renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bir meczubun lisan-ı vecdi


Tanrım !
Sen bizi kendine yönelik olarak yarattın
Sana kavuşuncaya dek
ruhumuz tedirgin kalacaktır.

( Augustine )

Tedirginiz Tanrım! Cennetten kovulduğumuz günden beri tedirginiz. Kokusundan mahrum kaldığımız andan beri Mecnun'la birlikte izini sürmekteyiz.

Üzerinde miraca çıkılan taşın içinde asılı kaldı yüreğimiz. Sana doğru yükselirken bir anlık ötelere vakıf oluş ile buralarda diken üstündeyiz.

Tedirginiz Tanrım! Tedirginiz. Hakikate kavuşma arzusuyla yanan Pilotin'in vecd halindeyiz.. Göğsüne saplanan okun gösterdiklerine tebessüm eden sahabeye öykünmekteyiz.

Bedenimizin içine hapsolduğumuz kadar tedirgin, ve sıyrıldığımız kadar kendimizden geçkin. Ben'i kaybettiğimizden beri Hallac, Sen'i bulduğumuzdan beri Mansur'uz.

Ben bu şehirlerin güvercini değilim.

" Haydi ruhum, kalk gidelim "
(Abdullah'ın birisi)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir rica

Arkadaşlar, ismi temayüz etmiş birisinin ölmeden önce son olarak söylediği söz babından kayda geçen " haydi ruhum kalk gidelim " cümlesinin kime ait olduğunu bilen varsa lütfen iletsin.

üzgünüm ama ben bu örneği reddediyorum

üzgünüm ama kayda geçmesi ve insanların şahitlik etmesi açısından yazıyorum:

hallac, mansur ve hallac-ı mansur olmadığımın yahut olduğumu kabul etmediğimin bilinmesini isterim...

dünyadaki durumumu tarif ederken bu isimleri kabul etmediğimin bu örneği reddettiğimin bilinmesini isterim..
hallac-ı mansur'un o bilinen fikrinin de karşısında olanlardan olduğumun da bilinmesini isterim...

mevlevilikten uzak olduğumun ve onun çoğu öğretisine de karşı olduğumun da bilinmesini isterim...
ama çoğu, hepsi değil...
zira hiç kimse tamamen en yanlışları yada en doğruları söylemez, söyleyemez...
tamamen en doğruları söylemekse sadece Allah'a özgüdür..
hiç bir değerli zat, ilim adamı vb. en doğruları söylüyor olamaz dolayısıyla..

içinde yanlışları da vardır ve insanın görevi aklını bilgisini ve kalbini mutmain edenleri alıp etmeyenleri kabul etmediğini -en azından- Allah'a bildirmesidir..
her neyse..
okuyanların şahitliği bana yetecektir...
fi emanillah ya cemaat-ı müslimin

-TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ, DURUŞUNUZ TAVİZSİZ OLSUN-

Molla Kasım deyip taşlayacağım ama gelin görün ki değil

İyi ki bu açıklamayı yaptınız ve son anda boynunuz vurulmaktan kurtuldu ! darısı başımıza. Olmasa da sağlık olsun. Gerçi kesik başa sağlık gerekmez ama. Hem, şeriatin kestiği parmak acımaz derler.

AKL-I BAŞINDA ve ilme vakıf olduğu halde, o günkü yönetim tarafından Hallac-ı Mansur'un katline sebep olan sözü tasvip eden hiç kimseye rastlamadım doğrusu. Katline karşı çıkanlar oldu zira sözünü tevil etmeden onaylayan olmadı. Varsa da ben duymadım. Ancak Vahdet-i Vücut fikriyatı dolayısı ile sözü tevil edilebildi. Aynen " taptığınız ayaklarımın altında " cümlesinde olduğu gibi.

Aslında CAN HAVLİYLE yazılmış malum cümlenin sadece bir atıf babından sizin anladığınız gibi anlaşılmasını hiç istememiş değilim. Biarzcık da olsa arzuladım bunu. Yalanı sevmem itiraf edeyim... Herkesin hayatında özel anlar olur değil mi? Yok demeyin sakın. Derseniz de bir şey demem, alışığım buna.

Ancak asli kastım kelime manaları olan 'Hallaç! yani un ufak edilmiş,dağılmış; ve 'Mansur' yardım edilmiş üzerine idi. Hem başlık için seçtiğim kelimeler boşuna mıydı ! Adam meczup işte, söylemiş. O'nun penceresinden görülen böyle. Biraz empati yapın diyeceğim ama, empati ancak bilinebilen şeyler içindir.

Bir de Hallac-ı Mansur Mevlevi değil di değil mi? Yoksa öyle miydi. Pek iyi bilmiyorum da.

Yahu, genelde olduğu gibi, yazımın içinden yine bir cümlenin seçilerek eleştirilmesine biraz üzüldüm ama, haksız da değilsin ki. Hallac-ı Mansur'un başını alan bizim başımızı ağrıtmış diye sızlanmayı yakıştırımadım kendime.

gurbet güvercini

ben bu sehirlerin güvercini degilim...haydi kalk gidelim...
S. Şevkioğlu yazini cok begendim ama bu cümle beni aninda cökertti...tekrar gurbet ellere düstüm ve kalbimden geceni hemen ertesi gün dile gelmis buldum:))

Neyse yine düzelicem insallah özlemistim cemaati..bu yorumla bir merhaba demis olayim hepinize..bir türlü görüsemedik ya ona da üzüldüm...Allah a emanet olun

Hoş geldininiz

Merhaba Gurbet Kuş'u; merhaba !

Çöktünüz demek. Meczup bu; manalarından biri deli olsa da, bir diğeri de cezbeye gelen demektir. Bu çöküş inşallah, hayırlı bir dirilişe gebedir. Temenni edin ki böyle olsun.
Sizi Ömer Faruk Tekbilek'in albümünden " İstanbul " isimli çalışma ile karşılamıştım, yine aynı albümdeki " I love you " ile de uğurluyorum. Red Skies'i mi seçsem, yoksa her notası ile bana İstanbul'u ve aşkı anlatan bir Laço Tayfa entrümantali mi olsun diye düşündüm zira yazı ile olan bütünlüğü babından bunu uygun gördüm. Buram buram hüzüm, buram buram platonik aşk yada firak kokuları salıyordu burnuma. Hatırlarsanız şayet, gidişinizin hangi fonda olacağına işaret etmiştim, beni yalancı çıkartmamışsınız anlaşılan. Öyle işte. Şu anda sizin için bu çalışmayı dinliyorum !!!

Size yüzününe bakarak bir hoşgeldin edemediğimiz gibi, giderken güle güle de diyemedik. Kusurumuza bakmayın zira bunda bizim bir suçumuz yok. Diledik, hava şartları müsaade etmedi. Sonra da böyle bir durum oluşmadı. Biz de misafir sayılırız efendim ne yapalım. " Misafirem. Vücud-u şehrinde misafirem ". Mal sahibi mülk sahibi, kimdir bunun ilk sahibi. Siz orada, biz burada misafiriz işte.

Üzüldünüz demek. İnanın ben de üzüldüm. Belki de sadece sizin için :) Bu toplantıya/kavuşmaya iştirak etmek dileyenler arasında, zahiri olarak da olsa Gurbet'i en güzel siz temsil ediyordunuz çünkü. Belki de böylesi daha hayırlı idi.

Bir meczubun lisan-ı vecdi (2)

Ah! Cehaletin getirdiği mutluluktansa, biliyor olmanın hüznünü tercih ettim ben.
Ah! Sözün gürültüsüne teşne olan; özün ışığından mahrum kalır dedim ve taşranın yaldızına kapayıp yalnızlığın ıssız mağaralarına açtım gözlerimi.
Gözün gördüğü bahçelerin akıllısı olmaktansa, görünmeyene teşne bir meczubum artık.
Hayat bir düştür, gerçek olan ölümdür dedim ve loş bir kuyuda buldum kendimi..
Yalnızlığın ardına gizlenmiş ışığın önündeki alacalıkta boğuluyorum şimdi.
Dört yanım, ne olduğunu bilemediğim duvarlarla çevrili.

Ey! Hira'da yalnızlıkla beslenen ulu kişi !
Ey yalnızlığı seçen dünya bilgeleri !
Ey ! varlıklarını çevreleyen tüm parmaklıklara isyan edenler!
Önce kalabalıklardan kurtulup azat oldum, şimdi ise yalnızlığımın içinde tutsak!.
Taşrada bulduğum kederi kendi içimde hazza dönüştüremiyorum. Kalabalıklara karışıp harcayacağım gücü yalnızlık eleğinde damıtamıyorum.
Ey babamız Adem !.
Sen ki Havva ile teskin olmuşken bizim yaptığımıza ne demeli. Göremediğim Havva'nın Mecnun'u olup Leyla'nın peşinde kavruluyorum.

Ey! kalabalıkların içine karışarak varolmaya çalışan.
Ey sesini diğer seslere katarak yalnızlıktan kurtulduğunu zanneden kişi.
Ey attığı kahkahalarla ölümün suskusundan kaçmaya çalışan akılsız zekî.
Sakın ola! sözlerimdeki hüzünden kendinize mutluluk elbiseleri biçmeyesiniz.
İntizarım sizden çok öteleredir.
Siz suskuyu bozarken sözü onuyordum ben.
Siz doğan bebeğe sevinirken ölümü anıp gözyaşı dökmeyi tercih ettim ben.

Ey suskunun mağarasında sözü damıtan!
Ey söze gem vurarak öze dem vuran Nebi !
Seni uçurumların eşiğine getiren yola düştüm.
Ve şimdi yoluna tabi olarak uçurumdan döndürene yakarıyorum !