renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Popüler Edebiyat Yada Para Kasası...

Edebiyat; seksen sonrası popülerliğe yönelmiştir. yani; "okurun içinde kendinden bir şeyler bulabileceği" türe doğru kaymaya başlamıştır .Şimdilerde gerek yayın evleri, gerekse okur (not veren kesim) okuyacağı kitapta realist hayat hikayeleri istiyor. Bu akım "yazılan kitapların para etmesinden" sonra başlamıştır. Okur, okuduğu roman veya anlatıda kendini avutacak cümleler şiirler ve enstantaneler görmek arzusunda, hakezâ yayın evleri de "satılacak kitap yazan bibliyograf " arama derdine düştüler. Bu akımı takip eden yazarlardan birinin şu sözü: ''Kendim avunurken baktım ki avutuyorum.'' Yazılanların mala dönüştürüldüğünün en açık ifadesidir. Okuyucunun istediği şeyleri yazabilmek "yazarların hayallerinin körelmesine" neden olacaktır. Çünkü yazar kendinin hayal ettiğini, yaşadığını, duyduğunu değil, hayal ettirileni-yaşatılanı ve duyurulanı yazmaya çalışmakta, bunu yaparken de yazılarında ve düşüncelerinde zorlanmaktadır.
Usta bir eleştirmenin şu sözü "Piyasada satılıp alınan bir mal olarak kitap, anlatılanı da mala dönüştürdükçe popülerleşir" Yayın evlerinin ve yazarların yeni stratejik hesaplarını su yüzüne çıkartmaktadır.
Peki sadece birilerinin duygularını depreştiren daha açık söylemek gerekirse duygu sömürüsü yapan kitaplar mı çok satar bu devirde.... Hayır "ince memed" halâ sayısız yayın evi tarafından basılmakta, ingilizce ve italyanca çevirileri iyi satmaktadır..

Yayın evleri ise konunun kendileriyle alakalı olmadığını, okur talep ettiği için bu tür kitapların basıldığını ve yok sattığını "bir şeyler üretmek için önce üretileni satmak lazım" geldiğini söyleyip kendilerini kurtarmaktadırlar.
Bir yayın evi müdiresinin şu beyanı okuduğumda tedirgin olmama neden olmuştu. Şöyle diyordu: biz bu kitapları basmaya ve yayımlamaya mahkümuz çünkü bu çark dönmesi lazım. Okurun talebi ne olursa onu yerine getirmeliyiz. Meselâ "iclal aydın".program notlarını aldığı defteri kitaba dökmesi "hayat güzeldir"-i ortaya çıkardı. Kitabın talep görmesi üzerine ikinci kitabı "bitmiş aşklar emanetçisi"ni yani günlüğünden bir kesiti kitaplaştırdı. Bu, edebiyatın kirlenmesinin yanı sıra "BBG" zihniyetinin geliştirilmesine ve beyinlerde ki örf-adet ve dinsel öğelerin silinmesine neden olacaktır.

Temiz düşlerin görüleceği yarınlarda, kaliteli ve akıcı bir edebiyat dileğiyle...
-------------------------------------------------

Hayal kahvesi'nde güneşli cumartesi bereketi...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kurtarılmış Bölge

Not; Konuya biraz yabancı olduğum için bir şey yazamadım. Bari şu güzel yazıyı, hem bu konu hem de Popüler Kültür ile olan olan alakasından dolayı şuraya alıntılayıvereyim dedim. Bununla birlikte 06 Mart 2004 tarihli Ali Çolak (Zaman Gazetesi) ve 07 Mart 2004 Nuriye Akman (Zaman Gazetesi)'ın köşe yazılarını da tavsiye ederim.

'Kurtarılmış bölge'den ( Fadime ÖZKAN, Yeni Şafak )

Herkesce malum, yaşadığımız çağ 'gösteri çağı'. Ancak görünenin kabul gördüğü, görünür olmanın varolmak anlamına geldiği bir çağda artık sanatçılar da dahil hiç kimsenin öyle kıyıda, köşede kalmaya tahammülü yok. "Öldükten sonra anlaşılmak" umuduyla eser veren yazarların yerini yaşarken, hem de "hemen şimdi!" diyen; beğenilmek, onaylanmak ve elbette 'çok satmak' isteyen yazarlar almış durumda. Bunda yayıncılık dünyasının endüstrileşmesinin de, medya aracılığıyla yaygınlaşan popüler kültürün hakim kültür olmasının da katkısı var. 'Halka ait' anlamından 'halkın beğendiği' anlamına evrilen popüler kültür, alt kültürü ve yüksek kültürü aynı potada eritip benzeştiriyor ve soluduğumuz hava gibi etrafımızı sarıp kuşatıyor. Sanat ve sanatçıları ayrı tutmanın mümkün olmadığı mevcut ortamda değişim, bir yılanın kuyruğunu ısırması gibi, bizi çıkışsız bir çemberin içine hapsediyor.

Popüler kültürün bu denli baskın olduğu bir ortamda, hem popüler kültürün üreticisi/yaygınlaştırıcısı konumundaki medyanın içinde yer alıp, hem de neyin gerçek kültür-sanata, neyin popüler kültür-sanata ait olduğunu ayrıştırmakla yükümlü kültür-sanat sayfalarının tutumu çok önemli. Turnusol kağıdı gibi işlev gören kültür-sanat sayfalarının içeriğini belirleyenler ise sayfaları hazırlayan kültür editörleri.

Onların seçimlerinde hangi kriterlere dikkat ettiklerini merak eden Aksiyon dergisi, son sayısında kültür editörlerinin popüler kültüre karşı tutumunu ortaya koymak amacıyla bir dosya yayınladı. "Janjanlı giremez!" başlığıyla verilen haberde, aralarında benim de olduğum kültür editörlerinin görüşleri yer aldı. Ancak görüşlerimin maksadı bozacak şekilde kısaltılmış olması, bir açıklama yapma gereğini doğurduğundan, aşağıya yöneltilen sorularla birlikte cevapları da alıyor ve yanlış anlamanın önüne geçmeyi umut ediyorum.

Sorular-cevaplar

Son zamanlarda yapılan yarışmalarla (Pop Star..) beraber sanatta popülerlik tartışılmaya başlandı. Bunun yanında bir de kendi rayında ilerleyen ve gündemi takip eden bir kültür sanat dünyası var. Sizce bu ikisinin aynı potada buluştukları noktalar var mı?

Bir eserin üretim aşamasında 'halkın beğenisi'yle birlikte sanatsal kaygı bir ölçüde de olsa dikkate alınırken, aynı eserin sunumu neredeyse tamamen popülerliğin gereklerine teslim ediliyor. Görünür olmanın günümüzdeki tek aracı medya olduğundan, popülerlikle kültür sanatın gündemi en fazla sunum aşamasında kesişiyor ve eser, okurun/izleyicinin dikkatini çekebilmek için merak uyandırıcı ve 'janjanlı' bir kılığa sokuluyor. Eserinin önüne geçen sanatçı manşete çıkmak, popülerleşmek adına magazinel bir habere konu olmayı bile göze alarak, kendisinin ya da bir başkasının mahremini açıyor, üçlü koltukta yatar vaziyette poz veriyor, vesaire, vesaire. Pek çok 'sanatçı' haberinin, gazetelerin kültür-sanat sayfalarından daha fazla, gündem ya da magazin sayfalarında yer almasını başka nasıl açıklayabiliriz? Popülerlik kaygısının sanatsal kaygıya galebe çalmadığını nasıl iddia edebiliriz?

Editörler arasında popüler sanatçılara karşı bir ön yargı oluşuyor mu? Mesela İbrahim Tatlıses ya da Deniz Seki kaset çıkardığında bunun habere taşınmasının ölçüleri ne?

Evet, kaçınılmaz biçimde var böyle bir önyargı. İş fazlasıyla çığrından çıktığından kültür-sanat sayfaları hâlâ 'kurtarılmış bölge' sayılıyor çünkü. Bu kültür habercileri için de böyle, kültür kamuoyu için de. Sanatsal değer taşıyan bir çok eser değerlendirilmeyi beklerken, popüler bir isme ait popüler bir 'iş'in kültür-sanat gündemine taşınması, en başta kültür kamuoyunun tepkisini çeker zaten. Ama burada bir genelleme yapmak hataya düşürür bizi. Çok satmanın, popüler olmanın tek başına kusur olmadığını düşünüyorum zira. Ben kendi adıma sayfaya aldığım haberlerde isimlerden çok ortaya konulan eserlere baktığımı söyleyebilirim. İsimlerin ne kadar popüler olduğu, eserlerinin ne kadar sattığı ile değil, sanatçının kaygısıyla/çabasıyla, eserinin sanatsal değeriyle ilgilenmeyi tercih ediyorum. Ama verdiğiniz örnekler üzerinden konuşup pratiğe bakarsak bu isimlerin kültür-sanat sayfalarından çok gazetelerin hafta sonu eklerinde yahut magazine ayrılmış 'renkli' sayfalarda yer aldığını görürüz. Kültür-sanat sayfaları biraz da, siyah-beyaz kalmayı seçenlerin sayfası.

Bir editör olarak popüler kültür ve nitelikli kültür haberleri arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Nitelikli kültür haberinin kriteri nedir?

Aslına bakarsanız, popüler kültüre karşı Don Kişot'luğa soyunan kültür habercilerinin içinde bulunduğu durum, son derece çelişkili bir durum. Haberin kendisi popülerdir zira. Haberi yapıp yayınladığınız anda, haber 'malzeme'nizi popülerleştirmektesiniz ve neredeyse kutsallık düzeyinde değerler atfedilse de, bir gazete aynı zamanda 'ticari' bir kurumdur. Çok satmak, daha geniş kesimlerce tercih edilmek, okunmak ister. O yüzden, kültür habercilerinin işi, diğer alanlarda çalışan habercilere göre biraz daha zor ve karmaşık. Bir yandan haberciliğin gereğini yerine getirmek için hızlı olmak, haber atlatmak, ilgi çekecek haber üretmek, haberi okutacak çarpıcı başlık atmak zorundadır, diğer yandan kültür-sanatın doğasında barındığı ağırlığı, derinliği ve cevheri hakkıyla bulup çıkarmak ve sunmak zorunda. Ben de sayfamı hazırlarken, yapılacak haberleri hep bu teraziye vuruyorum. Haberi yapılacak kitap/film/ oyun/serginin sanatsal değerini ortaya çıkarmaya, bunu yaparken de haberi mümkün olan en fazla sayıdaki okura okutmayı amaçlıyorum.

fozkan@yenisafak.com