renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Biz" ve "Siz"e Şekilsiz Bir Bakış

"Biz" ve "Siz"
Kimdir "biz"? Ben kimlere "biz" derim? "Siz" kimsiniz peki? Kimlere "siz" derim? "Biz" ve "Siz" ile başlayan cümlelerin "bölmek" amaçlı söylenmediğini kim iddia edebilir ki?

Bu cümleleri yazdıktan sonra kalemimi bıraktım. Akıl dediğim köhne binanın geniş koridorları, teneffüs zilinin hareket davetine icabet eden bir kalabalıkla doluverdi. Bu karmaşanın içerisinden, sık sık kendisine danıştığım "insan uzmanı" profesörü bulmam gerekiyordu. Sadece bu "uzman", bana insan çeşitlerini anlaşılır bir dille anlatabilirdi. Her defasında değişik bir açıdan böldüğü bu cinsin kaç parçadan ibaret bir yap-boz olduğu belirsizdi. "İnsan", inceledikçe tanımam, anlamam gerekirken, paramparça ve bana tamamen yabancı bir yaratığa dönüşüyordu. Bu yüzden, parçaları birleştirmem için profesörün yardımına ihtiyacım vardı.

Birden karşımda belirdi: "Sevgili kızım, çalışkan öğrencim, buyur, boş bir sınıfa geçelim" dediğinde ferahladım. "Biz"in ve"siz"in anlamını anlayabileceğimi umut ederek sınıfa girdim, ön sıraya oturdum.

Masasının üzerine iki kuru kafa koydu. Uygulamalı eğitimin işe yarayacağını savunanlardandı. Oysaki ben, işime yarayan birkaç cümleyi zimmetime geçirip olay mahallini terketmeyi düşünüyordum. Ben sorumu sormadan o konuya girdi:
-İnsanlar, çevresindeki insanların görüşlerine karşı geliştirdikleri tepkiler bakımından üçe ayrılırlar: Dar kafalılar, geniş kafalılar, medium kafalılar!

Son seçeneği duyunca kıkırdamamı tutmak için ağzımı kapadım. Eline kuru kafalardan -kayışlarla sarmalanıp sıkıştırılmış- en küçük olanını aldı ve:

-Dar kafalılar dediğim kısım, -ki çoğunluk bu kısımdadır- ahırda doğmuşlarsa ahırın kurallarına, sarayda doğmuşlarsa sarayın kurallarına ölümüne bağlı, saçma bir kalabalıktır. Görüş alanları kısıtlı olduğundan bu ismi almışlardır. Gözleri bir noktada sabittir, başlarını sağa sola çevirmezler. Değişiklik, yenilik onları korkutabilir. Şiddete meyyal olanlarına Fanatik yada Holigan denir. Bu tür, "kafa"larının genişlemesinden korktuğundan "kalp"lerini mengene ile sıkıştırır. Limitsiz bir limit tutkuları vardır. Bir asansördedirler; kendinden olmayanları kabul etmeyip merdivenlere doğru kışkışlarken zemin kata mahkûm o küçük odacığın korunaklı olduğunu zannederler. Asansörün düğmeleriyle oynayan çocuklar gibi sık sık alarma basarlar. Yaygaracıdırlar, hep "bir şeyler" elden gider onlara göre. Halbuki sıkı sıkı kapalı kapılarından girebilen sinekler bile cam kenarında intihar ederek kurtuluş ümit ederler. Bu gruba "biz"ciler de diyebiliriz, dedi. Diğer kurukafayı aldı, bu büyük ve genişti, yaldızı kazınmış kocaman bir boncuğa benziyordu. Devam etti profesör:

-Geniş kafalılar; çok açıktır. Hoşgörü fanusu ile kapalı, sallandığında sim saçan, pırıl pırıl bir süs eşyasıdır. Rengi belli değildir, hangi maddeden mamul olduğu meçhûldür. Kimliğinde yazılanla kafasında taşıdığı örtüşmez, zira kırmaktan, üzmekten, dışlamaktan ve daha çok da dışlanmaktan korkar. Düzenin bir parçası olmayı yeğler. Kendi doğrusu yoktur. Başkalarının "doğru" dediğinden tırtıklayan bir parazittir; fakat zararsız görünür. Dar kafalıyı kendine benzetebilmek isterken onlardan biri oluverir, öyle görünmek zorundadır artık: Ben "siz"denim, diyebilir rahatça. Lakin: Siz "biz"densiniz demekten ödleri kopar, diyemez. Kollarını açarak kırlara doğru koşarken niyeti saf ve temizdir, çiçek toplayacaktır aklınca, diken, çamur, taş, toprak, ne varsa doldurur kucağına. Bu gruba da "siz"ciler diyebiliriz. Zira hayran oldukları tek olgu "siz"dir.

Gelelim medium kafalılara. Bak bunları anlatacak bir kuru kafam dahi yok. Çünkü bu kısım bir transit bölge vazifesi görür. Genelde dar kafalılar farkında olmadan buraya uğrarlar, nasıl mı: Darkafalı sevdiği ya da beğendiği bir kişinin düşüncesini öğrenene kadar bu bölgenin ziyaretçisidir. Fakat karşı görüşü destekleyen biriyle muhatap olduklarını öğrenince, o dar, ince lâboratuvar tüplerinin içine geri dönerler. Medium kafalılık geçicidir. Bu yüzden daha fazla üzerinde durmaya gerek yok diye düşünüyorum. Bu günlük bu kadar yeter! Umarım sorularına bir cevap bulmuşsundur, dedi ve beni iki kuru kafayla başbaşa bırakarak sınıfı terketti. Açık bıraktığı kapıya umutsuzca baktım:

-Sorularıma cevap bulabilmek mi? Ah profesör! Hep aynı şeyi yapıyorsunuz. Yine sorularımın üzerine ince bir tabaka cevap sürdünüz. Fakat biliyorum, sınıftan çıkınca hepsi eriyecek ve yepyeni sorular türeyecek. Ben kimlerdenim peki? "Biz" dediğim grubu kimler oluşturuyor? "Biz İnsanlar" evet, bu gruba dahilim, bundan başka bir şeyden emin değilim malesef. Bir sonraki oturumda daha çok cevap daha az soru istiyorum profesör, dedim. O çoktan gitmişti. Kuru kafaları dolaba kaldırıp sınıftan çıktığımda gördüğüm insan parçalarını birleştirmeye teşebbüs etmeden hızla defterimin başına döndüm ve yine bunları yazdım:

"Biz" ve "Siz"
Kimdir "biz"? Ben kimlere "biz" derim? "Siz" kimsiniz peki? Kimlere "siz" derim? "Biz" ve "Siz" ile başlayan cümlelerin "bölmek" amaçlı söylenmediğini kim iddia edebilir ki?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Sabah Çorbası

Tanıdığım bayanların çoğunda ütopik düşler kurmak konusunda fevkalede bir yeteneğin varlığını tespit edeli uzun zaman oldu. Bu tür konularda hümanizm'den, romantizm'den, nihilizm'den birer kaşık alıp ve eğer müslümansa, islami hammaddeden örülü bir tas'a doldurmakla yetinmeyip etrafına boş gözlerle bakanlar beni ilk saniyelerde cezbettiysede ilerleyen dakikalarda realiteden bir takım doktrinler aklıma dank etmeye başlayınca, bu cazibe kendisini "kardeşim, sen uzayda mı yaşıyorsun" sorusunu sordutmak isteğiyle değişiverdi.

Felsefeyle, edebiyatla işi olmayan ben -cahil demenizden korkuyorum-, düz bir insan olarak geniş ve dar kafalara -insan beyin der- getirdiğiniz kısmi doğrulukları ve ama bununda şusu kötü diye betimleyen profesörü kötü bir falcıya benzettim.

Ya bu Prof. realiteden habersiz yahut öğrencisinden menfaat sağlamak amacıyla -belki öğrenci militandır- verdiği bilgilerle çocuğu biz, siz, onlar ve dahi bunlar kavgasından arındırarak ot gelip ot gitme ideolojisinin saflarına katmak istemektedir.

Tabi ki duygusallık çekici bir şey. Ama yanlış yerlerde kullanmak bazen böyle iticilik kazandırabiliyor. :)

İtici duygusallık/ Çekici Kabalık

Yazıyı bu kadar "dikkat"le okuyup böylesine "ince" bir yorum yazmanız takdire şayan.
Lafı bayanlara getirmeniz ise tabiri caizse "süper" olmuş. Siz itici duygusallık görmemişsiniz.
Bundan sonra da görmezsiniz inş.

biz!!!

"biz"imiz yoksa niye yaşarız. biz oluğumuza göre onlar da var. nitekim biz varız ve onlar da var!

onlardan biriyle karşılaşırsak; siz diye hitab etmemiz gerekir ona. kendimizi diğerleri karşısında konumlandırmaktır bu. biz ancak böyle anlamlı olabiliriz çünkü.

biz yoksak bizim mahalle de yoktur! :)

Bir "Biz" vardı...

...
Bir "biz" vardı, "biz"den içeru...

Profesör'ün Not Defteri

Profesör, hızlı adımlarla kaçısına netlik kazandırırken ansızın duruverir... Kıyafetindeki tüm cepleri iyice yoklar ve cinayet mahalinde kendinden izler taşıyan bir eşyayı unutan suçlunun psikolojisiyle sarsılır. Küçük not defterini unutmuştur! Artık, az evvel hızla terk etmiş olduğu sınıfa, ve tabii söyledikleri üzerinde hala kafa yorduğundan emin olduğu sevgili öğrencisinin yanına dönmekten, onun zihnini kurcalayan sorular yağmuruna şemsiye olmaktan başka çaresi kalmamıştır. Ne de olsa, sevgili öğrencisinin bundan sonraki yazılarının merkezini oluşturacak, zihnindeki soru kümelerinin sınırlarını genişletecek ve kendi benliğinden izler sunacak bir çok ‘giz’ o küçük not defterinde gizlidir.

Profesör, ‘Bir cümle ile dikkatini dağıtıp defteri ele geçirebilmeliyim’ der, sınıfa doğru hızla yol alır. Sınıf kapısının önüne geldiğinde zihninde son provasını yapar ve kapıdan bir yıldırım hızı ile içeri girer.

Öğrencisinin mutlu şaşkınlığından da yararlanarak hemen şöyle der:

Kıymetli kızım, şunu da iyi biliyorum ki bizSiz hayat biraz yavan olur...

Bu sözden sonra neler oldu bilemiyorum...

Profesör not defterini ele geçirebildi mi?

Defterinin okunmadığından emin mi?

Okunduysa, not defterinde neler yazıyordu?

Neler oldu, neler bitti..?

Önümüzdeki günlerde öğrenebiliriz belki...

İnsan Uzmanı'nın defteri

Öğrencisi Profesörün not defterine elini bile sürmedi:)
Bu adam aslında bu kadar sinsi biri değil, birçok derdi var. Akıl karıştırmaktan çok, akıl "çalıştırmak" istiyor. Şimdi gözlüklerimizin camını silme vakti geldi diyor. Öğrencisi ne kadar anladıysa o kadarını aktardı:)
Bu Profesör ile bir daha karşılaşmak ve görüşmeyi kağıda aktarmak... nasip olur mu acaba?
Yorum çok güzeldi, sanırım bu yorum yazının sonuna eklenmeli ve hikâye burada bitmeli:)

unutulanlar

selam ile;
"siz" ve "biz"den gayri bir de "onlar" vardı sanırım. eğer olmamış olsa "ben" "sen" "o" zümrüd-ü anka mesabesinde olurdu ki "üçüncü tekil şahıs"ı mücessemleştirmek zora girerdi.
"onlar"ın varlığına ilişkin kuvvetli kanıtlar "lar" ekinde içkindir. bu yüzden sartre "cehennem başkalarıdır" yargısında bulunmuştur.
insan uzmanı "profesör"ün analizleri de bana pek sığ geldi. bu sığlığın, uzmanın -exper dahi denebilir- "profesör" oluşundan kaynaklandığı apaçıktır. bir prof olsun da sığlığın ötesine geçebilsin duyulmuş değildir. dolayısıyla "sığ"lık mazur görülmelidir... elinize sağlık.. hürmetler..
cemal çalık

Kişi zamirleri neyi imler

Dostlar, kardeşlerim..

Kişi zamirleri belli bir kişiye veya topluluğa işaret ediyorsa, insan tekini diken ve onca insanı bir arada tutan bir şeyden bahsediyoruz demktir.

Biz ile siz arasında karşı karşıya gelme durumu var. Onlar daha çok dışarıda kalanlar.. Peki ama belli bir zamanda, belli bir mekanda iki topluluk karşı karşıyaysa bu nasıl izah edilir? Niçin ayrılmışlar ve niçin bir araya gelmişler? Ontolojik bir sorun olsa gerek.

"Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.." derken birinci çoğul bir durumu anlatmış olmuyor muyuz? Demek ki kendinden başlamak ve buluşmak noktasına çıkıyor bu ifade..

Biz'i siz'den ve onlardan ayıranı bulmak kolay artık. Kulluk adını verdiğimiz temel durumu kabul edip etmemeden başlayarak neleri ona öncelediğimizin bir hesaplaşması gibi geliyor bana..

Onlar uzaktalar ve sadece sözkonusudurlar..

Kişi zamirleri neyi imgeler sorusuna geldik. Benim cevabım şu: Yaratılış gerçekliği içinde aldığımız konumu imliyor daha çok. "Benlik"lerin karşılaşmasında yerini belirlemeyi, tavır almayı, duruşu yani.

Herkese selamlar..

Geniş, Dar, Medium? Neler oluyor bu kafalara?

Geniş kafalılar kısmında dikkatimi çeken bazı noktalar var. Öncelikle, geniş kafalılar cümlelerle desteklenirken, dar kafalılarla geniş kafalıların aynı anlama geldiğine veya kullanıldığına dair anlam çıkardım(vehmettim). Bu durum, ihtiyari mi gayri ihtiyari mi, bunu elbette yazarı olarak size sormak lazım Sayın Yollardagezer. Mesela, kendi doğrusu yoktur cümlesi kullanılmış geniş kafalılar için. Bu da bir dogma sayılabilir. Tabii, paragrafın devamına bakmak lazım önce.(Ters köşe olduğum noktalardan biri bu kısım) Yanar döner tipler olduğu vurgulandığından, geniş kafalılarla dar kafalılar arasına başarılı bir şekilde bir ayrım çizgisi çekilmiş. Ve, örnekleme ile de (çiçek toplama) çizgi iyice keskinleştirilmiş. Başkasının benliğinde kendini tanımlama şeklinde de hitama erdirilmiş geniş kafalılara ait paragraf. (Hayran oldukları tek olgu siz’dir cümlesi ile)

Şunu itiraf etmeliyim ki; son paragrafta da ters köşe oldum Aysun Hanım. Her ne kadar, yazının girişinde ve bitişinde aynı cümleleri kullanmış olsanız da, yazının koridorlarında ilerlerken, hayal ettiklerim, tahmin ettiklerim yazının sonunda tamamen boşa çıktı. Bölmek tabirini yazının başında bir yere koyamamıştım. Sonunda ise, yazının akışından farklı bir mecrada buldum kendimi. Hazırlıksız yakalandım diyebilirim.

Buraya kadar yazdıklarım laf-ı güzaf kabilindendi. Evirip çevirdim lafı. Özetlemek gerekirse; kutuplaşmanın ne kadar zararlı birşey olduğunu “tereyağından kıl çeker” gibi, geniş-dar kafalıların ışığı altında, sonuç cümlesinde ustalıkla özetlediniz. Tebrik ederim

Elinize ve gönlünüze sağlık..

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,/Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı

sırat-ı mustakim

orta yolun yolcusu olmak en iyisi, en doğrusu olsa gerektir...
yani ne ifrat ne de tefrit...
aşırı uçlarda gezmenin zararlarından uzak...
insanın sadece kendi sesini duyması, kendi sesine hayran olması, bu ayrı bir felaket...
sadece başkalarının düşünceleriyle idare etmesi, kendinden menkul bir düşüncesinini olmaması da ayrı bir helaket...
en güzeli sizin tabirinizle medium kafa olan...evet. başka düşüncelere açık ama kendinden de motorlu...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen