renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dayanıklı Tüketim Canları

O çok muhabbetli mekanların ortasında gezinmekteyim. Bedesten burası. Maziden kalan son sıcak kesitler. Bedesteni böylesine sıcak yapan baharat renkleri mi yoksa taştan örülmüş tülbentçi hanının o sahici duruşu mu? Hani tabii olan için hep kök boya tabir ederler ya... Kökün boyası... Aslını ifade eden boya...

Ruhum, kına yeşili ile tarçın kırmızısı arasından uyumlu bir şekilde geçerken, kadınlar olmasa ekonomi dibe vurur demekten alamıyorum kendimi. İncik, boncuk, kumaş, ip, süs , püs... Beni bu düşüncelerden alan papağan gibi günde bilmem kaç kez tekrarlanan sözler var:

"Nasıl bir şey bakmıştınız, buyrun içerden bakalım."

Bir şeye baktığım da yok doğrusu şu kına dışında... Bileklerime kadar bir kına yakma arzum vardı. Bu fikrimi kime açsam kınanıyorum vazgeçtim.

Bu kez kına için gelmedim zaten. Bir baba dostu vardı arada uğradığım. Onun dükkanına doğru ilerliyorum.

Önünde danteller, patikler, şallar asılı dükkanın paslanmış kepenkleri kapalı... Gündüz vakti ne ola? Hayr mı şer mi? Endişe ile yan dükkan komşusuna soruyorum.

-Hacı amca yok mu?
-Amca kızının yanına gitti.
-Öyle mi ? diye soruyorum ama birinci bölümünü bildiğim hikayenin ikinci ve son bölümünün yaşanmış olma ihtimali de kafamda büyüdükçe büyüyor.
Evlat tasası olmasın diyorum kendi kendime...

Karnı tok evlat modellerinde sıkça rastlanan bir durum bu... Baba eski kafalıdır az kazanmaktadır ona göre... Bir bereket, bir kanaat tutturup gitmektedir. Oysa biraz gözünü açsa ve girişimci olsa neler neler olacak.

Hamasi projeleri hayata geçirmek için çok sayıda ortak bulunur. Hele para sizin babanızdan çıkacaksa...

Bankalar kurdeleli kredi kartlarını seferber ederler. Hesapsız kitapsız bir ticaret anlayışı ile kontrolsüz genişlemiş bir cephe açılmıştır.

Kısa zaman sonra bankalar karşı ataklarını başlatırlar. Bizim efe sadece tefe olur. Şaşkına dönen manken esnaf koşar babaya... Babadır, hataların bedelini neye mal olursa olsun ödemelidir.

Bu dünyaya o evladı getirmiş midir getirmiştir. O zaman çekecektir çileyi...

Rahmetli annemin sözleri eşliğinde uzaklaşıyorum oradan. "Oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti."

Halbuki o kepenklerin arkasında alın teri dökülmüş yıllar gizli. Ak sakallı amcanın hasır iskemlelerinde ağırlanan gönül misafirleri, sohbetleri, çayları...

Evet ağırlanmış ayrılırdık oradan.
Ağır çıkardık dışarı..
Allah dostunun ferah ve derin halinden büzülmüş hücrelerimiz genişlerdi...

Uzun yıllar yaşamış bir ebemiz vardı (Kaynanamın kaynanası). Çocuklara kızınca:" Ömür törpüleri, ümük yorucular, günah torbaları "derdi. Ne kadar da haklıymış. Evladın her halini bildiğinden olsa gerek. Küçüğünü, büyüğünü, -de halini,-den halini...

Ömür törpüsü ha...
Kimi evlat anayı babayı alıp başına vezir ediyor, kimi de ahir ömründe rezil.

Geçenlerde, bir sohbet esnasında, genç bir anne adayı şöyle zor bir soru sordu. "Abla, anneliğin en zor kısmı başı herhalde değil mi?diye... Dokuz ay zahmetle taşımayı kastettiği anlaşılıyordu. En zoru başı mı? Rahmetli annem veriverdi cevabı:

"Daha sabah namazındasın bir de bunun salat-i vitri var."

Sonunun zorluğu başını unutturur gider. Çünkü evladı zihninde hep taşıyacaksın. O, senden doğduktan sonra asla kopmuş olmayacak. Zihninden doğmayacak, sürekli taşıyacaksın. Neşesi, derdi hep seni bulacak. Bazen ona verdiklerini alamadığını düşüneceksin bazen de veremediğin halde aldıklarını görüp sevineceksin. Eza da bize, cefa da, vefa da... Ne çıkarsa...

Bin oğlum şu gemiye deyip de bindiremediğimiz vakit Hazret-i Nuh çaresizliğini yaşayabiliriz. Ama Hazreti İbrahim gibi bir evlat ile ana babaya bağışlanma duaları da alabiliriz.

Rabbim gücümüzün üzerini bize yükleme...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir avazda

Lütfen dikkat biraz! tarçın kokusu beni hapşırtır. Hapşırırken yazı okumak nedemek bilirmisiniz? Yo öyle demeyin sizin kabahatiniz elbet; bu kadar güzel betimlemeseydiniz. Yazılarınızın sünnetini bekliyoruz

Tarçın Dediniz Canımı Yaktınız

Hey siz, tarçın dediniz ve canımı yaktınız. Bir kız vardı, sevdiğim. Tarçın kokulu bir kızdı, biraz da çekirdek kokardı tabii. Unutmaya çabalıyordum aylardır. Onu anımsattınız yok yere şimdi bana. Savurdunuz küllerini kalbimin. Alacağınız olsun. Aşk olsun.

AGU

Koku ve bellek

Caya bandirilan bir biskuvinin kokusunun gecmisin koridorlarinda actigi sayisiz kapilar ve her biri ardindaki anilar...

Proust'u hatirlattiniz bana Ali Bey.

Koku ve bellek... uzerinde dusunmeye deger...

Enfiye niyetine

Erkan bey, eskiden erkekler hapşırmak için burun otu bulundururlardı yanlarında...Sanırım tütündü o. Ceplerinden önemli bir iş yapıyor edasıyla enfiye kutusunu çıkarır koklarlardı. İkinci bir işleri de tütün tabakasından bir kağıt alıp cigara sararlardı. Sarma gibi emeklidir haaa...Bu hali tamamlayan üçüncü eşya ise köstekli saatti tabii...İkide birde köstek gözlere yaklaştırılır saatin kaç olduğuna bakılırdı.
Şimdi baktımda bedestenden içeri giremediniz. Bir daha sizleri götürürsem kahve çekilen taraftan götüreceğim söz. Ayrıca tavsiyedir hapşırdıkça hamd ediniz.

Darçının darbı

Darçının sizi bu kadar sarsacağını bilsem gitmezdim bedestene..Ne ki hipermarketlerde belleğiniz sıfır noktasına iner.Hiç bir şeyi hatırlamaz olursunuz.Market insana ne kokar ne bulaşır.
Bazen yaraya tuz basmak iyidir, sizinle beraber gelecek yaradan kaçılırmı hiç?
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçmek istemezdim elbette...Sizi Hacı amcanın derdiyle dertlendireyim derken bir de baktım ki herkesin kendi derdi kendine yeter.
Bir ağaç kabuğunun kokusu böylesine unutulmaz ise özünü koklayanlar ne haldedir kimbilir. Özü bulanlar divane olsa yeridir.Koku ve bellek meselesine inanıyorum elbet. Mesela daha önce şu an burnuma gelen koku kuru fasulyenin tam pişmiş olmasıyla ilgili idi. Bir kelime daha yazarsam belleğime derin bir yanık kokusu yerleşebilir. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Ali Görkem bey darb bahsi sizedir.

Bu yorumlar dağınık oldu kusura bakmayın. Arif olun ve anlayın ne diyeyim.

Mesaj Alınmıştır

Efendim mesajınız alınmıştır. Hiç kuşkunuz olmasın. Ama tarçını bir yana bırakıp çiğköfteyi zikrettiğiniz için zihnim bambaşka bir yere sıçradı ve Hamidullah Hocanın hatrına bu hafta çiğköfte yiyemeyeceğimizi düşündüm. Neyse sağlık olsun.

Ayrıca, tarçınlı yaramla ("benim yarim yare bulunmaz, benim yarem gibi yar bulunmaz") ilgili sözlerinize bir şey diyemem. Ben kaşındım bir kere.

AGU

Kınıyorum!

Sakine Hanım,

Ne güzel anlattınız yahu, ne güzel tesbitler serpiştirdiniz, bu ne sakinliktir:) Okşadınız sevdiniz aynı anda; bayıldım:)

Kına yakmanızı kınayanlar listesinin altına ismimi yazdırmak istiyorum:) Bileklere kadar:) Çiğ köfte yoğurmuş gibi:) Güzel olur mu dersiniz:)

Çocuklar konusunda söyledikleriniz, benim gibi henüz o yola adımını atmamışları tedirgin ediyor haberiniz olsun:)

Ve son olarak duanıza Amin diyorum:)

Kınamayın a dostlar

Darçının kimilerini hapşırtıp kimilerini sarstığı mekandan bari kına alsam diyeceğim. İşte burada duruyorum. Zira renkler ve zevkler bal gibi tartışılıyor. Herkes dilediği gibi yüzünü boyuyor,tırnağını boyuyor,saçını boyuyor.Ama benim zevkim ne imkansız zevk imiş...
Artık bir insanın eşgalini verme dönemi bitti. Sarışın mı esmer mi, gözü ne renk...Hilkati halletti millet. Bizim de şöyle köklü bir kına arzumuz var. Yahu herkes dudak büküyor, burun kıvırıyor. Hilkati bozacak da değilim. Eşgalim anamdan doğduğum gün ile aynı. Kınayı sünnet belledim ve sevdim. Hiç kimseler sevmezmiş gam değil.
Aysun kardeş,Ali bey ve Erkan beyin baharat alerjisi var. Çiğ köfte lafını bir daha zikretmeyin ne olur.
Çocuklardan gözünüz korkmasın...Ben sadece imtihan var diye işaret ettim. Şimdiden çalışmaya başlayın diye...Zira kopya da çektirmezler çocuklar, göz açtırmazlar, Allah yar ve yardımcımız olsun.
Ha bir de kınayanın kınamasından korkmama bahsi olacaktı...