renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Halk Şiiri Zincirine Bir Halka

Döş Defteri, Tayyib ATMACA – Ardıç Dergisi Yayınları, Eskişehir 2006

Döş Defteri, Tayyib Atmaca’nın Ardıç dergisi yayınlarından çıkan yeni şiir kitabıdır. Eskişehir’de yayın hayatına devam eden Ardıç dergisinin de ilk kitabı aynı zamanda. Halk şiirinin aşık tarzına eklemleyebileceğimiz tarzda şiirlerin yer aldığı kitapta toplam otuz sekiz şiir var. Bekçi ve Kahve Altı şiirleri istisna edilirse, şiirlerin tamamı dörtlükler halinde yazılmış. Tayyib Atmaca halk şiirinin klasik ögelerini şiirinde uygulamış yani.

Günümüz Türk şiirinin serbest çizgide devam ettiği düşünüldüğünde önem verilmesi, üzerinde konuşulması gerekilen bir kitap Döş Defteri. Halk edebiyatına ait ürünlerin, özellikle oluşumu şimdilerde durma aşamasında olan şiirin, yazarı-şairi olmak günümüz şiir anlayışı içerisinde çok zordur. Çoğu şairin, bütüne yakınının, serbest çizgide şiir yazdığı düşünüldüğünde zorluk daha iyi anlaşılmış olur. Halk şiiri yazmak zor olduğu gibi halk şiirini yayınlamak da başka bir zorluktur. Bir dönem revaçta olan halk şiiri şimdilerde pek yayınlanma-okunma imkânı bulamıyor kendisine ne yazık ki…

Bunun bir nedeni okullarımızda şiir bilgisi başlığı altında öğretilen çoğu şiirin kafiye ve rediflerden oluştuğu şeklinde anlatılmasıdır. Şiiri sadece kafiye ve redif olarak bilen öğrenci zamanla bu tarza öykünerek şiir yazma denemeleri yapar. Çoğu şairin ilk şiirlerinin bu şekil kafiyeli şiirler olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka sebep saz şairlerinin bu işi ayağa düşürmesidir diye düşünüyorum. Böyle bir ortamda nitelikli halk şiiri ve şairi bulmak elbette ki zordur.

Tayyib Atmaca’nın şiir yolculuğunun verimli duraklarından birisi de Döş Defteri. Az önce dile getirmiş olduğumuz tüm zorluklara rağmen böyle bir eser ortaya koymak takdir edilecek bir iştir. Ne kafiyenin kolaycılığı ne de söyleyişin ucuzluğu söz konusu Atmaca’nın şiirinde. Atmaca’nın şiirlerini okurken bir Ruhsati’ nin, bir Gevheri’nin, bir Karacaoğlan’ın, bazı şiirlerinde Yunus Emre’nin tadını alıyoruz.
Kirpik Ordun Talim Eder Döşümde şiirinde şöyle der:

Toprakları şerha şerha yarılan
Hasretine yorgan gibi sarılan
Yüreğinin meydanına kurulan
Cellâda ne söyler dârâ ne söyler

Bu şiiri kitabın ilk şiiri olan Hal Dili’ne eklemleyerek okumak mümkün:

Tomurcuğun yarıp kokuya duran
Rengini bülbülden aldığın bilmez
Yok dikenden başka derdini soran
Gün be gün sararız solduğun bilmez

Şiirin tamamını okuduğumuzda şunu görüyoruz: Şiirin ismi ile cismi arasında pek de kuvvetli bir bağlantı yok. Söyleyiş yerinde ve iyi; ama seçilen başlık pek de şiiri ifade ediyor, diyemeyiz. Zaten halk şiirinde, şiire başlık vermek gibi bir gelenek de yoktur. Şair bu handikabın farkında olarak sonradan seçmiş olduğu başlıklarda isabetli tercihlerde bulunmamış olabilir.

Atmaca, şiirlerinde –genelde- insanoğlunun yitirdiği erdemlere işaret eder ve bunları hatırlatır. Kin ve nefretin uzun ömürlü olmaması gerektiği, insanların sevgi ortak paydasında buluşması gerektiğini Yunusvari bir edayla söyler. Bir İçten Bakıştır Gözün Özeti şiirinde aslında bildiğimiz ama ne hikmetse pek uygulamadığımız hal-hatır sorma ve hal-hatır gözetme erdeminin üzerinde durur. Bu sitemini “Sevgi nedir hatır nedir bilen yok” diyerek dile getirir. Modern zamanlar, insanı bencilliğe ve benmerkezci olmaya alıştırdı. Modern zamanlar, mekanları bir birinden ayrı düşürdü, komşulukları öldürdü. Evet, insan sıcaklığının sadece içten bir bakış, tebessüm olduğunu pek güzel dile getirmiş şair bu şiirinde.

Binmişim Bir Kere Sevda Atına şiirinde ise, beklenen kişiye duyulan özlem yalın bir dille, aşık sıcaklığında dile getirilmiş. Şiirde “senden haber gelmez şaşırdım kaldım / Tel ile turnayla haberler saldım” diyerek Telli Turnam türküsüne atıfta bulunuyor. Halk şiiri geleneğinden kopmadan bugünün anlayışı ile halk dilinde ifade ederek yeni bir veçheye büründürüyor sözü.

On dörtlükten oluşan ve kitabın en iyi şiirlerinden biri olan Söz Bir Çiçektir Ez Dilinde Bal Eyle üzerinde duralım birazda: Bir muhasebe şiiri diyebiliriz Söz Bir Çiçektir’e. Şiir ilk beş dörtlük boyunca hesap günü, vicdan muhasebesi, yarını düşünerek hareket etme, insanın kendinden haberdar olması –tasavvufta “nefsini bilen Rabbini bilir” sözüne ve Yunus’un “kendini bilmek” olarak ifade ettiği gerçeğe telmih vardır burada- ümitvar olma, ye’s batağına düşmeme, düşünerek, sözü demleyerek konuşmak gibi konuları etraflıca işler. Ancak şiirin altıncı dörtlüğünden sonra apayrı bir konudan devam ettiğini görmekteyiz şiire. Yani şiirde bir kopma var. Sanırım, bu, bir baskı hatası ya da gözden kaçan bir ayrıntıdır. Yani adı konulmamış ayrı bir şiir olabilir altıncı dörtlük ve devamı. ( sayfa 50–51 arasına bakılabilir.)

Sözü bir çiçeğe benzetmiş şair. Haliyle konuşanı da arıya… arı nasıl ki bal için türlü çicek gezer öz toplar, öz alacağı çiçeği seçer, insanoğlu da söz çiçeğinden aldığı özle konuşma balını yapmaktadır. İnce işçilik gerektiren bir haldir konuşmak. Her düşündüğünü söylemeyecek ama her söylediğini düşüneceksin, demek ister:

Söz bir çiçektir ez dilinde bal eyle
Yirmi düşün on hesapla bir söyle
De ki Rabbim halimizi hal eyle
Gözlerinden akan bulakla konuş

Sonuç olarak Tayyib Atmaca’nın şiiri Anadolu’nun şiir geleneğinin geçmişten günümüze bir uzantısı ve yansımasıdır. Bazı şiirlerinde ufak tefek dil kusurlarıyla şiveyse özgü kelimelerin anlamalarının ne olduğunu belirten lügatçe eksikliği olsa da bir bütün olarak değerlendirildiğinde iyi bir şiir çalışması ortaya çıkarmış şair. Unutulan halk şiirinin hikmetli söyleyişinin şiirde var oluşuna tanıklık etmektedir Döş Defteri.

Not: Kitabı temin etmek isteyenler ardicdergisi@gmail.com adresinden bilgi alabilirler.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ardıç ve atmaca şiiri...

ardıç dergisinin sanırım ilk yayını.
zira dergi henüz yeni.
hayırlısı olsun diyorum.

yalnız, şiire hece ile başlayan birisi olarak sn.atmaca'nın verilen
örneklerdeki dörtlükleri tatmin edemedi beni.
(seçilenler de en iyileri/en makbulleri olduğuna göre kanaat
oluşturmam hoş karşılanacaktır.)

şahsen,
abdurrahim karakoç'un üstüne henüz kimse çıkamadı halk şiirinde;
bu gidişle de zor.
son yıllarda hece'de süleyman çobanoğlu'nun "şiirler çağla"sı dışında beni saran
bir kalem olmadı.
hoş, "hece" formunu icra eden de pek kalmadı ya.
sözde eskidi(!) ya.
(gülüyorum böyle diyenlere..)

ardıç dergisi'ne gelince.
okunası ve tat alınası bir dergi.
ama son sayısında yahya akengin'i tahlil eden bir yazısı vardı oktay yivli beyin.
emeğine sağlık. eyvallah da, neden yahya akengin'e bu kadar önem verildi
anlayabilmiş değilim.
daha rafının tozu alınmamış çok isim varken.
şaşırdım.

ardıç'a dönecek olur isem;
mustafa özçelik hocanın da kadroda olması,
değerini daha da artırıyor ardıç'ın.

umarım bahtı açık olur...

Ardıç

Tek kelimeyle taşra.

Buram buram taşra...

AGU

?

taşra derken kastın nedir userin,
eğer bulunduğu mekansa mor taka trabzon'da,
şiiri özlüyorum nevşehir'de,
sühan sivas'ta vs vs çıkıyor.
anlayamadım

Taşralı Dergiler

Taşra derken kastımın salt derginin çıktığı şehir olmadığını anlamanı umut ederdim Şimşek. TDK'ya sorarsak taşra, başkent dışıdır, ama bizim kültür ve medeniyetimize göre taşra İstanbul dışıdır.

Mor Taka için de taşralı diyebiliriz rahatlıkla. Çünkü hiçbir kentli/medenî dergi, şiirleri şairlerinin tam sayfa boyutundaki çirkin vesikalıklarıyla birlikte yayımlamaz, yayımlamadı da bugüne kadar. Bu taşralılıktan da öte köylülüktür. Geçiniz şairi, şairin fotoğrafını şiirin önüne alan bir dergicilik taşra dergiciliğidir. Başka bir şey değil.

Söylediğimin daha iyi anlaşılması için şunları eklemeliyim: Yalnızca İstanbul dışında çıkan dergiler değildir taşralı dergiler. Taşralı'lık bir tarz, bir yaklaşım ve bir anlayış biçimidir. İstanbul'da çıkan birçok taşralı dergi de sayabilirim. İlk elde aklıma geleni Ay Vakti mesela.

AGU

Taşrada dergi çıkarmak

selamdan sonra,

taşra edebiyatın hem uzağında hem yakınında duruyor. teknik imkanlar, tasarım, finans desteği konularında çoğu zaman zorlandığı için edebiyata da mesafeli duruyor işte.

örneğin taşrada çıkarılacak bir dergiye hem yüklüce reklam verip ardından da bir yazısını uzatan çakal takımı çok olmuştur. yazısının şiirler ya da denemeyle ilgisi yoktur, ama para da ondadır vesselam...

dergiyi çıkarma gayretinde olanlar da mecburen katlanıyorlar bu duruma. tabi zamanla iş çığırından çıkıyor, derginin kültürle edebiyatla ilgisi kalmayana değin devam ediyor bu durum...

al işte sana taşrada derginin halini...
tabi hep böyle oluyor değil. örneğin sühan reklam almadan nitelikli ürünler yayınlayabiliyor, ancak onda da tektipleşme olmaya başladı...

yazıların çoğu aynı düzende. belki bu derginin özel sayı olarak çıkmasının verdiği handikaptır ama aşılamıyor işte...
hal böyle olunca taşra hem yeşeriyor hem de sürgün verdiği kökten kurumaya başlıyor.

çorum'da edebiyat fakültesinde okuyan öğrencilerin çıkarttığı kaktüs dergisi vardı geçen yıl...
gayret takdire şayan...
ama çoğunun acemilikleri, yazıların çocuksululuğu sapır sapır dökülüyordu. üniversite hocalarından aldıkları üfürükten tayyare yazılar, birkaç yerel yazarın inceleme niyetine yaptıkları karalamalar...

hasılı dergi ucuz işçilik, kısır anlayış üzerine beş altı sayı gitti. tuttu mu? tutmadı tabi.

kültür-edebiyat dergisi çıkardıklarını söyleyen bir edebiyat 3. sınıf öğrencisi bana sezai karakoş'un hızırla kırk saat'ini göstererek "bu kitabı yeni aldım, nasıl acaba?" demesi beni hayretten hayrete düşürmüştü.
okul bitiyor ve sen sezai karakoç u bilmeyeceksin... ah ki ah...

tüm taşra dergileri için bu böyledir, demek haksızlık olur elbet; ama taşra işte buram buram taşra gerçekten...

yine de nitelikli taşra dergileri var oldukça edebiyatın istanbul dışında da hükmü olacak. olmalı da.

senin şu cümleni alıntılıyorum buraya: "Nuri Pakdil (doğ. 1934 Maraş), henüz lise öğrencisi olduğu yıllarda, geleceğine dair çeşitli işaretler gönderir edebiyat camiasına. Bu işaretlerden ilki o dönemde çıkardığı okul dergisi Hamle’dir"

evet, kim bilir bugünün taşrasından ve dersinden belki geleceğin nuri pakdil'i çıkmaz ama en azından okuyan-yazan bir genç kesim çıkar. o da kârdır...

vesselâm...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

Taşralar ve Dergiler

Sevgili Fethi Serhat,

Yazdıklarına dair birkaç şey söylemek istiyorum:

1-Sen genelde maddî ve teknik imkansızlıklardan söz ediyorsun. Oysa ben içerik ve tarzdan, yaklaşımdan söz ediyorum.

2-Bir diğer farklılık da, senin daha çok genç oluşumlardan ve okul dergilerinden söz etmen. Bense, babam yaşındaki adamlardan ve onların dergilerinden söz ediyorum.

3-Henüz yayımlanmayan bir yazıdan alıntı yapmış olman da hesabına eksi bir puan olarak düşecektir, kuşkun olmasın.

AGU

yanlışlık, üzgünlük

selamdan sonra,

Ali Bey,
Edebiyat dergisi üzerine yazmış olduğun yazıdan yaptığım alıntı bir hata sonucu oldu. evet, yazının aralıkta yayınlanacağını söylemiştin bana, ama ben -saflık işte- derginin henüz çıkmadığını unutuvermişim...

Hakkını helal et...
Üzgünüm...
________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

Seçtiklerim...

selamdan sonra,

yazıda geçen şiirler bana göre üzerinde söz söylenebilecek şiirlerdir.
ama tabi şiir kitabını eline alan başka bir okur tutat başka şiirler üzerinde durur.
normaldir...

gelelim halk şiirine: söz eskidi, diyen desen...
gönül halk şiirinin eskimesini istemiyor işte.
atmaca'nın kitabına da bu bakımdan önem verdim.

ardıç hâlâ çıkıyor, reklamsız çıkıyor hem de.
ama iyi ama kötü emek mahsulü bir dergi...
inş. yoluna devam eder...

selam ile...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen