
Karanlık sokaklardan hızlı adımlarla ve çekinerek geçti. Dar ve patikayı andıran sokaklar, nefsine tarifi mümkün olmayan bir darlık veriyordu. Kalp atışları ayak sesine uymuş, ahenkli bir musiki notası terennümünde kulaklara yansırken; içinde bir yılan sessizliği ile yatan korku yavaş yavaş uyanmaya başlıyordu. Uyanan korku büyürken vahşileşiyordu.
Kendisini oraya o mekana ya da avlusuna dahi atabilirse; kapıldığı korkudan ancak rahat bir nefes alabileceğini düşündü... Yürüyordu... Adımlarını hızlandırıyordu... Yürüdükçe yol uzuyordu sanki… duvarlardaki gölge yansımaları , sağa sola düşen siluetler her adım başı korkusunun daha da artmasına hatta ürkmesine neden oluyordu… kalp atışları hızlanmış vücut kimyası değişmeye başlamıştı.
Parke taşları döşeliydi sokak. Siyah bazalt taşları büyük ustalıkla işlenerek örülen kalın duvarların, tek ve iki katlı müstakil evlerin çevrelediği sokaktan; siyah kesme taşlardan örülü duvarlardan, evlerin kapıların tahtalarından, kapı pervazlarından, demir kancalarından, kapı tokmağından, taş işlemeli pencereleri süsleyen demir parmaklıklardan sokağa adeta tarih fışkırıyordu... Dile gelseydi bilmem kaç entrikanın çevrildiğini, olayların tezgahlandığını veya idam kararlarının alındığını bir çırpıda haykıracaktı insanoğluna. Kimi müjdeli haberlerin muştusunu, kimi doğumların sevincini, kimi evliliklerin muhteşemliğini yada kara sevdaların, dillere destan “kara”ya dönüşen bağlılıklarını... Yine nankörleşen kimi insanların isyanlarını... Kalbinin karardığında , gözlerinin perdelendiğinde; kulaklarının duymak istemediğinde; neler yapabileceğini; neler yaptığını, bir çırpıda haykırı verecekti yüzüne… kimbilir…
Ayak seslerinin yankısı kulakları rahatsız edecek düzeydeydi… ayak sesleri… hani kimi zaman rahatsız olduğumuz kimi zaman duymak için can attığımız, sevdiğimiz sesler…
Ayak sesleri… insanların peşi sıra sıralanan veya ondan hiç ayrılmayan bir gölge gibi takip eden ayak sesleri… kimi nazikçe takip ederken efendisini kimi kabaca… kimi ritmik bir hava yansıtırken kimi rahatsızlık verir… kimi perçinli ayaklardan, kimi demir parçasıyla takviyeli…
Ayakkabı daha az aşınsın, yıpranmasın diye; burun ucuna ve yan taraflarına monte edilen demir parçalarının çıkardığı seste bir başka oluyor hani... Gece sessizliği ile bütünleştiğinde ise yankısı ta! Ötelerden duyulur ayak seslerinin… yürürken çıkarılan ses ritmini analiz ederek karakterler seçilebilir kimilerince… insanların kimliklerini yansıtan sesler… tarlada bağda bahçede unutulan ayak sesleri kentlerin daracık sokaklarında kimlik olup çıkıyordu karşımıza… hele birde erkek bazalt siyah taşlarla buluştuğunda yükselen ses; kulak zarını mekan seçtiğinde heybetine heybet katmakta… işte korku da bu noktada insan nefsine çökmekte. Değişik duygularla boğuşmasını sağlamakta… karanlık ve sessizlikle buluştuğunda ise şeytan üçgeni tamamlanmış oluyordu...
Ulu camiye az kaldı; derken kimi sokaklarda beliren gölgeler ileriye doğru gidip gitmeme noktasında tereddüt oluştururken, içini kemiren şüphe ile sendeleyerek de olsa istemeye istemeye ayaklarına hükmederek ağır aksakta olsa yol alıyordu…
Demir parmaklıkların bir pençe gibi pencereleri kavradığı duvarların dibinden süzülerek sokak diplerinde adeta sürünerek kendini sokağın başına attığında sabahın ilk ışıkları bir aynadan yansır gibi; pencerelerden süzülerek parke taşlarını aydınlatmaya başlıyordu… güneş ana karanlık bastığında topladığı ışıklarını; eteğindekileri döker gibi yeryüzüne iade ediyordu. Işıkla birlikte yüzüne renk gelmiş kendisini korkunun gizli pençesinden sıyırarak ileriye atılmasını sağlamıştı… bir çırpıda ulu cami avlusuna ulaştı. Caminin manevi havasını teneffüs ederken; damarlarına sanki ilaç zerk edilmişti. Sakinleşti.
Durdu etrafı dinledi ruhunu tarifsiz bir mutluluk kapladı. Korkusunu geleceğe teslim etmiş, bir tutamda dalgalarla boğuşan kalbini dingin ruh alemine bırakıvermişti…
Ayak seslerinin baş ucunda çoğalıp yoğunlaştığından ise hiç ama hiç haberdar değildi...
Yorumlar
"Ayak Sesleri"ne dair
Per, 14/12/2006 - 12:48 — Abdullah BirokurAyak sesleri korkuyu, endişeyi çoğaltıyor hep. Hikâyedeki kişi bir gerginliği taşıyor yol boyunca. "Ulu Camii" ye varıncaya dek korku, endişe, tedirginlik devam ediyor. "Ulu Camii"nin avlusunda bir sakinlik, dinginlik kendini gösteriyor. "Camiinin manevi havasını teneffüs ederken; damarlarına sanki ilaç zerk edilmişti. Sakinleşti." Olaydan ziyâde bir durum dile getirilmiş. Rabbim sözünüze daim kuvvet versin. Devam inşâallah !
_________________
“Cemaat intibah ister, uyanmaz gizli yaşlarla
Çalışmak, başka yol yok, hem nasıl canlarla başlarla !..” Mehmet Âkif Ersoy