Duvar ey duvar
Gözüme inen perdeler senin taşlarınla dokunmuş
Bir bataklık ki yalnız ikimizi somurmuş
Matbu her katliam
Sende bir gedik açsa da
Kapıldığım sel suyu yılanlarla tıkar her gediği
Duvar! Sen önüme dikilmedin
Ben senin önüne ittim kendimi…
Bir donanmadır duvar
Erleri kasvet ve sefalet
Kumandayı benlik almış,
Hangi mahir günahlar
Seni dört yanıma peydahlamış..
Şeytan mı harcını karar
Molozlarını kim süpürür
Duvar!
Dört nala giden mağrur bedenimin
Koşum takımları ellerimi keser
Zehirli oklarla indirilmiş gözlerimden
Düşer miğfer..
O an duvar galiptir
Yok maktule intikal
Ancak bir “yasin” ile
Arkanı tahayyül var
Uzar ah uzar…
Ne yana dönsem duvarlar..
İçime dönsem sur
Eğirir cehennem
Her duvardan bir çukur!
Yorumlar
eğirir cehennem
Cts, 06/01/2007 - 10:33 — Mümine Senaeğirir cehennem
her duvardan bir çukur...
sevgili ayşegül, şiir şiir şiir... okudukça büyüsüne kapılıyor insan... satırların sonsuz güzellikleri de getiriyor yanında. tebrik ediyorum... güzel bir şiir...
"Otuzuncuharf"
Şiiri sevdim
Cts, 06/01/2007 - 10:34 — misafirŞiiri sevdim, güzel. Hatta derunî.
Bir yorumunuzda şiir için "Şiiri bırakıyorum. Zaten dudak tiryakisiydim..."
gibi çok "şiirsel" bir yorumda bulunmuş idiniz. Meydanların piyasa olduğu
bir ortamda yaptığınız bu yorum takdire şayandı-r. Önemi ise böylesi güzel
bir şiire imza atmanızdır.
İçimde kalmasın; belirteyim dedim...
şiir bırakmıyor yakamızı
Cts, 06/01/2007 - 11:04 — Ümit Demirşiire ısınıp tam başlıyor derken sonuna gelmişiz... biraz daha uzatılabilirdi ki tadı damakta kalmasın...
teknik olarak bir kaç tavsiyede bulunabilirim naçizane.
şiirin başlangıcından anlaşılıyor ki hitab duvar'a. böyleyken ikinci kıtanın başında ve üçüncü kıtada muhatabın değişmesi oturmamış gibi...
bir de ilk kıtayı şiirin en sonuna ya olduğu gibi ya da özet halinde yerleştirseydiniz şiiri tamamlar biraz daha hoş durmaz mıydı,
diye sesli düşündüm hoşgörünüze binaen...
siz şiiri bırakmış gibi dursanız da görülen o ki şiir sizi bırakmamış...
bu yolda devam inşaAllah
muhabbetle,
Mümine hanım size de selamlar! burada da karşılaşmak nasibmiş bakın...
şiiri bıraktım bana leblebi getirin:))
Cts, 06/01/2007 - 15:34 — Ayşegül GençÖncelikle mümine senaya çok teşekkür ederim beğenilerinden dolayı…
Sevgili emre şimşek; bu sitede şiir hakkında çok fazla kelam etmiş biri olarak sizin beğenileriniz de beni mutlu etti. Şiiri bırakma konusuna şöyle bir izah getirmek isterim; şiir konusu bu sitede çok değişik noktalardan ele alında. Bildiğimiz şairlerin bilmediğimiz yönlerinden tutunda “kim için şiir, nasıl şiir” sorularına aranan cevaplara kadar benim için çok verimli bilgiler taşısa da beni şiirden bir o kadar da soğutmuş ve ürkütmüştü.
Şu internet ortamında okuduğum çoğu şiirin dudağımdan kalbime inmemesinden dolayı “dudak tiryakiliği” ifadesini kullanmıştım, ve bu şairler ordusu içinde benim yer bulmam imkansız diye düşünmüştüm…. Evet ben bıraksam da şiir beni bırakmıyor. Yolda , otobüste en ufak ruhsal bir titreşimde üstatlarının iki dizesi dudağından dökülebilen biri (biraz melankolikçe ama) nasıl bırakır şiiri… belki yazmayı bırakmayı deneyebilir ama şiirsiz yaşamayı?
Sevgili ümit demir yazdıklarınızı önemsediğimi belirtmeliyim öncelikle; bilerek uzun şiir yazmıyorum… uzun bir şiir yazmak da kısa bir şiir yazmakta şiirde ehil olmakla orantılıdır bence. Nacizane fikrim; şiir ya birkaç dizede ustalıkla işlenip her satırına geniş anlamlar yüklenerek kısa bırakılmalı, ya da uzun yazılacaksa öyle tatlı ve akıcı olmalı ki okuyan yarısında çekip gitmesin. Geçenlerde İsmail Kılınçarslanın “üzgünüm” adlı uzunca bir şiirini okumuştum, akıp gidiyordu mesela..
"eddai"
Romantik isyankara karşı
Paz, 07/01/2007 - 06:07 — Ümit DemirŞiir yazarken leblebi yiyin bence!
Eli kalem tutan Müslüman yazmalı. Yoksa boşluğumuzu dolduruyorlar. Deccaliyet fikrinin uzantısı olan malum medyanın emzirdiği ukala tiplerden biri olan romantik isyankâr aklıma geliyor mesela. Tanıdık bir kitapçıda lakabına kanarak kitabını elime alma hatta bir yazısını okuma mutsuzluğu yaşadım. Meydan böylesi deccaliyet fikrinin beslediği insanlara kalmamalı!
Bildiğimizi yazmazsak, bilgimizi paylaşmazsak vebali peşimizden gelmez mi?
Tamam, belki ödüllük yazılar yazamayız ama şöyle düşünüyorum, nasıl herkes bütçesine göre alışveriş yapar hakeza bunun gibi senin benim ve diğer arkadaşların yazdıklarına da mutlaka talip olacak birileri çıkacaktır.
Belki bir basamak oluruz birileri için ustalara oradan hakikate giden yolda. Yazınız lütfen! Eli kalem tutan her Müslüman yazsın! Her köşe başında biz olalım. Farklılıklarımız yemeğin tuzu biberi olsun, insanlara tad versin.
Belki yüz kişiden biri çıkacak ve bu ne böyle diyecek. Hadi abartalım doksan dokuzu beğenmeyecek. Ama siz o bir kişi için yazın! Esra Hanım, siz de yazın lütfen!
Olay şiir olayı değil zaten. Dedik ya paylaşım, aktarım vazifesi! Sanatsal estetik, güzellik elbette gerekli. Allah güzeldir güzeli sever! Lakin mükemmellik arayışı olmamalı güzeli ortaya koyma gayreti. Mükemmel olan sadece O’dur! Bizimkisi iyiliği, doğruluğu en önemlisi hakk’ı söyleme çabası olmalı. Ne diyor Üstad; varsın odun olsun sözüm, yeter ki hakikati anlatsın!
Şiirinize yorum değildi yaptığım. Sesli düşündüm. Yazılmasa da olurdu… Yazıldı diye şiire hakaret anlamı çıkarmasın kimse. Ustaların şiirlerinde de bunu böyle yapsaymış derim mesela. Fikirdir sonuçta. İt ürür kervan yürür misali… İsmail bey’in dediği gibi şiirden anlamayıp yorum yapanlar sınıfındayım ben. Ben sadece yazmaya çalışıyorum. Sevdamı, âşkımı, adaleti, yoksulluğu, düzeni, hakkı ve hakikati anlatmaya çalışıyorum yazarak. İyi şiir yazmış olmak gibi idealim yok. Dediğiniz gibi cemaat’te bir şiir yayınlaması önemli. Gerçi imgesel, simgesel yaklaşım var ama olsun! Yine de başarıdır. İş bu sebepten ben arada ‘yorum’ tahta atıyla gönderiyorum bazı şiirlerimi. Çakıyorlar mı bilmiyorum!
Velhâsıl-ı kelâm yazmaya devam. Esra Hanım siz de lütfen! Ben romantik isyankâra karşı yazacağım. Allahım! Neler yazmış bir okusanız, bizim yerimize ona çatarsınız.
Allah’a emanet kalasınız
Muhabbetle,
Bu şiirin genelinde olmasa
Cts, 06/01/2007 - 13:02 — ismet karaBu şiirin genelinde olmasa da, belli yerlerinde özellikle kelimelerin seçilişinde Üstad Necip Fazıl’ın ağırlığı hissediliyor.
Bu durum normal karşılanabilinir; çünkü, makul tarafı şudur:Üstad, güçlü bir sese,yoğun bir imge anlayışına ve güzel Türkçe’si ile harmanladığı şiiri yaşadığı dönem içerisinde ve sonrasında, gelecek kuşaklar için önemli bir izlek olmuştur/ izlek oluşturmuştur.
Şimdi bu ifadelerden sonra düşüncemizi destekleyen unsurlardan biri de şiirde yer yer geçen; gedik,duvar,zehir,ok imgeleridir.Üstadın şiirlerinde de sıklıkla rastlaşırız bu imgelerle .
Ve ayrıca işaret ettiğimiz noktaya bakış atmamıza sebep olan asıl etken;
"Gözümüze inen perdeler senin taşlarınla dokunmuş
Bir bataklık ki yalnız ikimizi somurmuş"
ve
"Her duvardan bir çukur" ,dizelerinde ki sesin üstada ait olup,şairin kendisine ait ol(a)mayışıdır.
Bunu; şairin, "boynumda günler","merceğiyle dolan","sonsuz kere sonsuz" adlı şiirlerini okuduktan sonra böyle bir karara vardık.
Şiirde bütüncül bir sese rastlayamıyorsunuz.
"Bir bataklık ki yalnız ikimizi somurmuş" dizesinden sonra gelen "Matbu her katliam" dizesi sesin rengini değiştiriyor.
Şiirde ise;ses ve ritim esas öğedir.Haşim’in ifadesine tekrar başvuracak olursak mealen “şiir de anlatılan ne olursa
olsun;şiire önemli olanın ses oluşudur".
İşte tam bu noktadan bakarsak şiir yoruma açıktır.
Fakat anlam bütünlüğü sağlanması şiire elbette bir artı kazandıracaktır. Ellerinize sağlık.
merak ama selim bir merak/habis bilemiyorum..
Cts, 06/01/2007 - 13:37 — g.esra günaltayşair şiirine şiir diyorsa şiir olması için yeterli değil midir?
şairin şiirine başkaları şekil veriyorsa şiir hala şairin midir?
şair şiirinde ilerlemeyi kendi iç sesi doğrultusunda değil de başkalarının dış sesleri doğrultusunda mı yapmalıdır?eğer öyleyse kendi sesini değil diğerlerinin estetik kaygılarını mı yazar..
son soru: şiirinin sair bireylerdeki karşılığını merak etmekle,eleştiriler doğrultusunda şiire yönvermek arasında uçurum yok mudur.
son dedim ama değilmiş: burada yapılan ne oluyor bu durumda..
elbette hayır
Cts, 06/01/2007 - 14:33 — ismail kılıçarslanAslında, "elbette evet" de olabilirdi.
1.Şair, şiirine "şiir" diyorsa, bu şiir olması için yeterlidir; ancak yayınlanması için yeterli değildir. Yayın için "kabul görmek" dediğimiz bir mekanizma da vardır. Yayınlanan şiirler için de "eleştiri" diye bir mekanizma vardır. "Bu ne biçim şiir" mesela, bütün güdüklüğüne rağmen bir eleştiri cümlesidir.
2.Şairin şiirine başkaları şekil verebilir. Eğer kastınız, şairin yazdığı şiire müdahale edip onu biçimsel ve/veya içerik olarak evriltmekse, bunu yapan pek çok dergi editörü, pek çok şair vardır. Özellikle genç şairlerin şiirlerine bu müdahalelerin yapılmasını, şiirlerinin gelişimi için çok önemli bulanlar da vardır. Benim de zaman zaman genç şair arkadaşların şiirlerine "şöyle olsaydı daha iyi olmaz mıydı" dediğim olmuştur. Ama müdahale etmemişimdir.
3.Şair başlangıçta şiirinde ilerlemeyi kendi iç sesine göre değil, başkalarının dış sesine göre yapar. Bu kaçınılmazdır. "Taklidi" yolla başlanır şiire. Ardından, yeterli ustalığı kesbeder, şiirini yeteri kadar geliştirebilirse "tahkiki" olana geçer ve biricikleştirir şiirini. Ya da geliştiremez ve 70 yaşına da gelse "Necip Fazıl taklidi", "Edip Cansever taklidi" ya da bilmem kim taklidi olarak varolur. "Diğerlerinin estetik kaygısıyla" değil "diğerlerinin geliştirdiği estetik birikimle" yazmak daha doğru bir tanım olabilir. Hoş, şiir estetikle değil kalemle yazılır; orası da ayrı ve uzun bir mevzudur.
4.Şiirin bireylerdeki karşılığını merak etmek teknik bir hatadır. İnsanı "tribünlere oynamaya" mahkum eder. "Eleştiriler doğrultusunda şiire yön vermek" ise eğer eleştireniniz doğruysa "harika" bir şeydir. Yenilenmeyi, otokontrolü, farklılığı getirir.
5.Burada yapılanlar şiirden anlayanların ya da anladığını zannedenlerin "şiir hakkında" yaptıkları yorumlardır. İsabetli ya da değil; insanların okudukları metinden hareketle söyledikleridir. Mesela İsmet Kara, teknik olarak isabet kaydetmiştir yorumunda. Olgun bir yorumdur. Mesela Şimşek de, şiire dair hiç bir şey söylemeden şairini tebrik ve takdir etmekle yetinmiştir. Bunlar da son derece normal durumlardır. Hatta "ne berbat bir şiir" bile diyebilir birileri. Mesela Ulvi Alacakaptan, burada yayınlanan her şiire "amma berbat" demiştir uzun süre.
Esra Hanım, güzel sorularınız, bu meseleler üzerinde bir kez daha düşünme fırsatı verdi. Teşekkürler.
Ayşegül Genç'in şiirine gelince. Okuduğum ilk şiiri. Bence çok fazla "etki altında kalınmış." Ama, temiz
dizeleri var. "Sen önüme dikilmedin / Ben senin önüne ittim kendimi" dizeleri mesela. Külli bir şeyler
söylemek içinse başka şiirlerini de görmek lazım. Bekleyelim ve görelim.
merak_pasajII
Cts, 06/01/2007 - 14:58 — g.esra günaltayasıl konu şu aslında:sanat yetenekle olur kanaatindeyim ki bu esere
özgünlüğü verendir.eğer yetenek mevcutsa ki bu da güçtür kendini er geç olabildiğince
arınmış bir şekilde ortaya koymayı ister,dış ses bir noktadan sonra duvarın ötesine
geçemeyecektir.o halde kişi(şair) bu dış sese kendi okumalarıyla vs yani kendi gayretiyle ulaşmalı değil midir.özetle bana kalırsa şair içe dönük ve tecridi olmalıdır kendi sesini kaybetmemek için şiirinde..aksi magazini sanki edebiyatın..hölderlin,rilke,s.karakoç vd böyle yapmamışlar mıdır.
belki yanılıyorum belki değil fakat şaire has gurur ki bence olmalıdır bu
magazini hazmedebilir mi..
bunlar uzar böyle..ayrıca o arkadaşın yazısı da bana kalırsa şiir değil..neyse
bu arada zahmet edip cevap yazmışsınız..ben teşekkür ederim...
devam edelim buradan
Cts, 06/01/2007 - 15:21 — ismail kılıçarslanGüzel bir nokta burası. "Yetenek", çok çok önemli elbette. Ancak, "birikim ve atmosfer" de önemli. Şöyle düşünelim. Türkçe'de daha önce ürün vermiş Yunus Emre, Fuzuli, Ahmet Haşim, Necip Fazıl gibi isimler olmasaydı, Sezai Karakoç o şiirleri yazabilir miydi? Ya da mülkiye yılları, Cemal Süreya ile arkadaşlık, Pazar Postası, İkinci Yeni akımı olmasaydı?
Yani mesele, tam olarak "yetenek"te düğümlenmiyor bana kalırsa. Birikim ve atmosfer de çok önemli. Dolayısıyla, "şair" dediğin taşradan değil merkezden çıkar" cümlesine itimad ederim. Elbette, taşrayı ve merkezi coğrafi anlamlarıyla kullanmıyrum.
"Şair, içe dönük ve tecridi olmalıdır" tanımlamasına katılmak bana kalırsa güç. Çünkü evet, Rilke, Hölderlin ve başkaalrı "içe dönük" kalarak şiirlerini sivriltmiştir; ancak Edip Cansever de bir antika dükkanında "fazla sosyal" bir adam olarak sürdürmüştür hayatını. Yahya Kemal bey sefirlikler yapmıştır. Liste uzun. Dolayısıyla "tecrit" ya da "dışa dönüklük" direkt olarak şairlikle ilgili değildir. Daha çok karakter özelliğidir bana kalırsa.
Ama evet, "şaire has gurur" magazini kaldırmaz!
Selam.
Yetenek ve Ortam, Karakoç’tan
Pzt, 08/01/2007 - 22:19 — Ali Görkem UserinSevgili Kılıçarslan ve Günaltay;
Yetenek ve ortama dair sorduklarınıza/yazdıklarınıza güzel bir katkı olması için Sezai Beyin Edebiyat Yazıları II adlı yapıtının ilk yazısı olan “Sanat ve İmkân”ın girişinden iki paragraf alıyorum buraya. Üstadın bakış ve tespitleri de, bizim serüvenlerimizden ve gördüklerimizden çok da farklı değil aslında.
“Yetenek, Allah vergisidir. Her şartta, her imkânda ve imkânsızlıkta, kendini, az veya çok, şöyle veya böyle gösterir. Ancak, insanlık için büyük yapılar olarak anıtlaşan eserler, yeteneğin dışında, bir de o yeteneğin değerlendirilmesi, kendini dışa vurmasında gerekli ortam ve araçların sağlanmasıyla gün yüzü görürler, gün ışığına çıkar ve realitenin sert yaşantısına dayanabilirler.
Büyük yeteneklerin, dehaların, imkânlı toplumlarda ve bu imkânı ona hasredecek çevrelerde ortaya çıkması mutlu bir raslayış, daha doğrusu ilâhî bir lütuftur. Bundan mahrum olan yeteneğin, dehanın hiç bir şey yapamayacağını söylemek istemiyorum. Bir şeyler yapacaktır mutlaka. Ama, boyut, hacim ve çap bakımından imkânların yeteneğe, dehaya kazandırdığını yitirerek.”
(Edebiyat Yazıları II, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları, İstanbul 1986, s. 7.)
AGU
şiiri uçan çocuktan katkı;
Salı, 09/01/2007 - 00:34 — Ayşegül GençŞiirin orta derecesi yoktur. bir Yahya Kemal den bir Ahmet Haşim den sonra şairliğe özenmek için ya çok büyük bir kabiliyet olmak, yahut da ikinciliğe, yani hiçliğe razı olmak lazım..
C.Meriç
insan asla hiçliğe tahammül edemeyeceğine göre; kendini büyük bir kabiliyetim diye
kandırmaya devam edecektir, bazen de gerçekten öyle sanacaktır kendini... cevabı ise zaman imzalıyacaktır.
"eddai"
etki-tepki
Cts, 06/01/2007 - 15:55 — Ayşegül GençSevgili ismet kara; bu yapıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
N.Fazıl dan etkilenmemek mümkün mü? Hele ki de birinden etkileneceksem bu mutlaka O olmalıdır. Ancak seslerin o şaire ait olması konusunu pek kavrayamadım. Çünkü bir şair başka bir şair ile aynı sese sahip olamaz gibime geliyor, tıpkı normal seslerimiz gibi benzerlik gösterir ama aynı olamaz bence.
Matbu katliamın şiirin bir anda sesini bozması benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü gazetelere basılmış her katledilmiş çocuk görüntüsü değil şiirimin benim dünyamın sesini bozuyor. Ve duvarlarımdan sıyrılıp ulaşamıyorum o çocuklara:((.. teşekkür ederim tekrar…
Esra hanımın soruları yerinde ve İsmail bey en güzel cevabı vermiş gördüğüm kadarıyla. Bizler cemaate şiirlerimizi ve yazılarımızı biraz da bu yüzden yollamıyor muyuz? Çünkü kendimiz için yazmıyoruz şiir ve yazıları. Yorumlansın, karşılık bulsun, uyarılalım ve hatta eleştirilelim diye…
Yalnız Esra hanım gerekli bir sorgulamanın arkasından; “ayrıca o arkadaşın yazısı da şiir değil bence” diyerek bir anda çizginin ne tarafında kaldığını gösterivermiş…
Son olarak bendeniz; alt yapısı N.Fazıl, M.Akif lerle yoğrulmuş bir gencim. Birkaç kişi tarafından anlaşılmaktansa umuma seslenmeyi tercih eden biriyim. Kimi şair imgelerle ve şu “/” aptal işaretle doldurduğu için şiirlerini okuyucuya bulmaca çözdürmekten başka bir şey yapmıyor…
cemaat yönetiminin şiir konusunda ne denli hasas olduğunu ve her şiirin hemen yayınlanmadığını bildiğim için layık görüp buraya aldıklarından dolayı ayrıca kendilerine minnettarım.
"eddai"
çizgi mi var
Cts, 06/01/2007 - 16:34 — g.esra günaltayşahsi kanaatlere objektif yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum..ortada bir çizgi de göremiyorum..tuhaf olan bi yazıyı şiir gibi bulmayışımın beni farazi bir çizginin diğer tarafına koyması durumudur.kuzey paralelleri doğu meridyenleri gibi bişey sanırım..
site içi koordinat meselesi ya da neyse coğrafyayı oldum olası sevmedim..
sevgili esra;bu çizgiyi
Cts, 06/01/2007 - 17:46 — Ayşegül Gençsevgili esra;
bu çizgiyi ilk yorumunuzdaki sorgulamanızla siz çizmiştiniz.... lütfen yeniden okuyunuz.
ve o yorumda anlama çabasından ziyade yapılan yorumları sorgulama gibi bir his bırakan da yine sizsiniz.
selamlar
not;ayrıca bir virgül yüzünden geçen bir ifadeyi "tuhaf olan bir yazıyı" şeklinde de okumak yine mümkün:))... noktalayın bence yorumlarınızı..."eddai"
anlam karışıklığı
Cts, 06/01/2007 - 17:58 — g.esra günaltaynoktalayın bence yorumlarınızı
yorumlarınızı bence noktalayın
yorumlarınızı yaparken bence noktalama işaretlerini unutmayın
yorumlarınız noktalayın çünkü bence vs gibi anlam karışıklıklarına yol açmaması için sanırım..
örnekle anlattığın için teşekkür ederim
ben de güleyim :)
sınır
Paz, 07/01/2007 - 02:24 — Ayşegül Gençsevgili esra;
şaka yapmak ile dalga geçmek arasındaki o ince sınırda gidip geldiğinizi düşünüyorum. buyrun msn de konuşup tanışalım derim. varsa kişisel bi durum(olmadığına eminim ama) bunu netleştirelim.
mail adresim bloğumda var. arzu ederseniz cevabı buraya yazın.
selamlar
"eddai"
ayşegül hnm
Paz, 07/01/2007 - 07:45 — g.esra günaltaybakın ben sadece kendi doğrularım doğrultusunda sizi eleştiriyorum.buna teşekkür edip size katılmıyorum diyebilecekken,noktalama işaretleri vs ile bence eleştiriyi alay platformuna farkında olmadan çeken sizsiniz.neyseki benim böyle alınganlıklarım yoktur.size sizin son yazdığınız yorumunuzdaki uslubla karşılık verdim hepsi bu.bazen kişiye ayna tutmak gerekir/bazen gerekmez..herneyse..
msn konusuna gelince sanırım size bir mail atmıştım konuyu buraya taşımamak için ama ulaşmadı galiba..
Şair şiirine şiir
Cts, 06/01/2007 - 18:12 — Sule DemirtasŞair şiirine şiir diyebiliyorsa bu kimseyi bağlamaz. Pekala kendine göre bir şiirdir bu.Ancak başkalarının şiir kavramı ile şair'in şiir kavramı ve yazını kesişmeyebilir. Şiir nedir sorusunun cevabını aramak abesle iştigal olur bu durumda. Bana göre sanat nasıl benim içinse, şiir de benim kafamda "şiir" dediğim şiirdir. Umuma açık bir sanat dalı değil sanattır.
Şairin şiirine tabiki başkası yön verir. Zira hatırlıyorum ben yazmaya Lautreamont okuduktan sonra başlamıştım. Edebiyat bir beğenidir, okuyucusunuzdur veya artık okumaktan ziyade yazmaya da başlamışsınızdır. Bu etki ile olur ancak, zamanla özgünleşirseniz bir Sezai Karakoç, bir Edip Cansever (ailecek hastasıyım) efenim bir Cahit Zarifoğlu olursunuz. Özgünleşemezsiniz yinelediğiniz masallarınızla okuyucusuz bir preşair olarak kalırsınız. Edebiyat bu örnekleri var olduğundan beri yineler. Kendine has olmadığın sürece , sadece kendine şair ve kendine yazar olursun.
Başkalarının kaygısıyla şiir yazmış insanlarla büyüdük. Önemli günler ve haftalarla büyüyen yurdum talebisinin kulağına çalınmış arif nihat asya dizeleri kadardı edebiyat anlayışım(ız). Ağlayarak okunan ve dahi ezberlenen şiir, öğretmenin gözünde bir nambırvanlık timsaliydi. Şiirden nasibini almadan büyümüş mütterid muhteriz darbelerle, darbe yorgunu bir edebiyatla bu kadar ilerledik yazın arenasında. Sanal alemde, tüketim toplumunda, arka sayfaya düştüğü an yitirilmişliğiyle bu dönemde şair olmak mumdan kaleler yapmak gibidir. Edebiyat ateşi kendi mumunu eritmeye mahkumdur.
En iyi şiir, okuyucunun ve şair'in hem fikir olduğu şiirdir. Daha önce söylenmemiş bir tarz, fazla okumuşlukla gelen bir kelime hazinesi, zekayla birleştirilen bir duygusallık, ve samimiyet bence şiir'in hakiki mayasıdır. Bu mayayı tutturan şair olur. Tutturamayan da şair olma arzusunu yitirmemeli çabalamalıdır.
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
duvar... katil... sur... oluk... şiir: âh!
Cts, 06/01/2007 - 18:23 — fatih çodur"uzar ah uzar..."
hem de nasıl ve ne kadar
âh'ın uzadığı her noktada-dahası uzamaya başladığı demeli-
adım be adım bir miğfer düşer... düşen her miğferden sonra bir adım
eksilir insan, artar bir adım duvar...
hep duvarlar galip, hep bakmanın önüne set duvarlar
duvarların büyüyen gövdelerine rağmen bakmayı bileBilenler de var hoş
selâm onlara!
.
"surda bir gedik... mukaddes"
"oluklar... çift...
"duvar! kâtil...!"
.
hürmetler şiirinize