Elest bezmini unutmuş olmasından, insan, “nisyan”dan - unutmadan – türemiş bir kelimedir, derler. Bir türeme olduğu gerçek. Ne var ki bu bir tersine evrim. Antropolojik bir yanılgı olarak insanın nisyanı, isyanı. Modern yaşam, aydınlanmış insanın putlaşmış aklının ahlaksızlık ispatıdır. Nisyan, insanın pest aklının temiz ruhuna tecavüzü sonucu doğmuş gayr-ı meşru bir çocuktur. Kalpleri ruhsuz bir kalıba kalbolmuş, Homo-Nisyanus’a evrimleşmiş insanın tevhididir, modern insanın kendini tesbihidir.
Öyle ya, kıyametin hiç olmadığı kadar iştahla kopmayı arzuladığı bir zamanda, herkesin Hira’sına tırmanmasını beklemiyorum. Zaten içe-dönümsel bir Hira tırmanışı, nisyan insanları için ancak kalbin karartısında kaybolur, Taha (sav)’nın “İkra’” ile aydınlanan, Cebrail kanadıyla serinleyen Hira’sına benzemekten uzaktır bu içe-dönüş. Pest-modern insanın yaşamı bu anlamda ölüme karşı girişilen bir diyalektiktir, varoluşsal sorunlarını çözme çabası değil. Yaşam taşlaşır, aydınlan(ma)mış zihin taşlara aşıktır, çünkü taş da onun cinsindendir, Ateş’in yakıtıdır. Hem, hicr ehlidir, “taştan evler yaparlar”, yaptıkları en mamur ev kendi kalpleridir, müzeyyen mi müzeyyen, “sağlam kaledir” ölümün ulaşamayacağı(nı sandıkları), yerden ısıtmalı.
Homo-Nisyanus’un yarattığı evren, nisyanı katmerlemek için kurgulanmış görsel bir stüdyodur. Senaryoda hatırlatıcılar, kamusal alan dışında getir-götür işini yaparlar. Oyuncular kutsal repliklerini kalplerine kazımışçasına terennüm ederler. Çünkü onlar, “sağır, kör, dilsiz”dir, kalpleri, kalıpları “hatem”lidir. Yaşamları, etraflarına içi boş bambudan örülmüş gri bir tabuttur. Üzerinde “her nisyan cehennemi tadacaktır” yazar. Abdestsiz Nietzsche’nin kıldırdığı bir cenaze namazı. Tabuttaki tağut: burada a’mâ olan, orada da a’mâdır.
Biz, yitiğimiz olan hikmet’i onlara buldurmakla onların nisyanını artırdık. Arttı da arttı. Gemi kalkmak üzere, Tennur kaynadı. Ne olurdu, hikmeti Hira’dan çıktığı haliyle elimizde tutsaydık. Taha (sav) tüm nisyandakiler için bir rahmetti oysa ki. Veyl ki, onların saf aklı, saflaşamadı, vahyin tornasına giremedi, girdiğini sandığı vahiy tornası onlara ancak çan ve haç yontabilmişti. “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” Kork, “o (fitne) geldiği zaman sadece zalimleri vurmakla kalmaz”. Şükür, gemi kalkmadan kıyamet kopmaz. Gemi dolmadan kalkmaz.
insan,
kıyam et
karşıla onu
yaklaştı kıyamet
Yorumlar
Kıyamı Nefs'inde Başlatmak...
Pzt, 18/12/2006 - 12:58 — Ali ŞerGüzel yazınız için teşekürler...
Kıyam (Devrim) , bilmem ne kadar benzer kelimelerdir,ama bilgiğim bir şey varki insan değişimi kendinde başlatıp kendinde bitirmekle,çevresinde etki oluşturabilir.ve değişimde doğal olarak gelecektir.
unutanlara hatırlatma
Pzt, 18/12/2006 - 13:50 — Fethi SERHATselamdan sonra,
güzel bir mevzuya temas etmişsiniz.. mevzu aslında girift...
nerde ne zaman okudum ya da duydum bilmiyorum, şöyle birşeydi işte:
insanın hatırlayacağı şey varsa unutmuştur zaten. yani her hatırlama bir unutmaya denk gelir.
unuttuğunu hatırlarsın...
aslında hatırlamak ile acziyetin ifadesi.. basitliğin belirmesi.. ne ki insan dediğiniz gibi 'unutur'..
unutmak ve hatırlamak arasındaki bu med-cezirler de bitecek gibi değil... evet, sağlam bir ipe tutunmak
içimizden bir hatırlatıcı-uyarıcı rehberliinde oldu, oluyor ve olmalı...
elestte söz verdiğimiz var ediciyi unutmak en büyük zulüm...
başını yere koyup ümmeti diyerek af dileyen rahmet insanını unutmak, en büyük zulüm...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen
hira
Pzt, 18/12/2006 - 14:37 — medine doganGemi kalkmak uzere,Tennur kaynadi.ne olurdu, hikmeti Hira'dan ciktigi haliyle elimizde tutsaydik.
Yazinda bana karsilik bulan cumleler bunlar, ellerine saglik Sule.
Gemilerde Talim var!
Pzt, 18/12/2006 - 23:41 — aysun yollardagezerKıyametin kalp atışları kapımızın arkasında.
Fakat neden bu kadar şaşırıyoruz ve insana kızıyoruz ki?? Kıyametin startını verecek olan "insan" değildi zaten.
Filmin son sahneleri. Oldukça ilerledi, "daha uzayamaz bu" diyoruz, mekanı da bitirdi film, oyuncuları da...
Patlamış mısır kabının dibine çarpıyor ellerimiz ve kolamızı çektirdiğimiz kamışlara ses doluyor sadece...
Çevre dostu! Gözünün görmediğinin yokluğuna iman etmiş, beyinsizliğin sadık koruyucusu insan! Az kaldı, gideceksin. Duymadın yatakhane başkanının uyarılarını, ranzanın demirine vurulan sopa uyandıramadı seni vaktinde, geçmiş olsun!
"Gemi" dolmadan kalkmaz değil mi, peki bu içini rahatlattı mı? Geminin kapasitesinin sonsuz olduğunu da nereden çıkardın??
Bir zahmet "canyeleği"nin kullanım kılavuzunu oku! Oku! Oku!
Sevgili Şule,
Ellerine sağlık kardeşim!
Daha sık yaz olur mu...
nisyandan türeyen bu
Salı, 19/12/2006 - 02:23 — zeyneb Ferdanisyandan türeyen bu kelimenin tasiyicisini müserref eden de, ara ara hatirladiginda kendini, ki ikrar etmesidir bu, bir tersine gidistir. degil mi :)
modern yasam?
aydinlanmis insan?
akil?
ruh?
hira?
vahy?
akil (+) ruh
akil (/) ruh
akil (=) ruh
pest modernlerin iclerindeki hiralara indikce/ciktikca bulacaklari serinlik belki rasulün buldugu serinlik gibi olamaz, lakin bir hira varsa, oraya varislarin bir serinlik sebebi olacagina inaniyorum. böylesi pest modernler sifalarini bulacaklardir/bulacagizdir.
haklisin kiyamet hic olmadigi kadar yakin.
en yakin da kendi kiyametimiz sanirim. pest akillilarinsa zamanin burasinda ruhlarini talan edecek modernist yasantilari oynadiklari oyunu onlara zorlastiriyor. her zamanda mevcut olan ve akillardaki bu virüsü besleyen 'nefis acligi' dir. . .
sevgili Sule yazi anlama cabasi icinde olunca konusulacak cok sey oluyor ki sonuca varmak icin kafamizdaki sorular yol bulsun, yol bulmus sorularimizi, saglamasini yaptimiz degerleri paylasalim..
Taha (s.a.v.) tüm nisyandakiler icin hala rahmet ;)
cevre dostu bir yakit olarak (pest) modern insan he ! zor bir cümle.
'kiyam et'
güzel bir cümle :)
saygilar
...
o Rab ki, "bittim" diyene "yettim" diyendir...
Salı, 19/12/2006 - 03:08 — yeşimtaşı“olan”a yoğunlaşan tesbitler ve vurgular…”olması gereken?” ; aradığımız da bu zaten..Madem ki “modern yaşam aydınlanmış insanın putlaşmış aklının ahlaksızlık ispatıdır” ,madem ki “pest-modern insanın yaşamı ölüme karşı girişilen bir diyalektiktir.” Ve madem ki“Hikmet Hira’dan çıktığı haliyle elimizde değildir” , öyleyse; “ kıyametin hiç olmadığı kadar iştahla kopmayı arzuladığı bir zamanda, herkesin Hira’sına tırmanmasını beklemeyelim” evet..
henüz hiçbir ayrım/çizgi(ler) bile net değilken, gayretkeşliğimizle bulup, üzerinde yürümeye niyet ettiğimiz çizgiden ayaklarımız taşıyorsa, -ki öyle- herkes Hira’sına değil, herkes "Hira"ya tırmansın.."hikmetin içinden çıktığı" taşlara kafasını vurup beklesin herkes..o noktada melek mutlaka gelip omuzlarından tutup sarsacak ve ne yapması gerektiğini söyleyecek; kimisine “oku”mayı telkin edip, muhtemelen bi kısmına da geminin kalkış noktasını gösterecektir..zira nicedir okuyanlar arasında gemiye iltifat etmeyen çok... “ben şu dağın başına çıkarım” diyen nicedir çok…
Şule, kanaatim odur ki, bu yazıyı diğer yazılarından ayıran şey, aslında her yazını bi öncekinden ayıran şeydir; yani her defasında daha Kur'an mesajı ağırlıklı yazılar çıkıyor karşımıza..bunda hepsinden çok..Kur'an ile olan bağının her geçen gün kavileştiğine delalettir bu di mi? şevk veriyosun, kıskandırıyosun filan..
İnsan, Nisyan, İsyan...
Salı, 19/12/2006 - 12:30 — Fatih M. TiyanşanKıyamet gelmeden kıyam et!..
Harcanan zaman, mekan ve insan. Nisyan ile mâlul bir hafıza, beşer saatinin şaşarlığına hitaben söylenmiş sözler. Geri kalan ya da ileri giden, hesapsızlık hissiyle yaşanan hayatlar, postu sermiş modern, pestili çıkmış değerler, işte dünya...
Beklemek bize yazıldı, ama bilemedik, eremedik hakikatine, yitirdiklerimiz birer boşluğa dönüşürken, biz yazdık yalan bekleyişleri...
Öylesine dışa döndük ki, içimizi unuttuk. Sahi, bizim bir içimiz vardı, hani kul olmak diye bir ideal vardı akıllarımızın ve kalplerimizin kabul etmekten çekindiği, bir türlü dönemedik, merkeze, yaşamak bizimçin zan'ları ifade eder oldu, atom parçalandı, parçalanamazlık da parçalandı, parça pinçik oldu gerçekler, hatta hayaller bile...
Hikmet uzaklarda, uzak saydığımız yakınlarda, ufkun ardına bakarken gözlerimiz, hep bir şeyler ararken, bulmayı dilerken yanıbaşımızda farkedeceklerimiz, farkındalığımız, sorgularımız, suallerimiz, hemen orda. Baksak, ama sâfi bir nazarla belki de göreceğiz...
Kıyamet gelmeden...
Kıyam et ey insan!...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Çağrı!
Salı, 19/12/2006 - 14:33 — rüştü hacıoğluYıllar evvel bir arkadaşımla okulun merdivenlerine oturmuş sohbet ediyorduk. Uzun boylu, uzun saçlı, oldukça yakışıklı; başında siyah sarığı ve cübbesiyle asasına tutunmuş bir delikanlı, usul usul merdivenleri çıkıp önümüze gelince,
arkadaşım heyecanla: '' nereden geliyorsun? ''
Genç tebessümle : '' nerden geliyor a benziyorum? ''
Arkadaşım : '' tarihten! '' diye cevap vermişti şaşkınlıkla.
Aczimendi olduğu açıkça anlaşılan bu kardeşimizle yaptığımız sohbette neler konuşmuştuk unuttum, ancak bu tanışma faslını hiç unutmadım.
Şimdi Şule kardeşimizin bu yazısıda bende, Haremi şerif'in merdivenlerinden insanlara seslenen bir uyarıcının: '' Kimsin sen? Nerden gelip, nereye gidiyorsun? '' çağrısını hatırlattı.
Yada, şehrin öbür yanından koşarak kavmine gelip : '' sizden hiçbir ücret istemeyen bu adamların çağrısına uyun! '' diyen adamı.
Peki kardeşlerim! Bizler kimleriz? Bunu kendimize hiç sormadan, kendimiz sormadıysak bile pekçok vesile ile bize ''kimliğimizi '' hatırlatan çağırıcılara ne cevap verdik; vereceğiz?
Saklamayalım ve saklanmayalım! Hira dan bir cevap geldi, sorusu ve sorunu olan sorumlu adamlara! Sorusu olmayan müstağnileri de anlatıyor kitap baştan ayağa, sorumluların sorumluluklarınıda...
Çağrıya kulak verelim, bir cevap verelim; çünkü tennur kaynadı...
Maide suresi 109 dan başlayarak, 120. ayete değin, başımıza gelecek olanla uyarılıyoruz : '' Allah'ın peygamberlerini toplayıp da ''size ne cevap verildi?'' dediği gün, '' bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin '' diyeceklerdir. '' ve devam ediyor, Hz. İsa'nın şahsında örneklenerek, bizlere neye nasıl inanmamız gerektiği beyan edilmişken, neyi nasıl çarpıttığımız ve nasıl bir sonun bizi beklediği....
Hirasında beklemeye devam edenlere bir çağrıdır: Hitabın bir muhatabı vardır; bugün hitabın muhatabı bizler değilsek, kimlerdir onlar? Yahudilermi, hindularmı, hristiyanlarmı, ötekiler mi? Hitaba kulağını açanlardır, muhatap olanlardır ve Alak suresi bugün başlamak için güzel bir fırsat kardeşlerim!
Selamünaleyküm
Yol Hira'dan başlar!
Salı, 19/12/2006 - 17:17 — Yusuf ArmağanBizim literatürümüze has iki kavram/anlatım her daim yakamdan tutup silkelemiştir beni.
Bunlardan ilki Hira'dır.
Hira!
Allah'a kaçışın ilk mekanı. İmkanlara gebe mekan.
İnsanın kendisini yalnızlığında bulacağını düşünürüm. Kendisini bulması demek insanın varoluşunu anlamlandırabilmesi demektir. Varoluştan varedilişe yol alan zihin eyleminin müjdecisidir Hira!
Hayatın anlamsız karmaşasından sıyrılarak "Kûn fe yekûn" kadar yalın ve muazzam bir cümlenin karşısında düşülen acizlik ve farkına varılan fakr hali. Bu noktadan başlayarak hayatın yeniden inşası.
Her insanın bir Hira'sı vardır. Ve her insanın Hira'sı o insanın Hira'lığına tayin edildiğinin farkındadır. Hira'nın yırtındığını duyar geceler ve gündüzler. Ses duyuramamanın kahrediciliğinde farkedilmeyi bekler her Hira.
Ve Hira bulunursa eğer üşünür! Hayatın bütün hararetinin ortasında, kadîm birkaç eğilimlilerin, kendilerini hayatın istikametini belirlemeye konumlandıranların, efendilerin, sahiplerin alaycı bakışları altında alabildiğine titreme tutuyorsa insanı Hira bulunmuş demektir. Çünkü Hira farklılaşabilmenin ilk durağıdır.
Yakamdan tutup da silkeleyenin ikincisini sual ederseniz eğer onu da söyleyeyim;
"Şehrin dışından koşarak gelen adam!"
Oku! merkezli buluşma
kıyamet biletleri
Çar, 20/12/2006 - 19:12 — Sadri GencHatırlamıyorum demiştim en son o da ; hatırlamıyorsan bilmiyorsun demektir diye bir önerme ile karşılık vermişti bana daha bir kaç gece evvel.
Hatırlamak ve bilmek birbirine yakın iki kelime. Hatırlayamayan yalnız kalmış demektir, bilmeyen cahil. Hatırlamayan unutulmuş demektir, şehrin kenar mahallerinin birinin ölümü gibi unutulmuş. Kaçışın adının her dem farklı bir siluete büründüğü bir anda ve kıyamette hatırlamamak boşluğa bir adım daha uçmak olur(havanın adımlanışı pek iyimser bir cümle)
Hira menfezli bir yol mu arıyor insanlar, yoksa Hira'ya uğrayıp geçer mi insan farkında olmadan? Sanırım çözümü yol={...} ..
Kıyamete doğru seferlerini kimse kaçırmayacak, hiç merak etmeyin.
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz; bir çember vardı aklımızda varsa/var, yoksa/yok...