Parliament mavisi fona atılmış kavisli çentik; Hilâl, arabamızı takip ediyor. Romantik bir uğurlama bekliyorum İstanbul'dan. Havaalanına, hacıları yolcu etmeye gidiyoruz çünkü.
Heyecandan uyuyamamış, hep bir şeyler unuttuğunu sanan ve valizleri kontrol eden telaşlı insanların arasında olmak beni de yolculuk havasına sokuyor. Oysaki yanıma çanta bile almamışım. Bu filmi daha evvel seyrettiğimden, tedbirliyim.
Kapıdaki güvenlik görevlilerinin "kürdan"a mızrak muamelesi yapacaklarını biliyorum, keyiflerine göre pardesüleri çıkarttıracaklarını, itiraz edince bayan polis eşliğinde odada aranma tehdidi ile karşılaşacağımı ve üzerimi çıkarmaktansa aranmayı tercih edeceğimi biliyorum. Bu yüzden yanımda beş kuruş yok, saat, küpe, kemer takmadım. Tokam paket lastiğinden, başörtüm iğnesiz, kapıda bipleyerek kimseye malzeme olamam bugün. Ve bunca tedbir işe yarıyor, sessiz sedasız ve kıyafetimi çıkarmadan içeri girebiliyorum.
Nabızları, -şimdilik boş olan- salonda Afrika yerel müziği konseri varmış gibi "tamtam solo" yapan insanların yanına yürüyoruz hemen: Grili, sakallı, böşörtülü, çoğu yaşlı. Onlar da bizim gibi uçuştan altı saat evvel, sabah namazlarını kılıp yola çıkmışlar.
Sohbet ediyoruz, dua listesi veriyoruz Hacı adaylarının ellerine, aman yanlış bir şey istemesinler bizim için. Seneye inşallah orada oluruz, diyorum. Peygamber Efendimiz'e hususi selam gönderiyorum. Uykumu dağıtan bir his bulutunun içine giriyorum; hep orada kalsam keşke...
Saatler geçiyor ve namaz vakti giriyor, uçağın kalkmasına bir buçuk saat kalmış. Öğle namazını kılmak için bir grup kız, Mescid'e yürüyoruz. Mescide varmadan WC tabelasını görünce sabah namazının emektar abdestini cilalayalım diyoruz. İncik, boncuk satan dükkanların önünden geçip kapıyı aralıyor ve görevli kadınla gözgöze geliyoruz. Öyle şaşkın ve memnuniyetsiz ki, sanki kanunsuz bir iş yapacakken bütün planlarını alt üst etmişiz gibi bakıyor. Bizi görür görmez:
-Burada abdest alamazsınız, diyor hızlı hızlı. Ağzımızı açmamıza fırsat vermeden tekrar:
- Mescidin yanında abdest alabilirsiniz, diye ekliyor önceki sebepsiz sert cümlesine.
Sessiziz, orada abdest alınamayacağını kabullenecek durumdayız fakat uyaran kişinin tavrı çok garip. Abdest alamayacağımız musluklu odaya bakıyoruz şaşırarak.
-Tuvalete gideyim o zaman, diyor arkadaşım. Görevli kadın, havalimanının sadık şövalyesi:
-Abdest alacağınız yerde tuvaletler var, oraya gidebilirsiniz, diyor.
Anlıyoruz ki, hacı adaylarının yarattığı örtülü kalabalığının tuvaletleri istila etmesinden ve gariban turistleri korkutmasından endişe ediliyor. Kamusal ve elit tuvaletten kovuluveriyoruz birden. Eyvallah, sen görevini yaptın, diyoruz ve mescidin yanındaki WC tabelasına yöneliyoruz. Fakat o da ne? Orada da abdest alınamıyor. Önce tuvalete giriliyor, sonra tuvaletten dışarı çıkıp mescidin şadırvanına geçiliyor. Talimatlara uyuyoruz, ihramlı arkadaşlarımızın ihramdan, dinden, imandan çıkmamalarına özen gösteriyoruz. Fakat sürgün burada da bitmiyor: Mescidin şadırvanında ayna arıyoruz, bulamıyoruz, ve namazlar kılınıp dışarı çıktığımıza tekrar Aynalı WC dolaylarına uğrayıp iğnesiz başörtülere şekil veriyoruz.
Abdest ve namaz macerasının sonuna geldiğimizde lokantaların arasındaki mescidden çıkıyoruz ve "Aşı Odası" tabelasını görüyoruz birdenbire. Müslümana eziyet eden kuduzları bu odaya yönlendirmek gerek diyorum. Şikayet kutusunun yanından geçerken duruyorum, kağıttaki seçenekleri dürüstçe cevaplıyorum. "Diğer öneriniz" kısmına:
-Tuvalet görevlileri önyargılı ve kaba! yazıyorum. Bu nota gülüyorum, fakat düzeltmiyorum. Okuyan müdürlerin tepkisini merak ediyorum. Önyargılı temizlikçi ne demek acaba, kadına bunun hesabını soracaklar mı peki, keşke İngilizce yazsaydım şikayeti, daha katmerli olurdu cezası... Ceza mı, sanki ortada bir suç var da. Kadın görevini yaptı işte, kapıdaki güvenlik görevlisi de aynısını yapıyor. Bir de duvarlara "görevlinin dediği olur" mealli uyarı cümleleri yazmışlar, bu durumda asıl suçlu biziz, Görevliler İmparatorluğu'nun mermer avlusunu işgal etmeye hakkımız yok. Bir an evvel ya uçağa binmeli ya da eve gitmeli... Ben mi hassaslaştım, insanlar mı kaba? Hac sabırdır, havaalanında başlıyor macera. Bu zorlukların da haccın bir parçası olduğunu hissediyorum. Susmalı, kızmamalı aslında...
Vakit ilerledikçe grili adamlar beyazlaşıyor. Seviyorum bu manzarayı, beyaz yakışıyor insana. Giden de, gidemeyen de ağlamaya başlıyor. Bir kameraman ağlayan yüzleri takip ediyor. Haberlere çıkmamak için kendime sakin bir köşe seçiyorum.
Ben de gideceğim diyorum, aklıma He-Man'deki İskeletOr'un sözleri geliyor:
"...Bir dahaki sefere He-man, bir dahaki sefere..."
Yorumlar
Hacca gidelimmmmmmm
Cum, 22/12/2006 - 15:25 — Betul SehrayinGezinin hazırlık aşamasının ele alındığı bir yazı olarak, hayli hoş olmuş. Her Hacca gidiyorum diyenin yanında gözler doluyor şu sıra, ve hep dua isteniyor; Bize de dua edin, bize de görmek nasip olsun! Ve Aysun hanımın Peygamber Efendimize yolladığı selam da ayrı bir şık olmuş. Kıskandım desem yeridir. Bunu not ettim.Yapmalılara.
Ben rüyamda gidiyordum geçenlerde, o zaman telaşını hissettim. Ve o zaman muhasebesini yaptım. Ancak rüyada yaparlar muhasebesini herhalde, gitmeye henüz fırsatı olamayan insanlar, diğerleri sadece isterler, hayal ederler, burunlarının direkleri titrer.
Havaalanındaki gariplikleri anmıycam bile. Onlar zaten gariplik propagandacıları. Ne beklenir ki?
Ellerinize sağlık Aysun hanım..
Muhafizlar! Yakalayin!
Cum, 22/12/2006 - 15:30 — U.Ali BirkardeşlerAh, nedir bu muhafizlardan(!) cektigimiz...
Ihrama girmis, bekliyoruz...
Sevincimiz bizlerden evvel goklerde ucuyor...
Vakit gecsin diyoruz... Oturuyoruz, kalkiyoruz, yine oturuyoruz... Volta atiyoruz... Yeter ki vakit gecsin! Sabirsiz sabirsiz dolaniyoruz, beyaz guvercinler gibi... bir tatli telas... bir tatli heyecan... guzel bir portrede bulunmasi gereken tum renkler mevcut icimizde...
Sonra... birden... bu sevinc telasi birilerinin huzurunu kaciriyor, korkularina korku katiyor... Telas, panik... Acele bir anons:
MEKKE'YE GIDECEK TUM YOLCULAR LUTFEN 116 NUMARALI KAPIDAN GIRIS YAPINIZ!
Ihram birilerini rahatsiz ediyor...
Ortu birilerini rahatsiz ediyor...
Sakal birilerini rahatsiz ediyor...
Nedir bu muhafizlardan cektigimiz....
Aysun Hn. tesekkurler, ellerinize saglik...
Allah mübarek etsin
Cum, 22/12/2006 - 15:39 — Ranuna SaruhanMüstakbel hacıların derdi havaalanında başlıyor. Kutlu yolculuk düzensiz, özensiz, hassasiyetsiz uygulamalar sebebiyle sabır çizgisinin zorlandığı bir imtihan haline geliyor.
Sabırla birlikte gerekli uyarı ve tenkitleri yapmaktan da kaçınmamak gerekiyor.
İnşaAllah bir dahaki sefere ben de aysun...
Kutsal Yolculuk denmisken...
Cum, 22/12/2006 - 16:36 — U.Ali BirkardeşlerKutsal Yolculuk denmisken...
Arsivlik bir kitap tavsiye etmek istiyorum:
Mecca the Blessed, Medina the Radiant: The Holiest Cities of Islam
Kitaptan Ornek Resimler
Hajj/Ali Kazuyoshi Nomachi (Fotografci)
(Bu linkin de ilerleyen sayfalarinda kitaptan ornek resimler var, kucuk de olsa.)
Off Of...
Cum, 22/12/2006 - 20:19 — Melike S.AydınOf diye başlıyorum yoruma Aysun. Nedenini biliyosun.
Şu yaşıma kadar anne-babam hariç pek bir kimseyi uğurlamadım hacca. Bana çocukluğumun saf'lığını bir kez daha yaşattın bu yazıyla. 6 yaşındaydım onları uğurlarken okula başlayacaktım. O zamanlar haziran ayında uğurlanıyordu hacılar serin bir haziran şafağında. Hava alanına kadar değildi belki ama benim yolculuğum daha bir değişikti. Ağlayanlara bir anlam veremedim en başta. Çok iyi hatırlıyorum ayıp olmasın diye kendimi sıkmıştım ama yine de başaramamıştım. Ancak aradan geçen günler buna yardımcı olmuş, sonra da susmak bilmemiştim.
Aradan yıllar geçti ve bugün yakın bir arkadaşımın "hacı uğurlaması" konulu yazısına yorum yapıyorum. Yazdıkların insanın yüzüne buruk bir tebessüm çiziyor öncelikle. Sonra doğruluk payını hesaplıyorum. Bu kadar da olmaz, diye düşünenler olur mu bilemiyorum buralarda yazdıklarına.
En çok şeye takıldım. İnsanların yaşlı oluşlarına. Yıllar geçtikçe genç hacılar çoğalsa da ağırlık hala teyzelerle amcalarda. Daha geçen duydum biri diğerine sen ne zaman gidiyorsun efendi, diye sormuştu da o, evdeki oğluyla kızını göstermişti. Hacca gidememenin sebebini gösteren "Tipik Türk" örneği. Fesubhanallah...
Rabbim bizleri de genç yaşta o kutsal beldelere gidip, hakkıyla haccını eda edip dönen kullarından eylesin.
peygambere hurmet edenler
Cum, 22/12/2006 - 20:36 — medine doganBir ablamiz vardi her yil uc aylar basladigin da tasaruflarini artirirdi, bizi yolcu etmek ici ngeldiginde elimde bir zarf baya para yuklu bana vermisti, takildim, hayirdir yoksa yol masraflarimi sen mi karsiliyorsun diye, hayir malesef dedi, bu para Mescidi Nebeviye hizmet edenlere dagitmani istiyorum. Bizim insanlar elhamdulillah boyle hurmetliler efendimize. Galiba Osmanlida kalma guzel br ozellik bizi
Heyecanlandım...
Cts, 23/12/2006 - 00:38 — Sule DemirtasNe güzel yazmışsın Aysun. Ömer Seyfettin hikayesi gibi, yazdığın yazılar insana mekanın fotoğrafını da çıkartıyor. Orada oluyorsun.
Mekke'ye gidişim geldi aklıma. O heyecan. O bekleyiş. 2 gun öncesinden başladığım gün sayma. Havaalanı'ndan annemi arayışım ve sağanak halinde ağlamam. 6 saat kucağımda çocukla beklediğim uçak, saatlerimi harcadığım passport kuyrukları...Hacıların koşturmaları, acelecilik. insan hayatında en çok o zaman aceleci olur. en cok o zaman sabırsız olur.
Beni oralara götürdün...Anılarımı yeşerttin. Aşk olsun Aysun..aşk olsun...
ve cemaat.com üyelerinden bir arkadaşta şu an o topraklarda. Umarım bize dua eder. maaşallah bu site her dönem bir hacı uğurluyor oralara :)
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Havaalanı üzerine
Cts, 23/12/2006 - 02:07 — S.Setenay ÖzekEvet Aysun Hanım'ı ve yazılarını bende seviyorum.Yazı yazarken,mübalağa etmek,benim de çok sık yaptığım ve sevdiğim bir durumdur.Hatta zaman zaman mantık düzleminden çıkmak pahasına.Bu yazıda belirtilen bütün ayrıntılara ve hassasiyetlere katılıyorum.Bir çoğunu gördük ve genellikle biz bayanlar yaşamak zorunda kaldık bu tür sıkıntıları.Havaalanında ve daha bir çok yerde yaşanan bu önyargılı kabalıklara maruz kalmamak adına tedbir alma zorunluluğu da hep bize düştü.
Ancak bir şeyi çok iyi anlayamadım.Metal dedektörlerden sıkıntısız geçeceğiz diye başörtülerimizin iğnelerini çıkarmak gibi mecburiyetimiz yok.Yanlış mı anladım acaba.Bu kadarını yapmaya kimsenin cüreti de,yetkisi de yetmez eminim bundan.
Ayrıca bu durum sadece hacı kafilelerin uğurlandığı dönemlere mahsus bir şey değil.Business' da yolculuk yapıyor olsanız bile,eğer başörtülüyseniz,kılığınız kıyafetiniz şablonlara uymuyorsa,aynı muamelelere,tavırlara maruz kalıyorsunuz.
Bu davranışlara ne ilk ne de son kez tanıklık edişimiz olacak.Ama bu bizim duruşumuzu etkileyecek,Kutsal topraklara yakınlarımızı uğurlarken yaşadığımız gururu ve buruk sevinci gölgelemeye yetecek
bir durum değil.Selam ve dua ile.
Top/lu Tüfekli İğneler
Cts, 23/12/2006 - 03:04 — aysun yollardagezer:)))
İğneyle geçen ötmüyor:) Geçen sene Hacı karşılamaya gittiğimde çok kaba bir görevliyle takıştığımdan, bu sene tedbirli gittim sadece:) Abarttığımı kabul ediyorum:)Havaalanlarında güvenlik sadece Hac zamanı değil, her zaman sıkı, fakat şükredelim, Amerika'daki gibi ayakkabılarımızı çıkarttırmasınlar, onlar da bi garip:)
Yorum için teşekkürler Setenay, emin ol ki o kısmı bilerek yazdım:))
Seneye Şadan Ercan ve kafilesi ile Hacca gidenlerden oluruz inş.:)
Emrivakinin de bu kadarına pesss!!:))
not: Aklıma geldi: Bir kadın, ordu evine başörtüsünde iğne olanların alınmamasını bana şöyle açıklamıştı: Çok tehlikeli, Kapalı kadınlar
Kamera koyuyolarmış iğneye:)) Hay kameralı iğneler batsın diline kadın! Topundan başka bir marifeti yok bu meretin...
Cemaat Şeyhlerinin Dikkatine!
Cts, 23/12/2006 - 02:02 — aysun yollardagezerÖncelikle Şadan Ercan'a sesleniyorum:)
Cemaat.com'da hacca gitmek isteyen bunca üye var ve siz hala sessizsiniz:) Hani, evlilik ve iş konusunda size başvuran üyeler vardı ya, onların arasına bir de Hacca Gitmek İsteyenleri katın, beraberce gidelim, ne dersiniz:) Tamam abartmayayım, Umre ile başlayın önce:)
Bu arada Şule, Melike, Medine, Betül, Ranuna kardeşlerime yorumları için teşekkür ediyorum. Ali Hamza'ya da ekstradan verdiği linkler için çok çok teşekkür ediyorum.
Bir fotoğraf çok hoşuma gitti: Kabe'ye ellerini dayayan adamlar... Biz de dayarız bir gün inş...
Beyaz giyinenlere selam olsun!
Abartımı?
Cts, 23/12/2006 - 13:13 — rüştü hacıoğluDün yazınızı tebessümle okudum Aysun kardeşim ve dün gece annemi uğurlamaya giderken karşılaştığımız manzara, anlattıklarınızın mübalağa bir yana eksik bile kaldığını söyletiyor şimdi bana.
Gecenin ikisi, terminal o kadar tenha ki, gerilim için hiçbir neden görünmüyor. Kontrol noktasında bizden başka hiç kimse yok. Herkes sakince söyleneni yapıyor, birer birer geçiyoruz derken, hanıma sıra gelince işgüzar görevlimiz pardesünüzü çıkarın demezmi. Kan beynime sıçradı saniyenin milyonda biri hızla yazınız olanca şiddetiyle beynimde şakladı ve '' ben donumu çıkarayım isterseniz '' diye ünledim. Görevlimiz şokta '' terbiyesizlik yapmayın beyfendi '', '' sen ne biçim konuşuyorsun '' dememle sükunete bomba düştü ve şahsiyetsizliği yüzünden açıkça anlaşılan daha pişkin olanı, grogiyi atlatmak için saymaya başladı '' efendim kurallar ...''. '' kim koydu bu kuralı? '' İşte bu soru kardeşlerim maçı bitirdi. Hemen bayan görevli kabine aldı hanımı, pardesüsünü alıp cihazdan geçirdi getirip kibarca giydiydirdi. Aradaki yalaka muhabbetine girmiyorum: '' ya emir kuluyuz.. '' la başlayıp günah çıkarmayla biten özürlere. Direniyorsa biri, vardır bir gücü, başımı ne belaya sokçam, maaşım, kira, taksitler....
Orada bir psikolojik harp taktiği uygulamaya çalışıyorlar. Güvenlik gerekçesiyle oluşturulmaya çalışılan mistifikasyonu, insanlara kabul ettirmeye çalışıyorlar. '' bizim kurallarımız, sizin kurallarınızı tanımaz ''
Müslümanlar için en hayati kuralları bir şekilde dejenere etmenin yolunu arıyorlar. Havaalanları bu gidişle kamusal alan denemelerinin yeni ayağını oluşturacak. Direnin derim. Her noktadan kovulacağız belki ama direnmeliyiz. Yoksa, önümüzdeki zamanlarda havaalanlarına başörtülü giremezle başlayacak süreç, hacılar başörtülerini misakı milli sınırlarından ( laik mikad sınırı ) çıkmadan takmasınlara dönüşecektir.
Şimdi bu söylediklerim komik görünebilir bazılarınıza; ama dünkü manzaraya şahid olmadan Aysun kardeşimizin yazısıda bana mizahi bir hiciv gibi görünmüştü. Sanıyorum sabretmek = direnmek demek kardeşlerim.
Aslında buradan yola çıkarak çok şey söylemek istiyorum ama lafı uzatmaktansa kısa birkaç notla yetineyim.
1- Allah'tan başkasına kulluk yapanlar şahsiyetsizdir. Bu şahsiyetsizler, müslümanları da kendileri gibi şahsiyetsizleştirmek için bir takım nefse hoş gelen gerekçeler üretiyorlar ve böylece kimliğine sahip çıkmayan, omurgasız her emre itaat eden, mabudunu şaşırmış köleler üretmeye çalışıyorlar. Görüldüğü üzre bu olay spontane olmayıp, sistematikleştirilmeye çalışılan bir kimliksizleştirme eylemidir.
2- Okullarda verilen eğitim, hakeza aynı amacın bir parçasıdır. İnançlarını ifade etmesi önlenmiş, kendi içende çatışan ve gidgide paronaya sahibi yahut kimliğini terketmek suretiyle çözüme kavuşan çözülmüş insan. Militer zihniyetli siviller ile başaramdıkları korku salma işini, milli güvenlik dersleri çerçevesindeki uygulama ve üniformalı muhafızları okullarda isdihdam etmek suretiyle, hem öğretmenleri hem öğrencileri sindirmeye dönük yoğun bir psikolojik harekattır.
3- Hastanelerde yapılan uygulamalar, bürokrasi, devletin varolduğu ve bizleri herdaim gördüğü mistifikasyonu çerçevesinde haşyet oluşturma çabalarıdır.
4- Askerlik eğitimi adı altında, genç dimağlar ağır baskılar altında kişilik erezyonuna tabii tutulmaya çalışılıyor. Yani, öncesinde başarılamayan, askerde tesfiye edilmeye çalışılıp, emirlere sorgusuz itaat eden bir kitle oluşturulmaya çalışılıyor.
5- Tüm bunları yapmaya çalışan oligarşik çete sermaye-ordu-mafya ( içinde sermaye mensubu, ordu mensubu, siyaset, stk, medya ve bürokrasi mensuplarından müteşekkil ) sac ayağı ile bu toplumsal şizofreniyi, emirlere itaat eden mankurtlar yetiştirmek suretiyle devam ettirmeye çalışıyor.
6- Temel amaçları, ülkeyi kontrol eden emperyalist güçlere en iyi hizmeti sunup iktidarlarının devamını sağlamak. Bu hizmet en açık biçimiyle, ülke kaynaklarının ( tüm emek, doğal kaynak ve hizmetlerden oluşan gelirler-vergi ) asla halktan başkasına karşı kullanılamayacak silahların alımı suretiyle gerçekleşmektedir. Silahsız halktan başkasına işlemeyecek, etkiden arındırılmış silah = silahsızlanma; bu silahsızlanma için harcanan kaynak = iktidarda kalma vergisi
Sonuç olarak, hamaset yapmayalım kardeşlerim derken, Allah bizi görüyor, kimseyi aldatamayız, öyleyse kendimizide aldatmayalım çağrısıdır. Başımızı ellerimizin arasına alalım, o başın içinde bir aklı taşıdığımızı bundan sorumlu olduğumuzu ve Allah'ın inananlarla beraber olduğunu unutmamamızı hatırlatma çabasıdır.
Selamünaleyküm
Vallahü meassâbirin
Cts, 23/12/2006 - 14:17 — Ümit DemirSabr, Sabr ve Sabr...
Şimdi sizden sabredecek yüz kişi olursa, ikiyüz kişiyi alteder. Sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle ikibin kişiye üstün gelir. Allah sabredenlerle beraberdir.
Enfal-66.
söyleyecek çok şey var ama rüştü kardeşim çoğunu demiş. bozmaya çalıştıkları psikolojik dengemizi ancak Allah sözleri ile yeniden düzeltir ve sağlamlaştırırız.
Ey peygamber, Allah, sana ve arkandan gelen mü'minlere yeter!
Enfal-64.
bir rezil manifesto: iki yüzlü hayat !
Cts, 23/12/2006 - 19:09 — misafirben de amca ve yengesini Hacca yolcu eden,
duaya hasret çekenlerdenim.
inşallah her giden gönül yolcuları sağ salim evlerine dönerler.
yalnız rüştü hoca;
sadece hanımlar mı hüküm altında.
abi ya bizler ?
mesela çalıştığım dairede ne zaman bıyık bırakacak olsam,
ya da yıllık izindeysem sakallı bir şekilde işyerine ziyarete gelsem hemen yafta hazır : dinci !
ne ki, bu soru gönlüme "kelimesiz" bir soru sorduruyor:
-o zaman siz dinsiz misiniz ?
olduğu gibi görünmek'in mahallesinde yeller esmekte hoca.
çirkefliğin, adiliğin, fosilleşmenin, karga'lığın önü bu gidişle alınacak gibi değil.
bana da damdan düşen getirin...
Aysun kardeşimizin
Cum, 12/01/2007 - 15:55 — rüştü hacıoğluileri görüşlülüğünden dolayı kendisine teşekkür ederken, başlayan sürecin daha da ağırlaşmasıyla ne tür bir peruk bulacağımız merakıyla selam eder, ha bu linkteki yazıya da bi bakarsanız iyi olur derim.
http://www.haksoz.net/index.php?name=News&file=article&sid=4891
Selamünaleyküm
En Hayırlı Dua Günü
Per, 28/12/2006 - 23:20 — U.Ali BirkardeşlerBüyük bir heyecanla uğurladığımız Hacılarımız şu anda Arafat'ta (Arafat yolunda)!...
En hayırlı dua günü Cuma ile birleşiyor...
''Semada Arşı olan Allah'ı tesbih ederim''
''Yeryüzünü varlıkları için seren Allah'ı tesbih ederim.''
''Denizlerde yol açan Allah'ı tesbih ederim.''
''Cehenneme Hakim olan Allah'ı tesbih ederim.''
''Cenette Rahmeti olan Allah'ı tesbih ederim.''
''Kabirde Hükmü olan Allah'ı tesbih ederim.''
''Hava aleminde yaşayanlara ruh veren Allah'ı tesbih ederim.''
''Gökleri yükselten Allah'ı tesbih ederim.''
''Yer yüzünün serip döşeyen Allah'ı tesbih ederim.''
''Kendisinden başka sığınılacak bir yer olmayan Allah'ı tesbih ederim.''*
''Allah’ım! Seni görüyormuşum gibi beni kendinden korkut ve beni takvayla saadete kavuştur; sana karşı günah işleyerek kalbimi katılaştırma, takdirlerinde bana hayır ve bereket ver ki geciktirdiğin şeyin bana acele verilmesini ve acele verdiğin şeyin de geciktirilmesini istemeyeyim.''**
________________________________
*Abdullah bin Mesud'un rivayetine göre Rasullullah(S.A.V.) şöyle buyurdu: Kim Arafe gecesi şu on kelimeyi bin defa söylerse, Allah'tan ne isterse Allah kendisine verir. Ancak akraba ziyaretini kesen, ve Cehennem azabını gerektirecek bir günahı işlemiş olan müstesna.
**Hz. Hüseyin'in Arafat'ta yaptığı duadan bir bölüm.
Kardeşlik
Paz, 07/01/2007 - 00:20 — U.Ali BirkardeşlerHacılarımızdan biri, ayağındaki ciddi yaraya rağmen tavaf girdabında... ‘Sübhanallahi vel hamdulillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber...’ Tavaf ediyor, seke seke... Ve bu manzara, İngiltere’de hekimlik yapan bir başka hacının dikkatini çekiyor... Yüreği parçalınıyor belki de bu manzara karşısında... Birşeyler yapması gerekiyor! Tavaf biter bitmez yakalıyor hacımızı... Kendi takkesini çıkartıp ayağına sargı yapıyor, peşinden de oracıkta bir reçete yazıyor... İşte Hacc... İşte müslümanlık... Onların acısı bizim acımız... Yaşasın kardeşlik!
Hacılarımız dönüyor... birbirinden güzel anılarla...
Alemlerin Rabbine Hamdolsun...
Kardeşlik II
Pzt, 08/01/2007 - 21:04 — U.Ali BirkardeşlerMekke’de, çaresizliğin portresini gözyaşlarıyla çiziyor...
Kafilesini kaybetmiş… bir ihramdan bile mahrum...
Cebindeki son parasını da telefona yatırıyor...
Ümit dolu bir bekleyiş... … … … Sonuç yok!
Çember daraldıkça, üzüntü/korku derinleşiyor...
'Hacı olabilecek miyim???'
Soru işaretleri, beynine, yüreğine birer çengel gibi asılıp kalıyor…
Zamanın ilerleyişiyle büyük gün gelip çatıyor...
Herşeye rağmen, Arafat'a ulaşıyor...
Manzara korkunç: Arafat'ta takım elbiseleri içinde yalnız/çaresiz bekliyor.
Ağlıyor... ve DUA ediyor…
Duası bitmeden... bir Arap geliyor… Kardeş diyor…
Hacımıza bir ihram bulup onu ihrama(mutluluğa) bürüyor...
İhram, mutluluğun adı oluyor...
İhram, kardeşliğin adı oluyor…
Evet, ihram ve kardeşlik... Bittim derken, Hacı oluyor