akabinde ayaklarını mutedil bir noktada sabitlemekten uzak sadece mübarek yüzlü adamlara Bilal mişcesine bakmaktan öteye geçiremeyen kalplere geçici bir heyecan salan romanlarımız ,her daim hediye edilen hidayet romanları.

ilkokul 4. sınıfın yaz tatilinde annemin elinden düşmeyen bir kitap olması sebebiyle müthiş bir merakla okuduğum “huzur sokağı”bu roman anlayışıyla tanışmama sebep olan ilk kitaptı. sanırım son 50 sayfasını okumamıştım annemden öğrenmiştim sonunu yeşil çam filmlerine bir tutam ilahi aşk ,iki kapak =hidayet romanları
İzzet Günay ve Türkan Şoray ın başrollerini oynadığı birleşen yollar huzur sokağının beyaz perdeye uyarlanmış haliydi.”bellekteki hurilere” Türkan Şoray ideal bir seçimdi fakat Bilal noktasın da Ediz Hun daha iyi giderdi diye tartışırken lisede arkadaşlarla…affedersiniz(popüler kültüre kaydım)  hiçte yabancı gelmemişti bize bu film biz yine Türkan Şoray ın gözlerine takılmıştık.
ve arkasından gelen romanlar eğer bir şey tuttuysa hemen benzerleri hatta aynıları derhal yapılır,kapitalist dünya da insan böyle kazanır…

–“sizi gidi taklitçi zihniyet sizi”.

kadınların hidayete erebilme yolu erkeklerden geçer yani olmazsa olmaz bize bir Bilal gerek,yani her kadın her daim pasif…ilk o zaman korktum hidayete hiçbir zaman eremeyeceğim diye .

öğrencilerin elinde hidayet romanı serileri…sıranın altında gizlice okunan arada dalıp gidilen.elime alıp hızlıca karıştırıyorum kitapların sayfalarını ;

-hocam bu kitabı da mı okumadınız?
-hayır ama ben size anlatayım bir genç var mahallenin en mübareği ,bir de sosyetik kızımız ,olmadı mı?
-hayır hocam
-annesine isyan eden bir genç kız
-hayır hocam
-imamın manken bir kız varmış
-evet hocam,nerden bildiniz?
-eee demek hidayet romanı okumadan da …

Ne ciddi bir ruhsal çözümlemene sosyolojik bir süreçten bahsediş ne de tarihe şahit oluş ,insanının gönlünü titreten bir dil…yada zihni bir hesaplaşma…maalesef

Haksızlık mı ediyorum diye defalarca kez soruyorum kendime.bir Müslüman yaptıysa olumsuz eleştirilmemeli cümlesi vuruluyor yüzüme.

şimdilerde beyaz cama hidayet romanları yorumlanıyor bir başka versiyonuyla ; sır kapısı, beşinci boyut ,kalp gözü,büyük buluşma,yeşeren rüyalar…
bir parça aşk bir mübareğe=hidayet
bir parça iyilik =hidayet
bir parça rüya=hidayet
ne gerek var ki İslam ın aksiyon boyutuna…
Ertesi gün cahilliğim yüzüme vuruluyor derste;
-"hocam yine mi izlemediniz?"
Ben de sessizce söyleniyorum kendi kendime
-Yoksa ben hidayete eremeyecek miyim?

Allah hidayet versin :D

selamdan sonra,

Bir dönem çokca okunan hiadyet romanlarının şimdilerde beyazçam'da temsil keyfiyeti bulmuş olması bence pek de söz konusu değil... yani ne bileyin beşinci boyu ve büyük buluşma dizilerini izlemiş olsaydınız formatında hidayete erdirme gibi bir amacın olmadığını farkederdiniz... evet, yerine göre hidayet temrinleri taşımıyor değil, ama hidayet romanlarında kurgulandığı üzere de devam etmediği bir gerçek...

sevabı-günahıyla bizim içimizden çıkmış romanlardır hiadyet romanları, her ne kadar sadece pembe dizilerde vuku bulacak türden olayları içeriyor olsa da...

bugün eskisi kadar okunmuyor zaten... okutulmasının da pek faydalı olacağı görüşünde değilim...

siber devrin çocuklarını gençelrini bu romanlarla "kafalamak" o kadar zor ki...

İllaki temsil gerekli.. Hal dili ile hallolmayacak mesele var mı?
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen