renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Habil Kompleksi ve Yabancılaşma

Cennetten sürülen insanın toprağa düşkünlüğünü anlamak mümkündür. İnsanın hem atası, hem anası değil midir toprak? Bu alçalmayla başlar insanın tüm dilemmaları. Ait olduğundan uzaklaşmak, ait olmadığın ama ait olman gereken yere yaklaşmak çabası ve bu çabayı sarfederken her iki durağa da ait olmayan yöntemler.

İnsan hep bir toprağı olsun istedi. Topraktan gelmişti ama toprağın bir parçası olmak ona yetmiyordu, toprağa sahip olmak istiyordu. Onun için savaştı onun için öldü. Sahip olamayacağı kadar toprağı olsun istedi insan. Sahip olamayacağı kadar çok toprağı olan insanlar da oldu, ikindi vakti kendi gölgesi boyunca toprağı olan da , bir karış toprağa bile sahip olamayanlar da. Ama sonunda toprak herkese sahip oldu.

Kalın çizgilerin filozofları toprağa bağlılığı mülkiyet sorunu olarak algıladı, vazetti. Çünkü toprağı olanın gücü, gücü olanın toprağı vardı. Oysa toprak sadece gücün bir tezahürü olmadı. Aşkın yazılmamış kitabı oldu. Yüzyıllar boyunca adına vatan denilen toprak için can verdi; güçsüzler de güçlüler de. Şu üstümüzde duran yüce dağ, bu altımızdan şırıldayan coşkun nehir demedi insan, dağı kendi eti, ırmağı kendi kanı bildi. İdeoloji olmadan da vatan hep vardı. Hay Bin Yakzan dahi bir vatanseverdi.

İnsanı şekillendiren çevresindeki koşullardır savında olanlar, alt yapı (ekonomik koşullar) üst yapıyı (ahlak) belirler vehminde olanlar toprağa gizli tapıcılar değil midirler?. Tüm alt yapı koşullarını anası toprak, adeletsiz bir tanrı olarak addedildi. Oysa toprak ölüm gibi, herkese eşit derecede yakın, eşit derecede uzak durdu binyıllarca. Ruhu ve aklı olmayan balçığın, ruhu ve aklı olan balçıktan üstün addedilmesi ne kadar da ironik.

Anadolu ozanımız farklı gördü bakmadan toprağa. En sadık yar dedi. Görmeyenle gördü ama ötesini göremedi. Dost olduğu kesin idi toprağın, toprak tüm yaratılmışlar gibi fıtratına sadıktı, fıtraten sadıktı. Ama dost sizin damarınızda deveran edemez, gözlerinde dolaşıp beyninizin kıvrımlarında dolaşabilir, en fazla.

Öte yandan insanın mülkiyet sorunu, aidiyet saplantısı da hep süregeldi. İnsanın bir atası da kabil değil mi?. Toprağı olan, çiftçi olan habil idi, hayvan yetiştirebilen atalarının izinden gitti milyonlar; çünkü nereye ait olduğunu bilmeyenin kendini ait kıldığı bir yer olmalıydı. Bu gün havayı, uzayı parselemiyor mu? Kabiller. Mini, mini boşlukları bile paylaşıyor mini, mini insanlar. Sanal dünyanın sanal topraklarında bile süregitmekte önce benimdi iddiaları.

Ama toprağa aitlik ya da topraktan, uzaklaşma çabası daha derin kökleri olan bir savaştır ademoğlu için. Çünkü Adem balçıktan yaratıldı ve Allah ona ruhundan üfledi...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Toprağa Yabancılaşma

İnsan...

Topraktan yaratılan, ama yâr olanı ağyâr eden insan...
Onca mücadele etti hor gördüğü toprağın üzerinde, ama unuttu, bastıkça unuttu onu...

Halbuki toprak onu bağrına basıyordu, o istemiyordu, çünkü başka bağırlar arıyordu kendine dünyada, yalan olduğu söylenen şu dünyada bir kucak arıyordu, yanıbaşındakini görmüyordu, bu şefkatten uzak kalmayı seçti ve koptu köklerinden...

Özlediği, o hep arzu edip de ulaşamadığı için içini yakan şey ne uzaktı ona! Aslında istediği yakındı, ama uzaklığı kendi seçmişti, mesafeleri o belirliyordu zannınca, zaman neden akıp gidiyordu ki, bir şeyler hatırlamalıydı, biliyordu belki, ama bir türlü fıtratından ayrı düşmekten kendini alamıyordu insan...

Toprak sahibi olduğunu sandı asıl sahibi görmeden, dünyaya kazık çakacağını sandı tüm kazıkların söküleceğinden haberi yokmuş gibi, aldandı da aldandı...

Ama insan...

Herşeye rağmen kaybolmamış bir sese kulak verdiğinde biliyordu ki, ne yapsa da geldiği yerden tam anlamıyla kopamayacak olan yine oydu, yeter ki hilkatindeki "sıdk"a yapışsın tüm varlığıyla, aslolanın asl'a dönmek olduğunu idrak etsin yeter ki...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...