renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Öldürmenin Nesi Yanlış?

1...

Hayatımızda unutamadığımız ya da hep unutmak istediğimiz bir şeyler olmuş mudur? Bazen evet demek kolay gibi gözükse de aslında zor olan cevaptır bu. Yaşam eğer birikimler, olmuş ya da olabilecek şeylerin skalası ise cevabın nerede doğru nerede yanlış olduğunu ayırt etmek de zorlaşacaktır. Birilerinin diline pelesenk olan toplumsal şizofreni tabiri tam olarak içinde bulunduğumuz durumu yansıtır mı? Ya da bu cevabı zor sorular dünyasında yanıt aramanın beyhudeliğine inanmış iseniz apokaliptik bir geleceğin yakın olduğunu mu düşünmek bizi yansıtır?

İşte tam bu noktada öldürmenin nesi yanlış sorusu ile zihnimiz allak bullak oluyor. Doğru ya da yanlışın ayırdına varamayacak bireylerden oluşan bir toplum haline gelmiş isek birilerinin bu soruyu cevaplama isteği ile ölüm saçan bir makine halini alması gayet doğaldır.

2...

Kinji Fukasaku yetmişli yaşlarında gezinen bir yönetmen. Her halde ölümün onu almasına ramak kaldığı bir demde böyle bir film ile yaşamaya devam edeceğini düşünmüş olmalı .

Türkiye’de gösterime girmeyen ; ama internet üzerinden sipariş edilerek alınabilen son filmi Battle Royal… Yazımımızın başlığı filmin içerisinden. Bir kurgu : Japonya iflah olmaz genç nesline engel olamamaktadır. Sonunda hükümet gizli bir yasa ile bu gençlere dur diyebilecektir. Her yıl ülke içerisinden rastgele seçilen bir lise sınıfı etrafı korumalı bir adada bir birlerini öldürme ya da hayatta kalma yarışına istemeden katılır. Kural son derece basittir: Öl ya da öldür. Ama burada şu ihmal edilmemiş: Yaşamak için herkesi öldürmelisin, en yakın arkadaşını bile. Çünkü hayatta kalan tek kişi yaşamaya devam edecektir yani bu oyunu kazanacaktır. Böylece başlar filmimiz. Daha düne kadar çok iyi arkadaş olanlar, aşıklar kendilerini bir paradoksun içerisinde buluverirler.

Peki bu noktada önemli olan nedir? Sevdiğin ya da değer verdiğin insanları hayatta kalmak için öldürmek yaşamayı anlamlı kılmaya yetecek mi? Oyuna katılmayı reddetme gibi bir lüksünüz yok. Filmin repliği ile “hayat zaten bir oyundur”. Oyunun içerisine doğmuş olmak katıldığınızı gösterir. Bu durumda bilinçli bir tercih yapmak ve içgüdüler cenderesinde kalıyor “iflah olmaz genç nesil”imiz.

Dilerseniz içgüdülerden başlayalım : Hayatta kalmak için öldür. Bu tıpkı vahşi doğada yaşayan hayvanların idame-yi hayat prensibinin insana da uyarlanması. Yaşamak için bir birini yiyen hayvanlardan ne farkı kalıyor insanoğlun böyle bir durumda. Hiç!

İkinci seçim : Bilinçli bir tercih yani oyuna katılmamak. Bu tabi ki ölmek demektir. Ama birisinin gelip ( ki bu birisi en yakın arkadaşın dahi olabilir ) seni öldürmesini beklemek boşu boşuna ölmek olur. Bilinçli tercih hayatına kendi ellerinle son vermektir. Zaten öyle de oluyor. Oyunu reddedenler kendini ya uçurumdan aşağı bırakıyor ya da başına dayadığı silahın tetiğini çekiyor.

Tam burada insanın aklına hınzırca bir soru geliyor, cevabı tehlikeli hınzırca bir soru: İntihar etmenin nedeni oyunu reddetmek mi yoksa ölümü beklemenin boğazımızı kurutması mı? Ki her bir öğrencinin yaşama şansının yaklaşık yüzde üç gibi komik bir rakama tekabül ettiğini de unutmayalım.

3...

Kırk iki öğrenciden iki kız bir yerde karşılaşınca ne olur peki? Mitsuko silahını az önce alt ettiği rakibi ( arkadaşı mı demeli idim? ) Hirona’nın başına dayamış şunu söylüyordur : “Öldürmenin nesi yanlış? Herkesin bir sebebi vardır.”

Konu olarak sıkı bir film Battle Royal. Aslında bu filmin Türkiye’de gösterime girememesini garip bulduğumu söylemeliyim. Sinema salonlarımıza zaten yeterince kanlı ve paranoid film geliyor, bir tanesinin daha gelmesi neyi değiştirir? Neyse biz filmimize devam edelim.

Yönetmenliğini Japon Kinji Fukasaku’nun yaptığı film yer yer kara mizah örnekleri ile garipsenecek bir hal alıyor. Yani öldürme gibi bu kadar ciddi bir eylemde dalga geçer bir öge bulunması ne kadar doğrudur ?

Filmde Dolls ( Bebekler ) filminden tanıdığımız usta yönetmen Takeshi Kitano’yu bu ölüm oyununu koordine eden öğretmen rolünde izliyoruz.Rolünün gereğini yapan Kitano sanırım senaryoya da etki etmiş. Ölümlerdeki gerçek dilin mistik Japon kültlerine atıfta bulunması ve lirik hava bunun örneği.

Her şeye rağmen filmde; birileri hayatta kalmayı başarıyor. Tek kişinin yaşaması gerekirken iki âşık hayatta kalıyor. Gerçek aşk her zaman kazanır, retoriği tekrarlanıyor. Doğal akışına bırakılan bir film ve atmosfer birden yönetmenimizin müdahalesi ile değişiveriyor.

Son söz Türkiye’de gösterime girmeyen Mindhunter adlı filmde de bu tür bir şeyler oluyor. Eğitim amacıyla bir adaya yerleşen FBI ajanları kendilerini esrarengiz bir ölüm oyunu içerisinde bulurlar… Bu filmi de izlemeniz tavsiye edilir.

Battle Royal, salt teknoloji kültürü ile yetişen genç bireylerin aslında her an patlamaya hazır bir bomba olduğunu çok güzel anlatmış. Seçilen film müzikleri temaya uymamış.

Kısacası Battle Royal vasatın üstünde kalmayı başaran bir film…

Battle Royal
Japonya 2000
Kinji Fukasaku filmi

Görüntü Yönetmeni: Yanagijima Katsumi
Senaryo: Fukasaku Kenta

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bir kaç düzeltme, bir kaç ekleme

Fethi Bey. Battle Royal, hem de 40 kopya olarak, Türkiye'nin dört bir köşeşinde vizyona girmiş bir filmdir. Ben de, kendilerini sinemada seyretmişimdir. Yazınızın bana kalırsa "yavanlığı" bir yana; yazınızda iki kere "film Türkiye'de gösterime girmedi" demişsiniz. Bu vahim bir bilgi hatasıdır. Bir başka vahim bilgi hatanız da "Kitano"nun filme "senaryo" katkısı vermiş olduğu yönündeki zannınızdır. Kitano, filme herhangi bir senaryo katkısı vermemiştir. Ayrıca Battle Royal, William Golding'in sonradan filme de çekilen ünlü romanı Sineklerin Tanrısı'na çok fazla benzemesiyle eleştirilmiştir ki, bana kalırsa haklıdır bu eleştiri.

Diğer yandan, film, dünya pazarında hatırı sayılır bir gişe başarısı elde edince 2003 yılında aynı yönetmen tarafından "Battle Royal 2" adında bir devam filmi çekilmiştir. Yönetmen, filmin çekimleri sırasında ölünce, oğlu Kenta tarafından bitirilmiştir film. Kitano'nun yanına bir başka tanıdık yüz olan Sonny Chiba da eklenmiştir filmde. Ancak, gene de ilkine bile rahmet okutan çok kötü bir film olarak sinema tarihine geçmiştir.

Ancak sonradan Kenta, "Aynı Göğün Altında" isimli bir film çekmiş ve aksiyon-korku çeken babasının izinden gitmek yerine dramaya yönelmiş; üstelik olumlu eleştiriler de almıştır bu filmle.

Yazıda "aynı konuyu işleyen bir başka film" olarak anons ettiğin Mindhunters da (sen mindhunter yazmışsın) "Beyin Avcıları" adıyla Türkiye'de gösterime girmiştir. Renny Harlin üstadın filmidir. Harlin; Mavi Korku(Deep Blue Sea), Şeytan: Başlangıç (Exorcist the Beginning) ve Yarışçı (Driven) gibi filmlerin yönetmenidir. Yakında The Covenant isimli bir gerilimle sinemalarımızı ziyaret edecektir.

Fethi bey. Diyeceğim şudur. Bu ek bilgileri vermek zorunda değilsiniz elbette yazınızda. Ancak, Battle Royal'in ya da Mindhunters'ın Türkiye'de gösterime girip girmediğini, Kitano'nun senaryoya katkı verip vermediğini bilmek ve doğru aktarmak zorundasınız. Eğer "sinema" yazısı yazdığınızı iddia ediyorsanız. "Yazının ahlakı" bunu gerektirir.

Biraz daha, hatta çok fazla dikkat lütfen.

Baki selam.

teşekkür ve ekleme

İsmail bey eleştirilerinizi ve düzeltmelernizi okudum, teşekkür ederim..Allah razı olsun...

Bilgi noktasındaki eksiklerimi kabul ediyorum...

Yazıyı bundan birkaç yıl önce yazmıştım, sanırım yeni bilgilerle güncellemem gerektiğini atlamışım.
battle royal filminin devamının olduğunu biliyorum. ancak yazıyı geçmiş zamanda yazdığımdan ikinciye değinmemişim.

bildiğim kadarı ile battle royal filmi türkiye'de gösterime girmedi, girdiyse bile epey sonra oldu girişi.

zaten altyazi ve sinema dergileri film eleştirisinde bu bilgiye de yer vernişti. bu bakımdan gösterime girmediği görüşünü ordan aldım diyeyim....

Renny Harlin filmlerini ben de takip etmekteyim, yine bildiğim kadarı ile o film de türkiye de gösterime girmedi, ancak vcd ve dvd olarak satışa sunuldu... ayrıca neden böyle kızdınız anlamadım yazı ahlakını hiçe saymış ya da kasten hata yapmış değilim...

____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

kızmadım

sadece, yazıda doğru bilgilere yer vermemenin yani özensizliğin (ki yaptığınız bilgi yanlışları, cidden özensiz olduğunuzu gösterir yazı konusunda) yazının ahlakıyla ilgili bir durum olduğunu hatırlattım size. Siz de bunu doğruluyorsunuz zaten. 2003'te gösterime giren Batle Royal'i, 2005'te gösterime giren Mindhunters'ı "gösterime" girmedi diye nitelemek ve buna da sinema dergisinden şahit getirmek özensizliktir. Mindhunters'ı Mindhunter diye yazmak, özensizliktir. Kasıt olsun olmasın, sonuç
değişmez. Özensizlik, özensizliktir ve yazının ahlakıyla bağdaşmaz. Yazının ahlakı özenmeyi gerektirir.

Bunları hatırlatmak başkadır, kızmak başkadır. Sen "kızma" görmemişsin. Asla bir kötü niyetim yok sana karşı. Sadece "biraz daha dikkat etmeni" diliyorum. Bir de tabii, iş "yorum" yazmaya gelince daha kolaylaşıyor. Belki bunu da görmeni sağlarım.

Baki selam.

nefis

Eh işte olan olmuş ve sende bu tuzağa düşmüsün. Bir yerden yola çıkmış vardığın yerde yaptığın yanlışlıklar yüzüne vurulmuş. Bana göre ironi tamda burada başlıyor. İnanç sahibleri hesaba çekileceklerini bilirde bazen bunla karşılaşınaca böyle tepkiyi verir. Hesabın tarzı ne olursa olsun sukuneti sağlamak oldukça güç. Öfkenin şehvetli yolunda yürümek böyle durumlarda öyle zevkli ki. Bunun karşısında ancak tasavuf yolunda pişen bir gönül dayanabilir derim ....
selam ve dua ile...

Das Experiment ve Dogville

İsmail beyin yorumu cidden banada biraz tuhaf geldi..Kendisi sanırım diğer tartışmalardan kopamamış henüz. Neyse...
Ben film hakkında bilgi sahibi değildim. Fazla kanlı filmlerden hoşlanmam aslında ,ama izlenmeli gibi geldi. Bir yandanda bana ''Das Experiment'' filmini hatırlattı yazdıklarınız. Ortam, konu farklı bile olsa, mantıkta birleşmişler diye düşündüm.İzlemiyenler için;

Filmde halk arasından bir grup seçiliyor ve bir deneye başlanıyor. Deneyde bir kısım, suçlu pozisyonunda hücrelere kapatılıp,diğer kısımada gardiyanlık görevi veriliyor.İlk olarak normal başlayan deney, deneklerin özellikle gardiyan olan deneklerin, görevlerini yerine getirme aşkıyla! canavarlaşmasına sebep oluyor. Normal şartlarda, sessiz ,sakin, uyumlu görünen insanların bu dönüşümü açısından izlenmesi gereken bir film diye düşünüyor ve tavsiye ediyorum.

Aslında yine izlemiyenler için, Dogville de izlenebilecek bir film bu bağlamda. Eline fırsat geçen her insanın, içindeki canavarı er ya da geç ortaya çıkarması ,hayvani içgüdülerini kontrol edememesi ve filmin bir doğu-batı ilişkisi olarak tanımlanması, bahsedilecek önemli noktaları.Zira mazlumun, zalimden (doğunun batıdan) intikamını alması ancak bu kadar masum gösterilebilirdi.Ne de olsa;

Ahmaklık zekayı tokatladığı zaman, zekanın ahmakça davranmaya hakkı vardır.

Hımm

Ben şahsen ismail beye katılıyorum. sonuç olarak bence de yavan. sinema yazısından ziyade tanıtım gibi olmuş. basın bültenlerinde önümüze gelen yazılardan bir farkı yok. bunun yanında benim sadece yazara değil, bunu yayınlayan yönetime de bir kaç sözüm olacak. şimdi çok güzel, âlâ şiirler, denemeler vs vs yazılıyor. sonuçta bunlar kişisel yazılar. lakin sinemadır, müziktir, tiyatrodur... vs vs tarzı yazı-eleştiri lerin yayınlanmadan işi bilen birileri tarafından okunması, gözden geçirilmesi iyi olur diye düşünmeden edemeyeceğimdir. Bu yazıda ki yanlış bilgilerin sinema ve de altyazı dergilerinden alınma ihtimali ne denli kuvvetli ise, yorumların, göndermelerin de sinema ve de altyazı dergilerinden esinlenilmiş olma ihtimali o kadar...

eski konuya yeni yorum

selamdan sonra,

yorumunuzu yeni fark ettim. evet, haklısınız altyazi ve sinema dergisinin film ile ilgili yorumlarını vakt-i zamanında okumuştum. onunla da sınırlı değil imzasına güvendiğim başka yazarlarında yorumlarını okudum... yani etkilenme her zamanda var. ve olacak. ama taklit yok...
____________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...