renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İnönü'nün Menemen'deki Mumları

İsmet İnönü

“Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Belgeseli”ni hazırlarken fark ettim ki yakın tarihimizin, övgü-yergi kısır döngüsünün dışına çıkılarak, belgelere, doğru bilgilere dayalı tespitlerin ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki yıllardır, 1930 yılandaki SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası)’nın kurulup kapatılmasının ve Menemen’de meydana gelen olayların arkasındaki gerçekler akademik çevrede bilinmesine rağmen gerekli ve yeterli açıklıkta dile getirilemedi.

Belli bir kesim, ezberlerini bozmak istemiyor. Dolayısıyla ortadaki o kadar belgeye dönüp bakan yok.. Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Müdürlüğü arşivlerini açtı ama kim gidip araştıracak? Bır takım akademisyenler, üniversitelerde, 1930 yılının ikinci yarısındaki olaylara ilişkin ciddi çalışmalar yaptı, kitaplar yayınlandı.

Yok sayıyor, ezberini bozmak istemeyenler. Dönemin politikacılarının, yazarların ve gazetecilerin anıları yayınlanıyor. Bunları okut, okutabilirsen.

Acaba “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar..” atasözünde ifade edilen gerçek hiç akıllarına gelmiyor mu? Yalancının Menemen’deki mumları hiç sönmesin istiyorlar ve sürekli yeniliyorlar..

BİR DEMOKRASİYE GEÇİŞ DENEMESİ

1930 yılının Temmuz ayına gittiğimizde, Mustafa Kemal Paşa’yı, o günlerde henüz 7 yaşındaki Cumhuriyet’in içine düştüğü çok büyük ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımın içinde olduğunu görürüz.

24 – 30 Temmuz 1930 tarihlerinde Yalova’da, Mustafa Kemal, Fethi Okyar, İsmet İnönü ve Kazım Paşa dörtlüsü oturup, bir muhalefet hareketinin, iktidar partisi içerisinde bir grup olarak mı yoksa bağımsız bir siyasi parti olarak mı doğması gerektiğini tartıştılar. İsmet İnönü CHF(Cumhuriyet Halk Fırkası) içerisinde muhalif bir gruba karşı olduğundan bir muhalefet partisinin kurulmasına karar verdiler.

Mustafa Kemal Paşa da çocukluk arkadaşı Fethi Okyar’ı bir muhalif parti kurmaya ikna etti. Türkiye’nin Batı’daki “Tek adam diktatörlüğü” görüntüsünü silmek istiyordu.

“Ben Cumhuriyet’i şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra, arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o surette geçmek istemiyorum.” dedi. “Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye / Fethi Okyar’ın Anıları” , Türkiye İşbankası Yayınları, s.104.

“Serbest Fırka”, fikren o gece kuruldu. Hepsi, 99 günlük macera.. Bir demokrasiye geçiş denemesiydi bu.

MUHALEFETE TAHAMMÜLSÜZLÜK

Parti kurulur kurulmaz huzursuz kitleler Fethi Bey’e yöneldi. Hiç istemeden girdiği siyaset oyunu, onu başrole sürüklüyordu. Kuruluştan 3 hafta sonraki İzmir mitingi, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un engellemelerine rağmen görkemli geçti. Fethi Okyar mitingi, Mustafa Kemal Paşa’nın çektiği telgraf sayesinde yapabilmişti. Telgraf şyleydi:

“Anlıyorum ki sana nutkunu söyletmek istemiyorlar. Fakat sen mutlaka nutku söyleyeceksin ve tesadüf edeceğin herhangi bir engeli bana bildireceksin.Asayişin temini için Başvekil, Dahiliye Vekili ve İzmir Valisi lazım olan tedbirleri almakla mükelleftirler. Gazi.”

Aslında İzmir mitingindeki engellemeler, İsmet İnönü’nün muhalefete tahammülsüzlüğünü, demokrasiyi hazımsızlığını apaçık göstermişti. Ama Fethi Okyar teşkilatlanma çalışmalarına devam etti, hatta seçimlere katıldı.

SCF, çok partili ilk yerel seçimde büyük başarı elde etti. Ne var ki İsmet İnönü iktidarda olmanın avantajıyla seçimlerde Fethi Okyar’ı engellemeye çalışmıştı. Fethi Okyar’ın İçişleri Bakanı Vekili Şükrü Kaya hakkında verdiği gensorunun müzakereleri, TBMM’nin 15 Kasım 1930 tarihli oturumunda, 10 saati aşkın bir sürede yapıldı.

CHF’nin 18 milletvekili, Fethi Okyar’a karşı söz aldı; ağır suçlamalar ve ithamlar yöneltti. Bütün konuşmalar, Mustafa Kemal Paşa’nın desteğini SCF’den çekmesini sağlamayı amaçlıyordu.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Politikada 45 Yıl” adlı eserinde, arenayı andıran bu dramatik meclis görüşmelerini ayrıntılarıyla anlattı:

“Zavallı Fethi bey, işte bundan dolayıdır ki, İzmir ve Balıkesir’den döner dönmez, ayağının tozu ile Millet Meclisi huzuruna çıkıp, gece yarılarından sonraya süren fırtınalı bir oturumda, İzmir gezisindeki hadiselerin hesabını tek başına vermek zorunda kalacaktı. Tek başına diyorum. Zira Serbest Fırka’nın sayısı zaten on kişiden ibaret üyelerinin her biri bir köşeye sinmiş, Halk partililerin açtıkları yayılım ateşinin nişangahı olarak, ortada yalnız Fethi Bey kalmıştı. İtiraf ederim ki Fethi Bey’e karşı ben asıl o gün ya da geceden beri hürmet ve muhabbet hissi duymaya başlamışımdır. Üçyüz kişilik bir taarruz cephesi önünde, her yandan yaralar alarak, fakat hiçbir yılgınlık eseri göstermeyerek, kendini saatler ve saatlerce savunan o adam, bana halk destanlarındaki kahramanlardan, ya da din menkıbelerindeki ‘martyr’lerden biri gibi görünüyordu.”

Eleştiriler, SCF’nin üyelerini ve oy verenleri ”mürtecilik” ile suçlama boyutuna vardı. İthamlar SCF’ye gerici unsurların yuvalandığından tutun da ta Fethi Okyar’ın rejim düşmanlığı suçlamasına kadar vardı. Özellikle Ali Çetinkaya, Rasih Kaplan ve Recep Peker, suçlama ve saldırılarını, yeni partinin kapatılmasını isteme boyutuna kadar taşıdılar.

İNÖNÜ’NÜN GAZİ’YE “İRTİCA” OYUNU

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, meclisteydi ve kendine ayrılan locasından görüşmeleri sonuna kadar izledi. Milletin, SCF’ye coşkuyla yönelmesi ve iktidar partisinin muhalefete tahammül gösterememesi, muhtemelen Gazi’nin dahi beklemediği bir ihtimaldi.

Fethi Okyar, tek kalmış, bütün gücüyle maruz kaldığı bu haksızlık karşısında feryat ediyordu:

“Serbest Fırka’dan evvel, bütün memleket halkının hükümetten memnun olduğu tarzında sözler söyleniyordu. O zamanlar hükümetten memnun olan halk, belediye seçimlerinde neden birden bire mürteci oluverdi? Bu irtica nasıl göründü? Halk laikliği istemiyoruz, halifeyi istiyoruz mu dedi? Hayır efendiler, halkın davranışını irtica olarak takdim edenler, halkın reyini inhisar altına almak isteyenlerdir.”

İsmet İnönü, devrimlerin kökleşmesi konusundaki hassasiyetini kötüye kullanarak verdiği yanlış bilgilerle, Mustafa Kemal Paşa’nın SCF’nin irtica odağı haline geldiğine, devrimlerin tehlikeye gireceğine ve bir irticai kalkışmanın hazırlıklarının yapıldığına inanmasını sağladı.
Mustafa Kemal Paşa, sezince tarafsız Cumhurbaşkanı statüsünü terk edip CHF’ye sahip çıktı.

Fethi Bey, kuruluşundan 99 gün sonra, 17 Kasım 1930’da Serbest Fırka’yı feshetmek zorunda kaldı. Böylece SCF, daha teşkilatlanmasını bile tamamlayamadan, milli “rahim”de öldürüldü ve siyasi tarihimize bir cenin-i sakıt olarak geçti. Gazi, zihninde bir takım soru işaretleri olmalı ki halkın tepkisini yoklamak üzere bir yurt gezisine çıktı.

FİNAL SAHNESİ MENEMEN’DE

Kubilay’ın katli, işte tam o gergin döneme, SCF’nin ipinin çekildiği günlere rastlar. Menemen’de, 23 Aralık 1930 sabahında, yedek subay Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay bir grup esrarkeş tarafından vahşice öldürüldü. Olayın elebaşısı “mehdi” olduğunu iddia eden Giritli Mehmet’ti. Bugün Emniyet Müdürlüğü raporlarından anlaşılıyor ki Giritli Mehmet ve adamları esrar içerek şehre inmiş ve bu olaylarla Menemen halkının hiçbir ilgisi yok.

Kırkareli’den otomobille Edirne’ye geçen Mustafa Kemal Paşa’ya İnönü’den bir telgraf geldi: ‘Menemen’de irtica ayaklanması oldu!’ 7 Ocak 1931’de Çankaya’da, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında, Başbakan İsmet İnönü, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Sıkıyönetim Komutanı Fahrettin Altay Paşa, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Milli Savunma Bakanı Zekai Apaydın’in katıldıkları bir toplantı yapıldı ve Menemen Olayı tartışıldı.

Bu toplantıda Başbakan İsmet İnönü ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya SCF meselesini olduğu gibi Menemen Olayı’nı da yanlış aktardılar. Fethi Okyar anılarında “Gazi’yi inkılapların tehlikede olduğu noktasında iknaya muvaffak oldular.” diyor.

Bölgede hemen sıkıyönetim ilan edildi. Zafer ilkokulu askeri mahkeme haline getirildi. General Mustafa Muğlalı’nın yönettiği Divan-ı Harp mahkemesinde 144 Menemenli yargılandı. 1 numaralı sanık, İstanbul’dan sedyeyle getirilen 90 yaşındaki tanınmış İslam alimi Erbilli Esat Efendi’ydi. Duruşmalar sırasında hastanede vefat etti.

Mahkeme 2 haftada bitti. 37 idam çıktı. İsyancılara sigara satan, ip veren, alkış tutanlar idama mahkûm olmuştu. 9 hükümlü yaşları küçük olduğu için affedildi. 28’i Menemen meydanında idam edildi. Ve Meclis’te fatura, Fethi Bey’e kesildi. Çünkü Menemen’de yerel seçimi SCF kazanmıştı.

SCF’yi kapatış ve muhalefetten kurtuluş oyununun finali, Menemen’de sahnelenmişti. Menemen olayı ile İsmet İnönü devrimlerin tehlikede olduğunu, “irticai kalkışma” hazırlıkları yapıldığını ve gerici unsurların SCF’de yuvalandığını ispatlamış oldu.

Menemen olayı, İnönü ve CHF'nin devlete hakim olma sürecinde bir dönüm noktası teşkil etti; CHF iktidarını daha da güçlendirdi. İnönü’yü 'eleştirilemez bir konuma' taşıdı. CHF’nin devletle bütünleşme süreci hızlandı.

Oysa Genelkurmay Başkanlığı raporlarını incelediğimizde cevaplanması gereken ciddi sorular var ortada:

Kubilay ve müfrezesinden önce grubun üzerine gönderilen makinalı tüfekli Yüzbaşı Fahri Bey ve müfrezesi, "Giritli Mehmet" e ne istediklerini sorduktan bir süre sonra neden geri çekildi? Bir yerlerden emir mi almıştı?

"Bana top, tüfek, kurşun işlemez" diyen bir deli eşliğindeki güya Cumhuriyeti yıkmayı kafasına koymuş güruha müdahale için niye öğretmen kökenli, 24 yaşındaki asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay görevlendirildi?

Başında Kubilay'ın bulunduğu 26 kişilik müfrezenin silahlarında neden kurusıkı mermiler vardı? "Giritli Mehmet" ve yandaşlarının "bize kurşun işlemez" iddialarını haklı çıkarıp olayı büyütmek için mi?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

yitik bellek

selamdan sonra,

bir ülkenin geçmişin bu kadar kopuk olduğu kaç yerde kaç ülkede görülmüştür bileniniz var mı?

içlerinde tefessüh etmiş bir vicdan, kayd-ı hayat için, süfli zevkler için berbat edilen sonsuz yaşamlar...

biliyorum ki ecdad rahat değil yattığı yerde! tıpkı akif'e "git sen kumda oyna biraz" diyenler gibi.

Allah razı olsun...
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

belgeseli de merakla bekliyoruz

Kanal 7'de şu günlerde yayınlanacak olan ve yapımını Mustafa Yürekli'nin üstlendiği "Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen" belgeselini de merakla bekliyoruz.

Tekerrür

Mustafa beye bu değerli çalışması için teşekkürler. Ancak, yazınızı okuyunca, gazi paşa'nın olaylara aldatılmış bir fransız gibi kaldığı izlenimi edindim. Oysa, bizim bildiğimiz gazi paşa, imparatorluktan kendine bir devlet çıkarabilecek entrika bilgisine sahip, hatta entrikanın duayeni diyebileceğimiz bir diktatördür. Kanımca bu ülkede vefasızlığın en büyüğü İsmet paşaya yapılmaktadır. Oligarşik bir çetenin, kıdemce sırası gelmiş bir ismet paşası, iktidara gelince, neden halefinin (selefinin mi olacaktı; öncekinin demek istiyorum )yaptıklarını yapınca kınanır. Adına para bastırtmak, heykelini yaptırmak, tercihe göre adına hutbe okutmak...iktidar olmanın, helede manda ve dikta iktidarlarının en temel hakları arasında değilmidir? Hem ne biliyoruz, o günün koşulları böyle bir nizamat girişimini haklı çıkaracak bir çok neden barındırıyordur. Değilmiki söz konusu olan yüce devletin bekası ve al-i menfaatleri...

Hoş, bunları tsk arşivinden okumadım ama şöyle bir benzetme yapmak istiyorum: Fethi bey, menderes ve saddam, hatta süveyşi millileştirmeye kalkan nasır sanırım; işte bunların içinde en şanslısı fethi beydir. Aynı olaylar zincirinde bir zavallı halktan ( as ) teğmeni kurban etmekle paçayı kurtarabilmiştir. Oysa dönemin koşullarına bakıldığında adam sallandırmanın sonrakilere göre çok daha kolay olduğu bir dönemdir.

Bunları neden söylüyorum: bu değerli çalışmaya bir katkı öncelikle ve bilmiyorum, belki benide asıp asamayacaklarını merak ediyor olabilirim yada enazından aptal yerine konmaktan bıkmışta olabilirim...Özgürlük böyle birşey işte, meydanı boş bulan konuşuyor, anarşi oluşturuyor ve bilmiyorki büyüklerimiz (!) hangi bedelleri ödemeyi göze alarak iktidara üşüşmeye çalışıyorlar... Matrixte o hain diyorduya: '' cehalet mutluluktur '' görücez bakalım öylemiymiş...
Selamünaleyküm

İnönü Cumhuriyet'i tehdit ediyordu..

Rüştü Bey;

Olaylar içinde Mustafa Kemal Paşa'nın "aldatılmış bir fransız
gibi kaldığı izlenimi"
edindiğinizi söylüyorsunuz.. Doğrusu yazı
İsmet İnönü'ye odaklandığının ben de farkındayım.

Hatta Gazi'nin olayların farkında olduğunu da söyleyebiliriz.
Bunu doğrulayan bir çok gelişme var sonraları..

Mustafa Kemal Paşa, şöyle bakmış olmalı: SCF (Serbest Cumhuriyet
Fırkası) küçük bir muhalefet partisi olarak tasarlanmışken,
baskıdan bezmiş halkın coşkulu yönelimi ile iktidar adayı
büyük bir parti rolüne kayıyordu. Farklı bir kadroyla, bir iktidar
değişimini aslında Gazi de kabul ederdi; tabii ki teorik olarak,
yani kağıt üstünde. Belki uzun vadede bu hedefi de olabilirdi.

Ne var ki iktidar muhalefete tahammül gösteremeyeceğini
ortaya koymuştu. Dahası SCF henüz teşkilatlanamamıştı bile..
Bu durumda Cumhurbaşkanı olarak iktidarı karşısına almak
akıllıca değil elbette. SCF'yi nasıl bir macera beklediği az buçuk
belli artık.

Gazi SCF'nin kapatılmamasını Fethi Okyar'dan rica etti,
hatta yavaş gitmesini de ima etti;kendisinin de CHF'yi
desteklemek zorunda olduğunu açıkca söyledi..
Bu da anlaşılır bir durum.

DP (Demokrat Parti) 45'te kuruldu,
mecliste 4'te bir sandalyeyeyle 5 yıl bekledi..
İnönü, 50'de ezici bir çoğunlukla meclise geleceğini, iktidarı
elinden alacağını ummuyordu. Fakat atı alan Üsküdar'ı geçince de
çaresiz kabullendi, seçim sunucunu. Bu süreç, SCF için
daha uzun olabilirdi..

Mustafa Kemal Paşa İnönü'nün iktidarı birden devretmeyeceğini biliyordu.
Elinde devlet imkanları vardı ve felaket doğuracak tertiplere girebilirdi.
7 yaşındaki Cumhuriyet'i risk altına atamazdı. Menemen oyunundan
çıkardığı ders bu olsa gerek..

İrtica yoktu ama.. Cumhuriyet'i İnönü ciddi bir şeklde tehdit ediyordu.
36'da Celal bayar Başbakan oldu.. Bu 6 yıllık süreci sabredip bekleseydi ,
belki Fethi Okyar Celal Bayar'ın yerinde olacaktı..

Siyaset biraz da kısmet işidir..

Selamlar...