renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şikayetnâme

"………… müdürlüğüne

İş bu dilekçenin kurumunuza gönderilmesinin esbab-ı mucibesi, sizden önce gönderdiğim kurumlarca kendilerinin iştigaline girmedikleri beyanıdır.

Sizden önce on altı kurumun işbu dilekçeyi red ve reddedişi mucip sebepleri ektedir.

Zatıâlinizin başında bulunduğu kurumun zikredeceğim mevzunun halli hususunda hassasiyet göstereceği umudu ile dilekçeyi kaleme alıyorum.

Dilekçenin özeliklerinden biri olan “meramını bütün hususiyetleri ile kısa ve öz anlatış”ı ihlal edişim bir mecburiyetten kaynaklanmaktadır ki, bu mecburiyet “kurumunuzun meşgaleleri” arasında zikredilen hususun bulunmadığından” nevi bir cevabın muhatabı olmamaktır.

Yaşım –çok şükür- 70’ı biraz geçkin. Yalnız başıma iki göz bir odada yaşamaktayım. Size zikredeceğim husus yalnız başıma yaşayış ve bu yaşayışın iktiza ettiği müşküllerle ilgili değildir. Yalnızlığıma şikâyet mercii hiçbir dem aramadım. Aramam da. Şikâyet dahi geçmez aklımın ucundan. Yalnızlığı kendim seçtim. Ceza-i ehliyete haiz birinin yapıp etmelerinden sızlanmaya hakkı olamaz. Bu halden pişman mıyım? Evet! Ancak bu pişmanlığı kimi densizler gibi avazı çıktığı kadar haykırarak afişe etmem. Etmeyeceğim. Tıynetime uymaz. Pişmanım. Ancak bu pişmanlık benim içimde kalacak, Tanrı adına yemin ederim ki, sağa-sola feryad-ı figan ile küçücük bir imada dahi bulunmadım. Bulunmam, bulunmayacağım. Yalnızlığı bile isteye seçtim. Tüm müşküllerini göze alarak. Meğer pek bir zor imiş. Heyhat! Katlanmaktan başka çare gelmez elden. Katlanıyorum. Katlanacağım. Gücümün yettiğince. İnşallah elden-ayaktan kesilip kimselere muhtaç olmadan son nefesimi veririm.

Yalnızlığın bütün zorluklarına rağmen büsbütün çaresiz değilim. Kendi işimi şimdilik kendim görebilmekteyim. Şükür elim ayağım tutmakta. Yemekti, bulaşıktı, çamaşırdı temizlikti hepsini kendim yapmaktayım. Kendi kirimi kendimin temizlemesinde bir beis yok. Yok olmasına yok amma kimilerince bir erkeğe zul işler bunlar. Şaşayım akıllarına! Kirin cinsiyeti olmaz. Hani olsaydı eyvallah! Neyse geçelim bunları efendim.

Maruzatım sokaktaki gayr-i ciddi çalışmalar, evime girip-çıkmakta zorlanışım da değil. Bir gün elektrik idaresi kazıyor sokağımızı, bir gün telefoncular, bir başka gün bilmem hangi kurum yağmur drenajı için köstebek yuvasına döndürüyor sokağı. Ve kazılarda çıkan cürufu da benim evimin önünde biriktiriyorlar. Bu birikintiler de epey bir süre kalıyor. Bu yüzden evime giriş çıkışta zorlanıyorum. Böyle yapmakta haklılar zira en müsait benim evin önüdür. Koca koca sitelerin önüne, trafiği aksatacak bir mevziye koymaları hiç hoş olmayacaktır. Benim köhne ev dediğim gibi en uygun olanıdır. Benden başkasına mazarratı yoktur. Hayır bu hususu size şikayet için kaleme almış değilim dilekçeyi. Bu hususta Tanrı tanığımdır ki bir itirazım yoktur. Olmaz da. Mezkûr işler elbet yapılacak ve yapılırken kimi rahatsızlıklar da olacaktır. Bu rahatsızlıklara katlanmak bizlerin vazifesidir. Ama gelin siz bunu şimdiki nesle anlatın! Anlamazlar. En ufacık bir nefse dokunuşta dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne vahim bir durum. Oysa biz nelere katlandık!

Sizlerin de malumudur ki, -gerçi yaşınız bir hayli genç bundan mütevellit bilmeyebilirsiniz, bilmeseniz de kelli-ferli mekteplerde okumuş hasebiyle malumatınız vardır zannedersem- bizim nesil katlanmayı pek ala becermiş ve hatta üstün başarılar serdetmişizdir. Ne elektrik yokluğuna ne su yoksunluğuna sızlanmışızdır. Hele şimdiki nesle bir bakın! Neler nelere yüz buruşturuyorlar. Biz çayı bile üzümle içerdik. Şeker yoktu. Ve bu yüzden halkın ekserisi uyuz olmuştu. Ya karne ile ekmek! Gerçi zaman zaman bir vesvese içimize düşer ve “nasıl oluyor da başına tayyarelerle bomba yağan Londralı ekmeği karne ile almazken biz savaştan uzakta karne ile ekmek alıyoruz!” derdik. Bir hikmeti olmalıydı. Bizim aklımızın ermediği bir şeyler vardı mutlak. Demem o ki, biz yeni nesle göğüs germeyi öğretemedik. Hemen sızlanıp feveran etmekte. Vay efendim “milli şefin treni niçin beyaz!” bu sual mi şimdi? Niçin Londralı, Parisli Romalı ekmeği karne ile almamış da biz almışız? Hem bakalım öyle mi? Belki onlar da karne ile almıştır ve fakat gizlemiş söylememişlerdir. Belki karne ile bile olsa alacakları ekmekleri yoktu. Hem size ne oluyor? Siz mi karne ile ekmek aldınız?

Zatıâlilerinizin başını bu lüzumsuz çıkışla ağrıtmadım umarım. Affınızı istirham ederim. Bir den kontrolümü kaybediyorum. Kusura bakmayın!

Efendim sadede gelecek olursak güzide makamınızın dikkatini çekmek istediğim husus, var olduğunun şuurunda olanların var oluş meselesi yanında kalıcı olma meselesiyle karşı karşıya olunduğu hakikatidir. Malumunuzdur ki, yeryüzündeki davranışların temelinde varlığını sürdürmek vardır. Varlığının şuurunda değil de var olmanın şuurunda olan için varlığını sürdürmek yetmez, bunun yanında kalıcı olmanın yollarını arar. Bu arayış kalıcı olmayan “şey”leri inşa etmekle nihayetlenir. Ve bu ameliyenin farkında olunmaz. Bu farkında olmayış da bütün insanlığın hüsranına sebebiyet vermektedir. Farkında olmayışın faturasının ağırlığı Zatıâlinizin meçhulü değildir.

Efendim malumunuz olduğu gibi, kalıcı olmak için ne beyhude işler yapılmaktadır. Hiç yıkılmayacakmış, eskimeyecekmiş gibi köprüler, alt geçitler-üst geçitler yapılmakta. Hele hele yüksek binalar. Yapılırken yapıldığı mahalin bütün eşhası rahatsız edilmekte, hem yapılırken hem yıkılırken. Evine, işine her günkü yoldan gidip gelen bir insan bir de bakıyor ki yol kesilmiş. Belki sabah geçtiği yol akşama geçit vermez olmuş. Bir de bir yüzsüzlüğün işarı levha: “ Verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz!” peki ne için? Kalıcı olmanın kalıcı olmayan bir “şey”le sağlanması için. Bu ne pespaye bir zehaptır? Bu ne aymazlıktır?

Bir hafta önce –iş bu dilekçeyi de bu yüzden kaleme aldım- kimsenin kullanmadığı, kullanmak istense dahi bu günkü taşıtların geçişine müsait evsaflara sahip olmayışından ötürü kullanılamaz olan bir köprüye tesadüf ettim. S.. ilçesine giderken gördüm. Daha önce dikkatimi çekmemiş. Elbet insanı meşgul eden bir mesele içinde doğmamış ise gördüğü nesneleri manalandırmada da farklılıklar oluyor. O köprüyü ilk kez görmüşlüğüm yok. Ancak içimde “var olmak, kalıcı olmak” meselesi zuhur etmediğinden bana bir şey dememiş idi. Şimdi kendini farklı gösteriyordu. Köprünün hemen sağında taş bir bina vardı. Köprünün imalinde kullanılan kesme taşlardan yapılmıştı. Ancak damı çökmüş. Köprü sapasağlam. O köprüyü ve evi yapanlar ne iştahla işe koyulmuşlardır. Öyle ya! Bugünküler nasıl iştahla çalışıyorsa o günküler de aynı iştahla çalışmışlardır. Ne için? Kendilerini kalıcı kılmak için. Pöh! İşte köprü! Kullanılmıyor. İşte virane ev, damı çökmüş, kapı pencere pervazları kırılmış. Hani neredesiniz? Kalıcı olmanın yolu kalıcı olmayan nesnelere biçim vermekle olmuyor demek ki! Öyle ise bu ne telaş! Yanlış efendim! Yanlış! İnsanın bu denli kendini kalıcı olmayan nesnelere kaptırması, hatta kölesi derekesine düşmesi pek bir hazin.

Mevzuyu uzattığımın farkındayım. Ancak mecburiyetten olduğu size gaip değildir. Dikkatsizlik işte. Yaşlılık. Var oluşumuzda bile bir dikkatsizlik var. Sadece bizde de değil ha! Bütün bir insanlıkta. Var oluşunda dikkatsiz olan bir canlı sair işlerinde nasıl dikkatli olsun ki? Olabilir mi? Sizin de buyuracağınız gibi mümkün değil. İşte bu imkânsızlık beni bir hayli rahatsız etmekte. Eğer lütfeder size arz ettiğim hususa ilişkin amiri olduğunuz A.. vilayetinin meskunlarını kalıcı olmayan işlerde kendilerini heba etmenin beyhudeliğini ikaz eden tamim yayınlar ve yerine getirilmesine nezaret ederseniz sevinirim. Bilgilerinize arz ederim.

Not: Diyelim ki kalıcı olmayan nesnelerden bir şeyler yaptınız ve izafi olarak sizden sonra da bir hayli –mezkur köprü gibi- sürdürdü varlığını. Sizin de adınızla yad edildi. Bunun size ne gibi bir menfaati var? Yok! Öyle değil mi efendimiz? Sizin de buyuracağı gibi hiçbir menfaati yok. Öyle ise ne diye bunca sıkıntıya girdiniz? Başkalarını da sıkıntıya soktunuz? Niye? Kalıcı olmak beyhude bir rüyadır. Kalıcı olmayan bir mahalde kalıcı olmayan “şey”lerle kalıcı olmaya çalışmak en bayağısından sululuktur.”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kalıcı olan ne ??

Selam cemal bey.. Yağmurların efkar-ı umur'u boyadığını sizden öğrenmiştik. Ökçelere hesap sorabilmek için de debelenip durduk yıllarca.. Hapşırık nöbetlerinde geçti gençliğimizin en güzel yılları.. Sadede geliniz artık cemal bey.. "Şey" nedir..? Neden mevsimler bu denli kalpazan olmuştur..? Nedir kalıcı olan..? Kalıcı olmayı istemek mi başlı başına bir hatadır yoksa..? Yöntemin yanlış olduğunu anladık da; bize kolay anlaşılır bir yol gösterirseniz mutlu olacağız.. Ve dahi dualar edeceğiz size.... selam ve dua ile..

el cevap!

selam ve dua ile;
'geçiçi olan mahal'de kalıcı olunamayacağını bilmektir yanıtı sorunuzun. dünyaya kazık çakılamayacağının ayırdına varıp "piramitler" yükseltmemektir. hele piramitler yükseltirken can yakmamaktır.
cemal çalık

dostun evi kalıcıdır

selamdan sonra,

Yunus "dostun evi gönüllerdir, gönül yapmaya gedik" diyor.
kalıcı olan dostun evidir. Gönül evidir. gönül evine girmek her ne kadar zor olsa da yaratılanın gayreti hep o yönde değil midir?
kimi beyhude uğraşışır yalancı gönüllerde yer edinebilmek için kimisi de tek gönül yetmez diyerek gönülden gönüle yol bulup gider...

hasılı gölün işlerinden anlayan birisini bulsak da öğretse bize "dostun evine"ne nasıl girileceğini

vesselam...

____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...