renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

2006'nın En Başarılı Türk Filmi Hangisiydi?

Takva
16% (28 oy)
Kader
7% (12 oy)
İklimler
6% (10 oy)
Beş Vakit
7% (12 oy)
Hokkabaz
5% (9 oy)
Hayatımın Kadınısın
3% (5 oy)
D@bbe
4% (7 oy)
Kurtlar Vadisi Irak
35% (61 oy)
Cenneti Beklerken
13% (22 oy)
Sınav
4% (7 oy)
Toplam oy: 173

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Böyle anketler

Böyle anketler yapıyorsunuz, noksanımızı yüzümüze vuruyorsunuz kardeşim:)) Adını dahi ilk kez duyduğumuz filmler var burada. Korsan tu kaka. peki abicim tamam da "dağ başına" pek gelmiyor bu filmler. nasıl seyredeceğiz. Ha tamam. O sizin değil elbet bizim meselemiz. Üstad adı hoş geliyor demli bir "takva" çeksene bana. Olmazsa "beş vakit" de tanıdık gibi amma ne bilem. Ben İsmail Kılıçarslan'ın seçtiğini işaretleyim en iyisi. İştirak etmiş oluruz hemi de.

iklimler

nuri bilge ceylan ın uzaktan sonraki en güzel filmidir..bu listenin ise kıyassız en iyi filmi...diğerlerini çöpe atabilirsiniz..ama bunu değil..

Nuri Bilge Ceylan ve iklimler

ehven-i şer olarak bakarsak belki katılabilirim size ve fakat çok da iyi bir film değildir "iklimler"...filmi tasavvur ettiğinizde, nüansların gözden kaçırıldığı görünüyor...misal; filmin girizgahı yaz dönemine rastlıyor ve güz dönemlerinde de sergüzeştine devam ediyor...filmin encamı, bir kış günü ağrı'da gerçekleşiyor...aradaki "bahar" mevsimi ne olacak?...haa şunu diyebiliriz -hazırcevap olarak-; "e zaten filmdeki esas kızın -nuri bilge ceylan'ın eşi, ebru ceylan- adı "bahar", o mevsimi, isminde toplamış...kolay bir kaçış olur...bir başka eleştirim, nuri bilge ceylan'ın oyunculuğu içindir...kendisinin yerine başka biri bu işi çok da güzel yapardı kanaatindeyim...bir başka dilemma/ikilem; film "doğu kültürü"nü anlatırken, o sevişme sahnesi tamamen "batı kültürü"ne özgü...bu tarz sahneleri izleyiciye sunmak, batı'nın marifet(sizliğ)i/sinemaya empozesidir...doğu kültüründe bu tarz konular gösterilmeden işlenir -ki pek çok örneği de vardır- ...film boyunca oyunculuk dersi veren tek kişi vardı, o da nuri bilge ceylan'ın babası rolündeki zat -gerçek babası mıdır bilemem-...

hamiş: ben, bir "mayıs sıkıntısı" ve/veya "uzak" kadar çok beğenmedim...hatta sükut-u hayal'e uğradığımı söyleyebilirim...

Küçük kıyamet..

küçük kıyamet hariç diğerlerini seçebiliriz bence.Gerçekten izlerken kıyametimiz oldu bu film.

peki ya kader?

takva ile kader arasında kararsız kaldım, sonuçta benim adıma "takva" kazandı. ancak "kader"in hiç oy almamış olması şaşırtıcı, bence "masumiyet" kadar olmasa da başarılı,çarpıcı bir film. en azından izlemeyenlere tavsiye edelim..

not:yorumu göndermeye hazırlanırken oylamaya sadece 5 kişinin katıldığını, ve "takva"ya da yalnız benim oy verdiğimi anladım ama olsun..:)

2006'nın Türk filmleri

İkisi hariç, listedeki filmleri seyretmiş; eh, sinemadan da birazcık anlayan bir adam olarak, kısa kısa yazacağım:

TAKVA: Film hakkında bağımsız bir yazı da yazdım. Bence, bizim mahalleden bir öyküyü başarıyla aktarıyor Takva. Finale hızlı yürümesi, bazı karakterlerin yapıştırma kalması dışında, iyi filmdi. Senenin en iyi ikinci filmi bence.

KADER: Senenin, bence en iyi filmi. Oyumu da Kader'e verdim zaten. Demirkubuz, Masumiyet'te anlattığı öykünün başına dönüyor ve buradan "aşk-bağlılık-takıntı" üçgeninin sınırlarını zorlayan "baba" bir film çıkarmayı başarıyor. Diyaloglar, senaryo, planlar... Çok sıkı iş.

İKLİMLER: Nuri Bilge Ceylan'ın kariyerinde ilk kez bir "duraklama" bence İklimler. Grafik, yukarı doğru değil, yatay ilerliyor. Çünkü, Ceylan bu kez, Francois Ozon olmayı deniyor. Öyle olunca da yer yer çok iyi bir film olan İklimler, son tahlilde "Fransız" kalıyor izleyene. Ceylan, "gerçek sorunlar" anlatmayı sürdürse çok iyi olacak.

BEŞ VAKİT: Reha Erdem, seyirciyle pek fazla buluşamayan bu filmiyle; "sıradan şiddet ve ergen olmak" üzerine dokunaklı bir iş kotarmış. Özellikle çocuk oyuncuların başarısı ve "akrep" sahnesiyle akılda kalıcı.

HOKKKABAZ: Cem Yılmaz, birazcık daha sıksa "klişeler padişahı" olarak adını altın harflerle Türk sinemasına yazdıracak. Hokkabaz, evet, "iyi" gibi dursa da aslında pek çok klişeleyle dolu senaryosuyla senenin "kötü" denemelerinden. Yılmaz'ın "sinema adına bir şey yapabilmesi" için öncelikle "şişirilmiş egosunu" düze indirmesi gerekecek sanırım.

ARAF: İyi fikir, kötü uygulama. Yani, kürtajı anlatmak çok iyi fikir, ama Biray Dalkıran bunu etkileyici bir filme dönüştüremiyor. Gene de Dalkıran'ın bundan sonra ne yapacağını merakla bekliyorum.

EVE DÖNÜŞ: "Solculuk" Türk sinemasını ne zaman terkedecek bilemem. Ama bildiğim tek şey Sibel Kekilli'nin oyuncu falan olmadığı. Mehmet Ali Alabora'nınsa gayetle iyi bir oyuncu olduğu. Eve Dönüş mü? Yok öyle bir film bence.

EVE GİDEN YOL: İzlemeden, sadece fragmandan hareketle bir yorum yapacağım: Oryantalizm.

CENNETİ BEKLERKEN: Yazık ki henüz göremedim. Yakında inşallah.

KURTLAR VADİSİ IRAK: Serdar Akar'ın Maruf'tan sonra çektiği en kötü film bana kalırsa. Başyapıtı ise Gemide. Kurtlar Vadisi, senaryosunun zayıflığı, olay örgüsünün gevşekliği ve aksiyon düzeyinin düşük bütçeli Amerikan aksiyonlarının bile çok çok altında kalmasıyla "olmamış" bir film. Zikir ve dua sahneleri görkemli. Billy Zane iyi. Ama Necati Şaşmaz'ı bu işlerden uzak tutmak lazım.

SINAV: MTV kurgusu, komik bir senaryo, iyi oyunculuklar derken; beklentilerinizi düşük tutarsanız paranızın karşılığını alacağınız bir film bence Sınav. Finali çok çok zayıf. Van Damme süprizi çok çok iyi.

KISIK ATEŞTE 15 DAKİKA: Ünlü ismi bol, fikri parlak; ama neticesi berbat.

KÜÇÜK KIYAMET: Okul'u çekenler çekmişti di mi bu filmi? Hızla geçelim.

HAYATIMIN KADINISIN: Tamam. Uğur Yücel de, Türkan Şoray da çok iyiler. Ama sanki Yücel, Şoray'a olan gerçek hayranlığının fantastik filmini çekmeyi istemiş gibi duruyor film. Senaryosu çok göstere göstere. Ama işte Uğur Yücel'in "bir çeşit Orhan Gencebay" olarak döktürmesi bile kalbimizi kazanmaya yetiyor.

DABBE: İyi fikir, kötü uygulama. Japon yönetmenlerin etkisinde kalan Hasan Karacadağ, umarım bundan sonra daha iyi işler yapar.

Ve son söz: Bu sene dikkatimi çeken bir şey var. "Kıyamet, Dabbe, Araf, Takva, Cennet, Beş Vakit" Türk sinemasında alttan alta bir değişimin işareti mi bu kelimeler; yoksa sadece rastlantı mı?

"Okul'u çekenler çekmişti

"Okul'u çekenler çekmişti di mi bu filmi? Hızla geçelim."

Bir filmi kötü yapmak için yeterli bir sebep midir bu?

Sinema konusunda söyleyebilecek çok şeyim yok. Film eleştirileri alanında tek takip ettiğim tek yazar Ali murat Güven' dir diyebilirim. Ama bir filmin kötü filmler kategorisinde değerlenidirilmesi bu kadar kolay olmamalı.

çok haklısınız

Ahmet Bey. Hızlı geçmişim gerçekten. Filmi izledim. Senaryosu da, Başak Köklükaya dışındaki oyunculuklar da, atmosfer de bence çok kötü. Onun için "geçelim" dedim; ama dedim ya, hızlı geçmişim. Taylan Biraderlerden birinin psikoloji tahlil ettiğini düşününce, insan filmden daha derinlikli bir şeyler bekliyor. Ama büyük bir hayal kırıklığıyla çıktım ben filmden.

Kısık Ateşte 15 Dakika.

Bu filmi izlemeden önce amerikan sinemasının girift örgüsüne hep gıptayla bakardım. Bizde hiç mi yok böyle yönetmenler, senaristler diye hayıflanırdım. Adı üstünde "15 dakika" da bunca şeyi anlatmak kolay olmasa gerek.

Türk Sineması 2006

Sevgili Fethi Serhat'ın anketi hem sorduğu soru ve hem de sunduğu şıklar itibariyle çok farklı karşılıklar alacak bir anket. O yüzden cemaat'in işi zor. Kafa karışıklığına hazır olun.

Başarı nedir mesela? Gişe ve hasılat mı, yoksa filmin senaryo, görüntü yönetimi, dramatik yapı, oyuncu seçimi, yapım kalitesi vb diğer spesifik unsurlarının niteliğinin yüksekliği mi? Ve elbette bunların hepsi bir arada yer alarak başka bir anlamı da oluşturabilirler. Yoksa o mu kastedilen? Kuşkusuz bu sorular yalnızca Serhat’ın değil tüm bir cemaat’in kafa yorması ve yanıtlaması gereken sorular olarak dikilmektedir karşımızda.

Sonra şıklar... Farklı türlerde, kimi iddia sahibi kimi yavan filmler var karşımızda. Belki şıkların daha az sayıda olması ve belli kategorilerde o kategoriyi temsil gücüne sahip tek bir filmin seçilmesi araştırmanın seyrini olumlu anlamda etkileyebilirdi. Mesela Araf, Dabbe ve Küçük Kıyamet üçlüsünden sadece birinin o kategoriyi temsil edebileceğini düşünüyorum. Ya da, her ne kadar farklı türlerde de olsalar, Hokkabaz ve Kurtlar Vadisi'nin popüler denebilecek bir kategori içinde yer alması ve birinin kâfi sayılması da düşünülebilir. Böyle olursa ordaki filmlerden yedi-sekiz tanesini direkt çöpe atma gücünü de bulabiliriz kendimizde. Bu kategori meselesini önemsiyorum çünkü benim o on beş film içinde önemsediğim üç tane film var mesela. Senaryo ve öyküsü bakımından Kader'e, görsel gücü ve Ceylan'ın öbür artıları bakımından İklimler'e ve başka çeşitli nedenlerden dolayı da Beş Vakit'e oy vermek geçiyor içimden. Ama birini seçme zorunluluğundan dolayı iki gönlümden geçen iki filme destek olamadım. Çok üzgünüm haliyle :) Öte yandan Serhat’ın sıralamasında ilk beşte yer alan filmden ibaret bile olabilirdi bu anket. Beşten aşağıda olup da elendiği için bıdı bıdı edilebilecek tek film de Kurtlar Vadisi olurdu büyük olasılıkla. Ayrıca öngörülerim beni yanıltmıyorsa bir ay boyunca hiç oy almayacak iki-üç film de olacaktır bu ankette.

Uzatma da neye oy verdin onu söyle be AGU, manipüle et bizi, derseniz, Kader'e verdim tabii ki... derim. Hatta Ceylan severleri biraz daha dellendirmek için şöyle bir öneride de bulunabilirim: Bence ya Ceylan gidip adam gibi öyküler, senaryolar yazan birini bulsun kendine ve onları filmleştirsin, çeksin ya da Demirkubuz falan gibi, anlatacak bir şeyleri olan yönetmenlerin dertlerini daha iyi anlatmalarına yardımcı olsun elinden geldiğince, görüntü yönetmenliği falan yapsın mesela.

AGU

neden on beş film

selamdan sonra,

Doğrusunu istersen, beş ya da sekiz filmlik bir liste hazırlamayı düşümdüm. ama sonra vazgeçtim.

sanırım bunda kısıtlamayı neye göre yaptığım mevzusunda tepki alabilirim kaygısıydı.
yani 2006 yılında gösterime giren yaklaşık kırk filmin on beşine yer vermiştim ki zaten bir kısmı hiç oy almadığı için çıkartılmış ankette.

__________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

Hokkabaz "iyi" bir filmdir...

İsmail Kılıçarslan Bey'in Hokkabaz filmi hakkındaki "kötü" eleştirilerine katılmıyorum. Evet Cem Yılmaz eskilerin enaniyet dedikleri şişirilmiş egosunu yenerse... Çok daha iyi filmler yapar ki burada ki "çok daha" vurgusu aslında Hokkabaz'ın iyi bir film olduğunu anlatmak içindir.
Ne derseniz deyin Cem Yılmaz Türkiye'nin hala en iyi komedyeni ve beni güldürmeyi başarıyor. Belki "bizim" farkında olmadığımız acayipliklerimizi çok iyi yakalıyor olduğundan böyledir. Aslında bu biraz da kanatmıyor değil beni. Ama Yılmaz bizi, bizim komik olmasına rağmen farkında olmadığımız her şeyi koyuveriyor önümüze.
Ama Yılmaz'ın "G.O.R.A."sına ihtiyaç bırakmayacak bir film olduğu ortada Hokkabaz'ın. Hele ki yeni konan -Özlem tekin haricideki- karakterleriyle...

Yerli 35 mm'ler...

Merhaba.

Önce bir hususu belirtmek istiyorum. Acaba The İmam da olsaydı nasıl olurdu diye düşündüm.
Ya da Babam ve Oğlum...Neyse…

Bence iki bin altı’nın en iyi filmi Kurtlar Vadisi Irak’tır. Aksiyon filmi olarak bir ilktir. Özellikle çekimlerdeki görsel zenginlikleriyle…Zikir sahnesi şimdiye dek gördüğüm en iyi sahnedir. Çuval hadisesine sinemasal bir yorumla karşılık vermişlerdir. Siyasilerin yapamadığını yapmıştır en azından. Elbette öcümüz alındı hamaseti yapmıyorum. Nihayetinde bir filmdir. Zamanlaması açısından değerli ve önemli görüyorum. Diğer yandan, Hollywood yıldızlarını Türk Sineması ile tanıştırmıştır. Evet eksileri vardır. Misal, Billy Zane Titanic’teki Billy değildir. Saçları dökülmüştür mesela :) Latife bir yana, eğreti durmuştur; sanki zorla oynatıyorlarmış gibi bir havası vardır (Diyalogların dışında özellikle miting alanındaki sahne)
Diğer yandan camiye atılan bomba sonrası Polat Alemdar’ın panikleyen hali. Ve finaldeki kavga sahnesi.. Daha iyi olabilirdi. İki kez Oscar’a aday olan ünlü oyuncu Gary Busey çok az rol almasına karşın kanımca en iyi oyuncudur KV Irak’ta…

Ne ki 97 bölümlük dizisini KV-Irak'a değişmem, o da ayrı…
(Suriye bölümleri hariç)
Son cümle: KV-Irak'ı Altın Portakal'a aday göstermeyen mantığı protesto ediyorum. Emeğe saygısızlığın bu kadarına pes dedim. Yahu aday gösterilmeyecek kadar kötü diye mi görüyorsunuz ey Portakalcılar. Türev'in hangi mantıkla 1.inci seçildiğini hâlâ anlayabilmiş değilim. Neyse, KV-Irak'a halkımız en büyük ödülü vermiştir, en çok izlenen Türk yapımı yaparak...

Hokkabaz için yapacağım yorumu karşılaştırmalı bir yolla yapmak istiyorum. Hokkabaz mı, Gora mı derseniz Gora diyorum. Bir de Hokkabaz yüzünden Savaş Ay ile mahkemelik olmuşlardı, en son ne oldu bilmiyorum.

Sınav filmi kendi içinde tutarlı bir yapım. Ama kendi içinde. Tamamen öğrencilere yönelik popülist bir film. Çok şey de beklememeli. Misal, atıyorum Van Damme hayranı iseniz bile beklentilerinizi karşılamıyor. Ancak filmin sonunda boy gösterdi; gibi…Görselliğin çok ön planda olduğu; ya da şöyle mi demeliyim : Multimedia’nın fazlaca kullanıldığı bir film. Filmden koparıyor özellikle bazı sahnelerde sizi. DİKKAT ! En büyük HATASI da şudur : Van Damme soruları çalıyor. Ama geçen yılın soruları. Ve kafadarlarımız harıl harıl çözmeye başlıyor. Yahu geçen yılın sorularını, hadi biriniz fark etmedi, hepiniz de mi uyudunuz ? ve sınava giriyorlar şok ! Naçizane öneri(ki film çekildi ama olsun :) X dershaneden alınacak test sorularının bir araya getirilip öğrencilere ÖSS soruları diye verilmesidir.

Hayatımın Kadınısın en iyi ikinci filmimdir. Aslında, seçeneklerdeki diğer filmleri izlemeyen birisinin, en iyi filmini yazması yadırganabilir ama sinopsisini okumak az çok fikir veriyor insana…H.Kadınısın’a dönecek olursam: Uğur Yücel’in şahsi gayretleriyle, fazlaca oyuncu kadrosu olmadan mütevazı bir yapıma daha imza atması ayrıca takdire şayandır. Bunu daha önce Yazı Tura’da da yapmıştı. O kadar ödül almasına rağmen Yazı Tura’ya servetini verdiğini ve gayrı, popülist filmler yapacağını söylemişti; izleyiciye sitemde bulunarak. Filmde canlandırdığı rolde Marlon Brando havası olduğu doğrudur, ama yakışıyor be Uğur ağabeyimize…O filmde o tür bir yüz gidiyordu çünkü; tamamen Yeşilçam…Son cümle,: yeni filminin adı Ramon’dur, bilginize…

Dabbe..Valla izledim ama bu kez evde. Korku filmlerini oldum olası sevmem. Ve üstüne üstlük para verip sinemaya gitmeyi de saflık bulurum. Korkmak için para vermek.. ?? Ama cd’sini aldım. Bende hiçbir izlenim bırakmadı. Ama GEN filmi muhteşemdi, illa korku filmi aranıyorsa. T.Gökbakar’ı bu vesileyle kutluyorum.

gitmediklerime gittiğim vakit üç beş kelam eylerim.

35 mm'ler mi?

Sevgili Emre,

Sözünü ettiğin filmlerin hepisinin 35 mm'ye çekildiğinden emin misin? Ve gerçekten biliyorsan hangi filmin hangi formata çekildiğini, bunu daha ayrıntılı paylaşmanı rica edeceğim senden.

AGU

35 mm mevzuu

Muhterem,
aslında daha çok işin senaryo kısmıyle ilgilendiğimden sinemanın teknik kısmıyle ilgili fazlaca bir bilgim yok açıkcası.
Yalnız aklımda kalan, hangi kamera kullanılırsa kullanılsın,
sonuçta vizyona gireceğinden hepsi 35 mm filme aktarılıyor biliyorum.

Mesela Uğur Yücel'in Yazı Tura'sı U.Yücel'in imkansızlıklarıyla çekildiğinden "dijital kamerayla" çekildi. Sonra vizyona girerken 35 mm'ye aktarıldı. Bunu özellikle yapan yerler var. Ankara'da Odtü'nün içinde var. Nerden biliyorum dersen iş başa düşünce biliyor insan diyeyim. Şubat'ta Kısa Metraj Film çekeceğiz inşallah. Yarışmaya katılmak için filme aktarımı gerekiyormuş filan...

Sana bir link vereyim, orada 35 mm ile çekilen filmleri taradığın vakit bulabiliyorsun.

www.sinematurk.com

hatta film eleştirilerini gönderir isen yayınlanıyor.
webmaster@sinematurk.com

ama bulabildiklerimi yazayım:
Kurtlar Vadisi Irak (35 mm)
Hayatımın kadınısın (35 mm)
Hokkabaz (35 mm)

not.
Bu 35 mm olayının komik bir hikayesini duymuştum.
Rahmetli Atıf Yılmaz bir gün Beyazıt Öztürk'e (Nam-ı diğer Beyaz) Nihavend Mucize filminde başrol teklifi için telefon açıyor.
Ve Atıf Yılmaz :
"35'lik çekeceğiz ..."diyor
Beyaz :-Abi 35'lik az olmaz mı , 70'lik olsa...
Ve kahkahalar...

Yani bilmemek de kötü anlayacağın. Öğrenmek lazım bu işleri... :)

listeye katkı

Ben de bildiklerimi yazayım bari: Araf ve Dabbe de digital çekilip 35'e aktarıldı. Listedeki tüm diğer filmler bildiğim kadarıyla "film formatında" çekildi. Sadece Sınav'dan emin değilim. Hi-definition çekilip 35'e aktarılıp aktarılmadığı konusunda. Gene de ufak tefek yanılgılar olabilir. Burada, genel geçer bilgileri de vereyim bari.

Son zamanlarda sinema, ya negatif -yani 16, 35 ya da 70 mm filmlere-; ya da digital olarak çekiliyor. Ancak, fillmler hangi filme çekilmiş olursa olsun, sinema salonunda gösterilmesi için 35 mm sinema kopyalarına (makaralarına da denebilir) aktarılması gerekiyor. Gerçi, direkt olarak digital ortamdan perdeye görüntü yansıtabilen sinemalar da var; ancak, bu henüz Türkiye'de yaygınlaşmış değil.

Bir filmi "digital" çekmenin avantajı maliyeti düşürmesi. Banyo, kesim, negatif montaj gibi aşamaları atlıyorsunuz ve sadece "tape to film" yani kasetten 35 mm'e aktarma masrafına katlanıyorsunuz.

Negatif çekimse, derinlik ve renk konusunda hala "daha iyisi bulunamamış" bir teknoloji olarak varlığını sürdürüyor.

Gerçi, digital bir teknoloji olan hi-definition teknolojisi (ki Matrixlerden biri yanılmıyorsam bu kamerayla çekildi; pek çok başka holywood filmi de) hızla gelişiyor; ancak hala "alan derinliği" meselesine "şahane bir çözüm" bulamadı. Renkler konusunda 35 mm ile yarışır noktada. Sinema dünyası, ikiye bölünmüş durumda bu konuda. Eski tüfekler "ille de negatif" diyorlar genel olarak. Daha genç kuşaklarsa digitale dönüyorlar hızla.

Unutmadan. Uğur Yücel Yazı-Tura'yı bildiğimiz el kameralarının biraz gelişmişiyle çekti. Bu yüzden de sinemada film "çamurdan hallice" şeklinde bir görüntüye sahipti. İyi film miydi? Belki ikinci bölümü. Ama ilk bölümünde anlatılan hikaye, tıpkı Mustafa Kutlu hocam gibi, benim de midemi bulandırdı.

Selam ve dua.

Gösterim yılı farkı

selamdan sonra,

the imam 2005 10. ay, babam ve oğlum 2005 11. ay gösterim tarihi olarak. listede yer almaması ondandır.
veriler için sinematurk.com dan faydalandım zaten.
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

Anket dışı

-Eve Dönüş
-Küçük Kıyamet
-Araf
-Eve Giden Yol: 1914
-Küçük Kıyamet
-Kısık Ateşte 15 Dakika

Yukarıdaki şıklar oy yetersizliği nedeniyle anket dışı bırakılmıştır.

2006 Türk Filmlerinin gişeleri

Türk sineması her geçen gün gerek teknik ve teknolojik ekipmanı kullanma adına gerekse de anlattığı, ele aldığı hayat hikâyeleri adına umut vaat eden bir yıl yaşadı. Beş parmağın beşi bir değil tabiî ki, yaptığımız genelleme ile bütün filmleri yüceltecek ya da alçaltacak değiliz. Ancak görünen o ki Türkiye’de sinema sektörü eski canlılığını yakalamak istiyor.

2006 yılında gösterime giren 33 Türk filmi var. Tabi sayı bununla sınırlı değil; çünkü 2005 yılında gösterime girip de 2006 yılında da gösterimi sinema salonlarında devam eden filmler vardı. Misal, Bu türden filmleri de hesaba katacak olursak kırkın üzerinde film vardı sinemalarımızda demek mümkün.
En çok izleyici alan ilk on filmi şu şekilde sıralanıyor:

1. Kurtlar Vadisi Irak – 4.251.374
2. Babam ve Oğlum – 3.821.914
3. Organize İşler – 2.617.452
4. Hababam Sınıfı 3,5 – 2.067.661
5. Hokkabaz – 1.684.417
6. Sınav – 1.143.373
7. Keloğlan Kara Prense Karşı – 997.259
8. Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? – 646.636
9. D@bbe – 537.882
10. Dondurmam Gaymak – 471.648 ( Gösterimi sürüyor )
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

İki Süper Film

Bence en iyisi Babam ve Oğlum'du. Aylarca gösterimde kaldı. İzleyen bir kere daha izledi. Acıları gerçeklerle yansıttı. Beğenilesi bir filmdi velhasıl.

Daha sonra da KV Irak gelir. Salt film olarak bakıyorum tabi, diziyle ilgisi bakımından bakılamayacak bir filmdi çünkü. Güzeldi, hoştu, içimizin yağları eridi :)

Evet Babam ve Oğlum

Evet Babam ve Oğlum hakikaten güzeldi. 12 Eylül ve proleterya bunalımlarını işleyen filmde dikkatimi olumsuz yönde çeken tek şey İzmir'in bir köyünde hiç camii minaresi göremeyişim. Ben göremedim diye olmaması anlamına mı geliyor, bunu da bilmiyorum. Fakat filmin senaryosu ve işlenişi, seçilen vurucu cümleler, mesala, "Ona bir oda ver baba" ve oyuncunun performansı benim filmde en beğendiğim karelerden biriydi. Ekşın ve görsel efekt bekleyenlere göre değil belki film ama benim için senenin en iyi filmlerinden biridir.

"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan düşüncedir.-
William Shakespeare

Cami ve Haç olayı

Mustafa bey,

Cami minaresinin olmayışı biraz da Çağan Irmak'ın hayata bakışının tezahürü. Hemen hemen her filminde Fikret Kuşkan'ın rol alması tesadüf değildir.

Misal, Yavuz Turgul da Gönül Yarası filminde, bir köşesinde HAÇ İŞARETİ'nin olduğu odayı G.Yarası'nın bir sahnesinde kullanmıştır.

Yavuz Turgul'un müslüman oluşunun muamma olduğunu biliyoruz. Ama kendi tercihleridir saygı duymalı. Ne ki dozajını fazla kaçırmadan...

Ama Kurtlar Vadisi Irak filmindeki zikir sahnesi yüzünden senaristlere çok ağır eleştiri yapılmıştı solcu abilerimiz (!) tarafından. Yok Kadiri tarikatının reklamı yapıldı filan. Yok çok uzunca yer aldı filmde...A ma iş kendi dostlarına gelince 3 maymun... Böyle de bir medyamız var.

babam ve oğlum "en iyi" midir?

"babam ve oğlum" salonlara çektiği seyirci sayısıyla öndedir. O dönemleri yaşamış, ya da bizim gibi dinlemiş, yaşamasa da sarsıntılarını hissetmiş insanları salya sümük ağlattığı da doğrudur. Sıcak, samimi bir filmdir, severek takip ettiğim "çemberimde gül oya" dizisinin her anlamda (oyuncular da dahil) devamı niteliğindedir. Ancak bu listede olsaydı, ne "Takva" nın öncülüğüne ne de "Kader" in iç burkan çarpıcılığına yaklaşan bir film olarak ilk sırayı haketmezdi diye düşünüyorum.
naçizane yorumumdur.

Babam ve Oğlum için son söz..

Babam ve Oğlum, babası / bir yakını ile az çok sorunları olan herkesi ağlatmıştır; beni de. Ama senaryodan ziyade bu filmde oyunculuklar zirve yapmıştır. Ve Çetin Tekindor Küçük Ağa'dan sonra bence hayatının en güzel ikinci rolünü oynamıştır. Aynı Tekindor film sonrası bir sit-kom dizide bir o kadar da kötü bir oyun sergilemiştir. Yani Tv'de/Sinema'da zamanlama çok önemlidir. Tabi senaryo da. Ne ki, dediğim gibi Babam ve Oğlum'u izlettiren oyunculardır. Hümeyra, Fikret Kuşkan diğer favorilerim.

Ama bu filmde bir başka husus var ki benim canımı çok acıtmıştır: "Tanrı Baba"
Evet, bir sahnede babası ölen küçük çocuğa dedesinin söylediği bu öğüt Çağan Irmak'ın ne kadar müslüman duyarlıkta olduğunun resmidir. Ne demektir Tanrı Baba ? Yüce Mevla'yı bu denli basite indirmek hakkını kim veriyor ? Muhatap çocuk olabilir. Ama daha uygun bir dil pekâla bulunabilirdi.

Neyse... Bu arada "salona çektiği seyirci sayısı ile öndedir..." ifadesi yanlıştır. Şu an ancak ikinci olabilmiştir film. Birinci bellidir çok şükür :)

kurtlar vadisi ırak

Şahan Gökbakar'a göre en komik film Kurtlar Vadisi Irak ve Haluk Bilginer'e göre Amerikaya para kazandırarak güya Amerika karşıtı bir film. Bana göre ise Kurtlar Vadisi Irak toplumun öfkesinin şırıngayla çekilmesinden başka bir şey değil.
selam + dua = baki dostluk

paçasından hacalet akıyor

selamdan sonra,

kurtlar vadisi ırak, paçasından hacalet akan bir film. ucuz milliyetçilik anlayışının en bariz örneği...
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

şahan, maskeli beşler ve-saire...

"Komedyen" Şahan abimize söyleyeceğim, tiz elden Maskeli Beşler Irak'ı
izlemesidir. Geyik muhabbetini sinemaya taşıdılar da haberi olsun istedim.
Ama birisi de çıkıp : "Kardeşi de korku filmi mi,
yoksa komedi filmi mi çekti belli diil.." diye söylenirse kızmaca yok !

Ama Haluk Bilginer'e gelince haddimi bilirim.
Ağzımı çalkalar, öyle konuşurum.
Ki diyeceğim de şudur : Fena halde birilerinin etkisinde kalmış.

Son olarak "ucuz" ifadesine binaen genel bir yorumda bulunmak istiyorum.
Arkadaşlar bir filmi sevmek zorunda değiliz. Hatta kızabiliriz de.
Ama ne olur bunu uygun dille yazalım, çizelim, konuşalım.
Sonuçta iki kat emek ürünü bir sanata dair yazıyoruz : sinema !
Ha deyince olan işler değil bunlar.

Rica olunur...

hacalet

Osman Sınav, Pars'ı çekiyor. Zannediyorum, KV Irak'çılara "bir dakika yahu, aksiyon filmi dediğin böyle çekilir" diyecek. Diğer yandan, Kenan İmirzalıoğlu ile Necati Şaşmaz'ı karşı karşıya koyuyorum da. Peh peh peh. Gerçi Allah için, Şaşmaz, güzel bakıyor; ama her durumda aynı bakıyor be kardeşim. İçim şişiyor adamı izlerken:)

KV Irak, diyaloglar, aksiyon düzeyi, senaryo ve mantıksal düzlem noktasında sapır sapır dökülüyor bana kalırsa.

Örnek vermek gerekirse, Amerikan askerlerinde "standart" malzeme olan "termal" dürbün yok hiç birinde. Komutanın odasına gelen piyanoya bomba taraması yapılmıyor. Otelin çıkışında Polat'a ve adamlarına "kitlenmesi" gereken Amerikan askerleri, sanırım çay içmeye gidiyorlar. Polat ve adamları Türkmen liderin evinde kalıyor ve Amerika Türkmen lideri gözetlemiyor bile. Offf. Sıkıldım.

Adamlar milliyetçi sosu döktüler filme diye; niye "başımızın üzerine" koyacağız ki? Öyle olsa "ülcücümtrak" Şaşmaz ailesinin filmini değil, taş gibi İslamcı Mesut Uçakan ağabeyin "Anne ya da Leyla"sını koyardık başımızın üzerine. Di mi ama?

cevaben

Aynı Osman Sınav Kurtlar Vadisi'nin ilk 50 bölümü yöneten kişidir.
Pars filmi henüz vizyonda değil. Ama dediğiniz gibiyse de şaşırmam; Sınav
derin devlet ilişkilerini sağlam bir alt yapıyla ekrana yansıtıyor.

Aynı Kenan İmirzalıoğlu'nu ilk ekrana taşıyan senarist, Kurtlar Vadisi'ni
kalemee alan senaristtir. O dizide de yönetmen olarak Osman Sınav var.
(Deli Yürek) Hatta Deli Yürek Bumerang filmi.

Oyunculuk konusunda İmirzalıoğlu mu Şaşmaz mı anketinde ben de
oyumu İmirzalıoğlu'ndan yana kullanırdım. Ama ne gariptir, Necati Şaşmaz'a
Kurtlar Vadisi'nde oynaması için rol teklifini de Osman Sınav yapmıştı.
Senarist kardeşi değil. R.Şaşmaz önce can deseydi Sınav'ın bu teklifine
hem karşı çıkmaz, hem de Deli Yürek dizisinde oynatırdı N.Şaşmaz'ı...

Amerikan askerlerinde termal dürbün olmaması,
tamamen yönetmenin tasarrufunda olan bir mevzuudur.
Konu Serdar Akar'ı ilgilendirir senaristleri değil.

Piyanonun kontrol edilmemesi hususunda diyeceğim,
madem her yerde o kadar kontrol var. Peki dünyanın onca yerinde bu bombalar nasıl patlıyor.
Pentagon'da misal... Ya da Kennedy cinayetini mi örnek göstermeli ?
Hatta uzağa gitmeye gerek yok; Özal'a suikast yapan Kartal Demirağ örneği.
Demek ki olabiliyormuş.

Amerikan askerlerinin Polat Alemdar'a silah doğrultamamalarının sebebi,
P.Alemdar'ın elinde o binayı ve içindekileri havaya uçuracak aletin olması
olabilir mi ? Ta kendisi...

P.A. ve adamlarının Türkmen liderin evinde kaldıklarını sorgu sırasında Billy
anlıyor ve Türkmen lideri öldürüyor.

Son olarak;
KV.Irak'ın bazı eksikleri olduğunu ben de yukarıdaki yazımda belirtmiştim.
Ama güzel olan, saçları dağınık da olsa güzeldir.

selam ile

sağol

Çok tatmin oldum Emre Şimşek! Ben anlattıklarının hiç birini bilmiyordum doğrusu. Öğrenmiş oldum sayende.

Allah seni başımızdan eksik etmesin, tanrı da Türkü korusun.

Tabi ki Kurtalar Vadisi Irak...

Film hakkinda elbette cok elestiri cumleleri kurulabilir. Elbette iyi cekim yapilmadigi, amerikan yapitlarinin yaninda cok sonuk kaldigi soylenebilir. Seneryonun eksik ve gereksiz bolumlerinden de dem vurulabilir. Necati Sasmazin cok kotu oyuncu olduguda soylenebilir. Yani elestirmek istedigimizde elbette kurulacak cumleler her zaman bulunur. Ama su bir gercek ki Kurtlar Vadisi Irak 2006'in en cok izlenen ve mesaji en iyi veren filmdir. Hem yurt icinde hem de yurt disinda izleyici profili acisindan bakilacak olursa.

Organize İşler

Valla İslamabad'da bir kaç ecnebi arkadaşa filmi izlettim (KV Irak) , gayet beğendiler. Benim hoşuma giden en güzel sahne zikir sahnesiydi ama yine de favorim Takva. Fakat "Organize İşler" bizim İnt. İslamic. University'de bir fenomen haline geldi. Sadece Bosnalı ve Kosavalı arkadaşların filmi en az altı kez izlediğini ve repliklerini Türkçe bilmedikleri halde tekrarladıklarını söyleyebilirim.

Hele bir Bosnalı arkadaş var Osman; ne zaman görsem, "Süpermen sen ne yaptın yaww?
diyor.

"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan yalnızca düşüncedir.-
William Shakespeare

samimiyetle takva için son söz

Esselam.
Takva'nın senaryosu iyi.
Yani akışı iyi demem daha uygun olur. Zira düz mantıkla yaklaşıldığı vakit
tarikata mensup bir zatın kendi iç hesaplaşması fikri muhteşem bir fikir değildir
Ama işlenişi bakımından tebrik etmeli.

Ama yönetimi kötü.
Zaten yönetmen dışında epey bir ödül aldı A.portakal'da.
Niye sorusuna cevabım ilk elden Güven Kıraç'ın kendini konserde sanıp zikir esnasında alkış tutmasıdır. 3-4 zikir sahnesi vardı. Hepsinde de aynı komedileri icra etti.
Her zaman diyorum; G.Kıraç'ın yeri Sınav filmidir. Muhteşemdir. Neden ?
Kendisini oynuyor çünkü. Takva'da da kendisini oynayınca, ve yönetmen de müdahele etmeyince filmden kopup gidiyorsunuz. Daha önce de demiştim.
Takva'yı Takva sahipleri daha güzel çeker...

Gözüme çarpan diğer husus malum: Zikir sahnesi ardından çırılçıplak vaziyette
Muharrem'in Şeyhin kızı ile seviştiğini gördüğü rüya. Neden şeyhin kızı ?
Evet, mantıklı sebebi şu: Finali ona bağlı olduğu için. Peki ama neden
çırılçıplak ? Neden bu sahne zikrin ardından ? Ve neden daha uslüplu/duyarlı
bir sahne değil ? Ve neden 3 defa aynı edebsiz rüya görüntüleri ?

Diğer yandan film sonunda -de -da eklerinin ayrı yazılmadığı bir metin ile
karşı karşıya kalıyoruz. Ve altında N.H.Ran imzası. Neden şairimizin ismi açık yazılmadı ?
Acaba müslüman kesim izlerken ayıp olmasından mı korktular ? :))
Sanmıyorum, hele hele o rüya sahnelerinden sonra :)

Müziği çok güzeldi. Her kim ise bir tebrik de ona.

Bu filmi biz çekmeliydik lafzına cevabım; evet, konusu itibariyle çekilebilirdi.
Ama böyle değil. Demek istediğim de buydu zaten. Duyarlılık olmayınca zikirden
sonra sevişme sahnesi de konur,
Muharrem'in -afedersiniz- cünüb olduğunda yıkadığı pijamasına kamerayla
zum da yapılır; gözümüze sokulur gibi.

Ve zikir için son cümle. İçimizde zikre katılanlar vardır.
Ama Allah aşkına söyleyiniz hiç böylesi başı boş bir zikir gördünüz mü ?
Herkes sanki Haluk Levent'in konserine gelmiş gibi kafalarını öylesine
sallayıp duruyorlar. Alttan alta salınan müzik de olmasa salondaki makul sayıdaki kalabalığı oluşturan sinema izleyicisine eşlik edip "gülecektim..."
Haydi şeyh bir defalık zikirde oturdu; her zikirde de oturur mu el insaf !
Ben de katıldım ve özellikle biliyorum ki zinhar böyle değil.
Usûl yanlış. Keşke bunlar olmasaydı da bizler de derinden bir oh çekip kendimizi adam akıllı
sorgulasaydık. Ama olur mu canım. 9 ödül aldı. Ben de kim oluyorum ?

cehalet çok kötü bir haslet

Ama eh be kardeşim yani. Pes be kardeşim yani. Nasıl da bu kadar her şeyden anlayan bir adamsın sen böyle yahu.

Dünyadaki tek tecrübeyi kendi tecrüben sanmak, sanırım senin en büyük hatan. Ben, pek çok zikir gördüm. El şaplatanlar, dans edenler, yerde cezbeyle yuvarlananlar, kalbine vura vura göğsünü morartanlar, sandalyede oturan şeyh efendiler gördüm. Hatta, Ömer Baba'nın zikrinde, ortaya çıkıp halay çekenler gördüm. Ben böyle çooook başı boş zikir gördüm.

Usulmüş. Pes yani.

Zikir sahnelerini sitelerinde gördüm, henüz Takvayı seyretmedim; ama ben şimdi sana, senin o çoook sevdiğin kurtlar vadisinden takvadakinden bes beter sahneler anlatırım, ayıp olur.

Tekraren söylüyorum. Dünyadaki tek tecrübe seninkiler değil. Hoş benimki de saçmalık. Nuri Pakdil'e "hoca" deyip Ankara'daki toplantıya çağırmayı düşünen bir arkadaşa laf yetiştiriyorum. Ama dayanılır gibi değil yahu. Ahkamın bu kadarına da pes artık: Bilmiyorsan sus da adam sansınlar be kardeşim.

CEMAATİN EDİTÖRLERİNE NOT: Benimki de dahil önünüze gelen her yorumu yayınlıyorsunuz anladığım kadarıyla. Ama beri "cehalet standardı" getirin abiler yorumlara. Olmuyor böyle. Gözünüzü seveyim.

pole(mi)mik

İsa bey,

Takva'daki zikir hakkındaki eleştirim Güven Kıraç'ın başarısız bir oyun
sergilediğinden dolayı idi. Usûl'den kastım da odur. Kıraç ile ilgili onlarca
film izledim. Uzattığı güzelim sakalın dışında eğreti duruyor işte.
Yorumumdan, zikir mekanik bir düzenle olur anlamı çıktıysa düzelteyim.
Bu konu hakkında az çok fikir sahibi olan, zikir esnasında kendini
kaybedenlerin olduğunu da bilecektir. Artık yerlerde mi yuvarlanır,
kafasını duvarlara mı vurur o da anki astral haliyle ilgili.
Zikirde halay çekenler de var derken "devran" demek istediniz herhalde...

Aslında sorun nedir biliyor musunuz ?
Bırakalım Takva'yı K.V.Irak'ı...
Yapan yapmış, eden etmiş.
Biz kendimize bakalım. Ve daha iyisi nasıl olur'u konuşalım.
Ama edebi ile. Daha uygun dille. Karşıdakini rencide edecek şekilde değil.
Evet eleştirerek, ama bağırmadan.

Benden çok biliyormuşsunuz, memnun olurum,
cahil olduğunu söyleyip öğrenmek isteyenlerdenim;
susup da adam sanılmasını düşünen örümcek beyinlerden değil.

Ayrıca sinema konusunda yorumu ciddiye alınacak benden önce bir kaç
isim var cemaat.com'da. İsmail Kılıçarslan, Alper Gencer.
Ne ki bu satırların sahibi de naçizane kısa metraj film senaryoları olan birisidir.
Ve elinde tretmanını yazdığı uzun metraj senaryosu vardır.
Allah nasip ederse gönlü bir gün vizyonda görmeyi arzu ediyor.
Penceremden ne görüyorsam yazıyorum.
Ama eleştirirken çok dikkat ettiğim bir sanattır sinema.
Zira diğer sanat dallarına göre en meşakkatli uğraşıdır.
Her babayiğidin harcı da değildir.

Nuri Pakdil konusuna girmeyeceğim.
Konu dağılır gider.
Cahilsin filan, bu muhabbetlere girmeyesin.
Eğer benden fazla bilgin varsa sen sus,
ben veya bir başkası seni bulur bilmediğimizi sorarız; ne diyeyim.
Ya da sus demek bile bana ağır geliyor.
Hele ki bir insana sizin gibi "adam ol..." demek...Aman aman.
Çok bilene ne alâ,
çok bildiğini söyleyene ukâla denir.

***

Takva ile ilgili eksik kalan yorumlarımı yapmak istiyorum.

Yönetmen hakkındaki kanaatimi belirtirken cümlem eksik kalmış.
Aslında Kızıltan'ı Yağmur Zamanı dizisinden tanıyorum. Seviyordum o diziyi.
Takva da ilk filmi Kızıltan'ın. Yorumumu "başarısız" sözü ile "beklemeli"
sözünü yer değiştirerek düzeltiyorum.

Sanat Yönetmeni’ne de bir tebrik göndermek istiyorum.
Dergahın olduğu mekanı çok güzel dizayn etmişler.

Zikir sahnelerinin de ilkini beğendim. Girişi çok güzeldi. Ama ya sonrası…

Şeyh rolündeki Meray Ülgen’in ve Erkan Can’ın oyunları alkışı hak ediyordu.
Her ne kadar Erkan Can gönlümdeki cast’lardan biri olmasa da :) bu filmde
çok güzeldi. Bir röportajında bu başarının geleceğini de haberdar ediyor:

Bu filmdeki rolünüze nasıl hazırlandınız?
Erkan Can: Beş yıldır hazırlanıyordum.

Zor oldu mu?
Erkan Can: Bildiğim şeylerdi. İslam kültürüyle yetiştik. Herkes bu kültürü, felsefeyi, namazı biliyor. Yapıp yapmaması beni bağlamaz. Her koyun kendi bacağından asılır durumu var ya... "Takva"da da beş yıl içinde bunun inceliklerini öğrendik, doğrusunu yapmak için araştırdık. Zikirlere gittik, kitaplar okuduk. Kendi içimde hazırlandım, öyle halter kaldırma gibi bir durum değil. Kafamın içinde devamlı Muharrem'i düşündüm ve Muharrem gibi olmaya çalıştım.

Meray Ülgen’den devam edecek olursam bir şey dikkatimi çekti. Söylemeden geçmek istemiyorum. Bu isme aşina değilim. Daha yakından tanış olayım diye net üzerinden araştırdım. Takva 2.inci filmi. İlk filminin ismi çok şaşırttı beni :Süper Seks. Hem böylesi bir isme haiz filmde rol alıver,
hem de ikinci filmin Takva olsun ve üstüne üstlük şeyh rolünü çok güzel icra ediver, bir tebrik de ona.

Son olarak 9 değil 11 ödül almış, tashih olunur.

Saygıyle...

Allah'tan türkçe biliyorum

Aynen şöyle diyorsun yorumunda: "İçimizde zikre katılanlar vardır. Ama Allah aşkına söyleyiniz. Hiç böyle başı boş bir zikir gördünüz mü?... Usül yanlış."

Ben de "evet, gördüm" dedim. Hatta, çok daha başı boşlarını gördüm dedim.

Sen bu sefer ne dedin: "Takvadaki zikir hakkındaki eleştirim, Güven Kıraç'ın başarısız bir oyun sergilediğinden dolayı idi."

Ya ilk yorumunda ne yazdığını bilmiyorsun, ya ikinci yorumunda. Kafan karışık. Ve dediğim gibi, bence "cahil" kısmına takılma işin. "Dünyadaki tek tecrübeyi kendi tecrüben sanma" cümlesine takıl biraz. Buna cevap ver.

Emre Şimşek. Durmadan yorumlarını okuyorum bu sitede. Hemen her konuda, her önüne gelen konuda, üstad kıvamında atıp tutuyorsun. Yahu birazcık "usturuplu" ol be kardeşim. Çok mu zor? Mesela kendini büyük sinemacı gibi takdim etmen, büyük şair gibi takdim etmen anlaşılır gibi değil yahu. "Muntazam film seyretmekle" sinema uzmanı olunmaz ki güzel kardeşim. Bir kısım taşra dergilerinde üç beş şiirinin görünmesi seni olsa olsa bir genç şair yapar. Üstad-ı azam değil.

Offff. Of. Nuri Pakdil hocaydı di mi?

NOT: Devran falan değil. Bildiğin halay. Bak gene aynısını yapıyorsun. Halayla devranın farkını bilmediğimi vehmediyorsun. Çok yorucusun yahu.

Kurtlar Vadisi Cemaati (mi?)

Meltem Altınel

Arkadaşlar ben yeniyim gerçi ama çok sevdiğim dostlarım önerdi bu siteyi bana. Fakat bir sinema anketinde %31'lik oyla Kurtlar Vadisi gibi dandik bir filmin birinci geldiği bir site nasıl bir site olabilir deneyimli biri bana açıklasın lütfen.

demokrasi meltem hanım

bence de bulunmuş en iyi yönetim biçimi değil. anket demokratik ne yazık ki.

ha bu noktada demokrat arkadaşlar "oylara saygı" diyeceklerdir. desinler. demokrat arkadaşların sorunu:)

kurtlar vadisi Irak

Ben de gönül rahatlığıyla eleştiri getirmemi engellediği için "Kurtlar Vadisi Irak"ı kaale alıp izlemediğime pişman oldum. Önyargılı mıyım? Evet, bu konuda diziden yola çıkarak gayet önyargılıyım. Burada çok fazla değinildiği için YouTube dan zikir zahnesini izledim ve bence bu yönüyle çokça eleştirilen Takva filmindeki sahnelerden çok daha soğuktu. Hatta neredeyse oryantalist bir bakış var, üstten ve dıştan çekimler de yabancılığı arttırıyor.

Oylama demokratiktir ama bu sorgulanmasını engelleyemez. "Kurtlar Vadisi Irak"ın başarılı bir sinema yapıtı olduğu için değil milliyetçi söyleminden dolayı bu oyları aldığını düşünüyorum.

Baki selam.

İtiraz..

Sonuna kadar İslamcıyım. Müslümanım. Köklerime bağlıyım. Hem zikir sahnesi,
hem öncesindeki dua, hem ebu gureybde yaşanan olayların anlatılması açısından
ben oyumu KVI'a verdim.. İkinci oyum olsa yine verirdim..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

dandik mi?

filmi izlediniz de mi dandik diyorsunuz?
ben kilolarca gözyaşı döküyorum o filmi her izlediğimde..
yazık ki çok yazık.. önce akrabaya yardımı öğütleyen bir perspektiften de yoksun olarak,
evrensel bir müslüman entelleküel tip..
üst perdeden yazın bakalım..
sizin o dandik kelimesini kullanmanız bile yetelidir, anlayan için..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Tam Üstüne Bastınız

Meltem Altınel

Musab bey tam üstüne bastınız. Basmışken kaldırmayın bence ayağınızı. aynen öyle dedim: dandik. Türk sineması için gürültüden başka bir şey değildir KV Irak gibi bir film. Tabi sizin gibi çocukluğu ve gençliği Rambo ve Rocky serileri ile büyüyen babayiğitler gözyaşı döksün için yapıldı KV Irak. Biz genelde Sevmek Zamanı falan izleyip ağlardık. Nesil farkı olsa gerek. Size önerim, ekşın seviyorsanız gidin Michael Mann, John Woo falan izleyin biraz. Ağladığınıza da değer hem o zaman...

savrulup gitmek varmış ayrı yörüngelerde

sevmek zamanına ağlayın.. ben de daha lise 1 deyken lovestorye ağlıyordum.
ırakta yaşananlar.. işkence.. abd karşıtlığı.. gözyaşları.. babayiğitlik..
ekşın sevmek mi?

bayan!
size hayat yörüngenizde başarılar dilerim..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

ba ba

Meltem Hanım.

Özgüveniniz beni hayrete düşürdü. Neden derseniz (ki demeseniz de olur) cemaat.com'un bu kadar yeni bir üyesinin özgüven ve argo kokan bu yorumu her zaman tanıklık ettiğimiz durumlardan birisi değil.

Film böyle eleştirilmez. Cemaat.com'da en azından bir film betimlenirken, o film hakkında yorum yapılırken "dandik", şunlar bunlar için çevrildi gibi ipe sapa gelmez, ve doğruluğunu içerdiği kelimelerle yerle yeksen eden yorumlar,karşılığını bulmaz.

Siz bununla da kalmıyorsunuz, birde insanlara öneride felan bulunuyorsunuz. Ne kadar incesiniz. Ağladığının değip değmemesi falan size sorulacak. Ne kadar tuhaf bir küstahlık...

Yorumunuzda benzerine az rastlanılacak bir iticilik, sahtecilik, her seyi ben bilirimcilik, onay mercii olmaya özenmeklikler hissettim. Bence biraz daha dikkat.

Ağladığınız filmlerin hatırına duygusallaşın...Malum..."sevmek zamanı"

selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

şule hanıma destek, duruma açıklık

Açıkcası, ben soruyu masumane sorulmuş bir soru olarak algılamıştım. Ama iş, birden şova dönüştü. Şadan abiye ve diğer editör arkadaşlara, bu hanımefendinin üyeliğinin silinmesi konusunda buradan ricada bulunduğumu beyan edeceğim.. Ettim bile. Bu ne usulsuzluktür böyle. Aynı hanımefendinin bir yorumunu da "yayınlamaktan hicap ederek" sildiğimi beyan etmeliyim.

Çok "beyan"lı bir yorum oldu; ama maksat da hasıl oldu sanırım.

demokraside 'adam asmaca' oyunu

hem demokratik diyoruz hem adam kovuyoruz. nasıl iş bu!

eğer ikinci yoruma bakacak olursanız orada da iklimler dışında hepsini çöpe atın diyor bir üye. bir filme dandik demek var bir de biri dışında hepsini çöpe atın demek var. hangisi daha acımasız?

fikre fikirle karşılık verilirse daha iyiydi zannımca...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

yanlışları düzeltelim

1.Kovmadım, rica ettim. Zaten, "o" hanımafendinin üyeliğini de silmediler. Ayrıca, cemaatte birinin üyeliğini silmek, editörler olarak bizim uhdemizdedir.
2.Kurtlar Vadisi Irak'a "dandik" dediği için değil, "şov yapıldığı" için istedim bunu. Benim de kişsel kanaatim Kurtlar Vadisi'nin "dandik bir film" olduğu yönündedir.
3.Demokratik diyoruz, ancak demokrasinin "bulunmuş en iyi yönetim biçimi" olduğunu düşünmüyoruz.

Lütfen, yargılamadan önce, "nasıl iş bu" diye sormadan önce metinde "neyin kastedildiği" meselesini sıkıca gözden geçirim derim ben. Aksi takdirde, "açıklama yapmak" zorunluluğu doğuyor. Sürekli "açıklama yapan adam" olmak da takdir edersiniz ki "sevimsiz" bir durum.

Baki selam.

Genel Yargılar ve Tabu

Meltem Hanim hoş geldiniz cemaat'e. Bende en az sizin kadar yeniyim. Fakat ilk giriş, ilk mesaj (ki benim gördüğüm ilk mesaj) direkt tabusal bir yargıyla "böyle dandik bir film yaftasıyla" cemaat'i yetkin olmayan, basit bir platforma yerleştirmeniz hiç de etik ve hoş gelmedi. İnsanlar istediği filmi oylamakta serbesttir. İsmail Bey'in de dediği gibi , bende katılıyorum, kahretsin ama demokratik bir site burası. Bende çok isterdim baskıcı, tabucu olsun ama gel gör ki keşkeler prim yapmıyor! Hele bir gezin, arşivleri, güncel yazıları bir kolaçan edin, bir kaç saatinizi de yazılar ve edebi türevler üzerine harcayın ve sonra sorun "Nasıl bir site olabilir ki?" sorusunu.

Muhabbetle

"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan düşüncedir.-
William Shakespeare

milliyetçilikle hiç bir bağlantısı yok

Ben de kurtlar vadisi ırak'ı işaretleyenlerdenim ve milliyetçilikle hiç bir bağlantım yok, aksine milliyetçiliğe karşı olan birisiyim.. Milliyetçiliğin ön planda olacağını tahmin etmiştim diziyi düşünerek, hatta gidip gitmemekte tereddüt etmiştim. Ama iyi ki gitmişim. Dizinin aksine milliyetçilik duygular geri planda kalmış, İslami değerler ise ön planda. Hatta milliyetçi duyguları güçlü olan bir arkadaş hayal kırıklığına uğramış sinemaya gittiğinde, çünkü beklediği milliyetçiliği bulamamış. Irakta yaşananları bu sinemada izlemek amerikaya olan kinimi daha da artırdı. Özellikle de gençler muhakkak izlemeli. Tabi ki eleştirilecek de birçok yönü var. Kurgusu oldukça zayıf, ama beni ilgilendiren yönü amerikaya karşı en azından sinema ile tepki verilebilmesi (bu bile cesaret ister).. Ve ırakta yaşananları kısmen de olsa yüreğimizde hissettirmesi. Gerisi beni çok etkilemiyor, istediğimi buldum.

"ÖLÜM bize ne uzak bize ne yakın ölüm
ölümsüzlüğü tatdık bize ne yapsın ölüm.."

Kurtlar Vadisi Irak'laştırır

Kurtlar Vadisi; dizi döneminde toplumun keskin virajlarını törpüledi.

Sözümona kahramanlar; devlet için çalışan, astığı astık; kestiği kestik mafyamsı tiplerdi. Ve her icraatları toplum tarafından oley tezahuratlarıyla alkış gördü. Her infaz bir seramoniyi andırıyordu. Her seramoni sistemin onore edildiği bir perdeydi. Her perdenin üzeri kanla kırmızıya boyanıyordu.

Kurtlar Vadisi gerçekleri yansıtan bir projektör değil, aktörlerin politik bir kurguyla seçilmiş olduğu, kırmızı renkli bir arena peleriniydi. Avlar, pelerinin ahengine kendisini kaptırsın veyahut kaptırmasın, her halükarda beyninin/belleğinin ortasına kılıç darbesi yemeye mahkumdu.

Ve bu tutuklu senaryo amacına ulaştı. Şöyle ki; Kurtlar Vadisi dizisi perdesini kapatırken toplum tarafından ayakta alkışlanarak finali kazandı.

Sonuç olarak; devletlü krallar, açılacak kulvarların önüne setleri çekerek zihinlerdeki pıhtılaşmaları durdurdu. Beyine artık pompalanan kan değil, Kurtlar Vadisiydi.
Toplumsal bazda gerçeklerden ır(m)ak'laşma hali, şelale boylarına doğru hızla yol almaya devam etti.

Derken;
Kurtlar Vadisi karakutudan çıkarak sicil dosyası kabarık olan bey/az perdeye aksetti.

Toplumun düşünüşlerini, öfkesini, içsel hezeyanlarını şırınga şırınga sinema koltuklarına akıttı.
Sinema kapılarından her çıkan birey ''işte, işte ben bunları söylüyordum'' cümlelerini heyecan kabına sararak gözlerine düşürüyordu.
Gözlere düşen bir daha oradan çıkamadı ve gerçekler popülist bir duyuma çevrilerek, tüketildikten sonra her tüketim maddesi gibi ait olduğu yere gönderildi. Irak, ırak bir popülist gündem olarak dün-demleştirildi. Hergün hayatını kaybeden yüzlerce insan akıllarda sadece beyaz perdedeki ölüm sahneleri olarak yer etti.

Ez cümle;

Daha önce de cereyan ettiği gibi,
Kurtlar Vadisi Irak(laştırdı)

Zemheri Edebiyat

Vadiden bakınca Yırakmış kendine Irak!

Garip olan şudur aslında!

Tüm arap ülkelerindekileri bir araya toplasan, Türkiye deki kadar seyyit çıkmaz!

Oyun, elbette oyun: sağım solum önüm arkam seyyit ve kadarınca tarikat.

Birileri bize bu yandan seyirtiyor!

Hikaye vakti yine, lakin yemezler "uykumuz yok".

bizim ''gece yarısı ekspresi''miz..

kurtlar vadisi ırak;

filmden çıktıktan sonra artık bizimde bir ''gece yarısı ekspresi''miz var dediğim film..

bu bile heyecan vericiydi..

Cenneti beklerken..

en güzel mi bilmem ama en zarif filmiydi.. en film gibi filmdi..

mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var

Zerafet Bir Filmi Kurtarır mı?

Cenneti Beklerken gerçekten görsel anlamda çok zevkli bir filmdi. Minayatür sanatının incelikleri filme güzel yedirilmiş. Ancak karakterler (özellikle Eflatun) zayıf, diyaloglar çocukça denecek kadar basit ve olay örgüsü yönetmeninin istediği olgunlukta değil. Yönetmenini de bir vesileyle dinleme şansı edindiğimden ne anlatmak istediğini daha iyi anlayabiliyorum. Ama bildiğimiz gibi meramı yönetmen-senaristi dinlemeden de anlayabilmeliydik.

Derviş Zaim'in karakter konusunda farklı bir yaklaşımı olmuş. Bildiğimiz gibi filmlerin ana karakterleri genelde idealize edilir, neredeyse hiç hata yapmayan, yerli yerince davranan bazen kahramanlık özellikleriyle donatılmış başrollere alışıktır gözümüz. Yönetmen işte tam burada yapmış yapacağını; izleyicinin alışkanlıklarını bozmak, şaşırtmak istemiş. Bunu yaparken sanırım alacağı olumsuz tepkileri de hesaba katmıştır. Buradan bakarak da farklı yöntemler denemesini takdir edebiliriz. Belki de Türk sinemasında ilk defa tarihi bir film çekmiş, dokunulmaz olanlara dokunmaya çalışmış. Geleneksel sanatlarımızdan (Filler ve Çimende de Ebru'ya değmişti.) birini kullanmış. Ayrıca tasavvufta özel bir yeri olan ayna'yı da geçişlerde yerli yerinde kullanmış; bu bile filmin havasını yukarılara taşıyamasa da anlıyoruz ki hem senarist hem yönetmen Derviş Zaim'in derd edindiği şeyler bizden uzak değil. Ne yazık ki Cenneti Beklerken bundan öteye takdir cümlesini kaldıramıyor. Görsel olarak kullanılan (minyatür ve ayna metaforu) araçlar için bile filmi izlemeye değer. Ama yılın filmi değil...

"Sarı! Bir çorba getirsene..."

kurtulmaya ihtiyacı mı var?

diğer filmlerle karşılaştırdığımızda sadece anlattıklarıyla dahi benim nezdimde üst sıraya çıkıyor cenneti beklerken..

"benim tek suretim sensin" derken melisa sözen, veya minyatürü hareket ettirip atları o zerafetle koşturan yönetmen, "temizle beni eflatun efendi" derken çırağın yüzündeki masumiyet.. evet.. evet.. aradığım buydu benim..

zerafet.. halvet sahnesinde dahi zerafet. duvardaki nakış..

Sadece Film Eleştirisi

merhaba,
elbette değindiğiniz noktalar önemli ve kendimizi zorlarsak
daha birçok sıkı ifade de buluruz. ancak, yılın en iyi filmi
penceresinden bakıldığında benim gördüklerimi iletmek istemiştim.

meselâ filmin sonlarına doğru Eflatun'un ailesiyle karşılaşma sahnesini de
önemsemek gerekir. yönetmeni de bu sahnenin farkedilip dile getirilmemesinden
yakınmıştı.

yine de bir bütün olarak bakıldığında epey eksiklerinin olduğunu söylemeden
geçemeyeceğim.
halvet sahnesi: eyvallah! gülümsemek lazım biraz da...
"Sarı! Bir çorba getirsene..."

zarif film, eyvallah

selamdan sonra,

cenneti beklerken minyatür, doğunun tabiriyle nakış- sanatı üzerinden ilerleyen bir yolculuk, aşk ve sorgulama filmi, demek yanlış olmaz sanırım...

zarif bir film, gerçekten. dönem filmi çekiyoruz, diye ortaya çıkan bir takım sığ düşünceli kodamanların remettiği osmanlı, harem üzerinde ilerleyen bir film olmaması da en büyük artısı. neydi o osmanlı deyin ce haremden sahneler eşliğinde film çekmeler. zaim bu filmiyle zirveye yürüyor bence.

not: danışmanlığını ilber ortalının yaptığı harem konulu bir film vardı, adını tam olarak hatırlayamadığım. doğrusu oratylı hocanın akıllara zarar bu şehvet filmine ne gibi bir danışmanlık yaptığını merak ediyorum!
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

anti-orjinallik

tercih meselesi elbette ama listedeki filimleri filim olarak bile kabul edesim gelmiyor-kurtlar vadisi ırak hariç-evet bu önyargıysa,ki yalnızca benim önyargım olsun ,türk flimleri (bence)güzel değil sonucu çıkıyor.

babam ve oğlum filmini sevmiştim ,filim müzikleri de kayda değerdi ya diğerleri??

eğer listede babam ve oğlum filmi olsaydı onu seçerdim.ben filimde insanın mental süreçlerini izlemeyi seviyorum. insan,zaman,anlamak,anlaşılamamak ve duygular gibi mental süreçleri kapsayan belki çoğu aksiyonsuz filim karesi hitap ediyor iyi filim anlayışıma.bazen bir filmdeki sessizliği bile seviyorum:sessizliğin bile söylediği çok şey olduğunda.

Kategorilerden