renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Tutsak Tutanak

Tozlu elbiseleri, yara bere içinde dizleri, donuk gözleri, örülmüş saçlarıyla tutup çekti kolundan kelimeler...
Bize tutun, bizimle gel dediler...
İkinci tekil şahıslarla çoğulları arasında, rüzgarda sürüklenen kuru yapraklar gibi sürüklediler...
Bilinmezliklere inat kapılar açarız, konulmamış isimlere yol oluruz biz...
Olmaz dediğine direndiler...

Ellerim; dar vakitlerde sıkıştırılan kelimelerin sıcaklığıyla ısındı...
Donuk gözler, anlayamadım nasıl böyle parladı?
Ne ana renkler yetti, ne aralar anlatmaya.
Hepsini varsayıp siyah dediler sevdaya...
Siyaha sözlediler gönül rızamla...
Siyah güller getirdi postacı, siyah elbisemle kapılarda onu beklediğim günlerde...
Siyah bir huzur doldu kalbime...
Her siyah huzur verir derlerse yalan...
Yalnız kelimelerinle dolanlar...

En mutlu günümün kahramanı
En acılarının ilacı kelimeler...
Yar oldular, yardan haberler verdiler...
Yakalarında kırmızı karanfil olmasa da gelişlerinden tanıdım onları...

Gün gelir kifayetsiz kalır dediler. Parçalanış zamanlarımda gözyaşlarım isim buldu ben bakmadım yüzlerine...
Bazı zamanlar sığdıramadılar kocaman dünyaya. Koştum, oynadım çocuklar gibi...
Bazı zamanlar yemeden içmeden kesip yatağa mahkum kıldılar...
Dört duvar dinledi beni, sözlerimi taşıyan rüzgar ve dert anlatmaya çalıştığım aynalar...
Senin arkasında olmadığın kapılara dokunmasın kelimelerim istedim...

Bir mumun titrek aleviyle ısındım mevsimler boyu...
Üşümek nedir bilmedi ruhum...
Titrek alevden sıçrayan kıvılcımla koca bir ateş yaktı kelimeler...
Zaman yakıldı, mekan yakıldı, gemiler yakıldı ve ben...
Ateş düştüğü yeri yakar derlerdi. Neden benimkinde tüm dünya yandı?

Yaktım ben de tüm sorularımı aynı yangında,susuyor sandılar boğazım düğüm düğümdü oysa...
Kızdım ben uyuyamazken uyuyan şehir halkına. Sokakları, caddeleri ıssız bıraktılar...
Geceler oldukça uzunmuş, anlayamamışım yıllarca...

Penceremde nöbet tuttum...
Gelen trenlere bir bir yükledim kelimeleri...
Dolu dolu gidip uzak şehirlere, kokuları sinmiş olsa da yalnız döndüler...

Son tren beni almaya bu gün de gelmedi...

Kelimelerin ellerinden tuttum beraber seyrettik en sevdiğim yıldızları ve ay’ı...
Her günümde oldular, her köşe başında durdular kelimeler...
Bildim hep benimleydiler...
Söyleyemediklerimi de bilirlerdi bence...
Gördüm,
Vezir de ederler rezil de,
Senin oldukları sürece....

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kelimeler ve Çaresizlik

''susuyor sandılar boğazım düğüm düğümdü oysa...''

Prens Hamlet'i getirdi aklıma...

HAMLET:
Words, words, words...
LORD POLONIUS:
What is the matter, my lord?
HAMLET:
Between who? ...

HAMLET:
Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
LORD POLONIUS:
Bahsi geçen şey nedir , efendimiz?
HAMLET:
Kiminle kimin arasında? ...

Konuşmak isteyip de konuşamayanların boğazında kalın bir düğüm, kelimeler.

İşte Prens Hamlet'in çaresizliği... Çaresiz ve cebindeki kelimeler...

Tutsak tutturuluş nedeni...

Yorumunuz için teşekkür ederim U.Ali Birkardeşler.
Deneme kaleme alırken yada okurken hani bazı kelimeleri daha fazla benimseriz.Hatta bazen sırf o kelimeleri tekrarlamak için okuruz ya yeni baştan.
"Susuyor sandılar boğazım düğüm düğümdü oysa... "cümlesi benim
için önem arzeden ve beğendiğim bir cümle.
Çaresiz ve cebindeki kelimeler...
Kelimeleri tek taraflı ele almasam da kıyısından köşesinden çaresizlik sızıyor sanırım belki de bu yüzden başlığını Tutsak Tutanak yapma ihtiyacı duymuşumdur.
Kelimeler insanların tutsağı olarak bilinirken bazen biz kelimelere tutsak tutturuluyoruz.
Ceplerimi yokluyorum kelimeler var elbet fakat anlamadığım nokta;
Kimle kimin arasında???

Selam ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

Kelimeler

Kelimeler... İki dünya arasında:

Bizim dünyamız ve dışımızda kalan dünya...

Öyle olsaydı,böyle olmazdı olanlar...

Yeri geliyor kelimelerden dünyalar kuruyoruz, kimi zamansa onlar bizi oluşturdukları dünyanın içine alıyorlar.

Kelimeler iki dünya arasında :
Bizim dünyamız ve dışımızda kalan dünya...

Peki bu gerçekten doğruysa, yani bu, istediğimiz zaman kelimeler gelir, istemezsek onları dünyamızın dışında bir yerlere bırakırız demek oluyorsa, nasıl oluyor da kelimeler bu kadar hayatımızın içinde olabiliyorlar? Demek ki acı da tatlı da olsalar onları isteyen, özleyen, onlardan kopamayan, onları oldukları gibi kabullenen bizleriz...

Onlar hep bizim dünyamız içerisinde hareket ediyorlar. Dışımızda dediğimiz olay bu şekilde ortadan kalkıyor...

Ya kelimeler bizi idare ediyor ya biz onları fakat tüm bu olanlar bizim dünyamız içerisinde gerçekleşiyor...

Selam Ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

Alıntıyla...

Genç yazar Hilâl'e başarılar dilerim.

Yazısı bana bir yazarın şu sözleri hatırlattı,

-Aslında ölüm ve yaşam aynı şey. İkisi de birer kelime. Kelimeleri deniyoruz belki de. Kelimelerle oynuyoruz, kelimelerle oyalanıyoruz. Kelimelerle yaşıyoruz, kelimelerle ölüyoruz. Gezegenimizin adı: Kelime. Kelime dünyasında, kelimeleşen sevgimizin özlemi ile kelimelerle süslenen gözyüzüne açarız ellerimizi kelimelerle dua ederek. Biz birer kelimeyiz. Yaşayan kelimeler. Ve kelimeler yaşamayı seçtikleri için vardır. Ölümü bile kelimeleştirerek yaşatmaktadır. Ve kelimeler ölümsüzler.- N.M

Kelime Vurdu

kelime
düşünce dilime
ilahi bir çekiç
kelime
vurdu vurdu

sanki uyurdu
gibi duyulurdu
bir el, bir çekiç ve
kelime

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Çekiçten beter vuruşlar...

Yorumunuz için teşekkür ederim Mustafa Burak Sezer Bey .
Çekiçten beter vuruluşlarla karşı karşıya kalabiliyoruz kelimelerin elleri bize uzandığında...
Bu yüzden vezir de rezil de edenler onlar...

Selam Ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

Kelime gemisinin yolcuları...

Yorumunuz,güzel dilekleriniz ve eklediğiniz alıntılar için teşekkür ederim Kevser Banu Hanım.

Ne güzel söylemiş yazar N.M ;

"Gezegenimizin adı:Kelime.Kelime dünyasında,kelimeleşen sevgimizin özlemi ile kelimelerle süslenen gökyüzüne açarız ellerimizi kelimelerle dua ederek."

Selam Ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

hazanseli

bende yaktım soruları... boğazımdaki düğümleri çözemesemde artık dedim ya bir üç nokta koyuyorum hayatın bütün çıkmazlarına... açıklayamadığım ne varsa hepsine benden bir üç nokta...

Hazanseli'ye...

Yorumun için teşekkür ederim kardeşim...
Kaybolduğumuz sokaklarda senin üç noktalarınla,benim kelimelerimle karşılaşıyoruz.Sen üç nokta koyuyorsun ben bir kelime...

Üç noktan;
Geçmişin,
Bu günün,
Yarının,
oluyor...

Geçmişi ve bu günü buraya bırakıp,son noktayı alıyor ve ilerliyorsun.Buna da açıklayamadığım diyorsun.Noktalar hayatını açıklıyor...

Ben bir kelime koyuyorum,
Onu bu sokak da bıraksam cebimde kelime kalmıyor.Kelimeyi yanıma alsam sokak benden bi haber kalıyor.Bu sebepten ben kelimemle kalıyorum...

Üç noktam olsaydı senin gibi;hayatımı anlatabilirdim fakat hayatımı tek kelimeye sığdırdım ben...

Hazanseli kardeş;bu sokaktan geçişlerde ziyaretime gel... :))

Selam Ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."

kelime zararlıdır denemesi

istanbul'da sis vardır. sultanahmet'in minareleri... işte öyle...sisli... kelimeye dökme telaşı o eşsiz manzarayı zehir eder.insanı vapura bile bindirmezler kelimeler.sanki vapura binmek fevkâlade edebi bir iş değilmiş gibi bi dergiden sarkarlar,gözünü kaçırırsın(sen aklına gelenleri en iyisi mi çabucak not et)... seversin sevdirmezler. çünkü kelimeyi seven ömür billah sevemez. sevdiremez kendini.
ben şimdi kelimeye yüklenirdim söz açılmışken...
.........yukarıda ki parağrafı kim saklar peki.

Güzel bir deneme olurdu...

Yorumunuz için teşekkür ederim Rıdvan Cihat Bey.
Gerçekten güzel bir açıdan kelimeleri anlatmışsınız.Bende kimi zaman bu telaşı kendimde hissedebiliyorum.Hemen insan sağdan soldan kağıt kalem bulma telaşına kapılıyor.Kelimeler havada uçuşuyor ve sen onları tutsak etme telaşıyla sağa sola çarpıyorsun...

Bu bizlerin toplum olarak edebiyata düşkünlüğümüzden kaynaklanıyor aslında,bizim görebildiğimiz güzellikleri herkes yazılarımız vesilesiyle görsün,yaşasın istiyoruz...
Yoksa tutsak etmeyi sevmiyoruz tabi.Şimdi bazı insanlar,kelimeleri yazıya dökmek tutsak etmek değil yaşatmaktır diyecek ve tezim çürüyecek ama gene de yazmak istedim...

Kimi zamanlarda da her hissettiğini,yaşadığın her anı başkalarına aktarmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Böyle zamanlardan dolayı ;
Beş gözlemliyor,yaşıyorum.
Üç kağıda döküyor,saklıyorum.
İki insanlarla paylaşıyor,gün yüzüne çıkartıyorum...
Böylelikle yazmak ve yazmamak,paylaşmak ve paylaşmamak arası bir yerlerde konaklıyorum...

Selam Ve Duayla...

Yağmurmah

"En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..."