
Bir laledir aşk;
Kâh yakama renk,
Kâh ayağıma pas…
Bir kızın hikayesidir bu, anlaşılmak ister;
Ateşe konulmuş iki çaydanlık gibiydik birbirimizden habersiz… sen olgunluğu buharlaştırırken usul usul, ben aşkı demliyordum yavaş yavaş…
Aynı toprağa atılmış iki tohum gibiydik.. sen dallarını güneşe uzatırdın;
bense sana sarmaşık olma hülyasındaydım..
Gözlerini bir kez görmüşlüğüm vardı…ikincisi şeytandandı ve ben bu hikayede adı geçsin istemedim şeytanın..
Ben en arkasında otururdum sınıfın.. sen en önünde..
gelir, dersini alır ve giderdin.. bense gelir, aşkı alır ve kalırdım boş sınıflarda…
Her daim temiz , mutedil giyinirdin.. gösterişsiz... onlarca gencin arasında herhangi biri olacak kadar sıradandın ve ama bazen yüzünü farklı bir telaş kaplar ve her şeyi; okulu, hayatı, beni çiğneyerek çıkardın mescidin yukarı uzanan basamaklarından…
Sınıfın camında titreyen iki damlaydı gözlerim.. güneşi bekler gibi beklerdi seni; buharlaşıp kaybolmak için… camdan geldiğini görünce oturur yerime ; her bastığın yeri tahmin eder, her çıktığın basamağı sayar, sınıfın kapısına geldiğinde ve sınıfa girmene iki saniye kaldığında; ben bakışlarımı yine camdan dışarı atardım kalbimde garip bir mutmain olmuşluk hissiyle…
Arkadaşlarımla lafları havada çarpıştırıp, sözleri herc ü merc ederken, bir taraftan da senin yalın sesini süzmeye çalışırdım anlamak için; fırtınanın ortasında savrulmayı beklerken dua eden bir kuş gibi sessizleşir, dikkat kesilirdim.. çünkü sen O’ndan bahsederdin..
Ders kitaplarının arasında mutlaka kırmızı ciltli, sarı yapraklı kitapların olurdu cep boy… ve sen onları bir köşeye çekilip ve kaşlarını indirip, içine çeker gibi okurdun..bu tabloyu inancıma önsöz yapar saklardım…
Hiçbir lafa atılmaz, hiçbir kavgaya katılmazdın… gülümser geçerdin atılan sloganlara… bir elif gibi dik ve onurluydun.. ve ben seni harekesiz okurdum sessiz…
Sonra mevsimler geçti, yıllar devrildi, yağmurlar senin saçlarını tararken benim kirpiklerime dolandı…
Kimse bilmedi aynada başörtüsünü düzelten kızın iğneleri nasıl kalbine sapladığını.. kimse görmedi kitaplarının arasında sarı bir yaprak gibi sakladığı hüzünlü yüzünü…kimse duymadı sesinin hangi sese çarpınca kırılıp döküldüğünü… kimse bilmedi beni…
……..eminim şimdi de peygamber ahlakıyla ahlaklanmış, Yusuf gibi gençler var aşık olunası.. ilahi aşktan bir katre gibi saçılıp hayatımıza kenar süsü olan , kuran ile edeplenmiş, alnındaki secde izleri ile nişanlı genç olgunlar var….
ve anneler var “utanmak imandandır” diyerek kız çocukları yetiştiren… gözleri yerde, ruhu tövbe ile bileyli genç kızlar var
telaffuz edilmemiş isimler, günaha dönüşmemiş aşklar var…
Selam olsun onlara…
Kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse
şehit olarak vefat eder." H.ş.
Yorumlar
Hara can düştü
Cum, 15/12/2006 - 11:38 — Erkan BAYRAKTAROd hararetiyle kendinide yakar. Har daki hararet ne kadar çok ise ondan geri kalan da o kadar az olur. Ateş kendine yandığında felaket, ocağa yandığında afiyet olur. muharir aşkı bize anlatığında sevinç kendinin kini anlatığında bize elem olur. kırmızı kaplı sarı kitap okunursa reklam olur. Bunu yapar ise onların yapmaz ise yazar hepimizin olur.
selam ve dua ile...
öncelikle teşekkür ederim
Cum, 15/12/2006 - 12:21 — Ayşegül Gençöncelikle teşekkür ederim yorumunuza... ancak anlayamadığım husus "bunu yaparsa onların, yapmazsa hepimizin olur" cümlenizde bahsi geçen "onlar" kim?.... zambiyalı.... olabilir mi?
"reklam" demişsiniz müslümanlar tarafından bilinenen ve hemen hemen her eve uğramış olan kitaplar silsilesinin benim gibi kırık dökük bir yazar tarafından reklamının yapılmasına ihtiyacı yoktur herhalde.... ki bu kitaplar o kitaplar mı?.... meçhul.... belki de çizgiroman saklıyordur herhangi bir kitap arasında da onu okuyodur şahıs.....:))
başka bir husus muharirin kendi aşkını anlatmaması; efendim ben bu yazıyı yolladıktan sonra t.tufan abimizin kekeme çocuklar kitabından "aşk arası" adlı yazısını bir arkadaş tevafuken postalamış bana.... orada da bir aşkın yaşanması ve daha da ileri de aşkın ifşasıdır yazılanlar.... nitekim orada sonuçta erkek ilanı aşk yapmıştır, bu yazıda ise aşkın ilan edilmeden de yaşanabileceğidir anlatılan.... ve aslında aşktan da öte dindar iki gencin nefislerinin önüne set çekebilme başarısıdır....
erkan bey sizin sayenizde umumadır bu açıklamalar... hürmetlerimle..."eddai"
ısrar
Cum, 15/12/2006 - 13:22 — Erkan BAYRAKTAREmin olun iki duygumda da ısrarcıyım. Yanlış anlattığım; bunların benim seçimlerimken, cümlenin de olmalıymış diye kurgulamam. Ne yapayım duygularımı bana anlatan biri olamadım. Tüm bunlarla beraber yazı dilinizi çok beğendiğimi ve buna kayıtsız kalamadığımı kayıtlara düşmek istedim.
Sessizlik
Cum, 15/12/2006 - 12:47 — U.Ali BirkardeşlerBazı sözlerin, şiirlerin, hikayelerin, yaşanmışlıkların ardından birşeyler ifade etmeye çalışmanın çok da bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyorum (kendi adıma). Ayşe hanım çok güzel, duygu yüklü bir yazı kaleme almış, tebrik ediyorum ve sözü Shakespeare'e bırakıyorum:
''And the rest is silence!''
laleler tohumdu ilkin
Cum, 15/12/2006 - 16:28 — Zeyd GÜLESİNbir heyecanla okudum ki denemenizi...
ebrudaki laleler tohumdu ilkin, satırlarla birlikte büyüdüler sanki. aşık olmak güzel şey. hem aşık olmayan adamdan devrimci de olmaz değil mi?
fakat cep boy kırmızı ciltli, sarı yapraklı kitaplardan sonra diğer satırları aynı heyecanla okuyamadım. hani bu kitapların çizgi roman olma ihtimali "atılan sloganlara gülümser geçerdin" cümlesiyle uçtu gitti... aşık olan adam delikanlıdır, kanı durmaz damarda.
hoş bir tad bıraktı dilimde. zarif cümlelerle hoş bir deneme. eyvallah
“Cep boy, kırmızı
Cum, 15/12/2006 - 17:15 — Ayşegül Genç“Cep boy, kırmızı ciltli sarı yapraklı kitaplar”a takılmamalıyız diye düşünüyorum… burada ki vurgu kitabın dini içerikli bir kitap olmasınadır malumunuz…. Kaldı ki evet bu kitapların risale olması çok mümkün… ve risalei nurlar da çok mühim içerikli tefsirler değil midir?
Mesela İ.Özel okuyordu, dergaha aboneydi, geceleri Tarık tufan dinlerdi deseydim çok mu mutlu olacaktık…. Ama hayat birkaç isimden ibaret değil ki?
"eddai"
sanal reklam mı?
Cum, 15/12/2006 - 18:06 — Ranuna SaruhanKaleminize sağlık Ayşegül Hanım.
Edebi yazılar, içerik itibariyle sadece edebi yazılar değildir muhakkak. Dünya görüşlerini, bakış açılarını, inançları, değerleri yansıtırlar.
Bazı okurların "bu blogda sanal reklam uygulaması yapılmaktadır" şeklinde tezahür edebilecek serzenişleri bu bakımdan haklılık arz edecektir. Lakin bunun kaçınılmaz olduğunu da biliyorlardır aslında.
Başka bir okurun hikayesinde de kara kaplı kitaplar okuyan, slogan atan gençlere sevdalananların hikayesini okuruz belki de.
Kirpiklere Dolanan Yağmurlar
Cum, 15/12/2006 - 21:04 — Burak CEMMerhabalar Ayşegül Hanım,
Genelde yazının akışına göre gitmek daha makul geldiği için burada da bu minval üzere yorum yapacağım... Önce biraz eleştiri.. Yazıya çok güzel başlangıç yapmışken, duygusal bir havaya girmişken, bir anda 220 volt elektrik akımına kaptırıyorsunuz okuru, "ikinci bakış şeytandandır" vurgusuyla. Yazılarınızda şeytan vurgusu çok fazla dikkat çekiyor bu bağlamda. Daha en başta güzel giriş yapılan bir yazının henüz başlarında şeytan okuyucunun ruhuna batırılıyor yani (Şeytan oturum açtı yazısında da bu biraz böyleydi. Gerçi o daha farklı bir yazı idi. Farklı ele alınmalı). Adı geçsin istemediğiniz şeyi, yazının içinde eritmelisiniz zannımca. Yazıyı sevimsizleştirildiğini düşünüyorum bu vurgunun. Şeytan, yazı dinamikleri içinde konuşuyorum, yazının içinde saklanmalı ve okuyucu bu hissi satırlar arasında ilerledikçe hissetmeli. Mesela; “ikincisi şeytandandı” ibaresi yerine, “İkincisinin gelmeyişi/olmayışı hayadandı” diyebilirdiniz.
“ve sen onları bir köşeye çekilip ve kaşlarını indirip, içine çeker gibi okurdun..” bu ibarede içine çeker gibi okumak, fazlasıyla depresif veya başka birşey. Sigara içmeyi çağrıştırdı bana. İçine çeker gibi’nin yerine daha güzel bir kavram bulunabilir. Her ne kadar ben ve tüm okuyucular vurgunun neye olduğunu anlasam/anlasak da. Ama akabinde gelen “bu tabloyu inancıma önsöz yapar saklardım...” çok vurucu bir cümle olmuş. Yerini bulmuş.. Aynı başarı, “seni harekesiz okurdum” da da var ama harekeden sonra sessizin kullanılması biraz fazla gibi durmuş.. Bu tabii fazla ayrıntı. İhmal edebilirsiniz bu cümleyi.
“……..eminim şimdi de peygamber ahlakıyla ahlaklanmış,” bu cümleyle başlayan kısımda da, Dursun Ali Erzincanlı’nın “Gelseydin” isimli şiirinden esintiler hissettim. Acaba yanılıyor muyum?
Ve sonuna geldiğimde yazının “.. günaha dönüşmemiş aşklar var” yine yazıyı sevimsizleştiren bir vurgu bence. Şeytan çok aşikar kullanıldığı gibi, günah da aşikar kullanılarak, yazının hafif bir meltem gibi esişine darbe vurarak bir fırtınaya sebep oluyor. Bunlardan kaçınılmalı diye düşünüyorum..
İfade etmek istediğim durum, sonda verilen hadis-i şerif’te yerini buluyor diyebilirim. İfade ederken, naifliği elden bırakmama..
Herşeye rağmen yazıyı beğendim. Akıcı, içten ve bütüncül bir yazıydı. Tebrik ederim. Gönlünüze, bileğinize sağlık..
Baki selamlar..
Not. Öyküde geçen kırmızı kitaba takılan arkadaşlara şunu ifade etmek istiyorum Sayın Genç'in affına sığınarak. Yazıdaki bu kırmızı kitaplı kısıma vurguda bulunmak, üzümü yemekten ziyade bağcıyı dövmek niyetini taşıdığından yakışıksız buluyorum bu tür vurguları. Ve yazarın emeğine de saygısızlık olarak görüyorum. Kaldı ki, böyle şeylere odaklanmak, edebi kaygıdan ziyade farklı şeyleri çağrıştırıyor. İnsan, duruma göre konumlanmalı şahsımca. Oysa konuşulması gereken, yazının edebi değeri varsa mantıki hataları v.s. İçindeki kırmızı kitap değil..!
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,/Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı
Kendini okutturuyor
Cum, 15/12/2006 - 22:13 — Selim SevkiogluKendini okutturuyor hakikaten. Akıyor. Bu ivmenin sebebi ise son derece açık. Yaşanmışlık. Patlayamamış volkanın bir çırpılık iç çekişini duymuş gibi olursunuz okurken. İçini çeken adam zorlanmaz yazarken. Okur da öyle. Zahmeti yazmadan önce fazlasıyla çekilmiş.. bedeli misliyle ödenmiştir çünkü.
Tüm eleştirileri de okudum ayrıca. Bazılarına hak verdim. Tekrar etmek yakışıksız olur. Bu tabir burası için biraz amiyane olacak ama; düşene vurmak edeb-iyatla uğraşanların şanından olmasa gerek.
Bazı eleştiriler için ise tebessüm ederek şöyle dedim;
o denli başarılı bir deneme olmuş ki, kendisine şiir muamelesi yaptırmış!
Tebrikler..
selim bey hazır yazıma
Paz, 17/12/2006 - 00:47 — Ayşegül Gençselim bey hazır yazıma yorum yazmışken ve hatta beğenmişken yüz bulup şımarıp "Allahın emri peygamberin kavliyle sizin fotğrafları benim bloğa istesem" ??? :)))
ben de bu fotoğrafları kendimce yorumlamak ve altlarına güzel birşeyler karalamak isterim.... isterim...
"eddai"
Ne demek efendim. Bilakis
Paz, 17/12/2006 - 01:40 — Selim SevkiogluNe demek efendim. Bilakis çok memnun olurum. Gerçi büyük ihtimalle biliyorsunuzdur ancak ben yine de tarif edeyim. Beğendiğiniz fotografın üzerine sağ tıkladıktan sonra 'özellikler' i seçiyorsunuz ve açılan sayfadaki http ile başlayan linki kopyalayarak yazınızın üzerine yapıştırıyorsunuz. Yönetime, yazı ve sayfaya uygun şekilde ebatlandırmak kalıyor sadece.
ilk çalışma
Paz, 17/12/2006 - 15:18 — Ayşegül Gençteşekkür ederim...
ilk çalışmayı yaptım... umarım beğenilir..
http://www.blogcu.com/sonsuzXsonsuz
"eddai"
İhtiyar yüzler,
Pzt, 18/12/2006 - 02:24 — Selim Sevkiogluİhtiyar yüzler, doğumdan ölüme uzanan yaşanmışlıkları çağrıştırır çokluk. Bunu güzel dile getirmişsiniz.. emeğinize, yüreğinize sağlık. Onur duydum.
Onların hal lisanı ile anlattığı bir şey daha var ki; onu da bir gün ben yazmak istiyorum. Depremi tetikleyecek bir artçı bekliyorum sadece. Aslında yazmak için aklımdan geçirdiğim son konu buydu. Büyük tevafuk oldu.
görmek ve okumak....
Pzt, 18/12/2006 - 22:35 — Ayşegül Gençgörmek ve okumak ruha giden en kestirme(!) yol... en büyük arzum bunu her sayfasına işleyen bir dergi görmek....
sizin resimleriniz gibi sanat değeri taşıyan fotoğrafarın her sayfaya yerleştirildiği; birinci sınıf kağıtlara basılarak ışık ve renk uyumundan birşey kaybetmemiş, pırıl pırıl büyük fotoğraflar ve bir kenarına düşülmüş, şiir-deneme gibi değil tamamen hissi kelimelerle dillendirilmiş sayfalar....
ben her fotoğrafın kendi içinde bir dili olduğuna inanırım.. bu ona yazı eklenemez, bir kez daha konuşturulamaz anlamına gelmemeli... bilakis her eklenen cümle belki o fotoğrafın alfabesine eklenmiş bir harf olabilir... güzel çalışmalar yapılması ve birgün bu tür farklı çalışmalarda yer alabilmek temennisiyle....
bahsettiğim dergi türü benim hayalim... belki "bütün bir dergi" çıkaramayacağım hayatım boyunca ama bu "bir dergi sayfası" çıkaramayacağım anlamına gelmez... yaptığım çoğu çalışma hayalimdeki derginin bir yaprağı hükmündedir...
hürmetler.."eddai"
"olgunluk demlemesi"
Çar, 28/03/2007 - 21:12 — Ayşegül Gençbu yazının tekrar gündeme gelmesi sebebi ile tekrar okuyunca selim sevkioğlu ile olan bu diyalogu yeniden gördüm.. çünkü unutmuştum bu konuşmayı.
demek ki içten birşey istemişim. çünkü Genç Dergi'sinde yayınlanan yazılarım selim beyin fotoğrafları ile yayınlanmaya başladı.
ilgilenenler olursa
"eddai"
Selim Bey'in Fotoğrafları mı...
Çar, 28/03/2007 - 23:16 — Burak CEMDiyalog güzel kelime.. İnsanlarla diyalog kurmak, kelimeyi güzelleştiriyor..
Selim Bey'i tanıdığım kadariyle, kendisiyle diyalog kurmak da güzel.. Ama anlamadığım bir nokta var: Ayşegül Hanım, Genç Dergisi'nde yazıyorsunuz.. Güzel gerçekten.. Allah sa'y ve başarılarınızı arttırsın. Ama temcit pilavını (sayısını unuttum) kaşıklatmaya çalışmanın lüzumu var mı? Bu son yorumunuz, kümesten kaçıp, sansara yem olan tavuklara benzemiş.. Şahsımca..
Haa bir de unutmadan şunu sorayım.. Başlıkta belirttim gerçi: Selim Bey'in fotoğraflarını mı yayımlamaya başlamış Genç Dergi!! Kim meşhur olacak şimdi: Selim Şevkioğlu Abi mi, Ayşegül Genç mi?
Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...
teessüf
Çar, 28/03/2007 - 23:30 — Ayşegül Gençiki gün içinde ne kadar okunduğumu hatta laflarımı kaç kere tekrar ettiğimin bile bilindiğini(yalnış bilinse bile) öğrenmek ne güzel!!!
sayısını unutmanız normal çünkü ben ilkinde bir yalnışı düzeltmiştim, ikincisi de bu!!! unutacak kadar az, ama hatırlayacak kadar da az.
"eddai"
Önce istemiş..
Per, 29/03/2007 - 01:13 — Selim SevkiogluÖnce istemiş.. yayınlanmaya başlayınca da eşe dosta haber etmiş. Böyle okumak daha doğru olduğu gibi daha da güzel değil mi !?
Genç Dergi'de yazmakla kim meşhur olabilir ki hem! Yapmayın böyle Burak Bey kardeşim. Can sıkıcı mülahazalar bunlar. Vakit, düşünce ve efor israfı.
Ayşegül hanım, evelki diyaloğu devam ettirmişsiniz, görememişim kusura bakmayın.
Okumak: Ters veya düz..
Per, 29/03/2007 - 13:27 — Burak CEMSayın Şevkioğlu veya Selim ağabey,
Güzel söylüyorsunuz, elhak! Sözüm yok ama meseleyi bir ucundan siz de yakalamışsınız.. "Genç Dergi'de yazmakla kim meşhur olabilir ki hem!" Ben meşhur olma sözüne vurguda bulunuyorken, aslında tam da bu noktaya temas etmek istemiştim. Tek hatam, kapalı anlatıma başvurmuş olmak.. Benim Ayşegül Genç'e bir ön yargım yok, olması için de bir sebep yok ama (bu yazıya girdiğim bir yorum vardı yayınlandığı dönemde.. dilerseniz o yoruma bakabilirsiniz.. birkaç satır yukarıdadır)..; Mağaza vitrinlerinde duran mankenleri bilirsiniz.. Onlar bile, birkaç ay durunca ülfet ve antipati oluşturur/oluşturabilir, önünden gelip geçen müşterinin gözünde. Ve birkaç haftaya kalmaz, kıyafetleri değiştirilir veya tamamen kaldırılırlar... Dediğiniz gibi hakikaten: Bunlar can sıkıcı mülahazalar.. Keza vakit, düşünce ve efor israfı.. Neden mi? Çünkü, biz sayın Genç'in adını taşıyan dergide yazdığını biliyoruz.Fotoğraflara da rastlardık pekala.. Neyse..
Ne güzel denmiş: Bulanlar, arayanlardır. Fazlasına ne gerek var..!
Not: İlk yorumumdaki üslûbum ağır olmuşsa, affınızı istirham ederim.. Lakin, insan icraatlarına dair söylemlerle değil, bizzat icraatıyla var olmayı denemelidir.. Aklıma ilk gelen örnek: Sezai Karakoç.. Yazdıysam bu yorumu, bundan ötürü yazdım..
Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...
Lal(e)'dir aşk...
Cum, 15/12/2006 - 23:56 — Büşra KurtYorum yapmadan önce; şiddetle ve de ısrarla teşekkür etmek istiyorum.... Her haliyle su gibi bir yazıydı, hızlı hızlı yudumladım, boğazımda takılı duran onca düğümün üstüne iyi geldi doğrusu...
Kırmızı ciltli kitaba da, ikinci bakışın şeytandan olmasına da takılmadım, "çünkü sen O'ndan bahsederdin" cümlesi yeterince açıklayıcıydı meramı anlatmada. O'ndan bahsediyordu ya işte, alnındaki secde izleriyle nişanlıydı ya, daha ne olsundu... Aynada başörtüsünü düzelten kız, şimdilerde kapı önlerinde başörtüsünden çıkardığı iğneleri saplıyor öncelikle yüreğine ama aşkı da hala dipdiri sızlıyor iğnelerle sabitlendiği yerde...
Yani diyeceğim o ki; Ayşegül abla, bu yazı bana ithafındır, anlamam ben, fena halde alındım (üstüme) :) demleniverdi olgunluğum, sımsıkı sarıldım, bastım bağrıma her cümlesini haberin olsun...
Eksik olma hiç olur mu, böyle tamken iyisin :)
Bu arada Genç Dergi'deki yazılarından da her ay nasiplenecekmişiz duyduğuma göre, allah mübarek etsin inşallah takipteyiz..
Muhabbet ve dua ile...
“Tuğyan olan yerde tufan kaçınılmazdır!”
olgunluk demlemesi'ne dair...
Cts, 16/12/2006 - 01:44 — misafirtat alınası; iki kez okunası;
tat aldım; iki kez okudum...
ne ki gönül, bölümler hâlindeki yerlerin ilk harfinin büyükken, neden ikinci ve sonraki cümlelerin küçük harfle başladığını sorguladı; ve "yazarının kendince bir denemesidir herhalde..." deyip sustu...
ama gönül,
Kur'an'ın kuran olarak yazılmasına içerledi.
ve bunun bir "deneme değil..." gözden kaçan bir hata olduğunu düşündü; ve "niyetlerdir aslolan..." dese de bu hususu tatlı dille uyarmak istedi.
ve bir soru sordu:
acaba H.Ş. kimdir ?
selametle...
H.Ş. kimdir yahu??
Cts, 16/12/2006 - 02:05 — Mahpeyker MinyatürkEmre Bey,
H.Ş. kim mi??
Ayşegül hanımın adına cevap veriyorum:
ÖMER ŞERİF'İN OĞLU HADİS ŞERİF...
??
Cts, 16/12/2006 - 02:10 — misafirmahpeyker minyatürk,
şimdi siz komiklik mi yapmış oluyorsunuz ?
haydi ben gülmüş olayım,
siz de espri yapmış olun...
sizin gibi kısaltmaları anlayacak kadar üstad olamadım...
bir daha olmaz...
hey Allahım !
yazi
Cts, 16/12/2006 - 01:45 — medine dogansevgili Aise,
yazilarin yureklere ugruyor,
selam ve dua ile.....
teşekkürler
Cts, 16/12/2006 - 02:34 — Ayşegül GençBeğenilerini dile getiren; E.Bayraktar, Z.Gülesin, A.Hamza, R.Saruhan’a öncelikle teşekkür ederim
Ayrıntılı bir yorum yapan B.Cem’e de sonsuz teşekkürler… eleştirilerinizin çoğunda haklılık payınız vardır elbette…ancak demişsiniz ya hani “şeytan çok aşikar kullanıldığı gibi günah da aşikar kullanılarak yazının hafif bir meltem gibi esişine darbe vurarak bir fırtınaya sebep oluyor”… efendim hayat da böyle işte meltem gibi sersefil akıp giderken şeytan ve günahlar bir darbeyle, hatta tek bir fiskeyle fırtınalar çıkarıyor….
S.Şevkioğlu’na da teşekkür ederim… yorumunuz benim için çok kıymetli, beğendiğiniz için ayrıca teşekkür ederim..
Gelelim Büşra’ya; gerçekten bu yazımı sana itfah ediyorum… çünkü ne kadar kıymetli bir genç olduğunun farkındayım…. Sağ ol….
E.Şimşek haklısınız… niye öyle yazmışım ki? Ayrıca “h.ş” konusuna açıklık getiren M.Minyatürk’e de minnettarım)))
Medine ablacım var ol….
"eddai"
*AŞK*
Cts, 16/12/2006 - 23:31 — U.Ali Birkardeşler''Ders kitaplarının arasında mutlaka kırmızı ciltli, sarı yapraklı kitapların olurdu cep boy... ve sen onları bir köşeye çekilip ve kaşlarını indirip, içini çeker gibi okurdun.''
Bir kez daha okuyunca fark ettim. Burada da AŞK'ın bir başka boyutu gizli.
Bu aşkın açtığı pencerelerdir belki de bir kalbi diğerine yakınlaştıran.
''Aşk, bir kitaptır kalp şeklinde.'' Cemal Cuma
Bir kez daha, OKUmanın önemi... ve bir kez daha OKUmanın, önemi tabii ki.
Mecâzi'sinden Hakîki'sine
Salı, 19/12/2006 - 03:36 — Ümit DemirLeyla diye diye Mevla'ya erenlerden olmak duasıyla,
Üç harf Beş nokta
Âşk dediğin biraz acılı olmalı...
Âşk dediğin biraz imkânsız olmalı; biraz kavuşturmamalı...
Âşk dediğin erişilmez olmalı
Âşk dediğin mümkünse çift taraflı, ama mutlaka karşılıksız olmalı
Âşk dediğin vurduğu zaman da bayıltmalı vurmasa da...
Âşk dediğin gözünü kör etmeli
Âşk dediğin ruhunu bedeninden çıkarıp onun bedenine koymalı
Âşk dediğin kendini aynalarda tanımana engel olmalı
Âşk dediğin bir anne gibi olmalı... Dövse bile onun adıyla ağlayıp ona sığınmalı
Âşk dediğin yaramaz çocuk olmalı... Varlığına o kadar alışmalı ki yaramazlıkları sana tat vermeli onsuz bir ân bile kalmamalı
Âşk dediğin bir genç kız gibi naz yapmalı ve nazına gözünü ebediyen de olsa yumabilmeli...
Âşk dediğin engel tanımamalı... Hava gibi olmalı; nereye gitsen hep seninle gelmeli, nereye gitsen hep ona ihtiyaç duymalı...
Âşk dediğin biraz mantıksız olmalı...
Aklı mağlup düşürmeli gönlü zafere taşımalı
Âşk dediğin deliliğin kılık değiştirmiş şekli olmalı
Bir Âşk olmalı dünya da bir de sen,
Herkesi ve her şeyi unutmalı hiçbir şeyi umursamamalı...
Âşk dediğin çok saf olmalı temiz olmalı
Bir ân menfaatini düşürsen kendi izini kaybettirmeli
Bir daha da Âşka yolun uğramamalı...
Âşk dediğin onurlu mücadele olmalı ama Âşka karşı bir kuş gibi ürkek durmalı
Yanına sessizce yaklaşmalı
Korkutup kaçırmamak için çıplak ayakla yürümeli ayak kesen taş sokaklarda...
Âşk dediğin biraz gözyaşlı olmalı; ağlamalı adına ağlanası ne varsa
Ağlamalı ki ne varsa kire dair ak pak olmalı
Âşk dediğin biraz da ateş olmalı, 'yanmazsan nasıl yakarsın ki'
Âşk bile bile ateşe atlamak olmalı
Âşk korkup kaçacaksan hiç başlanmayacak bir şey olmalı
Âşk gülüp dalga geçeceksen adı ağza alınmayacak bir şey olmalı
Âşk bırakıp gideceksen bırakmalı 'kim lâyıksa ona kalmalı'
Âşk dediğin sadece Âşk gibi olmalı!
vazgeçtim
Cum, 30/03/2007 - 10:23 — gülsüm ibrahim"telaffuz edilmemiş isimler, günaha dönüşmemiş aşklar var…Selam olsun onlara…"
Ben de selamlıyorum onları, selamın en yücesiyle...
vazgeçtim, "yok olma zamanı şimdi..."
kulağımda bir türkü, ağzımda ilk cümlesi... agir ketiye...
yağmurlar
Çar, 12/03/2008 - 22:40 — Melike ŞenAyşegül Hanımın bu yazısını da her zamanki gibi zevkle okudum. Kalemindeki samimiyeti her okuyuşumda hissediyorum. Yukarıda tartışılanları bir yana bırakırsak edebi değer açısından 12den vuruş yapmış bir ok mesabesindeki cümleye dikkat çekmek istiyorum:
"yağmurlar senin saçlarını tararken benim kirpiklerime dolandı…"