renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şarkılar Neyi Söyler?

Neler söylemez ki! Temiz bir dünyanın atmosferini taşıyan klasik Türk Musıkisi’nin ender icracılarından Merhum Bekir Sıtkı SEZGİN diyor ki:”MUSIKİ BİR NİMETTİR, HÜSN-İ İSTİMAL GEREKİR.”(1)

Tabancayı polis de taşır, katil de… Bıçak, kullanımına göre katil de eder, kurban keserek Allah’a yakınlığa sebep de olur.

“Müziğin hükmü nedir?” sorusunu “Bülbülün ötüşünün hükmü nedir?” sorusuyla aynı sayarım. Sesi ibadette kullanan ve kutsal kitabını “sesle süsleyen” tek ümmet Ümmet-i Muhammed’dir. Başta müfessir Fahreddin Razi olmak üzere, Farabi’nin, İbn-i Sina’nın müzik ve nota konusunda müstakil eserler yazdığını, Farabi’nin enstrüman çaldığını biliyor muydunuz? HARAM OLAN ŞEY; HELALI HARAMA ALET ETMEKTİR…(2)

Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) :

MUSIKİ HİKMETE DAİR FENDİR
BİLENE BİLMEYENE RUŞENDİR
NİCE ESRARI VAR İDRAK EDECEK
YAR GELÜR SİNELERİ ÇAK EDECEK.(3)

TOLSTOY: “…Askeri bir marşla askerler yürüyüş yapar; müziğin gayesi budur. Bir oyun havası ile ortaya fırlayıp dönmeye başladım mı, bu hareket de müziğin manasına uyar. Dini bir müzikle bir ayine katılıyorsam gaye gene gerçekleşmiş demektir.”(4)
*
“BİR TABLET RAST, BİR KAPSUL HİCAZ VEYA SEGAH" neler yapmaz ki… Konu ile ilgili çok yazılar var:

HİCAZ, ürogenital sisteme iyidir. Böbreklere faydalıdır.
ACEMAŞİRAN, ağrılara iyi gelir.
UŞŞAK, ayaklara faydalıdır. Gülme hissi ve uyku verir.
SEGAH, kalbe kuvvet, beyne faydalı
SABA, şecaat, cesaret, rahatlık verir
BUSELİK, karın bölgesine ve kaslara faydalıdır..”(5).
RAST, felce iyi gelir.
ISFAHAN, zihni açar, zekayı artırır.
HÜSEYNİ, karaciğer, mide ve sıtma hastalıklarına.(6)
*
“Bugün üretilen ve yaygılaştırılmaya çalışılan müzikte, kesinlikle, seviye diye bir kaygı söz konusu değildir. Deruni bir muhteva taşımayan akrobatik hareketler, derme çatma bir dil ve bunun adı MÜZİK. “show yapma! Kıl oldum abi! Haddini bil! Hey corc, versene borç…şarkıları(!) acaba hangimize sesleniyor?”(7)
*
Bizim sözünü etmeye çalıştığımız şarkılar anlayana, anlayabilene neler söylüyor neler. Buna yakın birkaç misali değerli okuyanlarımızla paylaşalım. “Merhum Sadettin KAYNAK, bir gün sabah namazından sonra yatar ve rüyasında Hz. Peygamber (sav) görür ve alır eline kalemi:

“Muhabbet bağına girdim bu gece” diye bir şiir yazar. Tabi bu ilahi olarak söylendiği gibi, şarkı olarak da söyleniyor. Bunu birisine anlattığımda, o da; “Hocam ben o şarkıyı dinlerken ne kadınlar düşünürdüm” diyor. Onun için kabahat şarkının kendisinde değil, dinleyenle, söyleyendedir.”(8)

KONFİÇYÜS: “BİR MİLLETİ TUTSAK ETMEK İSTERSENİZ, MÜZİĞİNİ ÇÜRÜTÜN.” Der.(9)

*
Çürümemiş musikimize bir misal daha:

“…Biz Heybeli’de her gece
…Fariğ olmam meşreb-i rindaneden..
…Sazlar çalınır Çamlıca’nın.. gibi şahane bestelerin sahibi Yesari Asım ERSOY’un bir muhteşem eseri daha var herkesçe bilinen; “… ÖMRÜM SENİ SEVMEKLE NİHAYET BULACAKTIR.” Hüzzam eser, bestesiyle, güftesiyle Yesari Asım ERSOY’a aittir. O unutulmaz şarkının güzel sözleri, SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED (sav) İÇİN YAZİLMIŞTI. Demek ki biz yıllarca o eseri dinlerken boşuna haz duymamışız…”(10)

*

“Bestekarlarımızdan Alaattin YAVAŞÇA; “Ben Kilisli’yim. Dedem hafızdı. Bahçemizde Kur’an okumaya başladığında etraftan bülbüllerin gelip dinlediğini bizzat görmüşümdür. Fakat dedemin ölümünden uzun bir müddet sonra, memleketime gittiğimde baktım ki, ağaçlar kurumuş, evimiz çökmüştü, kuşlar da gelmez olmuştu” diyor. “ARTIK BU SOLAN BAHÇEDE BÜLBÜLLERE YER YOK” isimli şarkısını bunun üzerine yazdığını ifade ediyor.” (11)

*

“..Yine bu yıl ada sensiz..
…Göze mi geldim sen mi unuttun?
…Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin gibi muhteşem bestelerin ustası Osman Nihat AKIN (1905-1959) zamanında PTT müfettişliği yapıyor. Bir gün bir şubeye teftişe gider..Teftiş sonunda evrak üzerinde alınan netice ile kasa içindeki para birbirini tutmaz. 25 lira eksiktir. Osman Nihat Bey müdüre, şubenin yan tarafındaki malmüdürlüğüne gitmesini, nihai sayımın onu tarafından yapılmasını ister. Malmüdürü gelir sayım yapılır ve para tamam çıkar. Teftiş de olumlu biter.

Aradan birkaç ay geçer. Teftiş odasında iken, bir mektup gelir. Mektubu gönderen teftişe gittiği şube müdürüdür. Mektubu hem okur, hem ağlar. Merakla oradakiler sorunca anlatır. Mektupta şöyle diyordur: …Beni malmüdürünü çağırmaya gönderdiğinizde 25 lirayı siz cebinizden tamamladınız, haliyle kasa tamam çıktı. Evet, parayı ben almıştım. Hanımım çok hasta idi, ilaç ve doktor parası yapıp sonra iade edecektim. Siz aniden gelmiş oldunuz. Yerine koyamadım. Sizin ince ve hassas kalbiniz durumu anladı ki; bana mesele yaşatmadınız. Bu yüzden size minnettarım.. Herkes duygulanır ve üstadı hararetle tebrik ederler.. Daha sonra içlerinden biri üstadı ispiyonlamış, vazifeyi suiistimal ette ve yolsuzluğa çanak tuttu diye. Üstadın karakteri herkesçe bilindiğinden, bir şey yapılmamış. Ama bu durum üstada çok koymuş, o da tutmuş “BİR İHTİMAL DAHA VAR…O DA ÖLMEK Mİ DERSİN?.. isimli unutulmaz eserini bestelemiş.”(12)

Meğer neler söylermiş şarkılar. Değerli okurlarımızla paylaşalım dedik, hepsi bu kadar. Mutlu ve umutlu kalın.

(1) İzlenim. Aralık-1992 sayfa:125
(2) Mustafa İSLAMOĞLU-Dağarcık – II-sayfa:94
(3) Muzaffer Zeki KURNUÇ-Balıkesir 1. Türk Müz.Sempozy. S:79 Balıkesir.1998
(4) Tolstoy-Kadın Ruhu (Kroyçer Sonat) sayfa:106 Akış yayınları.Mart 2006
(5) 06.05.2002 Yeni Asya Gazetesi
(6) 01.08.1999 Akit gazetesi
(7) Mehmet ERDOĞAN-TDV.Haber Bülteni.Sayı:48 sayfa:32 Mart 1997
(8) Mahmut TOPTAŞ – Şifa Tefsiri – Cilt:5 sayfa:173
(9) Ribat-Sayı:223 Temmuz.2001 sayfa:11
(10) Sami ÖZEY-- 15.04.2003 Vakit
(11) Mahmut TOPTAŞ-- ŞİFA Tefsiri- cilt:5 sayfa: 170
(12) Sami ÖZEY.27.09.2001 Vakit.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

üzüm bağı

taşkın savaş tasavvuf müziği topluluğunun sözcüsü süheyla subaşı da benzer şeyler söylüyor azizim, mealen yazayım:
üzüm sadece bağda mı yetişir? elbetteki hayır, isteyen şartlarını oluşturduktan sonra balkonda dahi üzüm yetiştirebilir... ama en güzel üzüm bağda yetişir vesselam...
müziğin bağı neresidir*
tabiiki kulakara üns esintilerinin üflendiği elst bezmidir. o bezm ki en güzel nağme orda çıktı, hakk aşıklarının dilinde billurlAŞştı, saflaştı...
duyabilene her nağme hakkı hatılatıcı değil midir zaten?

evet, mevlana nın bakırcılar çarşısında cezbeye gelerek semaa durması gösteriyor ki duyabilen-sezebilen için her nağme hakktır vesselam...

bugün her ne kadar Allah belanı versi-Allah seni kahretsin li şarkıklar ortalığı sarmış olsa da iyi müzik yapan saz ve söz ustadları da var...

selam olsun onlara...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

Şarkılar bizi bize söyler...

Çok güzel bir çalışma yapmışsınız ellerinize ve yüreğinize sağlık...
Türk Sanat Müziğini hepimiz dinliyor, seviyor, söylüyor fakat malesef tam manasıyla anlamına varamıyoruz.

Eserlerde bir doyumsuzluk ve doluluk hakim. İnsanı alıp başka alemlere sürüklüyor.İçerisinde kendimizi,yaşanmışlıklarımızı buluyor ve bunun sonunda çoğu kez gözü yaşlı bir bizle karşılaşıyoruz...

Eserlerin hepsinin ayrı ayrı yazılış hikayeleri ve sırları var.Bunları bilmek insana huzur ve mutluluk veriyor. Anlama çabamızı kuvvetlendiriyor...
Hikayeleri bilinmeyen, anlamına varılmayan eserlere malesef yazık ediliyor, kötü şekillerde kullanılıyor...

Ben de geçtiğimiz günlerde blogumda bu konuya değinmiştim. Bildiklerimi tamamladım, bilmediklerimi öğrenmiş oldum yazınızdan teşekkür eder, çalışmalarınızın devamını dilerim...

Selam ve duayla...

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

Yağmurmah

Müzik

Müzik alanında bir değer ortaya koymanın ne kadar zor olduğunu, ne kadar emek gerektirdiğini az çok hepimiz biliyoruz.

Bir zamanlar değer ifade ediyordu müzik. Edward Said’in belirttiği gibi ,müzik – en azından Batı’da- toplumun (ve oluşturduğu kültürün) temelinde yer alan bir ciddi bir konuydu.Bu yüzden, Bernard Shaw gibi bir yazar, ansiklopedik çapta bir kitap oluşturacak kadar yazı yazmıştır müzik üzerine. Bu yüzden, büyük yazarların birçoğunun eserinde kulağımıza ulaşır müziğin sesi. Satırlar arasında dolaşır. Eserde ciddi söz sahibidir. Karakterleri etkilerler.

Çok hazindir ki, dibe çöküşün ucuz ritimler, ve edepsizce sözler eşliğinde müzik adı altında sunulması bize bir zamanlar çok şeyler ''söyleyen'' müziğin anlamını insanlara unutturdu. Malesef, artık bir şey söyleyemiyor şarkılar...

Alternatif Okumalar:

Parallelikler ve Paradokslar/ Edward Said, Daniel Barenboim
Nietzsche Wagner’e Karşı/ F. Nietzsche
Kroyçer Sonat/ Tolstoy (İletişim Yayınları’ndaki çevirisinde Dorris Lessing’in önsözü, Tolstoy’un da bir sonsözü mevcut.)

Alternatif Okumalara Bir Ek

Ali Bey,

Sanırım şunu da eklemeliyiz listenize: Saz ü Söz Arasında, Cinuçen Tanrıkorur'un Hatıraları, Dergâh Yayınları'ndan. Üstelik hazırlayan İsmail Kara.

AGU

Müzik Kimliğimiz Üzerine Bir Kitap

Es-Selam

Cinuçen Tanrıkorur deyince benim de bir kitap tavsiye edesim geldi. İsmi Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler. Bu kitabın merhum Cinuçen Bey'in müziğimize yaptığı katkılar göz önüne alındığında önemli olduğunu düşünüyorum. Okumak ve bilgilenmek dileğiyle...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

emre ne demiş: müzik, müzik müzik...

napolyon'un kulakları çınlaya :)

aslında müziğin insan ruhu yanında,
her canlıya iyi geldiğine inanıyorum...
tavuklara orhan gencebay, müslüm diletilmesi tesadüf olmasa gerektir...özellikle büyük bir haşmetle arabesk dinleyen birisi olarak, yaşasın müzik / arabesk diyorum !

sadettin kaynak'ın rüyasında peygamber efendimizi görüp, ardından "muhabbet bağına girdim bu gece" şarkısını bestelemesi,
aklıma ömer hayyam'ın aslında mistik bir şair olduğu iddiasını ortaya atan sadık yalsızuçanlar hocamı getirdi...

evet,
kabahat üretende değil, ona kulak verende.
ya da şöyle mi demeli: bize o şarkıyı tanıtanlarda.
toplum içinde aymazların çok oluşundan hareketle söylüyorum...

sadettin kaynak demişken,
bir anektodu da belirtmeden geçemeyeceğim...
bir gün selahattin pınar'a souyorlar :
-siz mi üstadsınız, sadettin kaynak mı ?
-ben PINAR'ım o KAYNAK...diyor.
saygı objetifiyle çekilmiş,
sevgi kadrajına alınmış,
günümüzde çok aradığımız bir pozitif fotoğraf...
ama bu kalemin gördüğü hep NEGATİF, HEP NEGATİF...

ses denen sırra dair yazarken hep korkarım.
aciz kalırım.
nasıl bir şeydir diye.
en son taşkın tuna hocanın sesleri dondurma projesi vardı.
japonlar zaten el altından haşmetle çalışmaktalar.

diyeceğim şu :
konuşurken farklı,
duyarken farklı oluşu nedir sesimizin ?

keşke konuştuğumuz sesi dışarıdan duyan da biz olsak...
tıpkı tabutunuzu kendinizin taşıması gibi...

kalbimizin ritmiyle besteler yapmak arzusuyle..