renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Medine

Medine

Aysunlar bizi yolcu ettikten sonraki bölümü onun kadar ustaca olmasa da anlatmaya çalışayım inşaallah.

Yolcu etmeye gelenleri, büyüklerimin mazlum bakışı, çocuklarımın annesiz kalma telaşı ve gözyaşlarıyla geride bırakarak, onları Allah’a emanet ederek...

Heyecanla “Lebbeyk!” nidaları ile yol arkadaşları ile yola çıkıyoruz. Akşam ile yatsıyı uçakta cem ediyoruz. Bu sırada kalbi dayanamayan bir teyzeye ilk müdaheleler yapılıyor. Çaresiz onu bırakmak zorunda kalıyoruz. Hareketten yedi saat sonra Cidde havaalanına yaklaştığımızı kızıl denizi gösteren oklarla anlıyorum.Gece saat 2:30’da Cidde havaalanındayız. Pasaport ve gümrük işlemlerinden sonra içeriye girebiliyoruz... Her yerde Kabe’yi gösteren okları görüyorum ve bu kendimi doğu büyüdüğüm yerde hissetmeme neden oluyor...

Abdestleri alıp bir kenarda oturuyoruz. Kimi araplar bize ekmek, kimi üşümeyelim diye altındaki örtüyü veriyor... Sabah namazını bekliyoruz. İçimizden birisi yaşadığımız yerin alışkanlığından dolayı ezanın saat kaçta okunacağını soruyor, gülümsüyoruz, “burada ezan okunur” diyoruz. Çünkü burası bizim yurdumuz...

Sabah namazını kılıp seher vakti Medine’ye doğru yola çıkıyoruz Bu yolun hicret yolu olmasını hayal ederek ve sormayarak yollara bakıyorum. İki dosta eşlik eden yola bakıyorum, hurma ağaçlarını bulamıyorum, koyu kahverengi taşlar, toprak yollar, salavatlar ve dualar eşliğinde yola devam ediyoruz, içeride Kurân- ı Kerîm dışarıda çok sevdiğim ve özlediğim güneş. Hicret ile ilgili bildiklerimi, okuduklarımı hatırlıyorum yol boyu. Sanki müşrikler arkadan gelecekmiş gibi bir telaş... Medine 30 km yi gösteren tabela ve hurma ağaçları, yol boyu hurmalıklar… Medine’ye 10 km kaldı... Telaş, heyecan, dualar, birşeyler kaybedeceğiz, kaçıracağız korkusu… Medine’nin beyaz kerpiçli evleri görülüyor… Beyaz şehir Medine… Selam sana!

Sebebini bilemiyorum ama garajlarda biraz bekletiliyoruz. Yine kontrol işlemleri… Kalacağımız otele götürülüyoruz… Heyecan ve telaşla valizleri bırakıp abdest alıyoruz, en temiz en beyaz elbiseleri giyiniyoruz. Mescid-i Nebeviye doğru vakarlı, her duyguyu yaşayan bir hal ile ilerliyoruz. Durmadan salavatlar getiriliyor. Yeşil kubbenin görüldüğünü Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer’e getirilen selam ile anlıyoruz. Her tarafta hıçkırık sesleri… Birlikte dualar ediliyor, arkadaşların selamlarını emanetlerini iletiyoruz Efendimize…

Ne kadar özlemişiz…. Öğle ve ikindi vakitlerini fazla ara vermeden kılıyoruz, ezanlar sarıyor bizi, tüm iliklerimizde hissediyoruz. Bu kadar yumuşak, merhametli bir ses… İkindiden sonra oturmak istiyoruz; Mescidi Nebevi’nin içerisine. Ravzaya doğru yöneliyoruz… Galiba anlatılamayacak anlar… Akşam ve yatsıyı eda ettikten sonra ayrılıyoruz İlk defa Medine sokaklarını görüyorum. Küçük dar taş sokaklar, her işaret bizim buralara ait olduğumuzu gösteriyor. Biraz dolaşmak istiyoruz efendimizin yürüme ihtimali olduğu yollarda ve hiç bir yorgunluk hissetmiyoruz, adımlıyoruz Medine sokaklarını… Cıvıl cıvıl… Cennet-i Bâki’yi izliyoruz uzaktan ama ziyaretini yarına bırakıyoruz..

Geceleri uykuya az ihtiyaç hissedildiğinden çok az uyunuyor. Gece 3:00 gibi telaşla teyzeler uyandırıyorlar Mescid-i Nebevi'ye gidelim diye… Sabah Namazından iki saat önce Mescidde oluyoruz yine de tıklım tıklım… Sabah namazından sonra dualar, Kur’anlar okunuyor… Tüm Müslümanlara dualar ediliyor. Kendi halimde kalınca İslam tarihinden bildiklerimi anımsıyorum, mescidin inşaası, Hz. Ebubekir, Ömer Osman Ebuzer, Bilal’i düşünüyorum, Yesrip’ken Efendimiz'in duası ile Medine olan bu şehir... Yıllardır ismini taşıdığım bu şehrin tüm ağırlığını hissediyorum üzerimde. Avluda oturuyoruz yanımızda renk renk, her ırktan insanlar. Endonezyalı bir hanım yaklaşıyor bana, kucaklaşıyoruz, işaretlerle ne yazdığımı soruyor, gülerek işaret edip, “seni” diyorum… Bana çantasından hurma çıkartıp veriyor… ”Şukran uhti” diyorum… Ne kadar bereketli bir ortam… Kuşluk vakitlerinde diğer mescidleri ziyaret ediyoruz. Namazları ise Mescid-i Nebevi'de cemaatle kılıyoruz. Avlu bile tıklım tıklım… Geçip abdest almak dahi baya bir zaman alıyor. Genellikle iki abla ile birbirimizden hiç ayrılmıyoruz. Bazen birşeyler okuduğumda kendilerine de okumamı istiyorlar… Burada daha çok efendimizden söz ediyoruz, onu anıyoruz, onunla ilgili okuduklarımı aktarıyorum onlara… Üçüncü gün kafile başkanımız olan hoca baskılarımıza dayanamayarak bizi Uhud’a götürüyor. Küçük tepecikler, hurmalıklar arasından geçip okçular tepesine gidiyoruz. Burası ayrı bir alem… Sanki her an Uhud Savaşı yaşanırcasına insanlar hüzünlü… Hz Hamza’nın kabri başındaki ağıtlar taptaze… Hanımlar toprağı bile yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar, erkekler hanımların muhabbetinden bıktıkları için hanımları yalnız bırakıyorlar, Uhud dağının eteklerini buluyoruz ama müsade edilmediği için çıkmıyoruz . Uhud o kadar sessiz ki…

Geceleri Medine o kadar aydınlık ki, başka şehirlerin gündüzünden daha aydınlık… Mescid-i Nebevi'de Türkiye’den gelmiş bir hanım acı acı ağlıyor. Ve ögreniyorum ki, bugün Medine’de son günü imiş… Ayrılığın yaklaştığını bize de hatırlatıyor.Sanki hiç bitmeyecekti oysa…

Ve bir gün önce, başkanımız yarın ikindi vaktinden sonra yola çıkacağımızı hatırlatıyor. Veda ziyareti için ikindi vakti Yeşil kubbenin önünde bekliyoruz. Herkes tamam son namazımızı kılıyoruz. Sanki her yanımızda oklar var gibi… Gökyüzü bulutlu bizi anlıyor galiba… Yeşil kubbenin etrafinda güvercinler sığınmış kendilerini ne kadar emin hissediyorlar kimbilir? Bulutlarla birlikte güvercinlerde çırpındıkça çırpınıyorlar... Hüznün ağırlığını en çok buradan ayrılırken hissediyorum. Baba evinden yurdunda ayrılan gelinlik kızlar gibi… Veda ziyaretin den sonra yola devam ediyoruz ve Mekke”ye... Mekke heyecanı çok sürmüyor. Medine hüznünü hafifletiyor...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ah medeni şehr

Kızıldeniz... Kabeyi gösteren oklar... Kalplerde heyecan son dorukta
Lebbeykler...
Medine... Ey bulutlar üzerindeki medeni şehir...
Sabah namazı, efendimiz eşliğinde... Salavatlar... Yeşil kubbe... Asr-ı saadet devri... Hz. Ömer'in asaleti, Hz. Ebubekr'in sadakati... Hz. Aişe'nin kıskançlığı...
Salat ve selamlar... Hıçkırık sesleri... Dünyanın her yerinden akın akın aynıyürek dilini kullanan insanlar... Aşıklar...

Uhud... Uhud'da okçular... Uhud'da şehitler... Uhud'da alınan dersler...

Geceleri ne de aydınlık Medine... Ah Medine ahhh. İçimize çörekleniyor vedalar...

Veda edilemeyen şehir, yüreğimizde ışıl ışılsın. Bizler sendeki muhacirler...

Selam olsun aşıklara... Aşkınız mübarek olsun...

"Otuzuncuharf"

Medine

Adı anıldıkça kalbimizde yeşeren bol meyveli bir ağaç: Medine. Ve, Mescid-i Nebevi'de fon her vakit gül-gökyüzü.

Medine'yi anlatabilmek için aydınlanmış kelimelerden bir şehir kurmak gerekiyor.

Gücüm yetmiyor...

Medine'ye ulaşabilmenin en sağlam yoluysa Allah Rasulü'nün (S.A.V.) hayatını okumak galiba...

* * *

Medine Doğan'a sonsuz teşekkürler... Medine'yi gündemimize taşıdığı için...

yazmaya kışkırtan yazı...

Bıldır(geçen yıl) bu günlerde ben de medine'deydim.ikinci grupla gitmiştim.medine hanımın yazısı benim de hatıralarımı kaleme dökmeye kışkırttı.ancak benimki orda yaşananların muzip taraflarını görmeye dönük de olacak.selamlar!

eline sağlık

sevgili medine;

Allah sana anlatmayı nasip etti, görmeyi nasib etti... allah bize de nasip etsin inşallah.. sayfalarca yazı yazılsa "kabe" yi ilk görüşün hazzı tarif edilemez değil mi?

"eddai"

1/2

"Yüreğimizin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır."

N.P.

Bunu geçen ay da okumuştuk ama tekrar tekrar okumakta fayda var.

Unutkanlık peşimizi bırakmıyor!

Medine

Sevgili Medine Doğan bu yazınızla birlikte bundan yaklaşık iki yıl önce gidebilme lütfuna nail olduğum umre seyahatinin Medine safhasını an be an hatırlamış oldum.. Bizim e ilk durağımız Medine olmuştu. Gecenin saat ikisinde otelimize varmış mescide gidebilmek için heyecanla sabah namazı vaktini bekleyecektik. Sonra otelin yüksek katlarında olan odamızın penceresine yaklaşıp perdeyi açtımıştım. Karşımda gecenin de daha ayrı bir anlam katışıyla birlikte peygamber mescidi duruyordu. O anki hislerim kelimelere dökülmeden kalacak kelimelerle anlatacak olsam sanki değerinden bir şey uçup gidecek.

Medine'ye Varamadım

Çok güzel anlatmışsınız Medine Hanım. Özellikle "...kendimi doğup büyüdüğüm yerde hissetme..." Sahi, böyle mi? Bu hissi yaşamak istiyorum ben de. Asıl memleketimi bulmak istiyorum.

Fotoğraflarına bakmak, gidenlerden dinlemek, hayal etmek... Şimdilik bu kadarı elimden geliyor.

Bu arada, yazının başındaki Aysun ben miyim:) Kendinize haksızlık etmek için beni kullanmayın ve hatta kendinize haksızlık etmeyin rica ederim:) Çok güzel bir yazıydı gerçekten... (bir dahakine beraber gidelim mi, bu bir teklif:)

Ellerinize sağlık...

Bunun üzerine bir Mekke yazısı iyi giderdi. Gidenler yazsın, biz -rüyasında oralarda dolaşanlar- okuruz:)

Selamlar

Ta kendisi...

Elbette o Aysun sizsiniz:) ugurlama yazinizdan sonra gidis yazisida yazilmali diye dusunmustum.Ama Karsilama yazisida yine size dusuyor.Bunu size ozel
olarakta yazmistim.

Hakikaten insan kendini dogup buyudugu yerden daha ote bir yerde hissediyor.
Dusuncesinize bir yildir ilk kez disarda duydugunuz ezani...Hergun namazinizi saate
gore kilarken birden ezaninin okunusu....kible icin her gittigimiz yerde
vatanimizda bile yon sormaniz.
gurbet duygusu yasiyanlar zannedersem daha iyi anlayabilir.

yon belirlerken kabeyi gosteren ok isaretleri....
Belki bu duygular abartili gelebilir

Biz beklerken birisi bana yaklasti "ekmagin var mi " diye sordu.hayir dedim
ama arkadaslarima sorum.ben benden ekmek istiyor diye dusunmustum, yasadigimiz
bati kulturu etkisi ile hayir dedi. size vermek icin dedi. sizde varsa baskasina verecgim
sanki dayak yemis gibi hissettim kendimi....bu bizim musluman kulturumuz.bizim insanlarimiz
ancak boyle davranabilir.
Sevgili Hacer inan bana bu yaziyi yazmadan once bende cok kararsiz idim.
Kendimce bir Hacc gunlugum vardi ozledigimde acip okumak ici n yazilmis.
Yasanan o ilk duygulari en guclu kalemlerin bile ifade edemiyecegi bir durum
yasnana hersyi zaten ifade etmedim. Bazi duygular bana ozel kalsin diye bazilarini
uzun olur diye yazmadim.
Yazmama Sule'nin destegi ile basladim.Yazimi Sule ve Ironi gozden gecirdiler onlara teskurler.
sabaha kadar hem duzeltmisler hem aglamislar.Sonunda ruyasinda Ironi Mekkeye girmis.
:)
Aysegul; Kabeyi ilk gormek.Ne diyimki...cok zor anlatmak.
Birkardesler ve Mumine kardeslerede tesk.
Ins. birliktede gideriz, neden olmasin?

Hacc

Abla... tutkun, oraya olan bağlılığını paylaşma isteğin müthişti. Bana da sadece "abla sen yaz, ben hallederim" demek düşüyordu. İroni'ye dedim sen türkçeleştir, imla'da benden...O türkçeleştirdi, kalanını da biz elimizden geldiği kadarıyla yaptık. Ve müthiş oldu. Oralardan bahsedilince muminlerin kanı kaynıyor, gitme ateşi söndürelemeyecek bir hal alıyor...

İroni'nin gördüğü rüya'da ben de, oğlum Mansur Cahit'te varmış. Bundan büyük saadet olamaz. Bu kadar erken mükafaat beklemiyorduk hakikaten...

Abla sen yazmaya devam et. Biz de hem ağlarız hem gideriz :)

selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

mekke

mekke...
gidipte gücü yetenler, daha gitmeden aşkını büyütmüş yiğitler kaleme kelam bildirsin bu şehir üzerine.
benim gücüm yetmez buna Aysuncum.
lakin öyle anlar olur ya bazen, sevdiğine dair ne görsen ne duysan, hiç sesin soluğun çıkmadan, tek mimik belirmeden yüz hatlarında, uzun bir çizgi halinde yaşlar iniverir göz pınarlarından çabucak çabucak....
mekke dendi mi öyle olur işte, kabeyi ziyaret eden misafirler tutamazlar kendini.. ondan bu iki lafım..

kabe her insana ayrı bakarmış, onu ilk gördüğü anı hep ayrı bir sıfatla vasıflandırıyor anlatanlar.
daha mescidin dış sınırından, büsbütün saran bir güven vardır evvela. babusselam kapısının karşısında kalpler bir başka çırpınıştayken dualar yapılır ve kapıdan girilir. artık huzur sarhoşu oldunuz. ama kalbe ait çılgın iklim rüzgarı dinmedi. atılan her adımda büyüyen heyecanı herkesin kendisi yaşamalı, vuslattır sözkonusu olan çünkü.
nihayet o ana kadar, hasrete dair söylenen 'lebbeyk lebbeyk allhümme lebbeyk' vitrinin bitişidir bu karşılaşma.
durursunuz, kısa ama uzunca.. bu ihtişam ve hürmete rağmen öyle mütevazı duruş... bir serin nefes..
hani nasıl olursa olsun evin, nerde olursan ol, bir yerlerden evine döndüğünde ne dersin? 'evim evim güzel evim' huzuru ve rahatı temsil eder değil mi bu ifade..
işte kabe daha çok eviniz oluyor, daha çok özleniyor.
mekkedeyken kalbiniz başka bir yer dilemiyor, öyle huzurlu,öyle güvende hissediyor insan kendini. mekke de medine gibi, gecesi ayrı gündüzü ayrı ışık... hep aydınlık.. ruhunuzu hakka yaklaştıran tarzdan,ruya gibi bir aydınlık.
iki saat bir yerlerde uyunur tamamdır, iki lokma bir yerlerde yenir kafidir çoktan. zaman o kadar dardır ki bu şehirde, gözünüz hep kabede kalır.
evin sahibini biliyorsunuz ya, nahoş tavırlarda bulunduğunu düşündüğünüz kimselere kızmaya gücünüz yetmez. kalbinizden tebessümler coşuyordur çünkü, çünkü biliyorsunuz ki onlar Allah'ın misafirleri ve Allah onları seviyor. otomatik olarak seviyorsun gerçek kardeşlik hissinde bütün kardeşlerini...
mekkenin heryeri güzel görünen kadarıyla. o kadar evimdi ki sokaklar hiç ama hiç yabancılamadım. klima sadece tene uygun değil bu şehirde ruha şifa.
zamanıma bir boyut daha katan şehir sevgili mekke.

abarttığımı düşünenler, aktardıklarımın oralardan minicik yansımalar olduğuna en yakın zamanda şahit olsunlar dilerim :)

'hacc meşakkattir' ayeti kerimesi var, çile çekmeden hacceden kaç kişi vardır ki!
bunu bilmiyorum, bildiğim şey; ateşin bir şekilde gül bahçesine döndüğü gerçeğidir...

sevgiler

...

Raksederek Ağlamak

Yeni Şafak'ta bir yazısı geldi. Kendi Mekke'deydi. Rüya görmüş.
Sami Hocaoğlu,
yani Mustafa İslamoğlu. Yani İsmet özel'i kırk defa bloglaştıran cemaati müsliminin bir defa
bile blog konusu yapmadığı ve
sanırım ilk benim yazacağım güzel insan... Geçen bir yazı yazdı..
...ŞU...'rdan okuyabilirsiniz..
ABD'nin katliamlarına destek olmak için oralara gitmeye gerek yok.. Bir de Diyanet'in paraları bankada tutması meselesi var.. Hacc için bir sürü mesele var......
Dünyada görenden, görmeyen yakın olsa gerek..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...