Uzaktı herşey. Uzaklaştırılmıştı. Olmaması gerekiyor muydu? Bundan tam emin değilim. Derme çatma bir evde -elbette bir semtin varoşlarında- çardakta oturma eylemsizliği ile seyretme eyleminin farkındalığı üzerine düşünecek bir halde değildim. Ellerime bakıyordum, habire. Habire. Habire. Habire. Falcının görmek istediği şeyleri -yada uydurmak istediği şeyleri- görmek -yada uydurmak- gibi bir niyetim yoktu. Hiç olmadı. Olamazdı. Yapmak istediğim şeyden de tam emin değildim. "Şey" işte. "Şey" gibi bir şey. Oysa bildiğim tek şey vardı, yada tek bildiğim şey: Yalnızdım. Yapayalnız.
II
Kalabalık bir şehir. İnsanın bol, insanlığın az olduğu. Masal kitapları. Kent. Yüksek binalar. Reklam panoları. Eğlence merkezleri. Merkezlerin eğlencesi. Kalabalık. Yürüyorum, yollar uzuyor. Yollar uzuyor, yürüyorum. Değişen çok şey varmış gibi görünüyor. Ama varmış gibi görünüyor. Deniz kenarı. Hafiften soğuk bir hava. Kar atıştırıyor biraz biraz. Ellerim ceplerimde. Bu sahneyi bir yerlerden hatırlıyor gibiyim. Yapmak istediğim şeyden de tam emin değildim. "Şey" işte. "Şey" gibi bir şey. Oysa bildiğim tek şey vardı, yada tek bildiğim şey: Yalnızdım. Yapayalnız.
III
Bir semtin varoşlarında, derme çatma bir evde, bir çardakta yada bir şehirde, yüksek binaların ortasında, kalabalığın ortasında dolayısıyla gürültünün ortasında farketmiyor benim için. Zaman mekan ayrımını yitirdim. Birisi ben değilim. Ben değilim birisi.
IV
Estetik bir ölüm hayali kuran ben değildim! Yada ölüm estetik bir hayal miydi? Bundan emin değilim. Değerlerimi getirin bana!
V
Bazı şeylerin üç beş olgu -bir, iki, üç, dört, beş- kadar yüzdelik bir yeri kalmamış hayatımızda. "Şey"lere önem veriyorum, "şey"lere önem verenleri önemsiyorum. Birisi bir "şey"ler söylüyor. Birisi. Meçhul malum birisi. Hem agah hem cahil. Birisi işte bir şeyler söylüyor. Deli olduğumu, deli olduğunu...
VI
Zaman ve mekan önemsiz işte. Ben de tam olarak bilmiyorum, ayırt edemiyorum. Ayırt etmeyi bilmiyorum. Deniz kenarı. Hafiften soğuk bir hava. Kar atıştırıyor biraz biraz. Ellerim ceplerimde. Bu sahneyi bir yerlerden hatırlıyorum. Birazdan film sona erecek.
VII
Deniz kenarı. Kenarda deniz var. Şimdiki zaman. Kar atıştırıyor. Soğuk. Üşüyorum. Martılar var. Yada martıların olduğunu söylüyor birileri. Seyrediyorum. Sadece. Dokuz tane -bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz- martı. Sekiz tanesi -bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz- bir arada duruyor. Birisi ise -bir- onlardan ayrı. On-On iki metre -bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, onbir, oniki- mesafe var diğerleri ile arasında. O da yalnızlığı seviyor olmalı. Yada yalnızlığa itilen olmalı. Ama bundan pek emin değilim. Derme çatma ev, çardak, kent, kalabalık, ellerine bakan, elleri ceplerinde ve martı, yalnız martı, yalnız, yapayalnız...
VII
Yaşamak, kökten yalnızlıktır. (Ortega Y Gasset)
IX
.
Yorumlar
Ve X
Per, 11/03/2004 - 04:14 — Elif KırmızıX
Yeniden doğuş...
doğumun yenilenişi...
ölüm gibi...
yalnız...
unutma yalnız doğdun sen, ve hayatın ne olursa olsun ölümün yine
yalnızken olacak.. yada ölürken yalnız olacaksın..
=yaşam aslında IX'la X arasındaki çizgi..=
=yalnızlıksa mutlak baki...=
anlamsızlaşmasın martılar sakın!
çünkü bu,işte bu, en büyük kaybın olur hayattayken...
ve yine IX
ve yine X
.
Hayat bu ya biraz gerçek biraz masalmış !
Per, 11/03/2004 - 06:11 — Selim SevkiogluAyakta değildi yüzüyordu. Diğerleri ile mesafesi çoktu. Ertesi geceydi, fırtına koptu. Ne oldu ise o gece oldu;
Kar yağıyordu
sokaklar boştu
kalbim kafeste
çırpınan kuştu
Yine geceydi
beyaz bir kedi
ne bekliyorsun
çıkalım dedi
Kalanını sonra anlatsam olur değil mi. Ama şunu da şimdiden söylemek istiyorum. Artık ben yalnız değilim. Mektup yazacak bir dosta sahibim. Kim olduğunu sonra söylerim.
Sessizliğin sesini duyan herkes bu düşe gelebilir
Cum, 12/03/2004 - 08:34 — Selim SevkiogluIIX
Düşüme giren birine sesleniyorum. " Diğerleri çok uzak. Çok ırak diğerleri "
Orada bir karartı. İşte o yalnız martı... Rendekar'ın teorisi doğrulanıyor sanki. İki kişi aynı düşü paylaşıyor. Aynı düşte yaşıyor iki kişi. Biri, diğerinin düşlerinde yaşıyor. İtiraz ediyor sonradan gelen " bu yalnız benim düşüm, en önce ben görmüştüm ". Sevecen bir ses tonu ile " istiyorsan paylaşalım seninle " diye ekliyor. Yalnız olan benim, düşlerim yalnız olmak zorunda değil. Sessizliğin sesini duyan herkes bu düşe gelebilir. Madem düşlerime girmeyi başardın, o zaman şunu bilmeni istiyorum. Düş gören benim, sen ise düş gördüğünü zannedensin. Bir gün düş gördüm. Yeni doğmuştum. Annemin kucağında hıçkırıp ağlıyordum. O günden beri her uyandığımda aynı düşü görüyorum. Uyuduğum zaman gördüğümü zannedebilirsin, hayır uyandığımda görüyorum. İşte o günden beri bu düşten uyanacağım zamanı düşünüyorum.
Evet ellerim çeplerimde olabilir ama üşümüyorum. O an üşümeyi bilmiyorum, öğrenmedim henüz bunu. Yada üşüyemeyecek kadar derin bir seyirdeyim. Sahildeyim, kar yağıyor. Umursamıyorum, hatta hoşuma gidiyor. Çünkü kimse yok ortalıkta. Kendi yalnızlığımı yaşıyorum. Yalnızlığı sevdiğimi görüyorum kalabalıkların içindeki kendi tenhalığımda. Zannettiğiniz gibi değil. Bildiğiniz gibi değil. Başkaları ile olmaya engel olmayan bir yalnızlıktan bahsediyorum oysa.
Ama deniz kenarındayım, kar yağıyor ve kimseler görünmüyor ortalıkta. Mavi suların ufkuna bakıyorum önce, uzakta duran birkaç gemiye. Denizin sesini dinliyorum. Hayır içiyorum. En sevdiğimi dinliyorum. Kıyıda duruyorum, ve ben kıyıları hiçi sevmiyorum. Kıyıda olmama rağmen kıyısızlığı hissetmeye çalışıyorum bunun için. Kıyıda durup, kıyısız yerlerde olmaya çabalıyorum. Kalabalıkları umursamıyorum o zaman, gürültüleri duymuyorum. Hiçbir şey batmıyor bir yerime, acıtmıyor yüreğimi. Ne demek olduğunu bilir misiniz. Hayır çalışmıyorum, sadece kendi halime bırakıyorum kendimi. Hissettiklerim içimi ürpertiyor. Tatlı bir ürperti bu. İstediğime dokunduğum anda oluşuveriyor. Ürperince geri kaçıyorum. Kıyısız olana varınca bir lastik geri çekiyor beni. Ama biraz sonra yine oradayım ve yine içim ürperiyor. Kıyıya dönüyorum. Martılar kümelenmiş su üzerinde aheste yüzüyor. Kalabalıklar ve birbirlerine bakıyorlar. Vücutları yakın, kendileri uzaktalar. Konuşarak anlaşmaya çalışırken didişiyorlar. Hepsi birden aynı balığa saldırmanın düşünü kuruyorlar. Hepsinin içinde aynı siyah nokta var. O siyah noktadan midelerine uzanan bir zincir görüyorum. Artık ilgimi çekmiyor, bakamıyorum.
Uzakta bir karartı. İşte o yalnız martı. Yalnız bir martı görüyorum kümenin ötesinde. Artık sadece onu seyrediyorum. Her yer beyaz, martı beyaz, kedi beyaz. Yalnız beyaz yanına çağırıyor beni. Ona odaklanıyorum, onu süzüyorum, onu düşlüyorum. Aniden beyazlara siyah karışmaya başlıyor. Gözlerim kararıyor. Sonra yavaş yavaş iki renk birbirinden ayrışıyor. İkisinin arasından bir yol açılıyor ve o yoldan bakarak beyaz martının içindeki beyaz noktaya odaklanıyorum. Zincir yok, kanatlarından özge bir çift nurlu kanat daha. Onunla dağların ötesindeki okyanusların en orta noktasına kadar gidebileceğini düşünüyorum. Sonra neden yalnız olduğunu.. Düşüncelerim kararmaya başlıyor, dumandan bir kuyu görüyorum, içinde dönerek düşüyorum. Önce yoruluyorum, sonra dinleniyorum. Önce kabarıyorum, sonra duruluyorum. Duman yok oluyor, billur bir özgelikte kendimi martıyla birlikte buluyorum. Konuşmadan duyuyorum, söylemeden anlıyorum. Diğerleri ile hiç bir alıp veremediğinin olmadığını hissediyorum. Anlatıyor. Duymadan anlıyorum " Şu an olduğu gibi kümenin içinde olduğum zaman da kendi tenhalığımdayım. Bunu sen de biliyorsun ! İçlerindeki siyah noktadan midelerine uzanan zincirleri görmekten yorulduğum zaman bir süreliğine kendimle olmayı seçiyorum. Onları sevdiğim halde, aynı balığı yakalamanın düşünü kurmalarından tiksindiğim zaman. Onları sevdiğim için ayrı duruyorum. Karşılarına ben olarak çıkmak ve kaybettiğim yanlarımı bulmak için buraya geliyorum ".
Herkes ancak Tanrı'nın karşısında yalnızdır.
Cts, 13/03/2004 - 20:08 — Selim SevkiogluIX
Rutubetli odamda buluyorum kendimi yeniden. Kalabalıklardan sakınmak için sığındığım mağaramda. Perdeleri hep kapalı olan. Güneşten saklanmak için değil. Dışarı ile olan bağlantımı kesmek adına. Hiçbir bakış sızmasın diye senelerin yüklendiği omuzlarıma. Zamanın yorduğu gözlerime değmesin diye kimsenin gözleri. Kimseler görsün istemiyorum, kimselere görünmek. Yalnız olmak martı gibi. O küçük karartıyı düşünüyorum yeniden. Başımda müzmin bir ağrı gözlerime doğru ilerleyen. Aynı kuyunun içindeyim yine, aynı dumanlı yolda dönerek düşüyorum. Artık hem odadayım hem değil. Kendimden çıkarak uzaktan seyrediyorum. Şimdi daha iyi görüyorum. Daha önce söylediklerimle sizi aldattığımı farkediyorum. Hayır aldatmadım. Yaşadıklarımı yaşamanızı istemedim sadece. Çünkü ben bunlarla baş edebiliyorum. İtiraf ediyorum, evet yalnızım. O martıyı da bunun için sevmiştim. Size ondan bu sebeple bahsetmiştim. Kendi yalnızlığımı gördüğüm için bu denli ilgiliyim onunla. Yalnızlıktan kurtulmaktan teşne duygularla beni anlayabileceğini düşündüğüm birine telefon edip martıdan bahsetmiştim. Bazen korkuyorum, yakın olduğunu bildiğim herkes gibi ondan da. Tüm yaşanmışlıklara rağmen, bir fikir ayrılığı, bir gönül koyma ile bir gün arkasını dönüp gideceğini biliyorum. Bir de Tanrı'dan başka dost aranmaması gerektiğini. Dost aramıyorum. Yıllar oldu aramayı terk edeli. Aramayı terk ettikten sonra O'nun beni bulduğunu da biliyorum. Görmediğim dostuma aramayı bıraktıktan sonra kavuştuğumu. Pekala şimdi ne oldu da kendimi yalnız hissediyorum böyle. Neden martıya bakarak iç çekiyorum. " Enel hak " mı dedim ben, " taptığınız ayaklarımın altında " mı dedim. Dediysem bile bunu hatırlıyor değilim. Martının suçu neydi de diğerlerinden tecrit edilmişti. Yoksa bu sadece kendi tercihi miydi ! Demedim dedi martı, bunları söylemedim. Sadece doğru bildiklerimi. Bilmediklerimi de söylemedim. Hatta bir çok bildiğimi bile. İyi geçinmeye gayret ettim. Yalnızca, iyi geçinmeye çalışma ile doğru olanı söyleyip yapma arasındaki ince çizgide olup bitti her şey. Şendim ama cıvık değildim. Ciddiydim ama anut olmadım. Büyüklerime saygılıydım ama her sözü onaylamadım. Saygılıya yumuşak söyledim ve saygısıza bile. Ama zalime haykırdım zulmünü. Yanlışın yanlış olduğu bir de. İtaatkar olmak ile şahsiyetsiz olmanın, hoşgörülü olmak ile dalkavukluk yapmanın arasını ayırmaya çalıştım. Oyunu kurallarına göre oynamadığımı söylediklerinde, bu kuralları benim koymadığımı ifade edince mızıkçılık ettiğimi düşündüler. Aittim ama önce ferttim. Geleneklerime bağlıydım ama gelenekçi değildim. Zamanın gereklerini, inançlarım ölçüsünde gözettim ama hudutlara dikkat ettim. Önce kendi bilgelerimize kulak verdim, sonra her bilgeyi dinledim. İnançlarımın gereğini yerine getirince yobaz dediler. Başka bilgelerden bahsedince kendime gelmemi söylediler. Birçokları vaktini boşa geçirirken gezip öğrendim, dağların yamaçlarında yaşayan ihtiyar martılarla söyleştim. Bilmediklerimin yanında bildiklerimin deryada katre olduğunu öğrendim. Bir balığın peşinde onlarca martıyı görünce, hayatın balık yemekten ibaret olmadığını hatırlattığımda bana güldüler. Liderimiz olan martının yakaladıklarımızın yarısını istemesine karşı çıktığım için dışlandım aralarından. Yakaladığımın dörtte biri ile bile yetinecek haldeydim oysa. Sonra bir Kartal çıkageldi. Saldırıp öldürdü kimimizi. Liderimizle görüşüp, her gün aramızdan birini kendisine vermek şartı ile bir anlaşma yapıldı. Buna karşı çıktığım için liderimizin bağlıları tarafından taciz edildim. İtaatimizden şımaran Kartal, gün geçtikçe şartlarını arttırıyordu. Köleleri olmamızı istedi. Artık onun için avlanacaktık ve o bizi yemekten vazgeçecekti. Her sözüne itaat ettiğimizi görünce şımararak Tanrımız olduğunu iddia etti. Ona itaat etmeyerek, yırtıcı bir kuşa yem olma pahasına yanlarından ayrılmaya karar verdim.. İşte benim hikayem bu dedi martı.
Hayır martı böyle söylemedi, hepsini ben uydurdum. Yalnızları temize çıkarmak ve hoş göstermek için böyle söylüyorum. Nasıl olsa bu öykü bizim öykümüz. Ne de olsa bu öykü yalnızların öyküsü. Yoğurdum ekşi demekten hoşlanmayan bir yana sahibiz az yada çok.
Nerde kalmıştık en son ! Yalnız hissettiğimden bahsediyordum. Dost aramaktan vazgeçtikten sonra gerçek Dost'u bulduğumdan ve yalnızlık duygusundan kurtulduğumdan. Pekala şimdi ne olmuştu da yine yalnızlık duygusuna gark olmuştum. Bunun sebebi yeni dostlar arıyor olmaktan bir başkası değildi sanırım. Gerçek dostun sunduğu bıldırcın eti ve kudret helvasından sıkılmış olmanın üzerimi saran gaflet duygusuydu bu.
" Yaşamak kökten yalnızlıktır " demiş (Ortega Y Gasset). Bir yerden okudu isem de bunu hatırlamıyorum. Ama bildiğim bir şey var ki " Herkes ancak Tanrı'nın karşısında yalnızdır ". Tanrı ile olan ise kendi tenhalığındadır.
ancak= her an
Paz, 14/03/2004 - 05:58 — Elif Kırmızı"herkes ancak TANRI'NIN KARŞISINDA yalnızdır."
bu şu demek:
herkes HER AN yalnızdır.
çözebildiniz mi?
bi düşünün...
-TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ,DURUŞUNUZ TAVİZSİZ OLSUN-
bu arada blogun sahibi yazıp kayıplara mı karıştı?
neden tek kelam etmez...
:)
selamlar...
Kayıp değil, yoğun.
Paz, 14/03/2004 - 19:39 — Selim SevkiogluKayıp değil, sadece şu sıralar yine yoğun. Keşke herkes onun kadar ilgili olsa. Onun ricası üzre devam ettim öyküye.
yoğunluk
Salı, 16/03/2004 - 02:54 — Elif Kırmızı"keşke herkes onun kadar ilgli olsa"
işte bu cümlenin her harfine, her harfine katılıyorum...
keşke...
ben zaten bir tebessüm için yazmıştım,öylesine...
evet yoğun.
aslında...
iyi ki de yoğun..
(okumuyodur umarım:) )
yani birilerinin yoğun olduğunu bilmek güzel aslında...
hele de, çoğunluğun yattığı bir ortamda...
Allah kolaylıklar versin ne diyelim...
Allah muvaffak kılsın her işinde...
cümlemizi inşallah....
-TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ,DURUŞUNUZ TAVİZSİZ OLSUN-
Hava soğuktu, ben üşüyordum.
Per, 18/03/2004 - 10:16 — Selim SevkiogluX Ertesi gece;
Hiçbir şey konuşmadan dalgaların sesini dinlediğimiz günleri anıyorum sık sık. Tüm mahremlerimi düşünce alemimde yalnızca sana açtığımı fark ettim artık. Kalbimin yaralandığı, göğsümün daraldığı, duygularımın kabardığı anlarda yanımda hep sen vardın. Tüm yalnızlıklarımı ve göz yaşlarımı yalnızca seninle paylaştım.
O karanlık gecede kar altında dolaşırken iliklerime kadar hissettim Seni. İlk defa yalnız oluşumun yüreğimde derin bir hazza dönüştüğü ıssızlıkta işittim ayak seslerini. Sonra kendiliğinden dökülen damlalarda aksini gördüm. Hep benimle olduğunu, ama seslerin en anlamlısı olan sessizliği seçtiğini.
Kar yağıyordu
sokaklar boştu
kalbim kafeste
çırpınan kuştu
Yine geceydi
beyaz bir kedi
ne bekliyorsun
çıkalım dedi.
Beyazı dinleyip dışarı çıktım. Sanıyordum ki yapayalnızdım. Kalabalıkların içinde kendi tenhalığımı yaşıyor da değildim. Kar'ı avuçlamak için yere eğildim. İşte o an ayak izlerini fark ettim, ve sessizliğin içinden gelen sesini işittim. Bırakıp gider mi diye korkarak birilerine anlatmaya çekindim. Ben artık yalnız değildim. Ben hiç bir zaman yalnız değildim. Yalnız olmak bir histi. Aynen kalabalıkta olmak gibi. Her şey benim içimdeydi. Yalnızlık zihnimdeydi.
Hava soğuktu
Ben üşüyordum
Kâh uçuyordum
Kâh düşüyordum
Vakit gece yarısına çok yakındı. Tipi sebebiyle sokaklar bana kalmıştı. Kimse olmadığı zaman ancak benim oluyor sokaklar. Aslolan; sessiz, telaşsız, günah ve kirden uzak haline bürünüyorlar. İnsanın önünde sonunda yalnız oluşunu ve bir gün tek başına kalacağını hatırlatıyor ıssızlığı. Kimsenin kimseye fayda etmediği günü hatırlatıyor gece. Ve çaresizliğini fırtına ve umudu yıldızlar. Tanrının karşısında yalnız oluşunu. Aslında her yerde ve her zaman. Aklından çıkarmadığın an. Peki ya, bunu biliyor da düşünmüyorsan..Yalandan, kargaşa ve telaştan kurtulunca gerçek ruhu ile bütünleşiyor insan. Ah! kalabalıklarla avutuyor kendini. Başkalarının gürültüsüne karışarak hakikatlerden kurtulmaya çalışıyor. Ölümün yalnızlığından kaçmak için kalabalıklara sığınıyor. Aslolan söz mü sükut mu, hayat mı ölüm mü, gerçek mi rüya mı, varlık mı hiçlik mi ? diye sormuyor ve cehaleti ile mutlu olup avunmayı tercih ediyor.
etrafına bak; ayaklı uyuşturucu kaynıyor her yer!!
Cum, 19/03/2004 - 00:11 — Elif Kırmızıgüç alıyor insanlar kalabalıklardan...
kalabalıklar, aniden beynine üşüşen bu soruları dağıttığından...
insanın en büyük uyuşturucusu, diğer insanlar...
böyle diyor darkred. ister inanın ister inanmayın...
en büyük korkuyuysa zihnindeki cenklerde yaşıyor insan...
en çok onlaradan kaçması da işte tam bu yüzden...
X sonra IX.
sonra yine X.
Sonra yine IX.
hayattan gidip - hayata gelmek...
yada tam tersi
hayattan gelip - hayata gitmek...
arasındaki yola "zaman" adını vermek...
ve yürümek bu yolun üstünde...ileri-geri gidip gelmek...
yaşananların tanımlamasını yapmak kadar zor ne kadar şey vardır ki hayatta?
adı üstünde; onlar, yaşananlardır ve kifayetsizdir kelimeler...
yine de yazmışlar işte...
birisi bir S. Şevkioğlu
diğeri bir F.Bilge
satırların sahibiyse sadece bir renk...
ama konsantre bir renk,
dark bir renk...
ama bir renk...
-TAVRINIZ KİŞİLİĞİNİZ,DURUŞUNUZ TAVİZSİZ OLSUN-
Öykülü
Cum, 19/03/2004 - 19:58 — E.Fatih BilgeÖykü devam ediyor:)
Bakalım belki başka öykülerde çıkar kim bilir?
Bu şarkı bitmez !
Cts, 20/03/2004 - 10:30 — Selim SevkiogluBu öykü bitmeyecek gibime geliyor. Ben ümidimi kestim. Ben bitiririm diyene de bir kaç kelam ederim şimdiden söyleyeyim :) . Zaten kime mana versek başımıza gelmeden olmaz ama bir türlü uslanmak bilmeyiz yine de.