Ve yine dardasın işte! yüreğinde taşıdığın sahil boyundan koparak düştüğün dar sokaklardaki duraklardan biri de burası. Evet! belki hiç istemiyorsun o kasveti. O köhne mekandaki boyaları dökülmüş, eski ahşap bankın üzerinde oturmayı. Kımıldadıkça örümcek ağları teninin açık yerlerine değiyor ve ürperiyorsun. Kurtulmak için ayağa kalktığında yorgun hissediyorsun kendini. Tutunduğun direğin pasları ellerine bulaşınca bırakmak zorunda kalıyorsun. Dayanaksız ve adım atamayacak kadar da hantal. Altında ezildiğin bedenin büyüdükçe büyüyor.. kainat büyüyor ama yapayalnızsın. Ameliyat olmayı bekleyen ihtiyar bir acuzesin artık. Yanında bir refakatçin bile yok. Kimsesiz kalmış bir çocuğun yüreğine sahipsin. Çöp konteynerinin yanına bırakılmış bir poşet kadar değersiz olduğun için içine atılmaya daha üşenilmişsin. Rahatsız oluyorsun halinden. Yumuşak döşeklerde olmayı diliyorsun o an. İçine ferahlık veren o deniz manzaralı durağı arzu ediyorsun. Bir an önce bu halinden kurtulmayı dilerken, senin için neyin hayırlı olduğunun farkında da değilsin. Bunun için dua ediyorsun bir süre.. ve işte bir süre sonra arzu ettiğin yerdesin.
Döşüne batan dikenin acısı diniverince hemencecik unutuyorsun acizliğini ama. İşte sen böylesin. Asıl istediğinin, dua etmeyi unutmak olduğunun farkında dahi değilsin. O zaman bir insan olamayacağını düşünemiyorsun. Mustağni zannediyorsun kendini. Her şeyle baş edebileceğin vehmediyorsun. Sadece hissediyorsun bunu. Aslında!.. aslında yavaş yavaş ölüyorsun. Büyüyor ve ölüyorsun.
Oysa dardayken asli hüviyetinin farkına varıyorsun.. ve ruhlara canlılık veren beden ölümünü anıyorsun. Sıkıntın arttığında gözlerin yaşarıyor. Düşen damlalar göğsünü yalıyor. Rahatta iken unuttukların nedeniyle, göğsünde taşıdığın kristalin üzerine çöreklenmiş is yumuşuyor ve içeriye hafif bir ışık huzmesi sızıyor. Işık cevhere ulaştığında bir kıvılcım çakıyor. Kıvılcımla birlikte titremeye başlıyorsun. Titredikçe ağlıyor.. ağladıkça is kayboluyor ama henüz cevher yeterince parlamış da olmuyor. Son dermanla kollarını kaldırıp yalvarıyorsun. Kıymet verdiğin ağyardan sıyrılıp tek bir yere doğru yöneliyorsun. Verenin ve alanın kim olduğunu, O dilemeden hiçbir şeyin olmayıp oldurulamayacağını.. dolayısıyla hiç aklından çıkarmaman gerekenleri hatırlıyorsun.
Senin elinde olan pek bir şey olmadığını.
Hep fakirsin ve hep çıplak. Hep giydirilensin.. hep verilen. Deryanın içindeki damla, damlanın içindeki dünya olduğunu fark ediyorsun. Yine O dilemedikçe ne tutunacak bir direk bulabileceksin ne dizinde derman.
Ölmekle malul olan bir kanserli olduğunu hatırlayınca yakınlaşıyorsun uzak hissettiğine. O şah damarın oluyor.
Sıkıntının dilenmeyeceğini biliyorsun.. aslında bu söylediklerini de biliyorsun.
O çocukla konuştuktan sonra fark ediyorsun bunu.. ettiğin nasihatlerin etkisiyle kendinden utanıyorsun. Sözler kursağına takılıyor bu yüzden. Kendime söylüyorum.. bakma sana doğru konuştuğuma diye tekrar etmen kabahatini hafifletmek için. Sen onu tanımıyorsun ve nasıl olup da karşına çıktığını bilmiyorsun. Şaşkınsın.. güvende oluşunu zedelemeyen bir şüphe içinde. Aynı ümitle korku arasındaki ilişki gibi, güvende ve tedirgin.
Titreyerek anlatıyor çocuk..
Anlattıkça ağlıyor;
Bu zamanda yaşamak deyince.. biz seçemeyiz, takdir diyorsun.
Zor deyince.. doğrucularla yalancılar böyle ayrışır diyorsun.
Eşten dosttan yakınınca.. imtihanın nereden geldiğinin önemli olmadığından bahsediyorsun.
Ululara öykünüyorsun da çektiklerinin azıcığına katlanamıyorsun.
İnci istiyorsun da derini görünce yüzeye kaçmak istiyorsun.
Dert diye yakınıyorsun ama derdinin dermanın olabileceğini dahi düşünemiyorsun.
Sonra.. sevdiklerim sözlerime kulak asmıyor dediğinde
Sana söylemekten başkası düşmez diyorsun.
Fakat her ağzını açtığında, şikayetlerinin sadece O’nun için olduğunu fark edip kendi adına kahroluyorsun.
Yükünün altında ezilmiş zaaflı haline dahi özeniyorsun.
O titriyor.. o ağlıyor..
sen ise konuşuyorsun.
Çok şükür; çok şükür
bir de utanıyorsun.
Yorumlar
bir ben vardir benden iceri......
Salı, 05/12/2006 - 22:08 — medine doganSevkioglunun yazilarini uzun zaman sonra tekrar gormek gurulteden sukuta ulasmak gibi geldi bana her cumleyi birkac defa okudum, baktim olmuyor bilgisayardan cikartip cantama koydum, gittigim yerlerde okumak icin hep yazin diyecegim ama belkide boyle olmasi yaziyi bu kadar derinlestirmis.bence uzun zaman sonra ki suskunluktan biriken cumleler bunlar…..
Yazilarinizi ilgi ile bekliyecegim.
Sukran ahi….
Selam ve dua ile….
Merhaba Dostum,
Çar, 06/12/2006 - 01:46 — Osman KocaEvvela selam, akabinde kelam,
Servet-i Fünun'cularla Fecr-i Ati'cilerin bir özelliği bu. Dış gerçeklikten arınmak adına içe bakmak, kaçmak, iltica etmek; zıt, çetrefil önermeleri ortak bir paydada buluşturmak. Enfes yazını okuyunca yorumdan ziyade beğenilerimi ileteyim istedim. Beni bilirsin, kolay kolay -gerek menfi, gerek müspet- şerh ya da yorum düşmem pek. Ama böylesi yazılar istisna tabi.
Yüreğine sağlık Selim...
Kalemine sağlık...
Abi ye selamlar
Çar, 06/12/2006 - 21:56 — Betul Sehrayin...Bazen de içinden keşke diyorsun..keşke diyorsun ama kendin bile farketmiyorsun.Sesin öyle tiz ki, aslında onun bir dilek bile olduğunun farkına varamıyorsun.Sonra açtığın bir kapı arkasında gördüğün şeye şaşırıp kalıyorsun. Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle ellerini açmış sana gelmiş hediyeyi görüyorsun. O zaman anlıyorsun dua nın hikmetini. Mahcup gülümsüyorsun. Mutluluğun böylesini sana lutfedene şükrediyorsun.
Ellerimizi bırakma Rabbim.
Selim Abi'nin yazılarını epeydir göremiyoruz.Ellerine sağlık abi.Seni tekrar görmek güzel.
tebrikler
Per, 07/12/2006 - 18:15 — Ayşegül Gençgerçekten beğenerek okudum bu yazınızı... fazla kelama gerek yok..... hürmetlerimle...
"eddai"
Evet! kelimelerle olan
Per, 07/12/2006 - 23:31 — Selim SevkiogluEvet! kelimelerle olan muaşakamızın arasına suretlerin girmesinin üzerinden uzun bir zaman geçti. Onlarla gerçekleştirdiğim ilk buluşmayı sözleriyle, duygularıyla destekleyen tüm dostlara nazik ilgilerinden ötürü en içten şükran duygularımı ifade etmek isterim.
Kelimelerin yerini suretlerle doldurmak; en az, ayağa düştüklerini görmek kadar zor.
Selam, dua ve muhabbetle..
Selim Şevkioğlu'nu Anlamlandırmak...
Cum, 08/12/2006 - 15:12 — E.Fatih BilgeEskiden haftada en az bir defa yazdığını, gördüğünü düşlediğini ya buraya yazar ya da mail olarak gönderirdi bana, sonra altına küçük bir çocuk yaramazlığında not düşerdi; eleştir bakalım bay çok bilmiş derdi…
Ama sonraları seyrekleşti yazdıkları… Okumak için Selim Şevkioğlu’nu, google’ı alt üst ettiğimi bilirim ya da haftasonları uğradığım Ankara kitapçılarında Şevkioğlu’nun bir öyküsü bir denemesi yayınlanmış mı diye altını üstüne getirirdim dergilerin… Şimdi şuracıkta Selim Şevkioğlu’nun yazdıklarını görünce –geç de olsa- zihnim geçmişe doğru yöneldi, aklımın iplerini salalı çok olmuştu zaten…
Selim Şevkioğlu’nun ilk yazdıklarına da şahitlik ettiğim için mutluyum. İzin Ver’i bilirim mesela eskilerden, ya da Proot hakkında zihnine üşüşen düşünceleri. İlk okuduğumda bu adamda damar var hakikaten demiştim. Belki o zamanlar edebiyatla muaşakası çok değildi ancak eğilimleri sonucunda şimdi aralarından su sızmıyor, görünen köy kılavuz istemez!
Bir damla hüzün barındıran göz yaşı saklı her yazısıyla ruhumu titretiyor Selim abi. Samimi, içten, yapmacıksız, duygularıyla yazıyor. Abi sen yaz benim yüreğim titresin, abi yaz kalbimi yumruklayayım, abi yaz yumruğumu sıkayım, abi yaz tebessüm edeyim, abi yaz gözyaşlarım dökülsün. Sonra şu son yazın için, içimden inşirah geçiyor abi.
Güzel Adamlara...
Cum, 08/12/2006 - 15:26 — ismet karaDostum en yakın hafta sonuna bir bilet al,atla gel İstanbul'a...
Selim Abiyle yaptığımız gibi Eminönü'nün arka sokaklarından çıkışı arayalım.
Selim Abiye haber vermeyi untma gelmeden önce..
Simit,çay,Beyazıt Meydanı,simit yiyen adamlar ve hiç sevmediğim touristler...
Biletler benden...
Sandala bindiricem
Paz, 10/12/2006 - 01:57 — Selim SevkiogluSandala bindiricem sizi inşallah. Kürekleri de Ali'ye çektiricez :) Yok yok birini Ali birini de sen çek.
selim bey ve fotoğraf...
Cum, 08/12/2006 - 15:41 — misafirisim bana yabancı gelmiyor,
biraz araştırayım derken fotokritik.com'da daha önce karşılaştığımı keşfettim...öyle ki favori fotoğrafçılarıma eklediklerimden de birisiymişsiniz :))
hem edebiyatçı hem de fotoğraf sanatçısı ararken böylesi bir tevafuka rast gelmem sevindirici kendi adıma...
mahalleme uğrarsanız linkim:
http://www.fotokritik.com/kullanici/portfolyo.php?id=35914
saygılar...
Selim Timsali Şevkioğlu!
Cum, 08/12/2006 - 15:48 — E.Fatih BilgeSelim abi bu ülkenin en garip fotoğrafçısıdır. Öyleki fotoğraflarından hüzün barındırır... Selim abinin fotoğrafının içine girmek için o hüznü anlamak gerekir. Bir defasında mendil satan bir kızın fotoğrafını çekip portresini yazmıştı. Süperdi. Umran dergisinin son sayısında mı şu meşhur fotoğrafçı (çektiği fotoğraf yüzünden bunalıma girip kendini öldüren) üzerine Son Fotoğraf başlıklı bir deneme yazmıştı. Yani hem fotoğrafçı, hem edebiyatçı hem de foto kritikçi!
Selim Şevkioğlu Fotoğrafları
Cum, 08/12/2006 - 16:15 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Efendim, madem bu kadar söz konusu oldu, Selim abi'nin fotoğraflarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz diyelim. Söz dinlensin, biraz da fotoğraf konuşsun...
http://www.fotokritik.com/kullanici/portfolyo.php?id=11898
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
:) ilgisi olmayanlar
Paz, 10/12/2006 - 02:02 — Selim Sevkioglu:) ilgisi olmayanlar bilmez, fotografçılık da edebiyat kadar zor bir sanat. Tevazu falan bir yana dursun.. olma gayreti içinde olduğumuzdan söz edilebilir ancak. İsminizi hatırlıyorum. Hakikaten hoş bir tevafuk oldu bu.
Görüşmek üzere arkadaşım.
el-cevap...
Paz, 10/12/2006 - 20:14 — misafirevet, tam ben de
(tartışmalara sessiz kalarak) bundan bahsediyordum selim hoca.
eline body'yi almayan,
vizör'e gözlerindeki nefesi üflemeyen,
objektifi parmak uçlarıyla buluşturmayan,
kadrajı bakışı yerine koymayan bilemez...
fotoğraf ile aslında şiir yazıyoruz.
mecramızda akıyoruz.
derdimiz aynı.
meraklısı için bknz.photoraphy
(türkçe değil, latince sözlük anlamı)
bu arada,
fotokritik.com'un bayram sonrası için "ankara buluşması" var.
ben ordayım.
ankara kalesine çıkacağız.
sizi de görmek beni mutlu kılar.
tanı(ş)mak ister gönül...
saygıyla...
Emre bey, ben
Pzt, 11/12/2006 - 19:23 — Selim SevkiogluEmre bey,
ben İstanbul'dayım. Güzel kareler yakalamanızı diliyorum. İyi çalışmalar arkadaşım.
Selim Şevkioğlu'ndan...
Cum, 08/12/2006 - 16:54 — Fatih M. Tiyanşan... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
fatih kardeşimize
Cum, 08/12/2006 - 20:13 — Ayşegül Gençfatih kardeşimize teşekkür ederim bu linki buraya almış... bendeniz de bi gezindim şöyle... çok ama çok hoş kareler var burada.. bence edebiyatçı biri mutlaka daha güzel kareler yakalıyordur...
yalnız bir sorum var selim bey yanıtlarsa birinci ağızdan cevap almış olurum; bazen sitemizde, bloğumuzda yazılarımızı bu resimlerle süslüyoruz ve izin almıyoruz onlardan... acaba hatalı mıyız? izin alınmalı mı? korumalı olmaması resimin kullanılacağı anlamına gelir mi?... ebru yayınlarken de rahatsız olmuş ve bırakmıştım yayınlamayı, şimdi resim konusunda da kafamda soru işaretleri var?
"eddai"
Fatih bey sağ olsun
Paz, 10/12/2006 - 02:18 — Selim SevkiogluFatih bey sağ olsun link koymuş buraya.
Ayşegül hanım, evvela çalışmalarımı beğenmenize sevindiğimi ifade etmek isterim. Sorduğunuz husus hakkında fıkhi olarak bir şey diyemeyeceğim ancak hukuki olarak izinsiz alınmaları sakıncalı. Korumalı olmamaları, izinsiz alınabilecekleri anlamına gelmiyor. Sitede bu hususta bir uyarı da var zaten. Bazı izinsiz alıntılar için hukuki yollara baş vuranlar olabiliyor ve şayet ispat ederlerse tazminat ödemeye mahkum edilebiliyorsunuz. İzinsiz alınmasına ses çıkarmayanlar ve hatta memnun olanlar da olabiliyor elbet.
Size şöyle kolay bir yol önerebilirim. Fotograflarını beğendiğiniz birkaç arkadaş tespit edebilir ve onların portfolyolarındaki fotografları kullanmak hususunda toptan izin isteyebilirsiniz. Bir kısmından olumlu yanıt alacağınızı düşünüyorum.
Falan Feşmekan!!!
Cum, 08/12/2006 - 19:16 — Ali Bayram"o titriyor... o ağlıyor...
sen ise konuşuyorsun...
çok şükür; çok şükür
bir de utanıyorsun"
utanmak...
şükretmek..
"Utanmak ve susmayı seçmek imandan birer bölümdür."
"Utanmak imandandır."
Tanıdığım iyi adamlara!
Paz, 10/12/2006 - 01:53 — Selim SevkiogluYetkili bir arkadaşın işi olmalı. Bir kısım yorumları silinmiş vaziyette buldum bugün. Bakın ne diyeceğim. Sanki hiç olmamış gibi siz de zihninizden silin tüm hepsini. Ne yalan söyleyeyim fuzuli şeylerdi be kardeşim. İnanmadığım şeyleri söylemem. Hepinizle tanışıyoruz. İnşallah bir gün hep beraber oturup çay içeceğiz. Ve hayatı paylaşırken gözlerimiz gözlerimize değecek. Bu olup bitenlerin, gözlerinizi birbirinizden kaçırmanıza değmeyecek kadar fuzuli olduğunu anlayacaksınız o zaman. Hatta belki konu açılacak ve olanları yorumlarken gülüp eğleneceğiz. Kendinizi sıktığınızı görürsem, zorla güldüreceğimden emin olabilirsiniz.. Daha bugün yaşadık bunu. Cemaatin eskilerinden birini Tekke’ye! ziyarete gittim. Kendisinin burayla alakalı en son hatırladığı şey heklemek istediği hususuna dairmiş. Ama bugün gülüyordu anlatırken. İcazetini alıp çıktığında yine yanımıza geleceği için yüreğinde taşıdığı neşveyi gözlerinden okudum.
Selam, sevgi ve muhabbetle..
İki şeyi unut!
Paz, 10/12/2006 - 11:57 — Ümit Demiryönetimin yorumları silmesi, yayınlamasındaki eksiyi nötr yaptı. iyi olmuş, sevindim. ama nasıl ki her yazı "blog" olarak değer bulmuyorsa aynı şekilde "yorum" olarak da değer görmemeli. fakat bakıyorum her yoruma gel/geç deniliyor. cemaat.com'da yeni de olsam gözümdeki saygınlığı ayrı, fakat nedendir bilinmez seviye bazen düşüyor. mesela danimarkalı karikatüristin yanması haberini herhangi bir "mail grubu" gibi araştırmadan, biraz bekletmeden vermemeliymiş cemaat.com! sonra gerek "takva" gerekse "hakan albayrak" başlıklarında insanların birbirlerine hakaret edercesine yorum yapmasına müsaade etmemeliydi cemaat.com!
bunları derken iğne de çuvaldız da önce nefsime sonra benimle birlikte bu derdi paylaşan herkese!
insan nisyanla bilinir ki nisyanın en güzel yanı da bize yapılan kötülükleri unutmak olsa gerek.
muhabbetle,