‘’Biz sana Kevser’i indirdik. O halde yalnızca Rabbine ibadet et ve yalnız O’na kurban kes. Şu gerçek ki, asıl soyu kesik olan sana inanmayanlardır.’’ (Kevser, 1-3)
Bosna’nın uzun ve ateş altındaki günlerinde, Sırp çemberi içinde kıstırılmış asil halkın kızlarından sadece biriydi Emira Albayrak. Açlığın, susuzluğun ve adım başı keskin ölümlerin yaşandığı o yıllar çok da arkamızda kalmış değil, sadece on yıl öncesinden bahsediyorum. Bir halka yönelik şedid bir soykırımdı Bosna’da yaşadıklarımız… Emira, Bosna’da yaşadığı Kurban Bayramları’ndan birini anlatırken, gözyaşları hücum ediyor bugün bile cümlelerine: Ahh, bayram her yerine gelir yeryüzünün… Melekler, yeryüzünün her yerine inerler göklerden… Ve Allah, vardır! İHH’nın kurban ikramını anlatırken Emira; boğazı düğümleniyor, dört yıl sonra yediğimiz ilk kurban eti, İHH’nın ikramıydı derken… Ailesi darmadağınık olmuş, evladı gözleri önünde boğazlanmış, yeri yurdu talan edilmiş, köprüleri, kütüphaneleri ve okulları bombalanmış bir Bosna’nın, onuruyla ayakta kalmaya devam etmiş asil halkı! Ve onlara, Melekleri hatırlatan bir ikram…
Sanki İsmail gibidir bize Bosna! Sanki İsmail’in kendisidir Filistin!
Gözleri bağlanmış ve bilerek, kabul ederek ve isteyerek dayamış alnını bir kayaya ve inançla yatmış kaderi olan bıçakların önüne… Bugün binlerce Müslüman kardeşimiz, tabi tutuldukları soykırım ve katliamın içinde onurla ve sabırla durmaya devam ediyorlar, şeytana ve davet ettiği bütün sabırsızlıklara rağmen, Abhazya’nın dağlarını terk etmeyen bir avuç Çeçen mücahit de bizim İsmaillerimiz olarak, çağa güller saçıyorlar…
Kur’anda İbrahim Peygamber, aşkın ve fedakarlığın sembolüdür. Oğlu İsmail ise, teslimiyet, temizlik ve adanmışlığın simgesi… Kurban adayan olarak, İbrahim Peygamber canının canı olan oğlundan dahi vazgeçmeyi göze alan bir zor sevdayla bağlıdır Rabbine… Ama o öyle büyük bir aşkın cesur failidir ki, atıldığı ateşi, güle çevirecek çapta yüksek bir sevda dersi verir insanlığa… Ya oğlu İsmail? O da babasından aşağı değildir ilahi aşk konusunda… Sabırlı bulur onu baba İbrahim, kurban olma konusunda… ‘’Ben yatarım babacığım!’’ der, hiç düşünmeden, ‘’Ben yatarım babacığım!’’…
***
Henüz okula gitmeden önce, beni çok etkileyen bir kartpostalda seyretmiştim bu baba- oğlun hikayesini. Ressam, meleği uzun kanatlarıyla çizmiş, hemen her çocuğun zihninde melek nedense kanatlarla tarif edilir ya… Melek, gökten indirdiği koçla varmış baba İbrahim ile oğul İsmail’in yanına…
Sınav tamamlanmıştır ama bitmemiştir! İnsanlık yaşadığı sürece, İbrahim, İsmail ve Melek rolleri hepimiz arasında taksim edilmiş gibidir… İbrahim Peygamber en sevdiğini adayan, İsmail Peygamber bizzat kendini sunan, Melek Cebrail ise ilahi rahmeti ikram eden aracılar olarak, bu kıssayı ebediyete taşımışlardır…
Kıssa, iz sürmek anlamında bir kelime olarak İbrahim ile İsmail’in izini sürmemize yardım ediyor. İmanın onuruna adanmış şehitlerimiz, boyunlarına envai çeşit süsler takılar takılmış, sırtları kınalanmış kurbanlık koçlar gibi, zihinlerimizi göklere ilmekliyor… Ve bizim aklımız sırrımız yetmiyor bir türlü buna: Bu nasıl bir aşk?
Ve pek çoğumuzun evlerinin giriş kapılarını süsleyen bir levha: ‘’Bugün Allah için ne yaptın?’’ sorusu… Çeçenya’dan, Bosna’dan, Filistin’den, Afganistan’dan, Lübnan’dan bir ağızdan verilen cevabı şehitlerin: ‘’Verecek bir canımız vardı, o da helal olsun!’’…
Her Bayram sabahı, sela sesleriyle kendime sorduğum sual: Benim verecek neyim var? Neyimden vazgeçebilirim?
Her vazgeçtiğimiz şey, bizim fiyatımızdır, karşılığımız, kıymetimizdir...
Kıyamet, verecek şeyimizin kalmadığı günün üzerine kopar… Verecek neyimiz var bizim? Kimi canından, kimi evladından, kimi yüreğinden, zihninden, kimi malından mülkünden vererek yol alıyor yarınlara…
Kurban, bizi Allah’a yaklaştıran… Allah, verenlerin en güzeli ve en cömertidir. O, Rahmet saçıcıdır. Cömertleri, ikram edenleri bu yüzden sever ve aziz tutar…
Kurban ikramdır… Kurban, teşekkürdür. Kurban, muhatap olmaktır… Kurban aşktır, Kurban İbrahim olmak, bıçağa İsmail gibi yatmak ve Melek gibi doğrulmanın adıdır…
Filistin’de okula giderken alnından vurulmuş dokuz yaşındaki çocuğun yere düşerken açılan çantasındaki henüz bitmemiş coğrafya ödevi… Bosna’daki uzun soykırım mezarlarından, ancak on yıl sonra çıkartılabilen kahırlı babaların üzerine çiğ yağmış iskeletleri… Çeçenya dağlarında seher vakti henüz kimsecikler uyanmadan, kanat açan özgür kartalların o geniş kanatlarından, alacakaranlıkta kırlara düşen son tüy tanesi… Açlıktan uyuyamadığı halde gözlerini açmaya takati kalmamış, inleyen küçük bebeklerin önce Etiyopya’dan başlayıp sonra bütün Afrika’yı kuşattığı halde bir türlü işitemediğimiz iniltisi… Batman’daki selde ağaç dallarına takılı elbisesinin içindeki evladını sormadık kimse bırakmayan gamlı baba… Van’daki naylon çadırında her iftar vakti, Kulhuvallahü ehad’ı kuru ve soğuk ekmeğine katık eden sekiz yaşındaki çöp işçisi… Hepinizin bayramı mübarek olsun! Biz size Cebrailler gibi yetişemedik, biz sizlere ikram edemedik… Siz İsmailler gibi bıçağın önüne uzanırken mütevekkil… Ah, bizler bıçağın önüne aşktan bir duvar öremedik…
Yorumlar
Bağışlanmış bir İsmail gibi mutlu olmak!
Çar, 27/12/2006 - 14:10 — seyhan sevinçKaç gündür kurban ile ilgili yazılan yazıları okuyorum. Okuduğum her satır, gözümün taradığı her kelime beni çocukluk günlerime götürüyor.
Geçmişle gelecek arasındaki mesafe açıldıkça içimdeki masumiyetimi kaybetme korkusu da artıyor. Sanki masum kalmak için ya çocuk olarak kalmam gerekiyordu ya da hemen yaşlı, ak sakallı bir amcaya dönüşmem...! Ya İsmail ya da İbrahim yani...!
Çocukluk günlerimde kurban'a ilişkin ömrümce hiç unutmadığım bir anı var belleğimde...! Şimdi günün hemen her saatinde, tekrara bağlanmış bir şekilde izliyorum o masum, siyah-beyaz kareleri!
Her köy çocuğu gibi biz de bayramı günler öncesinden beklerdik. Şuan, alınan bir ayakkabıyla aynı yastıkta sabahlayan çocuklar var mı bilmiyorum. Biz günlerce aynı yastıkta bayramlık ayakkabılarımızla güzel, mutlu hülyalara dalar, sabahı öyle karşılardık.
Ramazan Bayramı'na mutlulukla kuşatılmış bir ruh haliyle girerdik. Çünkü geceden sabaha ya da sabahtan öğleye kadar tuttugumuz oruçlar bayramı doyasıya yaşama hakkını veriyordu bize...
Ama nedense aynı katıksız mutluluğu Kurban bayramı için yaşadığımız söylenemezdi. İçim biraz buruk bir şekilde Kurban bayramına girerdim. Bir koyun kesilirken mutlu olmak ya da bunu bir mutluluk vesilesi saymak bana ters geliyordu.
O çocuk aklımla babama sormuştum: "Baba neden herkes bu gün koyun ya da dana kesiyor?" Babam da gözlerimin içine baka baka İbrahim ve İsmail'i anlatmıştı. O an anlatılanların yüzde kaçını anladığımı hatırlamıyorum.
Bir daha o soruyu hiç sormadım. Hala bile sormuş değilim!
Fakat o günden sonra kurban kesenlere hep şu gözle baktım: "Bunlar ne kadar İbrahim? Kesilen kurban ne kadar İsmail?"
Babamın adı İbrahim'di. Ömrünü Kur'an-i ilimlere adamış, hayatının önemli bir bölümünü doğu medreselerinde önce öğrenci sonra da müderris olarak geçirmiş bir İbrahim'in, İsmail gibi bir oğlu olmalıydı.
İşte o gün kendimi bıçaktan kurtulmuş bir İsmail gibi hissetmiştim. Babam da bu nedenle olsa gerek koyun kurban etmiş, diye düşünmüş ve bağışlanmanın verdiği mutlulukla çılgınlar gibi eğlenmiştim o bayramda... Ne vakit babam kurban kesse ben hep bayramın en mutlu çocuğu olurdum. Bağışlanmış bir İsmail gibi...!
Allah, hepimize aynı duygularla bayram yaşamayı nasip etsin!
Seyhan Sevinç
Tevekkülün adı
Per, 28/12/2006 - 20:53 — elif idgüTevekkülün adı İbrahim
Teslimiyetin adı İsmail
oldu bizde hafızalarımıza böyle kazındı. Lakin ben bu yazının başında takılı kaldım. Hepsini okudum lakin tekrar okumam gerek. Çünki ben Emira'nın söylediklerinde kaldım: ( 4 yıl sonra kurban etiyle tanışmak. Ahh keşke emira çıksa seslensee şu Kurbanlarını İ.H.H verenleri ayıplayanlaraa seslense... Ahh Emira seslen... Ne olur seslen! İslam kardeşliği adına seslen! afff Ağlamak istiyorum. Allahım bu bayram nefislerimizi kurban etmeyide nasip ett bize:(:(:(
Bayramsa bayramımız mübarek olsun:(:(
Değersiz olanlar hiçbir şeyi değerlendiremezler. İbrahim PAŞALI
Bayramdır mübarek olsun
Cum, 29/12/2006 - 15:21 — Ercan Hüseyinoğlu"Bayramsa bayramınız mübarek olsun" sözü kime aittir bilmiyorum ama "bayramdır hiç şüpheniz olmasın". Müslümanlar her ne durumda olursun olsun Rabbimiz bu günleri bizim için bayram ilan etmiş. Bayramdır mübarek olsun ....
Bayramdır Elbet
Cum, 29/12/2006 - 15:32 — Ali Görkem UserinSevgili cemaat, tabii ki bayramdır bu gelen. Lâkin, kimi yâr ile, kimi de ağyâr ile bayram ediyor. Değişen yalnızca bu olsa gerek. Şairin dediği gibi;
Bayramım imdi bayramım imdi
Bayram ederler yâr ile şimdi
Hamd-ü senâlar hamd-ü senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm
AGU
bir tebessüm buruk bir duruş yanında
Cum, 29/12/2006 - 18:22 — M.Raşid TuğrulerSöz söyleyenlerin çok olduğu bir dünyayı hep birlikte yaşıyoruz.Hep beraber anıyoruz İsmail'i, İbrahim'i,ve Kurbanı...
Fakat kurbandır, bayramdır, hacctır,... o mevzuların kutsiyetine dokunmadan krokisi üç aşağı beş yukarı belirli bir bayramın etrafında dönüp dönüp duruyoruz.
Her sene sanki aynı şeyleri yapıyoruz. Her sene sanki günah çıkartıyoruz.
Biliyoruz kurbanı, İsmail'i de, İbrahim'i de... birileri kurban görüntülerini tekrar verir gibi tvlerde aynı şeyleri tekrarlıyor.
Sayısız imge yoğunluğu hafısalarda yer edinmiş durumda zaten...
Ama diyoruz ya; söz söyleme vasatı aşmış durumda.
Söylenecek sözlerin adı kaldı
Bayramımız
Cts, 30/12/2006 - 03:08 — U.Ali Birkardeşler''Neşesi yağmalanmış bir bayramdan geriye ne kalır?''*
Sanıyorum ki, Elif Hanım'ın ''bayramsa bayramımız...''dan kasdı bu idi.
Şükürler olsun ki, bilinç sahibi insanlar ''haritanın her yerine'' ulaşmaya çalışıyor artık. Böylesine önemli bir görevin ehil kişilerce yürütülmesi de oldukça sevindirici. Allah Hepsinden Razı Olsun.
_______________________________________________
*A.Ali Ural
Taşa Saplanan Adım
Per, 28/12/2006 - 22:26 — U.Ali BirkardeşlerBizim adımlarımız da taşın üzerinde iz bırakacak derecede bir aşkın ağırlığına sahip olduğunda, öreceğiz bu duvarı inşaAllah.
Çok etkileyici bir yazı. Teşekkürler/Tebrikler.
Bereketli ola!
Cts, 30/12/2006 - 14:11 — Ümit DemirHakk'la olan 'Kurbiyyetinizin' ziyadeleşmesi duasıyla maddi manevi bereketli olsun bayramınız!
Allah'a emanet kalasınız
muhabbetle,
ben-î âdem'e melek tadı kattı İbrahim!
Salı, 02/01/2007 - 15:17 — Ümit Demiremre itaatte iblise fark attı İbrahim
ben-î âdem'e melek tadı kattı İbrahim!
ve sende şimdi sıra;
Allah'a teslim ol İbrahim/İsmail/Hacer gibi
ki sevdiğinle edilirsin imtihan belki;
al eline bıçağı, 'ölüm' gör neymiş!
anla; 'dünyaya bağ' bir nefes borusu kadarmış,
al ihlas bıçağını eline, kes nefsini!
ihlas bıçağıyla kes, nefsin nefesini
sen edeceksen, Hakk'a kurban eyle kendini...