Toplumsal sınıflar her siyasal ve sosyal yapının gerçekliğidir. Bu sınıflar ekonomik, askeri, dinsel, siyasal ve kültürel özelliklerine göre değişir. Tek tip sınıflar yoktur. Zaman sürecinde değişen, şekil ve içerik değiştiren sınıflarda vardır. Sınıflar kendi geleneklerini oluştururlar. Sınıf içine girmek veya çıkmak bazı şartlara bağlanmıştır.Türk toplumunda ve siyasal yapısında da sınıflara rastlanır. Bu sınıflar dinsel, ekonomik ve siyasi ağırlıklıdır. Her ne kadar keskin bir hiyerarşiye sahip olmasalarda belli bir yapıları oluşmuştur. Göçebe- bozkır kültüründe iken din adamları ve siyasi erk ön planda idi. Bunu takiben imparatorluk devrinde farklı kültür ve medeniyetlerin etkisiyle bu sınıflar çoğaldı. Cumhuriyet tecrübesi sınıfları ortadan kaldırmak iddiasında iken mevcut dönemde hakim olan fikir akımlarından kapitalist ve sosyalist tecrübe de sınıfsal yapıya zorluyordu. Modern deyimle daha çok elit olarak adlandırılan sınıflar varlıklarını sağlamlaştırarak devam etti.
Türkiye imparatorluktan ulus- devlete evrilirken kurulu sistemdeki bazı unsurları ortadan kaldırırken bazılarını devam ettirdi. Buna ek olarakta olmayan bazı sınıfların oluşması içinde çaba gösterdi. Siyasal sınıf aile hakimiyetinden askeri- siyasi grubun eline geçti. Ekonomik sınıf gayri müslim kesim minimize edilerek yerine yerli burjuva sınıfı oluşturuldu. Dini sınıflar –ki daha çok tarikat şeklinde örgütlenmişti- ortadan kaldırılmaya çalışılarak Diyanet gibi bağımsız bir yapı oluşturulmaya çalışıldı. Askeri sınıf dünya değişiminin yönüne göre şekil almaya çalıştı.
Osmanlı imparatorluğunun belli bir döneminde okullar vasıtasıyla toplumsal geçiş işlevini belli bir noktada yerine getiriyor iken son dönemde elitlerin iktidarı nedeniyle bu geçiş olmamaya başladı. Sarayda ve diğer yönetim alanlarında belli ailelerin etkinliği artmaya başladı. Cumhuriyet dönemine geçişte bu ailelerin nasıl evrilerek yeni döneme ayak uydurup etkinliklerini artırarak devam ettirdiklerini kişisel biyografileri okuduğumuzda kolayca farkına varırız.
Cumhuriyet tecrübesinde gözetilen hedeflerden biri çalışma nüfusun % 60’ını oluşturan tarımla geçinen nüfusun siyasal- sosyal yaşamdaki etkinliğini artırmaktı. Şehirlerde veya kasabalarda yaşayan nüfusun çoğunluğu yine kamusal hayattaki yerini almamıştı.. Bunun için eğitim- öğretim seferberliği ilan edildi. Öncelikle kamusal hayatta görevlendirilecek yetişmiş iş gücü gerekiyordu. Anadolu’nun fakir –umutsuz çocukları için bu büyük bir umuttu. Açılan okullara gönderilen çocuklar hem yeni bir sınıfa geçerken hem de cumhuriyet devrimlerinin savunucusu ve koruyuculuğuna soyundular. Üniversiteler eliyle devlet yönetiminde etkili olacak öğrenciler yetiştirildi. Anadolu halkının bu sınıfsal değişimi sürerken önceki hakim siyasal sınıflar da güçlerini kuvvetlendirmeye çalışıyorlar ve hakimiyeti paylaşmamak noktasında ısrarlıydılar.
Eğitim- öğretim Anadolu’yu dönüştürüyordu. Az çok okumak isteyen Anadolu çocukları eğitim süreciyle beraber dönüşüm geçiriyorlardı. Eğitim- öğretim parasızdı. Okumak isteyen her çocuğa devlet imkanlarını seferber ediyordu. Yurtlar, okullar, burslar yoluyla eğitim görmek isteyen her Türk çocuğu için şartlar hazır sunulmaktaydı. Köy öğretmen okulları, yatılı bölge okulları okul imkanı bulamayanlar için büyük fırsatlar sunuyordu. Okullaşma şehirleşmenin yolunu açıyordu. Okulu bitirip kamusal hayatta görev alan insan öyküleri her çocuğu heyecanlandıracak şekilde anlatılmaktaydı. Kendilerinin varlığını önemseyen bu çabalarla birlikte Anadolu çocukları bu fırsatlardan faydalandılar. Kamusal hayatın her yerine geçiş yaptılar. Sadece 1950’li yıllardan sonraki başbakanlara bakarsak bile bu geçişlerin ne kadar etkili olduğunu göreceğiz.
1980’li yıllar ile birlikte KİT’lerin özelleştirilmesi, özel sektörün daha aktif hale gelmesi ve devletin küçültülmesi çabalarıyla birlikte eğitim- öğretim artık herkes için kolay bulunmayan bir fırsat durumuna dönüşüyordu. YÖK sisteminin üniversiteleri dönüştürmesi ve buna paralel olarak ortaya çıkan dershane-özel okul gerçeği eğitimin sınıfsal geçişteki rolünü azaltmaya başladı. Ekonomik, siyasi ve sosyal erkte bulunan insanlar çocuklarının eğitimi için her türlü imkanı seferber eder ve yeni hakim sınıfların oluşumuna katkıda bulunurken, orta ve daha alt gelir grubundaki insanlar çocuklarının eğitim maliyetlerindeki artış, koşulların ağırlaşması ve sistemin mevcut güçlerin lehine ortamı dönüştürmesinden dolayı Anadolu çocukların sınıfsal atlayış sevdasına ulaşamayacaklar gibi görünüyor. Eğitim her anlamda paralı hale gelmeye başladı. İlkokuldan itibaren her adımda artan ekonomik maliyetler alt gelir gruplarının gelecek hayallerini engelleyecek düzeye gelmektedir. Üniversite sınavını kazanmakta olmazsa olmaz bir hale getirilen dershaneler ve sınav sisteminin daha çok özel okul sürecine paralel hale gelmesiyle eğitim çok zor bir hal almaya başladı. Artık her ekonomik grup kendi çalışanlarını eğitmek amacıyla üniversite kuruyor. Büyük sermaye grupları eğitimin toplumsal sürece katkısından öte ticari meta olarak düşünerek yeni hizmetli- köleler yetiştiriyor.
Sınıfsal geçişler belli bir yerden sonra devlet egemenlerini korkutmaya başladı. Dindar insanların modernleşerek sınıfsal geçişleri elitleri korkuttu. Üst yönetim gruplarına gelmelerini engellemek amacıyla eğitim yolları kapatılmaya çalışıldı. Merkezi devlet mekanizmalarında dindar kimlikli kişilerin önü kapatılmıştır. 28 şubat süreciyle başörtülü dindar bayanların ve imam hatip mezunu olanların eğitim fırsatlarından eşit bir şekilde faydalanması engellendi. Ömer Laçiner’in bir röportaj(Mehmet Gündem- Yenişafak)da belirttiği gibi “İrtica, laiklik, rejim türü tartışmalar esasında bir sınıf meselesidir. Bugün İslami referanslı bir sosyal sınıf kamusal alanda haklar istiyor. Tarzlarıyla, değer sistemleriyle ötekilerden farkları var ama toplumda ötekilerle beraber yaşıyorlar. Kamusal hayatta kendilerine biçilen ikincil rolden çıkma talepleri, birincil rolü işgal edenlerce dirençle karşılanıyor.” Onlar için biçilen rol alt sınıflara has hizmet sınıfında kalmalarıydı. Dindar insanlarda yurtdışı eğitim imkanlarıyla bu engeli aşmaya çalışsalarda bunun Türkiye kamusal hayatındaki engellerden dolayı bir anlamı kalmamaktadır.
Var olan ama yüksek sesle seslendirilmeyen sınıflar arası çatışma devam ediyor. Sınıflar arası hareketliliği sağlayan eğitim- öğretim artık özellikle alt gelir gruplarının ve belli kimlikli insanların faydalanamayacağı lüks ve ulaşılabilirliği zor olan bir konuma yerleşti. Saltanatçı siyaset kültüründen demokratik kültüre geçiş ancak bu sorunları ortadan kaldırabilir. Türkiye için bu günlerin çok yakın olmadığı ve elde edilmesi içinde daha çok çabanın gösterilmesi gereği ortadadır.
Son yorumlar
3 sa. 37 dk. önce
3 sa. 46 dk. önce
7 sa. 25 dk. önce
13 sa. 27 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 10 sa. önce
1 gün 11 sa. önce