Sayın Yetkili,
Can sıkıntısının varlığımın demirbaşları listesindeki mevcudiyetini ortadan kaldırmak için binbir türlü çareye başvurduysam da, bugüne kadar, hiç bir sonuç elde edemedim. Aksine, sıkıntım daha da derinleşti; bir duygu olmaktan çıkıp bir huy halini almaya başladı. Sizden ricam, derdime deva olmanızdır. Tavsiyelerinizin tatbiki noktasında hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağımı bilmenizi ister, yardımlarınız için teşekkürlerimi peşinen sunarım.
Ayrıca, şunu da bilmenizi isterim ki; kaleme büyük bir umut ve heyecan içerisinde sarılmam size olan inancımın derinliğindendir. Sırası gelmişken, içimde kalıp sıkıntılarıma sıkıntı eklememesi için bir şeyi de ifade etmem gerekiyor: Geçen gün başka bir okura verdiğiniz cevabı bana yazmış olduğunuzu düşündüm. O cevabı, bana yazdığınızı biliyordum aslında ama buna kim inanır ki, değil mi? Bazen farklı hedef göstermek işe yarıyor. Direkt olarak, bana hitaben yazmış olsaydınız cevabı, o müthiş etkiyi yapmazdı üzerimde belkide, kim bilir? Harfler hala gözümün önünde bir lunapark yazısı gibi yanıp sönüyor.‘Düşüncelerinizi kullanın!’ Aman Allah’ım, o ne güzel bir tavsiye. Hiç durmadım, anında, üzerime ceket bile almadan dışarı çıktım ve düşüncelerimi kullanarak Üsküdar’a gittim. Mutluluğu aramaya gittim Üsküdar’a. Bir dakika...aramaya dememeliyim, düşlemeye gittim demeliyim. Doğrusu budur. Bu mudur? Siz daha iyi bilirsiniz. Bir keresinde yazmıştınız sanki, Bir mutsuzun mutlulugu düşlemesi hiç de tuhaf bir şey değil; hepimiz,her gün aynı şeyı yapıyoruz. Evet, evet...Tavsiyeleriniz her zaman işe yarıyor.
Sayın yetkili, bir şeyi daha bilmenizi istiyorum, bu da çok önemlidir. İnsanlar kendilerini iyi ifade edemez ise sizin suçunuz nedir efendim, değil mi? Kendimi iyi ifade etmeliyim: son zamanlarda üstüste gelen üzüntülerin verdiği sıkıntıyla birlikte başlayan mide ağrılarını ve ufak tefek saplantılarımı saymazsam, ne hasta bir adamım ne de tuhaf. Öyle olmadığımı iyi bilmeniz gerekiyor ki, derdime derman olasınız. Benim en büyük derdim bütüm içimi kaplayan şu derin sıkıntı. Bunun da benden başka kimseye zararı yok aslında .Olmadığını bana Guşa söylemişti. Son günlerinde zor konuşuyordu. ‘Kendini hiçbir şey için sıkma. Hiçbirşey, uğrunda üzüntü çekmeye değmez. Kaçmalısın...’ diyordu. Nereye kaçmalıydım? Söyleyecek çok sözü vardı. Zamanı yetmedi. Bu acıyı artık çok derinlere gömdüm.Unuttum.Bunu nasıl yaptım!?Başka çarem yoktu!Unutmadan devam edemiyor insan.Unutmayı bir kusur olarak görmüyorum. Hatta bir başarı belki... Camın önüne konan sarı kuşa bakıyorum. O bunu iyi beceriyor. Yine de, gamsız olduğunu kim söyleyebilir, değil mi?
Sayın yetkili, okumakta olduğunuz bu satırları kaleme aldığım odaya taşınalı bir hafta olmadı.Daireyi kiralamış olduğumda apartmanın ismini henüz öğrenmemiştim.Sonradan farkettim. Sürpriz oldu. Huzur Apartmanı’ymış. Üzücü bir çelişki. Adıyla müssema değilmiş binamız, apartmanda oturan kimsede Huzur yok. Zaten hepsi de bu yüzden taşınmış gibi binaya.Yaşlı ayyakkabı tamircisi, annesine ile birlikte yaşayan dul kadın, üniversiteli genç...Hepsinin derdi ayrı, hepsi de peşinden koştukları Huzur’a ve onun getireceği mutluluğa kavuşacaklarına inanıyor. Önemli olan da budur belki de, mutluluk bunda saklı; daima güzel şeylerin beklentisi içinde olmak. Bilemiyorum... Bana yardımcı olabilirseniz ,buna inanıyorum, apartmanımıza renk gelebilir. Acil yardım bekliyorum... Sevgiler...
Yorumlar
Canım sıkılıyor!!!İyi canın çabuk çıkmaz!!
Paz, 24/12/2006 - 17:23 — elif idgüYatılı ve bir o kadar kalabalık ortamda okudum.Ve o kalabalığın içindekilerden her daim duymaya hazır olduğumuz ve onların da her daim söylemeye hazır oldukları cümle "canım sıkılıyor" ve alışa gelmiş bir cevap" sıkı can iyidir. Çabuk çıkmaz" anlam vermezdim. neden derdim iyi.. şimdi anlıyorum ki "sıkıntı" hiç çıkmaz... valla bu sorunun muhatabı yazar ne der bilmemde.. Huzur yanı başımızda ,içimizde belkide biz bozuyoruz sadece... Sıkıntımı o iyidir çabuk çıkmaz...
Tefekkür orada bir yerlerde bizi bekliyor.Y.ÖZKAN ÖZBURUN
Aşkın Metafiziği
Paz, 24/12/2006 - 17:55 — Mustafa Burak SezerAilem de Fatih, İstanbul'da Huzur Apartmanında oturuyor. Komşu olmayalım Ali Bey :)
Alman filazof Schopenhuer, Aşkın Metafiziği adlı çalışmasında, "Hayatta acı ve mutluluklar olmasaydı, insanlar can sıkıntısından yaşayamazdı." der.
Demek ki sıkıntı, acı ve mutluluğun yokluğunda belirginleşen bir şey daha çok. Acı çekmek yada mutlu olmak lazım.
Muhabbetle
"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan yalnızca düşüncedir.-
William Shakespeare
Huzur Apartmanları
Paz, 24/12/2006 - 18:17 — U.Ali Birkardeşler: )
Mustafa Bey,
Sanırım bu,biraz da ülkemizdeki müteahhitlerin satış stratejileriyle alakalı birşey. İrdelemek lazım. Siz, öyle yazdıktan sonra Google'da Huzur Apartmanı'nı arattım ve manzara karşısında şaşkına döndüm. Küçükyalı, Caddebostan, Şişli... her semtte var bir Huzur Apatmanı.
Huzur Apartmanları, müteahhitler ve deprem... Bu da ayrı bir konu olarak işlenebilir gibi.
Selamlar...
Can sıkıntısı bir bulgudur
Paz, 24/12/2006 - 18:42 — Sakine AkçaMademki soruyorsunuz bende bildiklerimi yazayım.
Bir defa can sıkıntısı eli boş duranların hastalığıdır. Buna hemen itiraz gelmesi ise bu derdin ikinci bulgusudur. Buna halk arasında tembellik de derler.Sözüm cemaatten dışarı...
Sürekli iş değiştirmek ,birinde yorulunca farklı bir iş yapmak insanı dinlendirir.
Mesela ben şu vakte kadar temizlik yaptım. Hatta dışarıdan beni bu evin hizmetçisi zannettiler. Canı sıkılanlar temizlikçi arıyorlarmış.Onlara kendiniz temizleyin evinizi dedim. Ha paranız varsa muhtaç olanlara verirsiniz. İlla iş yaptırmak mı lazım.
Bir insan sürekli bilgisayarın başında durmamalı,pazara da gitmeli.Gerekirse merdivenleri yıkamalı. Varsa arabasını temizlemeli. Kadınsa el işi yapmalı.
Şimdi genç kızlarında çok canları sıkılır. Hiç abes değil. Yorulmuyorlar. Çamaşır yok, bulaşık yok...Okuma yok ,yazma yok...
Bir fabrikanın tanıtım dergisine patronlar babalarının şu sözünü yazmışlardı:" Durmayınız, durdurmayınız."
Ben bunu uygularım her daim.
Bir klonlama sohbeti esnasında benim çocuklar "aman annemi klonlamayalım zira tatilde bile erkenden kaldıran ikinci bir kişi ile ne yapacağız "demişlerdi.Sanki klonlanmayı isteyen varda...
Evet bir de zamanın yanlış kullanımı var. Erken kalkılacak...Gece yarılarına kadar oturulmayacak.
Bir işten usanınca başka bir işe koşmak Kuran'ın metodudur.
Ne ki gençler yoğurt ezmesini,yaşlılar da mayonez dökmesini bilmezler. Hazırcıların canı çok sıkılır.
Allah şifa versin.
Sıkıntı,dinginlik,huzur
Paz, 24/12/2006 - 21:15 — Betul SEHRAYINBende yazıyı okurken bu ince ayrıntıya takılı verdim..Benimde İstanbulda oturduğum apartmanın adı Huzur.Apartmana isim verilirken bir çok alakasız isimden sonra ,girilen çıkmaz sonucu bu isme başvuruldu. Adını huzur verelim ki, bize huzur versin.
Ben bu yazıyı çok sevdim , zaten kısa ,öz ve biraz bunalım yazılarını hep sevmişimdir. Bu sıralar bende sıkılıyorum, ama yetkili kişiye extra bir yazı yazmaktansa, size yazılan cevabı yeterli bulacağımı düşünüyorum Ali Hamza.
Ayrıca Schopenhauer 'in sözünü bugün bir muhabbet ortamında doğrulamış olduk. Sıkıntının sebebini ben dinginliğe verdim. Zira zat-ı muhteremin dediği gibi bir acı (çok şükür)veya mutluluk yok ortada.E haliyle geriye bir dinginlik kalıyor.Tabi insan, illa rahatsız olacak bir ortam arayışından dinginliğe bir kulp bulamadan edemiyor.
huzur apartmanındaki huzur'suzlar...
Paz, 24/12/2006 - 18:43 — misafirbugün, hiç bir köşe yazısı okumamıştım.
hafta sonu yazısı tadında bir yazı olmuş.
ve huzur'u olmayan birisinin/birilerinin Huzur apartmanında yaşamaları da ironik bir hâl. :) tebessüm ettim...
not.
"yaşlı ayakkabı tamircisi annesine ile birlikte..."
cümlesinin bir ayağı topal dost; bilgine...
...
Paz, 24/12/2006 - 19:06 — U.Ali BirkardeşlerTeşekkür ederim arkadaşım. Bir yazım hatası olmuş. Düzeltilecek inşaAllah.
huzur...
Paz, 24/12/2006 - 18:43 — Elif Nur Diyerne güzel bir yazı, hitaben canı sıkılanlara..
bir şiir uyarlanmıştı adı: Bunalım !siz varsayın can sıkıntısı:
bun alırlar bun satarlar bundan terazi tutarlar çarşı pazarı bundur bun!
sanırım bu kitlenin içinde hatrı sayılır yerim var!!.
Ruh halim halsiz olduğundan belki dikkatimi çekti bu yazı ..
huzuru aramaktayım. bulunca müsrifçe kullanmayıp saklayacağım. huzur bulur ve saklanabilirse eğer..
üzerine huzur yazdığım kavonazdan yerim reçeli, ekmek sepetinin üzerine huzur kelimesini özenle yerleştiririm.. huzur lu bir çay demlerim, huzurlu final çalışır huzurlu sınav sonuçları alırım/mı??
doğrudur hiç koşmadığımız kadar huzurun peşinde koşarız..
ben yorulmadım. asude bir huzur arıyor huzursuzluğum!
ya olmazsa..
bu günlerde bir huzur kitabı okuyasım var: A.Hamdi Tanpınar'ın Huzur'u mu olsa, yoksa huzursuzluğum başka bir kitap mı bulsa ??
Açık Adres İsteriz!
Pzt, 25/12/2006 - 00:04 — aysun yollardagezerElif Nur Kardeşim,
O dediğin kitapta huzur yok:) Aman aman, sakın ha, huzur bulmak için okuma:) Ahmet Hamdi huzursuzluğun romanına Huzur ismini vermiş, tıpkı Ali Hamza'nın huzursuz insanların toplandığı binaya bu ismi vermesi gibi:) William Saroyan'ın Tracy'nin Kaplanı isimli bir romancığı var, onu okumanı tavsiye ederim, çok cici bir kitap:) Huzur garantisi veremem tabii:) Huzur, derin bir konu, üzerine yorum yapılmaz da blog yazılır:)
-Ali Hamza, sıkıntısını paylaşacak bir yetkili bulabilmiş, ne mutlu ona:)-
Eline sağlık Ali Hamza! Kısa ve özdü. Bu bir roman girişi bile olabilir bana kalırsa (Aman sana kalmasın, diyebilirsiniz, zira hep yazılarınızdaki kısalıktan şikayet ediyorum değil mi:)
Son olarak da şunu sormak istiyorum:
Bana Huzur apartmanının adresini verebilir misin Abidin:)
Selamlar
Yazıya devam...
Yetkili Cevap ya da Açık Adres
Pzt, 25/12/2006 - 00:25 — U.Ali BirkardeşlerKendisine umut bağlamakla ne kadar haklı olduğumu gördüm.
Yetkili budur işte!
Hiç değiştirmeden paylaşıyorum:
''onlar ki, inanmışlar ve Allah'ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah'ı anarak huzura erişir.'' (13/28)
%100 Sevgiyle
Yetkili
_______________________________
MEAL: MUHAMMED ESED
6. His
Çar, 27/12/2006 - 11:36 — Talha Yılmaz:) Güzel bir cevap.
Canımızın sıkıntısı vicdanımızın ağrılarına işaret edebiliyor kimi zamanlar...
SPLEEN/Baudelaire
Paz, 24/12/2006 - 19:44 — U.Ali Birkardeşler''Sonsuz tekdüzeliğin meyvesi, sıkıntı''*
''Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kiminer gam.''**
____________________________
*Spleen LXXVI, ÇEV: Erdoğan Alkan
**İçe kapanış, ÇEV: Sabahattin Eyuboğlu
bodler ve Tarancı
Paz, 24/12/2006 - 19:53 — misafirgüzel şiirdir...
ne ki farkında olmadan cahit sıtkı'ya mesaj gönderdin be ali hamza. :)
bodler'in bu şiirini olduğu gibi almıştır Tarancı:
"haydi Abbas vakit tamam
Akşam diyordun işte oldu akşam..."
biz de mustafa keser'den bir güzel dinleriz :)
erdoğan alkan hoca "kantarın topuzunu kaçırmıştır..." der Tarancı içün :)
acaba edebiyatta bunun karşılığı ne ola ki ?
etkilenmek hafif kalmasın ?
kapılar bizim için,,
Paz, 24/12/2006 - 21:47 — leyla nagihan'bir derdim var bin dermana değişmem' i getirdi aklıma yazınız.dinlemelisiniz güzel bir türküdür..
Teşekkür.
Paz, 24/12/2006 - 22:33 — U.Ali Birkardeşler''Sıkıntı''ya cevap/yorum yazarak, bilgisayar karşısındaki can sıkıntımızın dağılmasına yardımcı olan Elif İdgü, Mustafa Burak, Sakine Akça, Betül Sehrayin, Emre Şimşek, Elif Nur ve Leyla Nagihan'a teşekkürler.
Kendisine adım adım yaklaştığımız en büyük Bayramın o, ruhları tazeleyici havasıyla hiç kimsede ''sıkıntı''dan eser kalmayacaktır Allah'ın izniyle.
Sevgi/Selam...
Sam yeli tat verir insana
Paz, 24/12/2006 - 23:41 — Ümit Demirrahatını düşünenler yüzünden rahatsızdır bu dünya, diyor merhum Selahaddin Şimşek. basit hatta adî insanlar ne vardı biraz peygamberî sıkıntı çekmeyi göze alabilseydi. ama yok! kuş tüyü yatak yorganları uğruna dünyayı sıkıntıya sokarlar maalesef.
sebebi şerr olup şerre çıkanı olduğu gibi sıkıntıların da hayırlısı var, Hakk'a basamak olanı var. bir Allah dostu kendisine üç gün bela, musibet, sıkıntı gelmezse oturup ağlarmış; ben ne yaptım da Rabbim bana derd göndermedi, diye.
hoştur bana senden gelen
ya goncagül yahut diken
Ya hıl’at-u, yahut kefen
kahrın da hoş lütfunda hoş
can sıkıntısı bazen sam yeli etkisi yapar gönül toprağına. balçık olmuş bataklığa dönesi olmuşsa Allah'ın sevdiği bir gönül, Mevla bazen özel olarak gönderir işte bu sam yellerini. ki yeniden çoraklaşsın gönül toprağı, biraz yansın, biraz derdlensin, biraz acze düşsün, biraz fakr'ı tatsın...
sonra dualarla birlikte gözyaşları sular bu çoraklaşan gönül toprağını. hafiften ciselemeye başar ve Hû habbeleri filizlenip boy verir. hazreti mevlana'nın(rha) dediği gibi gözyaşları ile yeşillenir ancak gönül... bereketi elbette Mevla'dan!
bazen bizi imtihan eder sıkıntılar; acaba imanımızın kökleri ne kadar sağlam diye. iman ağacımızın gövdesi kallavi mi cılız mı diye! esince ufak bir yel sağa sola yalpalanır mı yoksa dimdik durur mu diye bir imtihandır sıkıntılar.
büyük ya da küçük farketmez. ya da dağına göre kar misali...sıkıntılar biraz çiğ hamuru ekmeğe dönüştüren ateştir. tabi ki anlayana...
muhabbetle Ali Hamza kardeşim,
BİR GÜN,
Pzt, 25/12/2006 - 01:22 — Zeynep HatunsELAMUNALEYKUM;
Bu kadar sıkıntıya merhem olmaz(vede uymaz) belki ve belkide yazıyı okur okumaz aklıma gelsede aşağıdaki metin, hayata ve hayatta olup bitenlere birde şu gözle bakalım isterseniz:
BİR GÜN, BİR adam ellerini açıp yalvardı:
“Allahım! Benimle konuş!”
Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyordu.
Ama adam çayırkuşuna kulak vermedi, ve devam etti yakarmaya:
“Allahım! Benimle konuş!”
Az sonra hava kapandı, gökgürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı. Fakat adam dinlemedi, yakarmaya devam etti:
“Allahım! Seni görmeme izin ver!”
O böyle yalvarırken, sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını adamın evine kadar taşımaya başlamıştı. Fakat adam bu manzaraya aldırmadı bile. Her gün gördüğü birşey değil miydi bu?
Yalvarmaya devam etti adam:
“Bana bir mucize göster Allahım!”
O böyle yalvarırken, yakınlardaki evlerden birinden yeni doğmuş bir çocuğun ağlayışları geliyordu kulağına. Ama adam bunu da farketmedi.
Üzüntüden ağladı adam:
“Allahım! Cevap ver bana! Burada olduğunu bilmemi sağla.”
O ara, bir kelebek adamın koluna kondu, ama adam öbür eliyle kelebeği iteleyip kovdu. Ve ağlamaya devam etti:
“Allahım! Neden bana cevap vermiyorsun?”
''DÜNYA HERŞEY DEĞİL;HERŞEY DÜNYADA DEĞİL.''
Şehrazat 895. gecede anlatıyor:
Pzt, 25/12/2006 - 12:57 — Hacer KorGecelerden bir gece, Bagdat'ta hükmetmekte olan halife Harun-ür Reşit,uyanarak yatağından doğrulmuş ve sıkıntının pençesinde ve geceliğine bürünmüş olarak, yanına celladını çağırtmış; o da hemen huzura gelmiş. Ona ''Ey Mesrur bu gece göğsümde bir ağırlık ve sıkıntı var, senin huzursuzluğumu dağıtmanı istiyorum!'' demiş....
Ama Harun (Mesrur iy bir çare bulamayınca) ''Ey Mesrur!Git hemen Cafer'i bana bul! demiş.O da işitip itaat ettiği yanıtını vermiş. sonra da gidip Cafer'i evinde bulmuş ve ona ''Emir-ül Müminin'in yanına gel!'' demiş, O da ''işittim ve itaat ettim!'' demiş. O saat ve o anda kalkıp giyinerek saraya dönen Mesrur'u izlemiş. Ve daima yatağında bulunan Halife'nin huzuruna çıkmış; ve elleri arasında yeri öperek ona ''İnşallah kötü bir şey yoktur'' demiş.Harun da ''iyi bir şey de yok, ey Cafer! Yorgun bitkin ve sıkıntılıyım bu gece. Mesrur'u, seni buraya getirip beni oyalayasın ve sıkıntımı dağıtasın diye sana yolladım.Cafer bir an düşünüp ''Emir-ül Müminin! Ruhunuz ne göğün güzelliğiyle, ne bahçelerle,ne meltemin tatlı esintisiyle, ne çiçeklerle neşelenebiliyorsa, bir çare kalıyor demektir.'' demiş. Bunun üzerine Halife ''Ey Cafer! Sıkıntımı dağıtmak için bana söyleyeceğin tavsiye eğer, yine söyleyeceğin kadar iyi sonuç vermezse bil ki, tez elden boynunu kestiririm.'' diye haykırmış. Cafer ''Ey Emir-ül müminin! eğer dediklerimi yaparsan, sıkıntıların mutlaka dağılacaktır'' diye yanıt vermiş. O zaman Harun Reşit '' O halde konuş! Bana ne öneriyorsun?'' diye sorunca Cafer şöyle demiş: ''Bir kayığa binip, Dicle'den bir mevkiye ulaşana dek suların akıntısına kendimizi bırakacağız. Belki orada, bugüne kadar duymadığımız bir şey duyacak, görmediğimiz bir şey göreceğiz; Çünkü dertlerden kurtulmanın üç yolu vardır derler: O güne kadar görülmemiş bir şeyi görmek, o güne kadar duyulmamış bir şey duymak ya da o güne kadar bilinmeyen bir yer tanımak. O halde bu senin iyileşmene yardımcı olacak bir deva da olacaktır''. Bunun üzerine halife yatağından kalkmış ve Cafer ,tadımcıbaşı İshak, Ebu Nuvas, Ebu Dulaf, Mesrur ve kılıççısı ile yola düşmüş.
Şehrazat'ın anlattığına göre, vezirin tavsiyesine uyarak, yardımcıların ve tadımcbaşının refakatinde, o sabah hiç görmediği topraklara doğru yola çıkan Harun-ür Reşit'le, 8. yüzyılın başlarında Peygamberin izindekiler, daha önce görmedikleri ülkelere ayak basmaya, dolayısıyla Kuzey Afrikadan çıkıp Batı Gotların ülkesine girmeye başlarlar.
Erdmute Heller'in
Arabeskler Ve Tılsımlar kitabından
Huzur apartmanında huzurlu bir hayat sürmeniz duasıyla...
Yazınız çok anlamlı geldi bana zira aynı dertten muzdaribim
öneri
Çar, 03/01/2007 - 04:54 — g.esra günaltayiç sıkıntısı ve huzur aynı apartmanda yaşamaz sanıyorum.ya apartmanı değiştirin ya da apartmanın adını..öyle geliyor ki ikincisi daha kolay:)
fakat derim ki ayrıca kalbi genişletir,motivasyondur,çağın rahatsızlığıdır,iddialı değil bunu peşinen söylüyorum bir müslümanın kalbine yakışanı giymesidir..
sonra hem güzel bir yazı...
içimizdeki sıkıntı
Pzt, 16/04/2007 - 21:48 — Emine Şeker....Alçaktan uçan martılar gibiyim.. Kanatlarıma deniz bulaşıyor, bulutlara hayallerim.. İkisine de doyamadan kaldım araf’ta.. Ya hayat sevmiyor beni ya ben sevemedim hayatı..Ya huzur kalmadı yüreğimizde ya da huzuru aramaz olduk birbirimizde. Ne apartman, ne cadde, ne şehir, ne dost, ne aile... Hepsinin adı HUZUR olsa, içimizdeki SIKINTI en başta... Galiba en iyi ve en tekil ilaç: DUA.DUA.DUA.